Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi - The Demon Barber of Fleet Street
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 90.016
Hasılat 810.325 YTL
Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi
The Demon Barber of Fleet Street
Yönetmen Tim Burton
Oyuncular Johnny Depp, Helena Bonham Carter, Alan Rickman, Timothy Spall, Sacha Baron Cohen, Jamie Campbell Bower
Senaryo John Logan, Stephen Sondheim, Hugh Wheeler
Yapımcılar John Logan, Laurie MacDonald, Walter F. Parkes, Richard D. Zanuck
Görüntü Yönetmeni Dariusz Wolski
Prodüksiyon Tasarımı Dante Ferretti
Kostüm Tasarımı Colleen Atwood
Kurgu Chris Lebenzon
Özgün Müzik Stephen Sondheim
Yapımcı Stüdyo Warner Bros. Pictures
Türkiye Dağıtımı Warner Bros. Türkiye
Gösterim Tarihi 15 Şubat 2008
Film Arşivi
Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Sweeney Todd'un başrollerini Johnny Depp ile Helena Bonham Carter paylaşıyorlar.
Asla unutma. Asla affetme.
Vizyon sahibi sinemacı Tim Burton (“Batman”, “Charlie and the Chocolate Factory”) ile Oscar ve Altın Küre adayı Johnny Depp (“Charlie and the Chocolate Factory/Charlie'nin Çikolata Fabrikası”, “Pirates of the Caribbean/Karayip Korsanları” üçlemesi) yeni drama-gerilim “Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi”nde bir araya geldi. Efsanevi söz yazarı-besteci Stephen Sondheim'ın ödüllü müzikal başyapıtına dayanan film zorlayıcı ve orijinal bir vizyona sahip.
Depp, haksız yere hapse gönderilen ve sadece bu acımasız ceza için değil karısı ile kızına olanların üzücü sonuçları için de intikam yemini eden Benjamin Barker'ı, Helena Bonham Carter ise onun saplantılı ölçüde kararlı suç ortağı Bayan Nellie Lovett'ı canlandırıyor.  
Barker, Sweeney Todd kimliğine bürünerek Bayan Lovett'ın pastanesinin üzerindeki, eskiden kendine ait olan berber dükkanına geri döner. Amacı karısı Lucy'yi ve küçük kızını  ondan çalmak için alçak yardımcısı Beadle Bamford'la (Timothy Spall) birlikte kendisini uydurma bir suçla uzaklara gönderen Yargıç Turpin'i (Alan Rickman) gözlemektir.
Bayan Lovett, Barker'a, Yargıç Turpin tarafından iğfal edilen karısının kendisini zehirlediğini söyler. Bu arada rakibi olan gösterişli İtalyan berber Pirelli (Sacha Baron Cohen), Barker'ı kimliğini ifşa etmekle tehdit edince, Barker onu boğazını keserek öldürür. Cesetle ne yapacağını bilemezken, Bayan Lovett bu krizi, sallantıda olan işini kurtarmak için çözüm olarak görür ve turtalarını insan etiyle doldurmayı önerir.
Sweeney, yargıcın gözlerini Johanna'ya (Jayne Wisener), yani Sweeney'nin ergenlik çağına gelmiş kızına diktiğini fark eder. Yargıç, Johanna'nın vesayetini elinde tutmaktadır. Evde hapis hayatı yaşayan Johanna bir gün Sweeney'yi denizden kurtarmış olan genç denizci Anthony (Jamie Campbell Bower) tarafından fark edilir. Genç kıza delice aşık olan Anthony onu kurtarıp evlenmeye yemin eder.
Bu arada Bayan Lovett'ın turtaları çok geçmeden Londra'da dillere destan olur ve satış patlaması yapar. Bayan Lovett saygınlık kazanmayı ve Sweeney'le evlenip deniz kenarında yaşamayı düşlemektedir. Yanlarında evlatlık olarak alacağı Pirelli'nin eski asistanı Toby de (Edward Sanders) olacaktır.
Fakat Sweeney'nin aklında intikamdan başka bir şey yoktur; başka herkes ya da her şeye zarar verecek olsa da...
Önsöz: Bir “Sweeney Todd” Öyküsü
Ünlü “Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street” müzikalinin yaratıcısı Stephen Sondheim, “Bence `Sweeney Todd'un 150 yıldır zamana meydan okumasının nedeni gerçekten çok iyi bir hikaye ve çok sürükleyici bir öykü olması. İntikamı ve intikamın insanı nasıl yiyip bitirdiğini anlatan bir hikaye. Bu açıdan bakıldığında, intikam peşine düşen ve sonunda kendini yok eden bir insanı anlattığı için klasik geleneğe uygun bir trajedi” diyor.
Filmin yapımcılarından Walter Parkes ise şunu ekliyor: “Tartışma açık olsa da, Sweeny'nin son 50 yılın müzikalleri içinde en iyi şarkılara sahip olduğu gerçeğinin ötesinde, içerdiği cinayetlere ve kargaşaya rağmen böylesine bir klasik olması, konusunun aslında sadece kayıp bir aşk olmasından kaynaklanıyor. En vahşi dürtülerimizi en şefkatli olanla birleştiriyor. İşte büyük gücünü bu duyguların çarpışmasından alıyor”.
“Sweeney Todd”u benzerlerinden ayıran şey hikayesinin duygusal özü. Senarist John Logan, “`Sweeney Todd'un kilit noktası içindeki duygu” diyor ve ekliyor: “Kendisine yanlış yapılmış, intikam arayan bir adamla ilgili tutkulu bir öykü bu. Sweeney bu intikam arayışı sürecinde, aklını kaçırıyor. Hikayenin bir diğer kahramanı da ona aşık olan, ulaşmaya çalışan ama onunla istediği yakınlığı kuramayan bir kadın. Bir de sert bir üvey baba tarafından yetiştirilen genç bir kız var ki o da aşkı ve mutluluğu bulmaya çalışıyor. Tüm bu duygusal alt metinler `Sweeney Todd'da bir araya geliyor, müzik ve şarkılarla pekişiyor ve çok daha zengin ve romantik hâle geliyorlar. Ama özünde çok tutkulu, karanlık bir aşk hikayesi”.
Jamie Campbell Bower ve Johnny Depp.
Sweeney Todd'un gerçekten yaşamış ve 18. yüzyıl Londra'sında 160 kişinin ölümünden sorumlu olduğunu iddia edenler varsa da, çoğunluğun kabul ettiği görüş, onun Thomas Peckett Prest imzalı “The String Of Pearls: A Romance”le doğduğu ve Kasım 1846'da The People's Periodical'da yayımlanmış olduğudur. Efsaneye göre Todd müşterilerinin boğazını berber koltuğunda oturdukları sırada keser ve kanlı cesetlerini de aşağıdaki bodruma atar. Cesetler burada Todd'un suç ortağı olan dul Bayan Lovett tarafından parçalanarak etli turtaların içine konur ve halk da bu turtaları hiçbir şeyden şüphelenmeden satın alır.
Bir yıl sonra, Prest'in hikayesi “The Demon Barber of Fleet Street” adıyla sahneye uyarlanmıştır. Kısa süre sonrasındaysa, Todd'un kötü şöhreti 19. yüzyılda Londra'da nam salan seri katil Karındeşen Jack'in kötü şöhretiyle yarışır.
Todd hikayesi pek çok tiyatro gösterisine, çok sayıda sinema ve televizyon yapıtına ilham kaynağı olsa da, bugün Sweeney efsanesinin bir parçası kabul edilen Barker-Turpin intikam hikayesi ilk olarak İngiliz oyun  yazarı Christopher Bond'un 1973'te sahne için yazdığı  “Sweeney Todd”da kullanıldı. Daha sonra 1979'da, Bond'un oyununu şablon olarak kullanan Amerikalı efsanevi söz yazarı ve besteci Stephen Sondheim, Sweeney Todd'un hikayesini daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturdu. Hem Oscar®, hem Tony, hem Emmy, hem Grammy, hem de Pulitzer ödülü kazanmış çok az sayıdaki seçkin insandan biri olan Sondheim, “Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi” adlı müzikali Hugh Wheeler'la birlikte yarattı.
1 Mart 1979'da Broadway'de perdelerini açan müzikal o dönemde sahnelenen hiçbir şeye benzemiyordu. Len Cariou'nun Sweeney Todd'u, Angela Lansbury'nin de Bayan Lovett'ı canlandırdığı “Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi” kanlı ve tüyler ürperticiydi. Efsanevi film müziği bestecisi Bernard Herrmann'ın (“Psycho/Sapık”, “The Birds/Kuşlar”) çalışmalarından esinlenen müzikleri önce izleyiciyi tedirgin ettiyse de, çok geçmeden Sondheim'ın başyapıtı olarak kabul gördü. Ardından Londra'ya transfer olan müzikal, sonradan 1989 ve 2005'te tekrar Broadway sahneleriyle buluştu.  
Filmin yapımcılarından Laurie MacDonald müzikal için, “Çok orijinaldi. Zekice ve karanlık ama aynı zamanda dokunaklı ve trajikti. Müziği ise sanki bir başka dünyadandı ve çok güzeldi”. MacDonald ve yapım ortağı Parkes, yapımdan öylesine etkilendiler ki DreamWorks Pictures'da yapımın başına geçtiklerinde Sondheim'la film hakları için anlaşma imzaladılar.
“Sweeney Todd'u fanatiklik sınırında sevenler arasında tuhaf bir yakınlık, sanki anında hissedilen bir paylaşım var” diyor Parkes.   
Logan ise şunları söylüyor: “Angela Lansbury ve Len Cariou'nun oynadığı orijinal Broadway müzikalini üç kez izledim. Daha önce hayatımda hiç öyle bir şey görmemiştim. Hemen aşık oldum ve bu aşk bugüne kadar devam etti”.
Gerçi yönetmen Tim Burton orijinal Broadway müzikalini görmemişti ama Londra'da öğrenci olduğu dönemde ilk gösterimlerden birine gitmişti. “Müzikale pek meraklı değilimdir ama o gösteriye bayılmıştım” diyor yönetmen ve ekliyor: “Stephen Sondheim hakkında bir şey bilmiyordum. Afiş çok gösterişli ve ilginçti. Eski bir korku filmi gibiydi ama müzik üzerine çok ilginç bir şekilde oturuyordu; görüntüler eski bir korku filmini andırsa da, çok güzel bir müzikti. Ayrıca sahnede kanlı bir şey görmek ilginçti. O kadar beğendim ki iki kez izledim”.
“Sweeney Todd”un sinema versiyonu Sondheim'a mantıklı bir adım gibi göründü çünkü ne de olsa kafasında bu müzikal fikrini ilk uyandıran şey kısmen de olsa bir filmdi ve o filmin müziği Bernard Hermann'ın imzasını taşıyordu. “Çocukluğumdan beri sinemaya meraklıyım” diyen Sondheim, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Melodramları ve gerilim filmlerini hep sevmişimdir. On beş yaşındayken müziğini Bernard Hermann'ın yaptığı, `Hangover Square' adlı bir film izlemiştim. Belli bir sesi duyduğunda çıldıran ve gidip en yakındaki güzel kızı öldüren bir besteciyi konu alan, Edward tarzı renkli bir melodramdı. O müziğe bayıldığımı ve izleyiciyi korkutmanın hele hele bunu insanlar şarkı söylerken yapmanın mümkün olup olmadığını görmenin çok eğlenceli olacağını düşündüğümü hatırlıyorum”.
Sweeney Todd'un başrollerini Johnny Depp ile Helena Bonham Carter ikilisi paylaşıyor.
Perde 1: "Sweeney Todd"u Beyazperdeye Uyarlamak
Parkes ve MacDonald “Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi”nin film haklarını satın aldıklarında, uzun süreli çalışma arkadaşları ve stüdyonun Oscar® ödüllü “Gladiator/Gladyatör”ünün senaristi olan John Logan'la temasa geçtiler.
Logan, senaryoyu kaleme almadan önce altı ay boyunca Sondheim'ın müziğini incelediğini belirtiyor ve şunu söylüyor: “Canavara iyice aşina olmak için kendi kendime çalıştım. Ayrıca Chris Bond imzalı orijinal dramayı okudum ve bunu Hugh Wheeler'ın müzikale uyarlanan kitabıyla karşılaştırdım. Kullanılan müzikleri baştan sona çok iyi bir şekilde öğrendim. Ardından New York'a gittim ve Stephen'la birlikte bunların üzerinde çalıştık”.
Üç saatlik bir sahne müzikalini iki saatlik bir filme uyarlamak elbette değişiklikleri de beraberinde getirdi. Bazı şarkılar tamamen çıkartılırken, bazıları sadece kısaltıldı. “Şarkılardan dizeler çıkardık ama bazı bölümleri de genişlettik” diyor Logan ve ekliyor: “Yaptığımız iş büyük ölçüde kesmek ve yeniden şekillendirmekti”.
Hikaye düzeyinde de bazı değişiklikler yapıldı. Logan'ın bu konudaki açıklamaları ise şöyle: “Hikayeyi çok sıkı bir şekilde Sweeney Todd'un serüvenine odaklamaya çalıştık; böylece ikincil ve üçüncül öğeler geri plana düştü. Müzikalde Todd'un kızı Johanna çok daha fazla şarkı söylüyor; o ve Anthony daha çok müzikal karakterler. Oysa ben hikayenin odağının gerçekten Sweeney Todd ve Bayan Lovett ve belli ölçüde de Toby üzerinde olması gerektiğine inandım. Elimden geldiğince bu üçlü üzerine yoğunlaşmak istedim”.
Stephen Sondheim'a göre “Sweeney Todd: Fleet Sokağı'nın Şeytan Berberi”nin sinema versiyonu, senaryonun gerektirdiği bazı yapısal ve anlatımsal değişiklikler doğrultusunda şarkı sözlerinin değiştirilmesine ve yenilerinin eklenmesine olanak tanıdı. “Sahne süresi ile film süresi farklıdır” diyen Sondheim, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Sahneyi izlerken birinin oturup üç dakika boyunca şarkı söylemesini kabul edersiniz ama filmde konuyu çabucak kavradığınız için bu sürenin iki buçuk dakikası size fazla gelir. Sorun hem bütünlüğü koruyup hem bazı şeyleri nasıl keseceğiniz. Ama John şarkıların büyük bir bölümünü korurken bunların sinematik değerlerini de korumayı başardı”.
Sözleşme gereği Sweeney Todd ve Bayan Lovett'ı oynayacak oyuncuların yanı sıra, yönetmeni de Sondheim'ın onaylaması gerekiyordu.
Burton efsanevi besteci için “Müthiş bir insan. Çok akıllı, çok tutkulu, yaptığı işte bir deha ama ona gerçekten saygı ve büyük minnet duymamın nedeni her şeye rahat yaklaşımı. `Bu bir sahne çalışması değil, film. O zaman istediğin gibi yap' şeklindeki yaklaşımı. Bundan büyük destek aldım”.
Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Beni etkileyen ve ona hemen kanımın kaynamasını sağlayan bir başka şey de, ilk karşılaşmamızda bana bunu nasıl bir Bernard Hermann müziği gibi bestelediğiydi. Bu gerçekten ilginçti: Şarkı sözlerini çıkardığımızda,  ki kayıtta bunu yaptık, sanki bir Bernard Hermann bestesi dinliyorduk. Gerçekten inanılmazdı. O bunu söyler söylemez, `Ben bu işte yüzde yüz varım' diye düşündüm”.
Sondheim ise Burton için şunları söylüyor: “Mükemmel bir seçim. Pek çok açıdan bu onun en sade, en doğrudan filmi ama gerçekten hoşuna giden bir hikayeyi anlattığını görebiliyorsunuz. Bu içinde yeterince olay bulunan bir hikaye olduğu için fazladan malzeme üretmesine gerek kalmadı. Bu yapıma coşkuyla yaklaştı ve tabiri caizse doğrudan şah damarını hedefledi”.
Yapımcı Richard D. Zanuck da yönetmen seçimi konusunda hemfikir: “Tim, `Sweeney Todd' için mükemmel bir tercih. Filmin malzemesiyle Tim'in stili ve anlayışı arasında çok büyük uyum söz konusu. O stilize bir yönetmen olsa da özünde basit, insani bir hikaye anlatmak isteyen bir dramacı. Tim Burton `Sweeney Todd' filmini yönetmek için doğmuş”.
Johnny Depp filmde Fleet Sokağı'nın şeytan berberi Sweeney Todd rolünde oynuyor.
Perde 2: Oyuncular
“'Sweeney'nin uzun ve başarılı bir sahne kariyeri oldu ama yine de, bir bakıma Sweeney'ye duygusal olarak yaklaşma fırsatını hiç bulamadınız” diyen yapımcı Parkes sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sahnenin özelliği bu. Yakın çekim olmuyor. Ama Tim'i ve özellikle de Johnny'yi (Depp) bu denkleme kattığınızda, duygusal açıdan Sweeney'nin derinliğine inme imkanı buluyorsunuz. Bu durum bir bakıma oyuna bakışınızı yeniden tanımlıyor”.
Sahnede Sweeney Todd ve Bayan Lovett genellikle 50-60 yaşındaki oyuncular tarafından canlandırıldı. Burton ise bu filmde genç oyunculara yer vermeye kararlıydı. “Bana öyle geldi ki bunun enerjisini oyuncuları gençleştirerek, 40'larında oyuncular kullanarak arttırabilirdik; böylece yaşları da hikayenin özüne daha uygun olabilirdi. Ergenlik çağında birini 30 yaşında bir oyuncunun oynamasına gerek kalmazdı. Sahnede böyle bir şey sorun yaratmasa da, bana göre bizim seçimimiz sinemaya çok daha uygun bir enerjiydi”.
Yapımcı Walter Parkes bu konuda, “Tim özel bir an yaşayıp kaybetmiş iki insan arasında bir romantik ilişki olasılığı olmasını çok istedi. Bence bunu sağlamak için Helena da Johhny kadar emek verdi. Filmin sonunda Helena'nın benim en sevdiğim şarkı olan `By the Sea'yi söylediği bir an var. Bu sırada her şeyi bir yana bırakabilselerdi Sweeney ve küçük Toby'yle nasıl bir yaşamları olabileceğini hayal ediyor. Çok dokunaklı ve çok güzel bir an çünkü sade doğrudan süssüz ve hakikaten duygusal. Tüm bunları daha da pekiştiren şey bu üç insanın üzerinde bir trajedi bulutu gezindiğini biliyor olmanız”.
“Bayan Lovett'ın en önemli özelliği kendisini fark bile etmeyen bir adama aşık olması” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Sweeney ona bakmıyor bile ama öte yandan, Lovett cesetlerden kurtulmak için dahiyane bir fikirle karşısına çıktığında birden görünür oluyor. Aynı zamanda iyi bir ortak, iyi bir tamamlayıcı çünkü Sweeney tamamen içe dönük, Lovett ise dışa dönük. Çok pratik zekalı ve doğrusu bence çok daha akıllı. On beş yıl önce evliyken, Sweeney'nin ev sahibesiydi. Dolayısıyla Sweeney Avustralya'dan geri dönüp onu bulunca, ona turta dükkanının üstündeki eski odasını geri veriyor. Ama gerçek şu ki Sweeney'ye oldum olası aşık. Sweeney'nin ise ona zerre kadar aldırdığını sanmıyorum. Karısının intikamını almaktan başka bir şey görmüyor gözü. Ama Lovett'ın Sweeney'ye söylemekte başarısız olduğu çok önemli bir şey var…”
“Sweeney Todd'u ilk önce çok gizemli bir karakter olarak görüyoruz” diyen Logan, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Fazla bir şey söylemiyor ama gözlerinden anlıyorsunuz ki aklında sürekli bir şeyler var, bir sırrı var, kelimenin tam anlamıyla geçmişinin etkisi altında. Hikaye ilerledikçe onu bu karanlık noktaya neyin getirdiğini anlıyoruz. Avustralya'da ağır hapis cezasından yeni kaçmış. Okyanusun ortasında bir salın üzerinde, intikam duygusuyla Londra'ya ulaşmaya çalışmış. Temel olarak hayatını mahvetmiş insanlardan intikam istiyor”.
Sweeney Todd rolü için yönetmen Tim Burton'ın aklında tek bir aktör vardı. Yapımcı Richard Zanuck, “Johnny Depp, Sweeney Todd'u sadece Johnny Depp'in oynayabileceği gibi oynuyor. Risk almaktan mı söz ediyoruz, risk ne kadar büyükse, o rol Johnny için o kadar çekicidir. Johnny tüm kariyerini çoğu aktörün geri çevirdiği ya da çevireceği türden filmler ve roller üzerine kurdu. O bir kılık değiştirme ustası. Her seferinde benzersiz bir şey yapma ustası. Farklı bir görünüm, farklı bir kişilik; hele bu kez, herkesi kesinlikle hayrete düşürecek bir sesle sinemaseverlerin karşısına çıkıyor”.
Neslinin en usta aktörlerinden biri kabul edilen Depp'in popülaritesi, dünya çapında hit olan ardından çok başarılı iki muazzam devam filmi gelen ve aktöre Oscar® adaylığı getiren “Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl”daki kaptan Jack Sparrow rolüyle kat kat arttı. “Aktör olarak yaptığı seçimlerden ötürü Johnny'ye her zaman hayran olmuşumdur çünkü hep kendi ışığının peşinden gidiyor” diyen Bonham Carter, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hiçbir zaman belli bir formüle göre, ya da kariyer yaratmak için, ya da fiziğine dayanarak bir şeyler yapmadı. Bence tuhaf bir şekilde birbirimize biraz benziyoruz: Nasıl göründüğümüze pek değer vermiyor, onu yerine kamuflaja bürünüp, kendimizden kaçmaya çalışıyoruz”.
“Sweeney Todd” Depp ve Burton'ın, “Edward Scissorhands”, “Ed Wood”, “Sleepy Hollow”, “Charlie and the Chocolate Factory” ve “Corpse Bride”dan sonra altıncı ortak çalışması. “Her iyi takım gibi onların da hemen hemen sözsüz bir iletişimleri var ve neredeyse birbirlerinin akıllarını okuyabiliyorlar” diyor Zanuck ve ekliyor: “Johnny rehberlik için Tim'e yöneliyor; Tim de Johnny'den hazırladığı şeyi hatta biraz daha fazlasını almayı deniyor. Birbirlerini gerçekten çok seviyorlar ve birbirleri için her şeyi yaparlar. Aralarında derin bir dostluk var. Her ikisi de sevecen, birlikte çalışması eğlenceli ve çalışkan insanlar. Her ikisi de formlarının zirvesindeler. Dolayısıyla, ortaya çıkan bileşim yenilikçilik ve yaratıcılık açısından muhteşem”.
“Ne zaman Johnny'yle beraber çalışsak, farklı bir şey yapmaya uğraşıyoruz. Tüm film boyunca şarkı söylemek de alışkın olduğumuz bir şey değil” diyen Burton, şöyle devam ediyor: “Hiçbir zaman, `Tamam, bu kolaydı. Sırada ne var?' demek istemezsiniz. Johnny ve ben her zaman kendimizi zorlamak isteriz; bu yapım da mükemmel bir fırsattı”.
2001'in sonlarında, Burton henüz “Sweeney Todd”un yönetmenlik koltuğuna seçilmemişken, Depp'i güney Fransa'daki evinde ziyaret etti ve Angela Lansbury'nin oynadığı müzikalin bir CD'sini verdi. Depp o günü şöyle anlatıyor: “Tim bana, `Daha önce duydun mu bilmiyorum ama bir dinle' dedi. Dinledim ve 'Oldukça ilginç' diye düşündüm. Beş altı yıl sonra, `Şarkı söyleyebileceğini düşünüyor musun?' diye bir soru geldi. Verdiğim cevap, `Bilmiyorum. Deneyebilirim' oldu”.
Burton ise, “Onun müzikal bir yönü olduğunu biliyordum çünkü daha önce bir gruptaydı. Ama sanırım bir bakıma onu Sweeney Todd olarak net bir şekilde gördüm. Ayrıca onun benimle sırf yapmış olmak için bir şey yapmayacağını biliyordum. Tek ihtiyacım olan buydu ve Johnny'nin yapabileceğini biliyordum. İçimden bir ses, yapabileceğini söylüyordu” diyor.
Aslında bir şarkıyı baştan sona hiç söylemediğini ifade etse de Depp, 1980'lerde, Florida'da The Kids adlı bir grupta gitaristlik yapmıştı. “Öne çıkıp çok çabuk nakaratı söyleyen biriydim” diyor aktör gülerek ve ekliyor: “Bu topu topu üç saniye sürüyordu ve sonra geri gidip, karanlıkta gitarımı çalmaya devam ediyordum. Yani asla bütün bir şarkı söylemedim, kesinlikle. Tim'e, `Yakın bir arkadaşımla stüdyoya girip, kendimi vererek şarkıları söylemeye çalışacağım; amaca yeterince yaklaşmışsam, o zaman konuşabiliriz; yoksa seni arar, mümkün değil yapamayacağım derim' dedim”.
Depp, şarkı söyleyip söyleyemediğini anlamak için eski grubunun solisti ve bas gitaristi olan arkadaşı Bruce Witkin'i çağırdı. İkili, Witkin'in Los Angeles'taki stüdyosuna gittiler ve Depp'i “My Friends” şarkısını söylerken kaydettiler. “Hayatım boyunca söylediğim ilk şarkıydı. Oldukça tuhaf ve korkutucuydu” dese de Depp arkadaşının dürüst davranarak şarkı söyleyip söyleyemediği konusunda görüşünü belirteceğine güveniyordu. Witkin ise bu konuda şunları söylüyor: “`İyi haberi mi kötü haberi mi önce istersin?' diye sordum. Johnny önce kötüyü istedi. Bunun üzerine, `Kötü haber şu ki bunu yapmak zorunda kalacaksın' dedim”.
Zanuck, Depp'in şarkı söylerkenki sesini ilk kez duyduğu günü şöyle aktarıyor: “Ofisimde bir telefon görüşmesi yapıyordum. Tim içeri daldı ve masanın üzerine küçük bir teyp ve kulaklıkları bırakıp çıktı. Telefonu kapattım, kulaklıkları taktım ve ilk kez Johnny'yi  şarkı söylerken dinledim. Tim'in ofisine gittim ve birbirimize rahatlamış bir şekilde baktık. Yüzlerimizde kocaman bir gülümseme vardı. Johnny Depp'in harika bir sesi olduğunu ve bu işin altından kalkabileceğini anlamıştık”.
Bonham Carter, Depp'in şarkı söylerkenki sesi için “Çok seksi” diyor ve ekliyor: “Çok seksi bir şekilde söylüyor; tam kendi gibi geliyor sesi. Heyecan verici olan da bu. Gerçekten içinden gelerek söylüyor. Son derece yalın, çok seksi, dokunaklı, cesur ve güzel; çok güzel ve içten”.
Burton da bu görüşü paylaşıyor: “Johnny'nin sesinde çok hoş bir tını var. İçten geliyor ki en güzel yanı bu”.
Depp için Sweeney Todd'un kilit noktası onu bir katil değil bir kurban olarak görmekti. “Sweeney elbette karanlık bir kişilik” diyen aktör, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama bence çok da hassas, hatta aşırı hassas bir insan ve hayatında çok karanlık ve travmatik bir şey yaşamış, büyük  bir adaletsizliğe maruz kalmış. Onu her zaman bir kurban olarak gördüm. O derecede işkenceye maruz kalmış herkes sonradan bir katile dönüşür demek istemiyorum. Ama onu her zaman biraz yavaş biri olarak gördüm. Aptal değil ama biraz geriden gelen biri. Mükemmel bir dünyada mükemmel bir hayat yaşarken altındaki halı çekiliveriyor. On beş yıl boyunca cehennem hayatı yaşıyor. Geri gelmesinin tek nedeni ona yanlış yapmış bu insanları cezalandırmak”.
“Johnny Depp'in performansı oldukça kayda değer” diyor Sondheim ve ekliyor: “Sweeney'nin intikam arzusu, sessiz öfkesi ve duyduğu acı hikayeyi ileri taşıyor. Johnny en dar duygu aralığında bile en dikkat çeken çeşitliliği buluyor. Her an büyük bir yoğunluk içinde ve bunu bir an olsun bırakmıyor. Gerçek bir öfke görüyorsunuz”.
Depp ise şu yorumu getiriyor: “Mutlu hissetmekten aciz, ta ki ilerleme kaydedip hedefine çok daha yaklaşana, yani kendisine yanlış yapmış insanları öldürene dek”.
Sweeney'nin öldürmekte kullanmayı en sevdiği araç boğazkesen usturaları ki bunlar berber olarak da kullandığı araçlar. Bayan Lovett, Sweeney Avustralya'dayken bunları saklıyor. “Bence bu Lovett'ın Sweeney'yi ne kadar çok sevdiğinin bir göstergesi çünkü usturaları kolaylıkla satabilirdi” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Bunlar çok değerli usturalar. Ama Lovett onları satmak yerine saklıyor. Bence onun bir gün geri döneceği umuduna bir sarılış bu. Usturaları Sweeny'yi tamamlayan nesneler”.
Sweeney'nin ellerine geri döndüklerinde usturalar hem onun hayat çizgisi hem de intikam aracı oluyorlar ve Sweeney onlara “My Friends” (Dostlarım) şarkısında serenat yapıyor. Depp, “Bu usturalar onun ailesi. Onun birer uzantısı; gerçek ailesini kaybettiği için hayatının tek sevgi kaynakları” diyor.
Logan ise şunu anlatıyor: “Johnny ilk usturayı alıp tuttuğunda, tam bir sevgi anı yaşanıyor. Usturalarına şarkı söylediğinde, onları kendine yakın tutuyor ve bir sevgi şarkısı söylüyor. Onları tüm film boyunca özel bir kılıfta tutuyor”.
Sweeney'nin gerçek dünyayla tek bağlantısı, Logan'ın ifadesiyle, “20. yüzyıl tiyatrosunun en güzel dramatik yaratımlarından biri” olan Bayan Lovett. “Çok asık suratlı, düşünceli ve yaptığı işte çok ama çok ciddi olan Sweeney'nin tamamlayıcısı konumundaki Bayan Lovett hayat ve enerji dolu ve gözleri ışıl ışıl. O ve Sweeney birlikte durdurulamaz bir bileşim oluşturuyorlar” diyor Logan.
Richard Zanuck oyuncu seçimi konusunda şunları söylüyor: “Rolü isteyen pek çok insan vardı. Bunlardan çok önemli bir kaçı gelip, sadece piyano eşliğinde şarkı söylediler.  Yaklaşık sekiz kişiydiler. Londra'da ve New York'ta birkaç seçme yaptık. Çok büyük bazı oyuncular kendileri gelmese de seslerini kaydedip gönderdiler”.
Bonham Carter (“Harry Potter and the Order of the Phoenix”) gençlik çağından bu yana Sondheim'ın müzikaline aşıktı. “Çalışma odamda oturup müziği ve şarkı sözlerini gözden geçirip dinlediğimi hatırlıyorum. Müziğe tam anlamıyla kendimi kaptırmıştım. Sondheim'ı her zaman sevdim. Hem söz hem müzik yazabildiğine göre gerçek bir deha” diyor aktris. Ama Bonham Carter'ın Sondheim'ın müziği ve şarkı sözlerine sevgisi sadece hayranlık olmaktan öteye gitti. Aktris, “On üç yaşımdan beri Bayan Lovett olmak istedim” diyor gülerek ve ekliyor: “Ortalıkta Bayan Lovett modeli saçla gezdim”.
Her ne kadar ergenlik çağından beri Lovett olmak istese de, Bonham Carter rolün şarkılarını söyleyip söyleyemeyeceğini bilmiyordu. Bu konuda da şunları söylüyor: “Hep bir müzikalde oynamak istemişimdir ama banyo dışında, şarkı söyleyebileceğimi hiç düşünmedim”. Bonham Carter şarkı söylemeyi öğrenmek için kendine üç ay tanıdı. Bu süreci şöyle açıklıyor: “İnanılmaz bir öğretmen olan ve kısa süre önce kaybettiğimiz Ian Adam'a gittim. Kendisi çok da iyi şarkı söyleyemeyen oyunculara şarkı söyletmesiyle oldukça ünlüydü. Yaptığının yüzde doksanı size güven vermek ve ağzınızı açıp bir ses üretme konusunda kendinize inanmanızı sağlamak. Haziran-Eylül 2006 arasında her gün şarkı söyledim ve hemen hemen tüm şarkıyı öğrendim çünkü çok ama çok istekliydim. Tek şansımın elimden geldiğince iyi oynamak olduğunu düşündüm. Sondheim'ın Judi Dench'in `A Little Night Music'teki performansına bayıldığını biliyorum çünkü çok başarılı bir oyunculuktu. Ben de `Şarkı sözlerini çok iyi yansıtabilmek senin tek şansın' diye düşündüm”.
Her ne kadar Burton “Planet of the Apes”, sonrasında da “Big Fish” ve “Charlie and the Chocolate Factory”de Bonham Carter'la birlikte çalışmış olsa da, ona Bayan Lovett rolü için oyuncu seçimi bir dizi kargaşayı da beraberinde getirdi; bunlardan küçümsenemeyecek biri de rolü sırf Burton'ın kız arkadaşı olduğu için aldığı düşüncesi uyanabileceğiydi. Yönetmen bu konuda, “Büyük bir rol olduğu için rolü Helena'ya vermek konusunda çok gergindim. Bu bana göre bir şey değildi. Seçimi Sondheim'ın onaylaması önemliydi. Böyle bir rolde, gerçekten ama gerçekten çok iyi bir oyunculuk sergilemelisiniz” diyor.
 Richard Zanuck kesin bir dille şunu ifade ediyor: “Helena ile arasındaki yakın ilişkiye rağmen, Tim kesinlikle yanlı değildi. Daha önce kimsenin bu kadar yakın olduğu birine böylesine nesnel olduğunu görmemiştim”.
Sondheim, Burton'ın tercihini bilmeden, tüm adayların seçmelerinin kasetlerini izledi o da Bonham Carter'da karar kıldı. Zanuck o anı şöyle anlatıyor: “Sayın Sondheim, `Bence kesinlikle en iyisi o' dedi. Ses açısından değil, çünkü gerçekten çok yetenekli şarkıcılar vardı, ama sesini kişilik ve görüntüyle birleştirip, dört dörtlük bir Bayan Lovett olmuştu”.
“Tamamen dürüst olmak gerekirse, muhtemelen profesyonel hayatımın en iyi günüydü” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Açıkçası tam anlamıyla şoke oldum. Tim de öyle”.
Depp de aktris için, “Helena çok cesur. Hiç kuşkusuz filmin en zor rolü onunkiydi ve o bu rolü çok güzel bir şekilde kendinin yaptı. Bayan Lovett'ı hem kırılgan hem korkunç, hem eğlenceli hem tatlı yapmayı başardı. Helena o kadına pek çok açı kattı” diyor.
Aktris ise canlandırdığı karakteri şöyle niteliyor: “Onu ahlak anlayışına asla sahip olmayan, şevk ve hayat dolu, bir hayatta kalma savaşçısı olarak görüyorum. Sweeney bunalımlı ve içe kapanık biriyken, o coşkulu ve hayat dolu, kurnaz ve orta sınıfa mensup olmak isteyen biri. Ama onu esas motive eden şey, Bayan Lovett'ı esas tanımlayan şey onu sevmeyen birine delice aşık olması”.
Depp ise şunu ekliyor: “Lovett, Sweeney'nin öldürmeyi bu kadar çok düşünmemesini ve belki biraz daha romantik olmasını, kendisine daha çok dikkat etmesini tercih ederdi sanırım. Göz teması Sweeney'nin en güçlü yanlarından biri değil, hatta Bayan Lovett'la bile”.
“Öylesi bir karakterde çok hüzünlü, iz bırakan, duygusal ve sanrılı bir yan var” diyor Burton ve ekliyor: “O yüzden gerçekten böylesine mükemmel bir çiftler. Bu bir ilişki filmi”.
Ama Bayan Lovett'ın sevgisi sadece Todd'a yönelik değildir. Bir de Pirelli'nin genç asistanı Toby vardır. Toby genç kadının sorumluluğuna girmiştir. Bonham Carter bu konuda şunları söylüyor: “Bence annelik saplantısı var. Kendini Lovett ana, bir açıdan Doğa Ana gibi görüyor. Bu nedenle, insanlara karşı anaç bir tutumu var; Sweeney'ye karşı az olsa da, Toby'ye karşı kesinlikle böyle. Hayal kırıklığına uğramış bir anne gibi. Ona bir zamanlar anneymiş de çocuğunu kaybetmiş havası vermeye çalıştım. Böyle bir şey onu deliliğin eşiğine getirmiş olabilir. Toby'ye karşı böyle olmasının nedeni hayal kırıklığına uğramış bir anne olması ve Toby'nin onu örnek alması. Toby onun sözünü dinliyor. Sweeney ise dinlemiyor. Bu yüzden, oldukça yalnız. Oysa Toby onu bir hanımefendi olarak görüyor. Bu onun hep istediği bir diğer şey: Bir hanımefendi ve sosyetik biri olmak istiyor. Toby onu görülmek istediği gibi görüyor”.
Sweeney Todd'un dinmek bilmeyen intikamının hedefi Yargıç Turpin'i oynaması için, Burton'ın sağlam duruşlu bir aktöre ihtiyacı vardı.
“Yargıç kilit bir rol” diyor Zanuck ve ekliyor: “Sweeney'nin hapse atılmasının nedeni o. Dolayısıyla, Sweeney Londra'ya döndüğünde dişlerini geçirmek istediği kişi yargıç. Bize Johnny'ye denk bir rakip olabilecek biri gerekiyordu. Ayrıca şarkı söylemesi de lazımdı. Ahlaksız olmalıydı. Kimse çok az şey yaparak Alan Rickman kadar kötü olamaz”.
Burton ise bu konuda şunları söylüyor: “Alan her zaman en sevdiğim aktörlerden olmuştu ve bunu geç fark ettim ki müthiş bir şarkı sesine sahip. Ayrıca onda tuhaf bir şekilde Vincent Price havası var. Bir duyguyu aktarmak için replik okumasına ya da bir şey söylemesine gerek yok. Kötü olabiliyor ama anlıyorsunuz ki onda tuhaf bir kırılganlık da var”.
Depp de yönetmene katılıyor: “Rickman inanılmaz çünkü bir an müthiş ürkütücüyken, hemen sonrasında da aynı çekimin içinde kafasını çevirip çok tatlı, sıcacık bakışlı biri olabiliyor. Rickman gerçekten başka türlü biri”.
Şarkı söylemek Londra'daki Drama Sanatları Kraliyet Akademisi'ndeki (RADA) eğitiminin bir parçası idiyse de, Rickman daha önce hiçbir filmde şarkı söylememişti. “Finallerdeki müzikalde esas erkeği oynamıştım. Oyunculuğumun ilk dönemlerinde de `Guys and Dolls'un korosundaydım. Şarkı söylemek her zaman hoşuma gitmiştir ama karşıma böyle bir şeyin çıkacağını hiç düşünmemiştim. Hiç beklemediğiniz bir anda böyle sürprizlerle karşılaşmak çok güzel”.
Barker'ın yeni kimliğini tehlikeye sokan ama aynı zamanda kendisinin de bir sırrı bulunan gösterişli berber Pirelli rolü için, Burton, yetenekli İngiliz komedyen Sacha Baron Cohen'i seçti. Bu aktörün çıkış yapmasını sağlayan “Borat: Cultural Leanings of America Make For Make Benefit Glorious Nation Of Kazakhstan”dan sonraki ilk filmiydi. “Pirelli kasabada Sweeney'nin rakibi olan berber. İkisi arasında kasaba meydanında büyük bir yüzleşme yaşanıyor” diyen yapımcı Laurie MacDonald, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Büyük ölçüde komik bir karakter; bu yüzden, Sacha'nın yetenekleri çok işe yaradı ama bence insanları esas şaşırtacak olan şey ne kadar güzel şarkı söylediği ve bu diğer dünyada ne kadar güçlü bir performans ortaya koyduğu”.
Zanuck ise aktör için şunları söylüyor: “Onu `Borat'tan önce henüz tanınmış bir isim olmadan önce seçmiştik. Projeye dahil olmak istediğini söyledi. Onunla önce bir kayıt stüdyosunda buluştuk. Bu kadar uzun boylu olduğunu bilmiyordum. İki metreye yakın ve çok yakışıklı. Bize bu müzikali hep sevmiş olduğunu ve daha önce korolarda şarkı söylediğini belirtti. Bu yüzden kendisini kayıt odasına soktuk. `Sweeney Todd'dan bir şarkı söylemeye hazırlıklı değildi ama `Fiddler on the Roof/Damdaki Kemancı'dan bir şarkıyı o kadar güzel bir şekilde söyledi ki Tim'in de benim de ağzım açık kaldı. Çok komikti ama tüm o kahkahalar arasında ne kadar harika bir sesi olduğunu fark ettik. Bize göre rolü daha o anda almıştı. Muhteşemdi. Sacha filmde olağanüstü”.
Depp de bu görüşe katıldığını şu şekilde belirtiyor, “Sacha, ta Ali G.'den bu yana yıllardır büyük hayranlık duyduğum aktörlerden biri. Projeye dahil oldu ve bir anda hepimizin gönlünü fethetti. Onu izlemek ve onunla çalışmak bir zevkti. Yeni Peter Sellers'la tanışmak gibiydi. Kesinlikle müthiş yetenekli bir aktör”.     
Yargıç Turpin'in fesat sağ kolu Beadle Bamford'ı Britanya'nın en saygın sinema, televizyon ve sahne sanatçısı Timothy Spall canlandırdı. Spall “Harry Potter” serisinde Peter Pettigrew rollerini üstlendi. Rickman gibi Spall da RADA mezunu ve hem orada hem Mike Leigh imzalı Gilbert & Sullivan müzikal komedisi “Topsy-Turvy”de şarkı söyledi. Canlandırdığı karakter için Spall şunları söylüyor: “Beadle gerçekten çok ahlaksız biri. Küçük bir memur olduğu halde yargıçla bağlantısı sayesinde, ona her şekilde yağ çekerek yetki elde etmiş. Yargıcın hem koruması hem sağ kolu. Görünürde veya üstü kapalı olarak yargıca çeşitli şeyler temin ediyor. Ayrıca çok da şiddetsever biri. Pek hoş bir insan değil”.
Oyuncu kadrosunun diğer oyuncuları ise sinemaya yeni adım atan isimler: Çok başarılı bir oyuncu olan Jamie Campbell Bower (Anthony), Glasgow Müzik ve Drama Kraliyer Akademisi ikinci sınıf öğrencisi Jayne Wisener (Johanna), öğrenci Edward Sanders (Toby), ve son olarak da, Londra West End sahnesinin deneyimli isimlerinden olup, “Mamma Mia”, “Mary Poppins” gibi müzikallerde rol alan ve “The Lord Of The Rings”de Galadiel rolünü üstlenen Laura Michelle Kelly.    
Perde 3: Müzik ve Şarkılar
Zanuck, “Müzik çok önemli. Hikaye şarkılar aracılığıyla anlatılıyor. Tüm oyuncuların kendi sesleriyle şarkı söylemeleri konusunda kararlıydık. Herkes kendi şarkısını söylüyor” diyor.
Öte yandan Dilenci Kadın'ı oynayan Laura Michelle Kelly haricinde, “Sweeney Todd”un hiçbir oyuncusu profesyonel şarkıcı değildi.
John Logan bu konuda şunu söylüyor: “Stephen Sondheim müzikal tiyatro tarihinin en karmaşık müziklerini yazıyor. Dolayısıyla, bu sanatçılar için onun şarkılarını söylemek bir dağcının oksijen olmadan Everest'e tırmanması gibi”.
Oyunculara prova yapabilecekleri bir şey vermek için, daha önce Burton'la “Corpse Bride”da çalışmış olan müzik yapımcısı Mike Higham, şarkıların sözsüz bir versiyonunu hazırladı.
Londra'da kayıtları yapılmadan önce Los Angeles'ta şarkılarının çoğunun demosunu hazırlayan Depp, “Farklı katmanları, yaylıları, üflemelileri neredeyse ayrı ayrı duyabilmek gerçekten çok şey kazandırdı. O kadar karmaşık olduklarını fark etmemiştim. Sahnede izlediğimde ya da CD'de dinlediğimde bile, bana o kadar karmaşık gibi gelmemişti. Ama vokaller olmadan dinlediğinizde, gerçekten inanılmaz uyumsuz akorlar var”.
“Armoni olduğunda çok güzel oluyor çünkü çok sıradışı” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Ama sevdiğim yönü her zaman duygusal bir anlamının olması. Yüzeyde basit gözüküyor ama altında korkunç bir şey var. Piyano çok rahatsız edici gibi geliyor kulağa, ama elbette Sweeney'nin akıl durumu da aynı şekilde. Müzikte çoğu tema, tedirginlik ve sonuçsuzluk, Sweeney'nin aklının, kalbinin ve duygusal manzarasının bir yansıması”.
Müzik dört günlük bir sürede Londra Air Stüdyoları'nda kaydedildi. Filmde kullanılan 64 enstrümanlık orkestra Sondheim'ın bestelerini çalan en büyük orkestraydı. Higham bunun nedenini şöyle açıklıyor: “30 keman, birkaç üflemeli çalgı, bir de tuba ekledik ki daha zengin, kulak dolduran bir sound elde edelim. Bu filmin gerçekten benzersiz bir özelliği”.
Kayıt seansları Stephen Sondheim'ın denetiminde ve kendisinin müzik süpervizörü Paul Gemignani'nin yönetiminde gerçekleşti. “Orada bir yanımızda Tim diğer yanımızda Stephen Sondheim'la oturmak hepimiz için büyüleyici bir deneyimdi” diyor Zanuck ve ekliyor: “Orası Stephen'ın arenasıydı çünkü bir flütten çıkan azıcık yanlış bir tonu seçebiliyordu; tıpkı Tim'in caddenin 100 metre aşağısındaki bir figüranı göz ucuyla görebildiği gibi”.
Filmin müziğinin kaydı gerçekleştikten sonra sıra şarkılara geldi. Fakat şarkılardan herhangi birinin kaydedilebilmesinden önce oyuncuların, kendilerini dinlemek için birkaç günlüğüne Londra'ya gelen Sondheim'la prova yapmaları gerekiyordu. “Gerçekten çok heyecan vericiydi. Onun tarafından seçildim, sonra da ona şarkı söylemek zorunda kaldım. Ama neyse ki anlayışlıydı” diyor Bonham Carter.
Timothy Spall da şunu ekliyor: “Şarkı söyleyebilirim ama şarkıcı değilim. Onun önünde şarkı söylemek, Shakespeare'in önünde `Hamlet' oynamak gibiydi gerçekten”.
Sondheim doğal olarak müzikal uyarlama konusunda kaygılansa da, oyunculara onlar kadar odaklanmıştı. Besteci bu konuda, “Şarkı söyleyen oyuncuları, rol yapan şarkıcılara tercih ediyorum. Bu müzik adına her zaman iyi olmuyor ama hikayenin devamını sağlıyor ki ben önemli olanın bu olduğuna inanıyorum” diyor.
Şarkıların kaydı Kasım-Aralık 2006'da, altı haftalık bir sürede, Londra'daki Air ve Eden Stüdyoları'nda gerçekleştirildi. Depp bu konuda şunları söylüyor: “Şarkıların büyük çoğunluğunu Los Angeles'taki stüdyoda demo şeklinde kaydettim. Sonra Londra'ya geldim ve orkestra müziğiyle tekrar kayıt yaptık. Bu süreç tuhaf bir şekilde bana çok doğal geldi; ne de olsa müzik benim ilk aşkımdı”.
Hem en çok şarkıyı hem de iddiaya göre en karmaşık olanları söylemek zorunda olan ise Bonham Carter'dı. Lovett karakterinin imza şarkısı “The Worst Pies in London” aktrisin sadece şarkı söylemesini değil, söylerken sıfırdan başlayıp bir de turta yapmasını gerektirdi. Aktris, “Harka bir şarkı bu. Sondheim onu oyuncu için bir hüner gösterisi olarak bestelemiş. Oldukça karmaşık. İnanılmaz hızlı ve karakteri oturtmak açısından hakikaten harika çünkü yeni yeni aklını yitirmekte, tırlatmakta olduğunu gösteriyor; onun nasıl düşündüğünü ortaya koyuyor. Öte yandan, bir turta dükkanı işlettiğini, işlerin ve Lovett'ın şansının yaver gitmediğini belli ediyor. Lovett bir yandan şarkı söylerken bir yandan da turta yapıyor; yani oldukça zorlu bir iş” diyor.
Bonham Carter o dönemde nasıl turta yapıldığına dair ders bile aldı; karakterinin turta yaparkenki hareketleri kayıt seansında belirlenmeliydi. Aktris bu konuda, “Filmde herhangi bir şeyi yaparken, sürekliliği sağlamak açısından tam olarak aynı şekilde yapmalısınız. Her hareketi aynı şarkı sözüyle birlikte yapmanız gerek. Sanırım şu ana kadar o şarkıyı 500 kez falan söylemişimdir; söylemeye başladığımda, seçmeler sırasında, sonra kayıtta farklı seçimler yaparak”.
“Sweeney Todd”un hikayeyi replikler yerine müzik ve şarkılarla anlatmasından dolayı, kayıt seansları oyuncuların şarkıları müzik açısından doğru söylemesinden fazlasını gerektiriyordu. Oyuncular sette önceden yaptıkları kayıtların üzerine söyledikleri için ses kayıt stüdyosuna girdiklerinde performanslarını aylar sonra çekimlerde değil, orada ve o anda bulmaları gerekiyordu. “Çok farklı bir çalışma şekli” diyor Depp ve ekliyor: “Şarkıyı kaydettiğiniz anda seçimlerimizi yaptık; yani aylar öncesinden performansımızı ortaya koyduk. Buna ek olarak, bu performansınıza sette sadık kalmak, öte yandan büyütmek ve daha iyiye götürmek zorundasınız”.
Ana çekimler 5 Şubat 2007'de, İngiltere'deki Pinewood Stüdyoları'nda başladı. Burton daha önce “Batman”i ve “Charlie and the Chocolate Factory”yi de burada çekmişti. Sette oyuncuların kendi şarkılarına playback yapmaları gerekiyordu. Bu, profesyonel şarkıcılar için zor bir beceriydi. Bonham Carter bu konuda şunları söylüyor: “Bunu sanki yeni bir şeymiş gibi oynamanız gerekiyor; oysa daha önce yapmış olduğunuz bir şeye itaat ediyorsunuz. Hatırlıyormuş gibi değil, bir şeyi örneklendiriyor ya da ortaya koyuyor gibi görünmeniz lazım; o anda olmalı ya da canlı tutmak için bir şeyler yapmaya çalışmalısınız. Bazı açılardan, şarkıları canlı söylemeyi tercih ederdim ama ses o kadar iyi olmazdı”.
Profesyonel bir şarkıcı olup, sinemaya “Sweeney Todd”la adım atan Laura Michelle Kelly, “Helena ile Johnny'yi izlerken hayrete düştüm. Halkın gözü önünde ilk kez şarkı söylediklerini hayatta tahmin edemezdim. Herkes öylesine özgüvenliydi ki. Anlamı olmayan bir şarkı yerine, bir replikle kendini ifade edebilmek yarar sağlıyor ki onlar bu konuda sudaki ördekler kadar rahattılar. Çoğu insan Sondheim'ın şarkıları söylenmesi en zor besteci olduğunu düşünür: Eserlerindeki tempolar, değişiklikler, sözlerindeki melodiler, hepsi zordur. Bazıları bu oyuncuların doğal bir şekilde yaptığı şeyi yapabilmek için yıllarca uğraşır. Onları izlerken çok şey öğrendim”.
Burton film için orkestrasyon ve oyunculuk açısından fazla “Broadway-vari” olan her şeyden kaçınmaya kararlıydı. Yönetmen bu konuda şunları söylüyor: “Broadway'de seyirci karşısındasınız ve şarkı bittiğinde alkış geliyor; filmde bunu yapmak istemezsiniz. Bir bakıma sessiz film yaptığınızı söylüyorsunuz dolayısıyla biraz abartılı olduğunu söyleyebileceğiniz bir oyunculuk var ama aynı zamanda bazı küçük anlar haricinde Broadway tarzı şarkı söylenmesinin önüne geçmeye çalışıyorsunuz. Hâliyle elde etmesi zor bir dinamik. Broadway'e kaçmadan, bir sessiz filmdeki ya da eski bir korku filmindeki gibi abartılı olmak”.
Logan ise “Bu bir Broadway şovunun kaydı değil, bir film” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Tim fazla duygulu fazla gösterişli, fazla `sevimli' her şeye karşı son derece duyarlıydı; oyuncuların aşırılığa kaçmasını ya da arka balkona oynamasını istemedi çünkü müzik abartılı oyunculuğa kaçılmasına fazlasıyla elverişliydi; bu geniş hikaye çok sarsıcı duygulara açıktı ve müzikle tamamen destekleniyordu. Tim hikayeyi gerçekçi, samimi bir düzeyde tutmakta ve karakterlerin çok zor şeyler yaşayan ve gerçekten yakıcı duyguları yansıtmaktan kaçınmayan gerçek insanlar olarak görünmesini sağlamakta çok başarılıydı. Bir tiyatro ve sinemasever olarak, Tim, `Sahne versiyonuna saygı duyuyoruz; bu versiyonu seviyoruz; her zaman kalbimizde yaşayacak ama bu versiyonun öncelikle ve kesinlikle bir sinema çalışması olması gerekiyor' derken mükemmel bir şey söyledi bence”.
Perde 4: Sweeney'nin Dünyasını Tasarlamak
Burton'ın filmleri her zaman inanılmaz setleri ve stilize görselliğiyle alkış toplamıştır. Bu filme 19. yüzyıl Londra'sı vizyonunu katmakla sorumlu kişi, iki Oscarlı® yapım tasarımcısı Dante Ferretti'ydi.
Alanındaki ustalardan biri olan Ferretti uluslararası üne, merhum İtalyan yönetmen Federico Fellini'nin altı filminde görev alarak kavuştu. Tasarımcı daha sonra Hollywood'a gelerek bir çok önemli yapımda görev aldı: “The Age of Innocence”, “Gangs of New York” ve “The Aviator”da Martin Scorsese'yle, “The Black Dahlia”da Brian De Palma'yla, “Interview with the Vampire”da ise Neil Jordan'la çalıştı.  
“Fellini günlerinden beri Dante'nin çalışmalarını biliyorum. Fellini'yle çalışmış biriyle iş yapmanın getirdiği farklı bir enerji var” diyor Burton ve ekliyor: “Size sadece bir iş değil bir film yaptığınız gerçeğini hatırlatıyor. Dante bir sanatçı. Odasının önünden geçerken kendi çizimlerini yaptığını görüyorsunuz. Bu gerçek bir enerji yaratıyor; tüm geçmişi ve yaptığı tüm o şeyler benim için heyecan vericiydi”.
Öte yandan Ferretti ise hep Burton'ın kendisine Fellini'yi hatırlattığını düşündü; bunda Burton'ın sanatçı mizacının, her zaman çizimler ve karalamalar yapışının da payı vardı. İtalyan tasarımcı, “Hep böyle düşündüm; onun bana Fellini'yi hatırlattığını düşündüm her zaman. Çok yaratıcı olduğu için, hep küçük çizimler yapıyor, tıpkı Fellini gibi. Birbirlerine çok benziyorlar”.
Burton, “Sweeney Todd” için 19. yüzyıl Londra'sının tarihsel açıdan doğru bir kopyasını yaratmakla ilgilenmiyordu. “Çok gerçekçi olmamaya karar verdik çünkü bu bir tür fabl ve biraz stilize” diyen yönetmen, Ferretti'ye filmde istediği görüntüye rehber olabilmesi için “Son of Frankenstein”ın bir DVD'sini gönderdi.
Ferretti bu konuda şunları anlatıyor: “Bana `Eski siyah-beyaz Hollywood filmlerini biraz andıran bir Londra istiyorum' dedi. Fazla ayrıntı istemiyordu; renklerde siyah beyaz gibi çok az renk istiyordu. Çok grafik bir görüntü peşindeydi. Tim gerçekten yaratıcı. Ne istediği konusunda çok net bir fikri var. Harika mı harika bir yönetmen. Tüm filmlerine bakarsanız, görüntü en önemli şeylerden biri”.
Filmin belirgin görüntüsüne katkı sağlayan bir diğer unsur, karakterlerin geçmişteki öykülerini ve fantezilerini anlatan görüntülerde parlak renkler kullanılmasıydı. “Orijinal şarkılar Sweeney'nin karısını nasıl kaybettiğini, Yargıç Turpin tarafından nasıl trajik bir şekilde elinden alındığını anlatıyor” diyen yapımcı MacDonald, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ama film bize bunu görselleştirme imkanı sağladı. Dolayısıyla, Sweeney'nin geçmişte aslında kim olduğunu ve nasıl tuzağa düştüğünü görebiliyoruz. Bu canlı bölümler Ferretti'nin yalın tasarımıyla tezat oluşturuyor ve Sweeney'nin eski hâliyle dönüştüğü kişi arasındaki farkı yansıtıyor”.
BYG yerine geleneksel sinemacılık teknikleriyle platoda inanılmaz fantezi dünyaları yaratmasıyla ünlü Burton, ilk başta “Sweeney Todd”u “Sin City”, “Sky Captain and the World of Tomorrow” gibi asgari düzeyde setler ve aksesuarlarla yeşil perde önünde çekmeyi düşündü. Yönetmen bu konuda, “Bunun nedeni kısmen bütçeydi” dedikten sonra, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Ama bu konuyu etraflıca düşündükten sonra, sette olmanın bana da oyunculara da, hatta herkese yardımcı olacağına karar verdim. Ne de olsa insanlar şarkı söyleyecekti. Yeşil perde önünde, her türlü gerçeklikten olabildiğince uzakta şarkı söylemek gerçekten korkunç bir kabus olurdu. Bu yüzden yani şarkılardan ötürü bu filmi setlerde yapmak çok daha önemli hâle geldi”.
Sonuçta kendisi ve ekibi için daha çok iş anlamına gelse de Ferretti, set inşa etme kararını memnuniyetle karşıladı. İlk baştaki yeşil perde projesinde, Yargıç Turpin'in evinin seti yeşil perde önüne inşa edilmiş basit bir pencere ve kapı olarak planlanmıştı. Daha geleneksel bir yönteme dönmek, ağaçlıklı bir cadde ve arkada muazzam bir resim panosu olan tüm ev setini baştan sona inşa etmek anlamına geliyordu. Genele bakıldığında Ferretti, Pinewood Stüdyoları'nda bir düzineden fazla setin tasarımını ve denetimini gerçekleştirdi. Kısaltılmış bir ön yapım dönemi ve nispeten dar bir bütçe oluşu nedeniyle, Ferretti'nin çok zekice hareket etmesi ve senaryonun gerektirdiği çok sayıda seti yaratmanın yanı sıra, yapım için Pinewood Stüdyoları'nda ayrılmış kısıtlı sayıda platoda bunları inşa etmesi gerekiyordu. Ferretti'nin çözümü dahiyaneydi ve kayda değer ölçüde düşük maliyetliydi. Portatif duvarlar ve birbirleriyle yer değiştirebilen ön cepheler yaratarak, tekrar tekrar kullanılabilecek setler oluşturdu. Böylece Pinewood'un S Platosu'nda kurulan St. Dunstan's Halk Pazarı kolayca Fleet Sokağı'na dönüştürüldü ve yapımcılara hem zamandan hem paradan tasarruf sağladı.
“Dante'yle bu ilk çalışmamız ama beklentilerimin çok üstüne çıktı” diyor Zanuck ve ekliyor: “Çok paramız yoktu ve istediğimiz her şeyi inşa edemiyorduk. Bazı setleri alıp, sadece yapılarını değiştirerek onlardan başka setler yarattı. Setlerin arkasında setler var çünkü fazla sayıda plato tutmaya paramız yetmedi. Dante olağanüstü bir iş çıkardı. O dönemde Londra'daymış hissi yaşayacaksınız. Öte yandan elbette setlere dijital olarak uzantılar eklendi. Böylece kendinizi büyük bir dış mekan filmi izliyor gibi hissedeceksiniz”.
“Yazar olarak Turta Dükkanının İçi yazıp, sonra Dante ve Tim'in yarattığı şeyi görmek gerçekten mucizeviydi” diyen senarist Logan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Dante'yi çok iyi tanıyorum çünkü `The Aviator'ı yaptı. Onun ayrıntılara duyduğu sevgiyi bu dünyaya taşıyacağını biliyordum. Senaryoda berber dükkanının perili gibi göründüğünü yazdım. Perdede gördüğüm dükkanın her santimi aynen öyle. Bu setlerde yürümek çok huzursuz edici çünkü birincisi karanlıklar, ikincisi tuhaf açılara sahip oldukları için köşeden ne çıkacağını bilmiyorsunuz: Elinde usturasıyla Sweeney Todd mu, turtasıyla Bayan Lovett mı yoksa Karındeşen Jack mi? Bu bir korku filmi olduğu için böylesi korkutucu setler çok uygun”.
Oyuncular için Ferretti'nin çalışmalarındaki ayrıntılar son derece ilham vericiydi. “Setlere bayıldım” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Fleet Sokağı'nda yürümeye bayıldım. Çevreniz hayal gücünüzü yolculuğa davet ediyorsa atmosferin katkısı çok büyük oluyor. Ben de dükkanımı çok sevdim”.
Oyuncular için bir başka çok önemli unsur Colleen Atwood'un yarattığı kostümlerdi çünkü Burton'ın deyişiyle, “kostümler filmde bir diğer karakter”. “Colleen'le sayısız defalar çalıştım ve o bu olguyu anlıyor. Tüm filmin havasının yaratılmasına yardım etme açısından tüm tasarımcılar kadar önemli. Hazırladığı kostümler oyuncuların karakterlerine bürünmelerine ve performanslarına yardımcı oluyor” diyor yönetmen.
“Sweeney Todd”un kostümlerini hazırlamak, şimdiki zamandaki sahnelerin kısıtlı renk paleti yüzünden özellikle zordu ama Atwood çeşitli dokular ve stillerle oynayarak, Burton'ın aradığı hissi yakaladı. Tasarımcı, “Sweeney ve Bayan Lovett güçlüler. Eski Frankenstein ya da Dracula filmlerini izlediğinizde ya da herhangi bir klasik film canavarı, o türlü güçlü bir imaj istersiniz. Dolayısıyla hedef her zaman buydu” diyor.
Bu hassasiyete uygun olarak, Burton da “Sweeney Todd”un nerdeyse bütün renklerden arınmış, adeta siyah beyaz bir film gibi görünmesini istedi. Görüntü yönetmeni Dariusz Wolski bu konuda şunları söylüyor: İlk düşünce filmi siyah beyaza olabildiğince yaklaştırmaktı. Tim bana pek çok korku filmi gösterdi. İkimiz de kara filmi (film noir) severiz. Eski siyah beyaz filmler hoşumuza gider. Dolayısıyla genel yaklaşım, çok kasvetli, karanlık, bol konstrastlı, çok grafik bir film yapmaktı. Dante tek renkli, sade setler yaratmıştı. Sonra ben ışıklandırmayı yaptım. Eski Londra'nın pek çok resmine baktık. Çağdaş teknoloji kullanarak bunu eski bir film gibi göstermeye çalıştık”.
Daha sonra, post prodüksiyonda, Polonyalı görüntü yönetmeni Wolski daha da çok rengi soldurmak için Digital Intermediate işleminden yararlandı. “Bu filmde yaptığımız şey makyaj, kostüm, set tasarımı ve benim renkleri soldurma şeklindeki katkımın bir bileşimiydi” diyor Wolski ve ekliyor: “Bu filmi araya serpiştirdiğimiz renkler ve kan dışında, neredeyse siyah beyaz yapmaya çalışıyoruz”.
Sweeney'nin öldürme yönteminin boğaz kesmek olduğu göz önünde bulundurulunca, “Sweeney Todd”un kanla yıkanması kaçınılmazdı çünkü ne de olsa Burton'ın filmi sahne müzikalinin ayak izlerini takip ediyordu. “Tim'le ilk buluştuğumuzda, konuştuğumuz ilk şey `Sweeney Todd'u ilk izleyişimiz ve kanı ne kadar iyi hatırladığımızdı. İlk boğaz kesmede, ustura çılgınca hareket ediyor ve kan sahnenin diğer ucuna doğru fışkırıyordu. Işığın aydınlattığı kan benzersiz bir kırmızı renkteydi” diyor Logan.
Senarist sözlerini şöyle sürdürüyor: “Gerçekte de birinin boğazını kesmek ortalığı oldukça batıran bir şeydi. Biz de bunu göstermekten kaçınmadık. Sweeney Todd'un yaptığı şeyi göstermekten çekinmedik çünkü Sweeney'nin trajedisini anlamak için kendisine ve başkalarına yaşattığı yıkımı anlamak zorundasınız. Onun aslında manyak bir katil olduğunu anlamanız gerekiyor ama yine de onun bu durumu yüreğinizi burkuyor. `Sweeney Todd'un dehası burada. Biz de bunun için kanın gerçekliğinde çekingen davranmamanın çok önemli olduğunu düşündük. Dolayısıyla boğaz kestiğinde aort damarı kan fışkırtmaya başlıyor ve insanların üstü kan içinde kalıyor”.
“Tim korku filmlerinin hastasıdır” diyor Bonham Carter gülerek ve ekliyor: “Cumartesi geceleri kendini bu filmlerle ödüllendirir. Johnny de bunlara bayılır. İkisi ilham almak için birlikte eski favori filmlerini tekrar izlediler. Bu bir korku filmi. Ama Tim oldukça oyuncu. Filmde onun çok eğlenceli bulduğu çok sayıda ucuzluk bulunuyor ve yine inanılmaz eğlenceli bulduğu kanlı sahnelerden de bol sayıda var. Kara mizaha sıkça yer veriliyor. Umuyoruz ki korkutucu olduğu kadar da komik ve çarpık bir şekilde eğlenceli olacak”.
Logan bu konuda son sözü söylüyor: “'Sweeney Todd' klasik drama anlamında kanlı bir trajedi. Elbette Grand Guignol ekolüne, Viktorya dönemi Londra'sının `Ucuz Korku Öyküleri'ne saygısını gösteriyor. Ama `Sweeney Todd'daki kanın sadistçe ve gereksiz olmadığının altını çizmek gerek çünkü kan bu karakterlerin yaşadığı dünyanın bir parçası. Dolayısıyla kanı çekinerek kullanmak dürüstlükten uzak ve korkakça olurdu ki ne bu hikaye ne de yapımcılar öyle. İşin doğrusu şu ki, insanlar öldürülüyor; merkezdeki karakter öylesine bir dürtü ve tutkuyla hareket ediyor ki elleriyle bu insanları öldürmesi gerekiyor. Böylece o kanlar ellerine, yüzüne bulaşıyor ve hem mecazi hem de gerçek anlamda kan yüzüne gözüne bulaşıyor”.
Sonsöz
“Sweeney Todd”u izleme ayrıcalığına ulaşan ilk kitle Eylül ayındaki Venedik Film Festivali'ne katılan sinemaseverlerdi. Burton festivalde kariyer başarısı için Altın Aslan Ödülü'ne layık görüldü. Filmin sekiz dakikası izletildi. Bu bölümde Depp'in söylediği “My Friends” şarkısı da bulunuyordu. Bu kısa gösterime verilen tepki mükemmel ve son derece coşkuluydu.
“Filmi izlemenin yapmanın yarısı kadar keyifli, heyecanlı ve mutluluk verici olması için dua ediyorum” diyor Bonham Carter ve ekliyor: “Harika olmalı. Sondheim ile Tim'in müthiş bir bileşimi oldu çünkü ikisi de çok benzer hassasiyetlere ve aynı kara mizah anlayışına sahipler. Müziğin romantizmi ve yumuşaklığı da bir diğer paylaşım çünkü Tim de Johnny de çok şefkatli insanlar”.
“Müzikalin bire bir uyarlaması olmadığı ve müzikalde bulunmayan bazı şeyleri içerdiği için gelenekçileri üzebilir” diyen Burton, şöyle devam ediyor: “Özüne olabildiğince sadık kalmaya çalıştım ama gelenekçilerin filme nasıl tepki vereceklerini bilmiyorum; öte yandan kaç tane gelenekçi var ki? Böyle bir film garip bir kumar sayılır çünkü filmimiz R kategorisinde bir müzikal; içinde kan var. Oysa Broadway gösterilerine giden insanlar genellikle kan ve şiddet dolu filmleri görmeye gitmezler; kan ve şiddet dolu filmleri sevenler de genelde Broadway gösterilerine gitmezler”.
Sondheim orijinal müzikalin izleyicilere bazı şeylerin eksik geleceğini biliyor ama “Onlara sahne gösteriminin anılarını kapıda bırakmalarını şiddetle öneririm çünkü diğer tüm müzikal uyarlaması filmlerin aksine, bu film gerçekten malzemeyi alıp bütünüyle sinemaya aktarmaya çalıştı. `Sweeney Todd'un güzel yanı sahne gösterisinin filmi değil, sahne gösterisine dayalı bir film olması” diyor.
Logan ise şu yorumu getiriyor: “Stephen Sondheim'ın ismini duymamış, hayatları boyunca bir Broadway gösterisi izlememiş olup da bu dev yapımı seyredecek insanlar adına çok heyecanlıyım. Bir Amerikan bestecisi tarafından bestelenmiş hiçbir şeye benzemeyen bir müzik duyacaklar. Bilmedikleri, benzersiz bir hikayeye tanık olacaklar. Ayrıca `Sweeney Todd'u seven bizlerin neden onu bu kadar uzun süredir ve tutkuyla sevdiğimizi anlayacaklar. Bir bakıma, bunu ilk kez izleyen ve 25 yıldan beri bir tutkudan ilham alan John Logan ya da Tim Burton olacaklar. `Sweeney Todd' özünde bir korku müzikali. Müzikle desteklenen bir korku filmi. Bence bu aynı zamanda güçlü bir karakter draması ve müthiş bir kara komedi. Guignol geleneğine uygun bir yapıt. Ama her şeyin ötesinde katıksız bir eğlencelik. Stephen Sondheim'ın dehası, Tim Burton'ın dehası ve Sweeney Todd'un dünyası benzersiz ve çok eğlenceli bir şey yaratmak üzere bir araya geliyor”.
Sweeney Todd Efsanesi
“Bu yapıma adım atarken stüdyo yöneticilerine, `Beyler, bu filmde çok fazla kan olacak' dedim” diyen yönetmen Tim Burton, belli ki böylesine çarpık bir hikayenin Bayan Lovett'ın ünlü turtalarından biri kadar kanlı olması gerektiğini anlamıştı; ne de olsa Sweeney Todd hakikaten dehşet verici bir karakterdi.
Her ne kadar bazıları onun asla var olmadığını iddia etse de, diğerleri 18. yüzyılın Fleet Sokağı'ndaki efsanevi “Şeytan Berberi”nin tam hikayesini belgelediler. Sweeney'yi, Sweeney'yi işleyen “Ucuz Korku Hikayeleri” ve tiyatro oyununu bağırlarına basan tabloid gazeteleri için “Sweeney Todd” maksimin olumlu kanıtıydı (John Ford'un “The Man Who Shot Liberty Valance”ından alıntıdır): “Efsane gerçek olduğunda, efsaneyi basın”.
Sweeney Todd'un 1748'de ipek işçiliği yapan, yoksul ve alkolik bir çiftin tek çocuğu olarak doğduğuna inanılıyor. O dönemde Londra'da hastalık, kirlilik ve ahlaksızlık kol gezmektedir. Genç Todd bir değirmende anne babasıyla birlikte çalışarak büyür. Anne babası gizemli bir şekilde ortadan kaybolur ve Todd, henüz 14 yaşında, küçük bir hırsızlıktan tutuklanıp Newgate Hapishanesi'ne gönderilir; bu aslında insaflı bir ceza olarak görülür çünkü çoğu çocuk hırsız suçları yüzünden asılmaktadır.
Katiller ve sahtekarların arasında yaşayan Todd iddialara göre, hapishane berberi olan eski mahkum Elmer Plummer'ın çırağı olur. Berberler bazı cerrahi uygulamalar da yaptıkları için Todd berberliğin yanı sıra anatominin bazı yönlerini ve geriye yatmış durumdaki müşterinin cebini boşaltmayı da öğrenir. Bu yetenekler serbest kalmasından sonra ona büyük fayda sağlar ama açgözlülüğü, kıskançlığı ve dizginlenemeyen öfkesi genç adama baskın geldiği için cinayetler başlar.
Todd çok geçmeden Fleet Sokağı 186 numarada St. Dunstan Kiliesi'nin yanı başında bir dükkan açar. Kilisenin altında cemaat üyelerinin gömülü olduğu unutulmuş yeraltı tünelleri ve mezarları bulunmaktadır. Todd hizmetlerinin reklamını yapmak için vitrinine kavanozlar içinde dişler, saçlar ve kan koyar. Odanın tam ortasındaysa en dahiyane ve sinsi aracı durmaktadır: Berber koltuğu.
Anlatılana göre Todd suçlarını gizlemek için zeminde 360 derece dönebilen bir tuzak kapı  yaratır. Her iki tarafına da bir berber koltuğu monte edilen bu kapı, bir kol sayesinde, müşterinin ağırlığının da yardımıyla ters dönmekte ve müşterinin kafa üstü bodrum zeminine çakılmasını sağlamaktadır. Panel kapı turunu tamamladığında, boş berber koltuğu tekrar yerine döner. Ardından Todd hızla aşağı koşar ve düşüş başaramadıysa, müşteriyi öldürmek için usturasını kullanır. Todd daha sonra müşterinin üzerindeki değerli şeyleri alır ve cesedi St. Dunstan'ın altındaki bedenlerin yanına saklar. Bu plan bir süre işe yarasa da, cinayetler sürdükçe, Todd'un cesetleri saklayacak yeri kalmaz.
Bu arada Todd paragöz dul Margery Lovett'la tanışır. Genç adam Bayan Lovett'a kendi dükkanına yer altı tüneliyle bağlı Bell Yard'da turta dükkanı açtıktan sonra, ikili sevgili ve suç ortağı olurlar. Todd cerrahi yeteneklerini cesetleri parçalamakta kullanır ve etlerini turtalarda kullanılmak üzere Bayan Lovett'a verir. Derilerini ve kemiklerini ise kilisenin yer altı mezarlığına saklar.
Todd'un kana susamışlığı artarken, Bayan Lovett'ın turta işi de hızla ivme kazanır ta ki St. Dunstan Kilisesi'nin altında bir taşkın olur. Yetkililer araştırma yaparlar ve çok geçmeden bir çok kayıp adamı orada buldukları çürümüş cesetlerle eşleştirirler. Yeraltında bir dizi kanlı ayak izi Todd'un dükkanından Bayan Lovett'ınkine uzanmaktadır. İşte o zaman halk arasında isteri baş gösterir.
Medya ve "Bir Kuruşluk Korku Öyküleri
Todd olaysız bir şekilde tutuklanır ama yetkililer Bayan Lovett için Bell Yard'a geldiklerinde, turta müşterileri hem cinayetleri hem de kurbanlardan bazılarının etlerini yediklerini öğrenmişlerdir. Kalabalık kadını hemen oracıkta linç etmeye yeltenir ama Lovett çabucak Newgate Hapishanesi'ne götürülür. Orada intihar etmeden önce kendisinin ve Todd'un karanlık işlerini itiraf eder. Todd ise mahkemeye çıkartılır, suçlu bulunur ve sonunda asılır. Sweeney Todd'un toplamda 160'tan fazla insanı öldürdüğüne inanılmaktadır.
Halk bu akıl almaz olayları çok yakından takip eder ve gazeteler satışlarını arttırmak için bu ani ilgiden istifade ederler. Muhabirler söylentileri gerçeklerle birleştirip, hikayeyi o kadar sansasyonel bir hâle getirirler ki Sweeney Todd kısa sürede bir numaralı tabloid haberi ve bir şehir efsanesi olur. Aslında bu çok sayıdaki kulaktan kulağa haberler yüzünden, Todd'un gerçekte nasıl göründüğüne dair tam bir bilgi yoktur.
Gerçek hayattan alınan bu suç hikayelerinin bariz popülaritesi, yetişkin okurlarının sayılarının da artmasıyla bir kuruşluk dergilerin doğuşuna ilham kaynağı olmuştur. Dergilere bu adın verilmesinin nedeni bir kuruşa satılan dizi hikayeler içermesidir. Ürkütücü konuları ve yazımının düşük kalitesinden ötürü, kısa süre sonra bunlara “Ucuz Kanlı Hikayeler”, sonrasındaysa “Kuruşluk Korku Hikayeleri” denmiştir. Bu ucuz hikayelerin en popüleri Thomas Peckett Prest'in 1846 tarihli, “The String of Pearls” adlı hikayesiydi. Hikayenin baş karakteri Sweeney Todd adında bir Şeytani Berber'di. Popüler kültürde Prest'in hikayesi ve Todd'un geçmişi birleşince, bu kanlı öykü çok geçmeden sahneye uyarlandı.
Grand Guignol Geleneği
“George Dibdin-Pitt döneminin en sevilen oyun yazarlarından biriydi” diyen Stephen Sondheim, şöyle devam ediyor: “1840'ların sonunda Sweeney Todd'u sahneye uyarladı ve oyun büyük başarı kazandı”. Hikaye halkı korku ve katliam unsurlarıyla büyülemekle kalmadı, Pitt'in yarattığı Sweeney Todd karakteri de Fransız Grand Guignol melodramına uygunluğuyla büyük beğeni topladı.
Adını 1987'de Oscar Metenier tarafından kurulan Grand Guignol Tiyatrosu'ndan alan Grand Guignol oyunları dehşet verici hikayeleri ve zengin özel efektleriyle bilinir. Günümüzde 1960'lardan sonra korku filmlerinin başarısından ötürü tuhaf ve demode kabul edilen bu eğlence türü, Pitt'in Sweeney Todd'u döneminde izleyiciler için nefes kesici görüntüler sunuyordu. Korku filmlerinin bu başarısı yıllar içine sayısız Sweeney Todd uyarlamasına ilham kaynağı olduysa da, hikayeye kayda değer değişikler ancak 1970'lerde oyun yazarı ve aktör Christopher Bond tarafından getirildi. Bond, öyküye Yargıç Turpin'li intikam unsurunu katarak, Sweeney Todd'u basit bir hırsız katil olmaktan, karmaşık, geçmişinden kurtulamayan bir adam hâline geldi.
“1973'te Londra'da ben o versiyonunu gördüm” diyor Sondheim ve ekliyor: “Her zaman melodramları sevmişimdir. Bu oyunun gerçekten iyi bir müzikal olacağını düşündüm ve Christopher Bond'dan izin alarak müzikali kaleme aldım”.
Prodüksiyon bilgileri Warner Bros. Türkiye tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Bu Hafta Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Pek Yakında  |  Fragmanlar  |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | İngiltere Top 20  | Almanya Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  | 2008 Top 60 Listesi
Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları  |  Yönetmenlerimiz  |  Animasyon Filmleri  |  Haber Merkezi |  Film Şirketleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us