İzleyici Sayısı 90.620
Hasılat 723.224 YTL
|
Spiderwick Günceleri - Spiderwick Chronicles
|
||||
Yönetmen Mark Waters
Oyuncular Freddie Highmore, Sarah Bolger, Mary-Louise Parker, Joan Plowright, David Strathairn, Nick Nolte (Ses), Seth Rogen (Ses)
Senaryo Karey Kirkpatric, David Berenbaum, John Sayles
Yapımcılar Mark Canton, Larry Franco, Karey Kirkpatric, Ellen Goldsmith-Vein, Julia Pistor
Görüntü Yönetmeni Caleb Deschanel
Prodüksiyon Tasarımı James D. Bissell
Kostüm Tasarımı Odette Gadoury, Joanna Johnston
Kurgu Michael Kahn
Özgün Müzik James Horner
Yapımcı Stüdyolar Paramount Pictures, Nickelodeon Movies
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik
Gösterim Tarihi 14 Mart 2008
|
|||||
Spiderwick Günceleri - Spiderwick Chronicles Yapım Bilgileri
|
|||||
Onların dünyası tahmin ettiğinizden daha yakın...
“Gördüğünüzü sandığınız herşeye güvenmeyin.”
“The Spiderwick Chronicles” adlı best-seller kitap serisinden…
Grace ailesinin (Jared, ikiz kardeşi Simon, kızkardeşi Mallory ve anneleri) New York'tan çıkıp büyük büyük amcaları Arthur Spiderwick'in sahibi olduğu yıkık dökük malikaneye taşınmalarıyla birlikte tuhaf şeyler olmaya başlar.
Malikanede tuhaf birtakım yaratıklar görünmekte, beklenmedik kazalar meydana gelmektedir. Üstelik neredeyse gündelik bazda olan bu olayların açıklaması yoktur. Neler olup bittiğini çözmek için harekete geçen üç kardeş, Spiderwick malikanesi ve içindeki yaratıklarla ilgili olağanüstü gerçeğin üzerindeki gizem perdesini kaldırmak için araştırmalara başlarlar.
Paramount Pictures ve Nickoledoen Movies'in birlikte sunduğu “Spiderwick Günceleri - The Spiderwick Chronicles”ın yönetmenliğini Mark Waters üstlendi. Senaryosunu, Tony DiTerlizzi ile Holly Black'in aynı adlı çok-satan çocuk kitapları serisinden Karey Kirkpatrick ile Martin Short yazdı. Yapımcılığını Mark Canton, Larry Franco, Ellen Goldsmith-Vein ve Karey Kirkpatrick gerçekleştirdi. Başrollerinde Freddie Highmore, Mary-Louise Parker, Nick Nolte, Joan Plowright ve David Strathairn kamera karşısına geçtiler. Yaratık seslendirmelerini ise Seth Rogen ile Martin Short yaptı.
Filmin Konusu
“The Spiderwick Chronicles”, görünmeyen bir dünyadan gelen yaratıklarla dolu bir fantezi macera filmidir. Kimisi büyüleyici, kimisi korkutucu bu yaratıklarla yüzyüze gelen Grace ailesinin bireyleri, sadece kendilerini test etmekle kalmayıp, aile içi çatışmalara bir son vermek zorunda kalacaklardır.
Filmin konusu Jared ve ikiz kardeşi Simon (Her iki rolde de Freddie Highmore oynadı), ablası Mallory (Sarah Bolger) ve yeni boşanmış annesi Helen'in (Mary-Louise Parker) çevresinde gelişir.
Aile üyeleri, büyük büyük amcaları Arthur Spiderwick (David Strathairn) ve büyük halaları Lucinda'dan (Joan Plowright) kalan eski ve yıkık dökük malikaneye yeni taşınmıştır. Bu taşınma işine çok kızmış olan çocukların üçü de yeni hayatlarına uyum sağlamaya çalışır. Diğerlerine kıyasla çalışkan ve dikkatli olan Simon bu tuhaf evi incelemeye girişir. İyi bir eskrim oyuncusu olan Mallory pratik yaparak zaman geçirir. Anneleri Helen da yakındaki kasabada yeni bir iş bulmuştur.
Tuhaf görünümlü evde sıra dışı bir şeyler olduğunu fark eden Jared ise araştırmalarını sürdürmektedir. Evin duvarlarında yaşayan “iyi yürekli perisi” Thimbletack'ın uyarısını aldırmayıp Arthur Amca'nın yazdığı potansiyel tehlikeler taşıyan kitaba ulaşır. Bu kitap, Arthur Spiderwick'in yazdığı “Çevremizdeki Fantastik Dünyaya Alan Kılavuzu”dur.
Kitabın kapağını açtığı andan itibaren Spiderwick Malikanesinin içerisinde farklı bir dünya daha olduğunu keşfeder. Kimisi tuhaf, kimisi harika, kimisi korkutucu olan bu yaratıklar arasında Hogsqueal adlı dost canlısı bir gulyabani (goblin); tehlikeli goblinlerden oluşan bir grup; güzel ve gizemli periler, cinler ve hayaletler vardır. Bu yaratıkları sadece büyülü “bakma taşı”ndan bakanlar veya gözlerinde goblin serpintisi olanlar -ki bu üç kardeşin ortak kaderidir- görebilmektedir.
Ancak çocuklar için asıl büyük tehdidi, hünerli ve şeytani ruhlu korkunç canavar Mulgarath'tan (Nick Nolte) oluşturur. Çocuklar artık Alan Kılavuzu'nun sadece amcalarının hayal gücünden kaynaklanan bir çalışma olmadığını, olağanüstü varlıklarla karşılaşmaları için bir anahtar oluşturduğunu, sırlarını anlayan herkes için inanılmaz güçler sunduğunun farkına varmaya başlamışlardır. Mulgarath'ın o kitabı eline geçirmek için yapamayacağı kötülük yoktur!
Fantezi, duygu, coşku, gerilim ve aksiyon yüklü bir film olan “Spiderwick Günceleri”, Alan Kılavuzu'nun yanlış ellere geçmemesi için korumaya çalışmasını anlatırken Görünmeyen Dünyadan gelen bu olağanüstü yaratıkların yardımıyla kendi içsel güçlerini keşfetmelerini anlatır.
Prodüksiyon Bilgileri
Yönetmen Mark Waters'ın “The Spiderwick Chronicles”a ilgi duymasının temelinde günümüz izleyicisinin kolayca bağlantı kurabileceği güncel temaların işlenmesi vardı. Tony DiTerlizzi ve Holly Black'in ortak hayal gücünün eseri olan kitap için şu yorumu yapıyor:
“Fantezi türünü her zaman sevmişimdir. Bu kitap serisini okuduğumda daha önce yapılmamış bir şeyler yapma fırsatı sunabileceğini gördüm. Macera, fantezi ve ilginç yaratıklarla dolu bir film yapabilirdik. Üstelik bunu artık klişe haline gelen İngiliz büyücülere; Gotik yetimlere; uzak diyarlara; adı sanı duyulmamış başrol oyuncularına başvurmadan yapma şansımız vardı.”
Filmde izleyicinin kolayca benimseyebileceği çocuk karakterler olduğunu belirten Mark Waters, sözlerine şöyle devam ediyor: “Grace ailesinin kendilerine miras kalan eski malikaneye taşınmasıyla birlikte olağanüstü durumlar altında kalmış gibidirler. Alan Kılavuzu / Field Guide sayesinde yavaş yavaş bu tuhaf yaratıklarla karşılaşmaya başlarlar. Böyle tuhaf yaratıkların her an karşımıza çıkabileceği olgusundan yola çıkılması nedeniyle kolayca bağlantı kurabileceği bir film yapma fırsatı vardı.”
Öyküde sözü edilen çocukların kolayca tanınabilir olmasının bir sebebinin de, günümüzde birçok ailenin paylaştığı problemlerle mücadele etmeleri olduğunu ifade eden Mark Waters, “Ancak onların farkı, bu büyüleyici ve bir miktar da tehlikeli yolculuk sayesinde kendi kişiliklerini ve o güne kadar farkında olmadıkları güçlerini keşfetmeleridir. Bu hem kişisel boyutta, hem de aile boyutunda olur” diyor.
Freddie Highmore'un portresini çizdiği Jared Grace, hayatının krizli bir noktasındadır. Bu olağanüstü macera da, anne-babasının ayrılığıyla ilgili karmaşık duygular yaşadığı bir döneme denk gelir. Yönetmen Mark Waters bu durumu şu sözlerle açıklıyor:
“Anne-babasının boşanmasından Jared çok etkilenmiştir. Öfke ve isyan doludur. Özellikle de annesi ve diğer kardeşleriyle ilişkisinde kızgınlığını gizlemeye bile gerek duymaz. Ancak çıktığı bu inanılmaz yolculuk, her şeyden önce ailesini kurtarmasını sağlayacak, bu arada kendi kendisini iyi yönde tedavi etmesi sonucunu getirecektir.”
Mary-Louise Parker'ın portresini çizdiği Helen Grace kocasından yeni boşanmış ve ismini büyük amcası Arthur Spiderwick'ten alan Victoria tarzı karanlık ve yıkık dökük aile malikanesine taşınmıştır. Bu durumdan hiç kimse mutlu değildir ama Sarah Bolger'in oynadığı kızı Mallory'nin desteğini almayı başarır.Yönetmen Mark Waters'ın Mallory karakteriyle ilgili yorumu şöyle: “Mallory için bir çeşit mini-anne tanımlaması yapabiliriz. Bu boşanmanın neden olduğu konusunda net bir düşüncesi vardır ama bu düşüncesini kardeşleriyle ilk anda paylaşmaz. Jared başta olmak üzere bazen kendisini çıldırtsalar da onlara karşı daima korumacı davranır.”
Yine Freddie Highmore'un oynadığı diğer erkek kardeş Simon Grace, Jared'e kıyasla daha “inek” tabir edilen bir öğrencidir. Ancak kararlılığı ve detaylara dikkat etmesiyle aile tehlikeye girdiğinde en büyük yardım ondan gelir. Daha önemlisi, aile içerisindeki farklılıkların üstesinden gelip beraber çalışmayı; birbirlerini sevip takdir etmeyi öğrenirler. Fanteziler dünyası onların herşeyi daha net görmesini; kendi gerçeklerini anlamasını sağlar.”
Filmdeki macera, Arthur Spiderwick'in yazdığı “Çevremizdeki Fantastik Dünyaya Alan Kılavuzu”na Jared'in rastlamasıyla başlar. Malikaneyi de inşa eden Arthur Spiderwick'in (David Strathairn), perilerin gizli dünyasıyla ilgili sırları bu günceye iyi niyetle yazmıştır. Ancak bu günce yanlış ellere geçtiği takdirde kötü niyetliler için bir çeşit “el kitabı” oluşturacağı, dolayısıyla tehlikeli olabileceğini hesaba katmamıştır. Bu yüzden de 60 - 70 yıldır evde gizlenmiş olarak duran bu kitabı bulan Jared aslında Pandora'nın Kutusu'nu açmış gibi olur.
Arthur Amcanın anlattığı tuhaf ve harika yaratıklardan ilk anda heyecanlanır. Ancak sözü edilen gizli dünyanın yaşadıkları evde olduğunun farkına varınca korkuya kapılır. Evde olup biten tuhaf şeylerin açıklaması o yaratıklardadır. Duvardan gelen sesler aslında “iyi huylu peri” olarak bilinen küçük bir şeytanın / cinin sesidir. Alan Kılavuzu'ndaki bilgiye göre iyi huylu periler kızdığında yaramaz çocukları yiyen goblinlere dönüşmektedir. Onları sakinleştirmenin tek yolu balla beslemektir. Ancak çatlayana kadar bal yiyince doyuma ulaşarak sakinleşirler. İyi huylu perilerden kocaman canavarların konuşmalarına kadar kitapta net olarak anlatılan herşey, sadece yaşlı amcalarının keskin hayal gücünün esintileri olmayıp aslında onların kendi gerçekleridir.
“The Spiderwick Chronicles” adlı popüler kitap serisinin ortak yaratıcıları olan Tony DiTerlizzi ile Holly Black, kendi yapıtlarının beyazperdeye aktarılması konusuyla uzun zamandır ilgiliydiler. Ancak bunu en iyi şekilde yapabilecek bir yapımcıyla anlaşmak istiyorlardı. Aradıkları mükemmel yapımcı profilini Mark Canton'da buldular. Daha sonra onlara Kathleen Kennedy de katıldı.
Kitap serisinin iki yazarından Tony DiTerlizzi, prodüksiyon öncesi süreci şu sözlerle anımsıyor: “Kitapları okuyup sanatımızı gören arkadaşlarımızın birçoğu bu öyküden çok iyi bir film çıkacağını söylüyordu. Bu ikimizin de en büyük hayaliydi. Holly ile günün birinde böyle bir filmin yapılabileceğini umuyorduk. Bu işi üstlenecek film yapımcılarından tek isteğimiz, yaklaşımlarının `The Spiderwick Chronicles'ta tanımlanan karakterlere, yaratıklara ve gizli dünyaya sevgi ve saygı dolu olmasıydı. Bizim kahramanlarımızın öyle çok özel güçleri yoktur. Çok uzak topraklarda da yaşamazlar. Çoğu zaman tehlikelerle dolu olan olağanüstü durumlardan kurtulmak için herşeyden önce kendi zekalarına güvenirler. İstemeden girdikleri gizli dünyalardaki tek güvence kendi zekalarıdır.”
Kitapları yazarken Grimm'in Peri Masalları gibi klasiklerden esinlendiklerini kabul eden DiTerlizzi sözlerine şöyle devam ediyor: “İri cüsseli devi safdışı edecek zeki bir Jack daima vardır. Ya da goblinin kalesinden kaçabilmenin zekice yollarını bulan akıllı bir prenses her zaman olur. Bu kitaplardaki ana fikrimiz şuydu: Bilgi daima büyük bir güçtür. Önemli olan bu bilginin nasıl kullanılacağıdır. Örneği de, kitaptaki çocukların Arthur'ün Alan Kılavuzu'nu kullanma biçimidir.”
Kitap serisinin diğer yazarı Holly Black'in yorumu ise şöyle: “İlk kitapları bitirdiğimizde onları opsiyonlamak isteyenler bizimle bağlantı kurdu. Onların da iyi bir film yapabileceğini biliyordum ama sadece iyi niyetin yetmeyeceği de ortadaydı. Bir süre sonra Mark Waters ile Mark Canton ellerinde iyi bir kadroyla ortaya çıktığında bu nedenle heyecan duydum. Filmin setlerinde gördüğümde kendimi kitabın sayfalarında dolaşıyormuş gibi hissettim. Herşey tek kelimeyle müthişti.”Yapımcı ve senaryo yazım ortağı Karey Kirkpatrick, Spiderwick kitaplarını senaryolaştırırken nasıl bir yaklaşıma başvurduğunu şu sözlerle açıklıyor:
“Tepkilerini almak için öncelikle kitapları çocuklarıma okudum. Hepsini çok beğendiler. Bu kitaplardan yapılacak filmle bir şekilde ilişkimin olacağı ihtimalinden heyecan duydular. Onlar gibi ben de, aslında çevremizde var oldukları halde göremediğimiz -veya belki de görmemeyi tercih ettiğimiz- varlıklar kavramını ilgi çekici buldum. Tematik açıdan da bağlantı noktam bu oldu. Fantezi unsurlarından yola çıktım ama merkezine insani bir öykü koydum. Bunların hepsi çevremizi sarmalayan çok özel dünyayla ilgiliydi. Dağılan bir ailenin ortasında kalan çocuklar fikrinden etkilendiğim gibi, onların yeniden bir araya gelmesinde yaşanan bu olayların yardımcı olması fikrinden de heyecan duydum.”
Yapımcı Canton'a göre, “The Spiderwick Chronicles”ı diğer fantezi-macera filmlerinden ayıran en önemli özelliği, çok özel fantezi ve gerçekçilik dengelerine sahip olmasıdır. Bu filmin diğerlerine kıyasla daha karanlık, daha ürkütücü ve temellerini gerçek dünyadan almış bir yapım olduğunu belirten Canton, “Buradaki ana fikir, açıklanamaz ve korkutucu şeylerin meydana geldiği gerçek dünya fikriydi. Temelinde gerçek problemleri olan gerçek bir aile olduğu için izleyiciler bu macera aracılığıyla kendi içlerindeki büyüyü bulma şansını elde edebilecekler” diyor.
Yapımcı Mark Canton sözlerine şöyle devam ediyor: “Filmin öyküsünde sorunlu ailelerinin gerginlik zamanlarında ne kadar çok sorunla başa çıkmak zorunda olduğu, ancak beraber hareket edildiği takdirde en büyük zorlukların bile aşılabileceği üzerinde durulur. Öyküde bahsedilen gençlerin ve yetişkinlerin kullandığı dili en dürüst şekilde veren bir film yapmak istedik. Aynı şekilde gençlerin birbirleriyle ve aileleriyle yaşadığı problemler konusunda da dürüst olmayı hedefledik.”
Yapımcı arkadaşları Karey Kirkpatric, Larry Franco, Ellen Goldsmith-Vein ile birlikte hareket eden Mark Canton, filmin altyapısı için kusursuz bir teknik ekip oluşturdu. Her biri işinde efsane haline gelmiş olan ekiplerde Oscar ödüllü olanlar da vardı. Bunlar arasında kısaca ILM olarak bilinen Industrial Lights & Magic adlı efekt şirketinin görsel efektler süpervizörü Pablo Helman, Tippett Studio'dan yaratık süpervizörü Phil Tippett ve özel efekt süpervizörü Michael Lantieri başı çekiyordu. Bu isimler dışında ayrıca görüntü yönetmenliğini Caleb Deschanel, kurgu editörlüğünü Michael Kahn, prodüksiyon tasarımlarını Jim Bissell üstlendi. Müziklerini James Horner besteledi.
Film için harika bir oyuncu kadrosu kurmaya özen gösterdiğini belirten Mark Canton, aktörlerle ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“İki rolde birden oynayan Freddie Highmore'u daha önce `Charlie and the Chocolate Factory', `Finding Neverland', `A Good Year' ve `Arthur and the Invisibles' gibi filmlerde izlemiştim. Onunla beraber çalışmayı çok istiyordum. Kronolojik yaşından biraz daha yaşlı gibi görüntüsü var ama o hala küçük bir çocuğun ruhuna sahip bir oyuncudur.
Ayrıca Jared ve Simon rollerinin ikisini birden oynamakla büyük risk almasını bildi. Bu aynı zamanda yönetmen Mark Waters için de cesur bir karardı. Sarah Bolger'ı da Jim Sheridan'ın `In America' adlı filminde görmüştüm. Freddie gibi Sarah'ın da doğal bir yeteneği vardır ama aynı zamanda deneyimli bir oyuncudur. Mary-Louise Parker'a gelince, genç yaşta boşanmış annenin umut ve korkularıyla çocuklarına duyduğu sevgiyi başarıyla yansıttı. Joan Plowright son derece başarılı bir kadın oyuncudur. Öte yandan David Strathairn'den daha iyisini zaten bulamazsınız.”
Mark Waters'ın daha önce şen şakrak yapılı çağdaş komedilerde uzmanlaşmış bir yönetmen olması nedeniyle böyle bir materyal için sıradışı bir tercih gibi görünüyordu. Ancak yapımcı Mark Canton'un onu tercih etmesinin sebebi vardı. Filmdeki fantezi unsurlarını somut gerçeklik temellerine oturtabilecek bir yönetmen olduğunu düşünüyordu.
Ünlü yapımcı bu konudaki düşüncesini şu sözlerle açıklıyor: “Bu filmi yaparken ana fikrimiz, büyüleyici şeylerin meydana geldiği yerin gerçek dünya olmasıydı. Kızkardeşler ile erkek kardeşler; annelerle çocuklar ve çağdaş aile yaşamının dinamiklerini çok iyi çözümlediği için en mükemmel yönetmen ancak o olabilirdi. Nitekim ilk kez denediği böyle bir materyalde başarıya ulaşmasını bildi.”
Waters'ın geçtiğimiz yıllarda çektiği “Mean Girls” ve “Freaky Friday” gibi hit komedileri örnek veren Mark Canton, “Bunlar arasında özellikle `Mean Girls'ün gençlerin dünyasına son derece dürüst bir bakış olduğunu düşünüyorum. O filmde gençlerin kendine özgü argosunu da gerektiği şekilde yansıttı. Bence o filmdeki genç kadınların kullandığı dil ve davranış biçimleri gerçeğe uygundu. Bizim filmimizin kilit noktasında bir ailenin bireyleri olduğu ve yaşadıkları macera sayesinde kendi içlerindeki büyüyü keşfedecekleri için Mark Waters'ın bu işin üstesinden geleceğini biliyordum” diyor.
Waters'ın çektiği “Freaky Friday” adlı anne-kız komedisinde de benzer yaklaşım olduğunu belirten Mark Canton, bu konudaki yorumunu da şu sözlerle özetliyor:
“Hatırlanacağı üzere o filmde bedenlerini değiştiren anne-kızın öyküsü vardı. Bu sayede birbirlerinin yaşamını daha iyi tanıma fırsatı buluyorlardı. Bence Mark Waters izleyicisini asla hafife almadan bunları yansıtmanın bir yolunu mutlaka bulan bir yönetmendir. Gençlerin ve ailelerinin kullandığı söylem ve duygularını anlatan filmler için idealdir. Bu filmde de aynısını yaptı. Konuyla çok sağlam bağlantılar kurarak nasıl yansıtması gerektiğini iyi anladı.”
|
|||||