İzleyici Sayısı 107.314
Hasılat 983.503 YTL
|
Charlie Wilson'ın Savaşı - Charlie Wilson's War
|
||||||
Yönetmen Mike Nichols
Oyuncular Tom Hanks, Julia Roberts, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams, Ned Beatty, Emily Blunt, Om Puri, Ken Stott, Jud Taylor
Senaryo Aaron Sorkin (George Crile'in çok-satan kitabından)
Yapımcılar Tom Hanks, Gary Goetzman
Görüntü Yönetmeni Stephen Goldblatt
Prodüksiyon Tasarımı Victor Kempster
Kostüm Tasarımı Albert Wolsky
Kurgu John Bloom, Antonia Van Drimmelen
Özgün Müzik James Newton Howard
Yapımcı Stüdyo Universal Pictures
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik
Gösterim Tarihi 8 Şubat 2008
|
|||||||
Charlie Wilson'ın Savaşı - Charlie Wilson's War Yapım Notları
|
|||||||
Sıradışı bir senatör, sıradışı bir sosyetik, sıradışı bir casus...
Sert bir içki. Küçük bir rimel. Bir miktar öfke. Bunların Sovyet İmparatorluğu'nu dize getiremeyeceğini kim söyledi?
“Charlie Wilson's War - Charlie Wilson'ın Savaşı”, hoşça vakit geçirmeyi seven bir kongre üyesiyle iyi bir davanın peşinde koşmayı seven bir sosyete üyesinin ve mücadele etmeyi seven bir CIA ajanının tarihteki en büyük gizli operasyonu nasıl yürüttüğünün gerçek hikayesidir.
Oscar ödüllü oyuncular Tom Hanks (Forrest Gump, Philadelphia), Julia Roberts (Erin Brockovich, Closer) ve Philip Seymour Hoffman (Capote, The Savages), George Crile'in çok satan kitabının beyazperdeye uyarlanmasında Oscar ödüllü yönetmen Mike Nichols (Closer, The Graduate) ve Oscar ödüllü senaryo yazarı Aaron Sorkin (A Few Good Men, The West Wing) işbirliği yaptılar.
Filmin Konusu
Charlie Wilson (Tom Hanks), hayatını dolu dolu yaşayan kişiliğinin geri planına politik kurnazlığı, derin vatanseverlik duygusunu ve mazlumlara duyduğu tutkuyu başarıyla gizlemiş Teksaslı bir kongre üyesiydi. Rus işgalciliğinin yayılmaya başladığı 1980'li yılların başında bu mazlum Afganistan'dı.
Charlie'nin yakın dostu, bir numaralı koruyucusu ve bazen de sevgilisi olan Joanne Herring (Julia Roberts), Teksas'ın en zengin kadınlarından biriydi ve sıkı bir anti-komünist olarak tanınıyordu. Sovyetler'in Afganistan'ı işgaline Amerika'nın verdiği cevabın yetersiz kaldığına inandığı için bu ülkenin özgürlük savaşçıları olan Mücahitler için birşeyler yapması konusunda Charlie'yi ikna etti. O güne kadar hiç kimsenin yapmadığı birşeyi yapabilir ve mücahitlere gizli fon ve silah sağlayarak ülkedeki Sovyet işgalinin sona ermesini sağlayabilirlerdi. Charlie'nin bu çabasında ona CIA ajanı Gust Avrakotos (Philip Seymour Hoffman) yardımcı oldu.
Pakistanlılar, İsrailliler, Mısırlılar, Temsilciler Meclisi üyeleri ve bir oryantal dansözün oluşturduğu sıradışı bir ittifak kurabilmek için Charlie, Joanne ve Gust dünyayı dolaştılar. Başarıları olağanüstüydü. Afganistan'daki dokuz yıllık işgal sırasında Sovyetler'e karşı düzenlenen gizli operasyonlar için Birleşik Amerika'nın sağladığı fonlar yılda 5 milyon dolardan 1 milyar dolara ulaştı. Sonunda Kızıl Ordu, Afganistan'dan geri çekilmek zorunda kaldı.
“Charlie Wilson's War”ın deneyimli oyuncular ve gelecek vaad eden oyunculardan kurulu kadrosunda Tom Hanks, Julia Roberts ve Philip Seymour Hoffman'ın yanısıra şu oyuncular yer aldı:
Charlie'nin sağ kolu kadın Bonnie Bach rolünde “Junebug” ve “Enchanted”den tanıdığımız Amy Adams,
Temsilciler Meclisi Savunma Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Doc Long rolünde Ned Beatty,
Charlie'nin bölgesindeki en şehvetli seçmenlerden Jane Liddle rolünde “The Devil Wears Prada” ve “Jane Austen Book Club”tan tanıdığımız Emily Blunt,
Pakistan Başkanı Ziya Ül-Hak rolünde Om Puri,
İsrailli silah tüccarı Zvi Rafiah rolünde Ken Stott,
Gelecek vaat eden yıldız adayı ve Playboy eski kapak güzeli Crystal Lee rolünde Jud Taylor.
“Charlie Wilson's War”da sözü edilen 1980'ler başı dünyasının yeniden yaratılmasında birbirinden başarılı kreatif ekipler görev yaptı. Görüntü yönetmenliğini “Closer” ve “The Prince of Tides”ten tanıdığımız Stephen Goldblatt üstlenirken prodüksiyon tasarımlarını Victor Kempster (Miami Vice, Any Given Sunday) hazırladı. Kostümlerini iki Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı Albert Wolksy (Across the Universe, Bugsy) hayata geçirdi.
Charlie'yi Sayfalar Üzerinde Yakalamak: Filmin Arka Planı
Kongre üyesi Charlie Wilson, 1979'a kadar altı yıl boyunca Teksas İkinci Bölge'yi Amerikan Kongresi'ni temsil etmişti. Liberal görüşlü bir politikacıydı. Kadın hakları ve yaşlı insanların vergiden muaf tutulması için mücadele verdi. Ancak aynı zamanda silah kontrol yasasına da muhalefet ediyordu. Özellikle siyah seçmenler onun en büyük destekçisiydi. Amerika'nın güney eyaletlerinin ilk tercihiydi. Kısacası bölgesi onu seviyordu.
Capitol adıyla bilinen kongre binasında ise giderek büyüyen politik gücüne eşlik eden kişisel zaaflarıyla tanınıyordu. Çevresi kısaca “Melekler” olarak bilinen birbirinden güzel asistanlarla çevriliydi. 2 metreyi aşan boyu, kalın ve gür ses tonu, kıvrak zekası ve sınırsız cazibesiyle kadınların gözdesiydi. Gittiği her yerde skandallar eksik olmasa da canayakınlığı ve sokulganlığıyla işin içinden çıkmasını biliyordu.
1979 yılında Afganistan'da başlayan Sovyet işgalinin ardından gelişen olayların Charlie Wilson'ın radarlarından kaçması düşünülemezdi. Kargaşa ortamındaki çok özel yerini almakta gecikmedi.
O dönemde Wilson'ın olağanüstü çıkışının kamuoyuna yansıması, 1988 yılında ödüllü gazeteci George Crile'in yapımcılığını üstlendiği “60 Minutes - 60 Dakika” adlı televizyon programıyla başladı. Konuyu takip etmekten vazgeçmeyen Crile, Wilson'un Afganistan savaşındaki gizli rolünü konu alan bir kitap yazdı. Roman tadında bir kitaptı ama kesinlikle kurgu değildi.
George Crile kitabına şöyle bir not düşmüştü: “Kızıl Ordu'nun askerlerini Afganistan'dan geri çekmeye hazırlandığı 1989 yılı Ocak ayıydı. Charlie Wilson beni arayarak Ortadoğu'da çıkacağı veri toplama turuna katılmaya davet etti. Wilson'un profilini gözler önüne serdiğim '60 Dakika' programını daha yeni yapmıştım. Bu nedenle onun Afgan savaşındaki rolünü daha fazla irdelemeye niyetim yoktu. Buna rağmen daveti hemen kabul ettim. Yolculuğumuz Kuveyt'te başladı. Sonra Saddam Hüseyin'in Irak'ına gittik, ardından Suudi Arabistan'a geçtik. Geniş kapsamlı bir tur yaptığımız bu üç ülkenin hepsi, kısa süre sonra Körfez Savaşı'nın odak noktasında yer aldı. Bence bu yolculuk, daha sonraki 10 yıla yayılacak uzun bir serüvenin sadece başlangıcıydı.”
Charlie Wilson'ın uluslararası entrikalar ve global politikalarla dolu olağanüstü öyküsünde zafer kazanma hayali kuran birbirinden renkli karakterler vardı. Bunların hepsi deneyimli gazetecinin dikkatini çekmişti. Wilson'ın öyküsü aynı zamanda Müslüman köktendincilerin, Yahudi silah tüccarlarının, Teksaslı iki politikacıyla beraber çalışan CIA ajanlarının ve Yunan kökenli bir başka CIA ajanının şaşırtıcı öyküsünü belgelemek için de olağanüstü ama bir o kadar da zorluklarla dolu fırsatlar sunuyordu.
Crile'in yayıncı eşi Susan Lyne bu konuda şunları söylüyor: “Yer alanların hiçbirisi bu öykünün tamamını bilmiyordu. Charlie kendisiyle ilgili bölümü bilirken Gust ve Joanne kendilerine düşen parçaları biliyordu. Eşim George Crile, uzun yıllar boyunca Charlie ve Gust ile defalarca görüştükten sonra onların güvenini kazanmayı başarabildi. Her yeni görüşmede biraz daha fazla ipucu verdiler. George bu parçaların hepsini bir araya getirdikten sonra okuyucunun ilgisini çekecek bir ana damar bulabildi.”
Susan Lyne sözlerine şöyle devam ediyor: “Gerekli materyali elde etmek ve şifrelerini çözebilmek çok zor olduğu halde Crile hiçbir zaman vazgeçmedi. İlk yolculuktan yayın aşamasına kadar 13 yıllık bir hazırlık süreci yaşandı. Birbirini dahi fazla tanımayan ülkeleri, gizli CIA operasyonları ve kongredeki komitelerin çalışma mekanizmalarıyla ilgili gizli detayları ortaya çıkartmakta kararlı davrandı.”
13 yılı bulan bu zorlu süreçte Crile'nin en büyük yardımcısı kızkardeşi Barbara oldu. Editörlük işlemlerini yapmakla kalmayıp kitabı tamamlaması için onu adeta zorladı. Barbara'nın işlevi o kadar büyüktü ki, George Crile yazdığı kitabı ona ithaf ederek onurlandırmayı ihmal etmedi.
Barbara Lyne bu kitaba neden ilgi duyduğunu şu sözlerle açıklıyor: “Sanırım bu öykünün George'a ilginç gelen yanı, zafer kazanma hayali kurarken hata da yapabilen karakterlerle dolu bir Amerikan öyküsü olmasıydı. Bu karakterler, kendileri gibi `kaybeden' olarak gördükleri ve dünyada fark yaratacağına inandıkları Afgan mücahitlerine destek veriyorlardı. Birçok insan zafer hayali kurar ama hayalin gerçekleşebilmesi ancak yıldızların doğru hizada dizilmesi, üç dört insanın bir araya gelmesine bağlıdır. Ancak ondan sonra büyük birşeyler filizlenir. George zaten kefaretten kurtulma öykülerini severdi. Buradaki öykünün kahramanlarının sıradışı olmasını özellikle çok sevdi. Afganların sık sık söylediği `Allah esrarengiz yöntemlerle çalışır' sözü hoşuna gitmişti. Olaya katılan Amerikalıların hepsi toplumdan dışlanmış, çevresine uyumsuz insanlardı ve olayların geçtiği arenaya ait değildiler. Ancak hepsi risk aldılar ve doğruyu tahmin ettiler.”
Crile'in 2003 yılında yayınlanan kitabı kısa zamanda best-seller olunca hemen Hollywood'un dikkatini çekti. Kitabın ismini ilk kez Washington'daki bir arkadaşından duyduğunu söyleyen yapımcı Gary Goetzman, “Güvendiğim bir kongre üyesi bana Charlie Wilson'dan bahsederek ne kadar büyüleyici bir karakter olduğunu anlattı. George Crile'in onunla ilgili yazdığı kitaptan bahsederek okumamı tavsiye etti.” diyor.
Yapımcı ortağı Tom Hanks ile birlikte kitabı hemen okuduğunu ifade eden Gary Goetzman sözlerine şöyle devam ediyor: “Kitabı okuduğumuz anda büyüsüne kapıldık. Özellikle de Washington'daki içsel mekanizmalar ve Rus ordusuna karşı Afgan direnişi ilgimizi çekti. Olağanüstü sürükleyici olduğu kadar kesinlikle çok özgün bir politik öyküydü. Sovyetler Birliği askerlerini ülkelerinden kovan mücahitler hepimizi derinden etkilemişti. Üstelik Charlie Wilson'ın onlara sağladığı yardımlar son derece ilgi çekici ve şaşırtıcı biçimde anlatılmıştı.”
Sözü bu noktada devralan Tom Hanks şöyle devam ediyor: “Kitaba şöyle bir göz attığım anda etkisi altına girdim. Sanki evimde yangın çıkmış gibi hissettim. Kitabı okumadan önce ben de her Amerikalı gibi, derme çatma bir Afgan grubunun koskoca Rus ordusunu ülkeden kovmasının büyük olay olduğunu düşünüyordum. O zamanki düşünceme göre bu bir mucizeydi ve gerçekleşmesi uzun zaman alan bu mucizeyi bir grup vatansever Afgan başarmıştı. Olayın gizli boyutları hakkında herhangi bir fikrim yoktu. Paranın Birleşik Amerika'dan gittiğini, diğer ülkelerin onlara koltuk çıktığını da bilmiyordum. Afgan savaşında kullanılan paranın bizim kongremizden çıktığını ve Beyaz Saray tarafından imzalandığını bu kitaptan öğrendim.”
Crile'in kitabından etkilenen Goetzman ile Hanks, kitaptaki dilin senaryo haline getirilmesi görevini Emmy ödüllü senaryo yazarı Aaron Sorkin'e verdiler. “A Few Good Men”, “American President” ve televizyon dizisi “The West Wing” başta olmak üzere bugüne kadar çok sayıda politik öyküye imzasını atan Aaron Sorkin, bu kez Amerikan iktidarının silahlı kuvvetlerden başlayıp güneyin derinliklerine kadar inen kademelerinde yolculuk yapacaktı.
Kitabı okuduğu anda büyüsüne kapıldığını kabul eden Aaron Sorkin, “Kitabın ilk 50 sayfasını okuduğum günlerde film haklarının Playtone tarafından satın alındığını duymuştum. Hemen ajansımı arayıp Gary Goetzman ile bir görüşme ayarlamasını istedim. Doğru senaryo yazarının ben olduğuna dair onu ikna edebileceğimi umuyordum. Ancak buna bile gerek kalmadı. Kaderin cilvesi sonucunda Gary benimle bağlantı kurup teklif getirdi” diyor.
Kendisini bekleyen asıl zorlu görevin çok detaylı bir kitabı senaryolaştırmak olduğunu söyleyen Aaron Sorkin, bu konuda nasıl bir yaklaşım izlediğini şu sözlerle açıklıyor:
“Doğru tonu bulabilmek için Crile'in ince ince detaylandırdığı dünyayla ilgili aylar süren bir araştırma yaptım. İlk taslağı ancak sekiz ayda tamamlayabildim. Kitapta çok detaylı olarak sunulan derinlikli söyleşiler vardı. Ancak bu sinema diline hiç uygun değildi. Senaryolar genellikle üç perde halinde yazılır. Ancak aynı anda birkaç duvara birden tırmanmak zorunda kalınca beş perdeli bir yapılandırmanın doğru olacağını düşündüm.”
Bu süreçte birkaç kez Crile ile buluşarak onun topladığı araştırma materyalini de aldı. Ayrıca filmin yapımına her aşamada katkıda bulunan Charlie Wilson'ın kendisiyle de çeşitli görüşmeler yaptı. Filmde gerçek yaşam öyküsü anlatılan Wilson, entelektüel birikimi, mizah gücü ve tarih bilgisiyle her türlü katkıyı sağladı.
Sorkin'in getirdiği yoruma açık olduğunu söyleyen Charlie Wilson, “Kendisi hakkında yazılmış bir senaryoyu ilk kez okuyan herkesin bazı çekinceleri olması normaldir. En kahramansı yönlerinizin yok olduğunu ister istemez düşünürsünüz. Ancak zaman geçtikçe şunu anlıyorsunuz: Bir kitaptaki sahnelerin tamamını hiçbir film kapsayamaz. Aynı şey hayatın kendisi için de geçerlidir. Hiçbir filmin hayatın tamamını kapsayamadığının farkına varınca herşeyi en baştan kabullenmek zorunda kalırsınız” diyor.
Aaron Sorkin'in yazdığı taslak senaryodan yeterince tatmin olan Playstone yetkilileri, projenin yönetmenliği için Mike Nichols ile bağlantı kurdular. 40 yılı aşkın süredir sahne, sinema ve televizyon alanlarında sağlam kariyer yapan Mike Nichols, birbirinden unutulmaz karakterlerin yaşamını keşfe çıkmış, bunu yaparken de mizah, duygu ve entelektüellik ile harmanlamayı başarmış deneyimli bir yönetmendi.
Yapımcı Gary Goetzman'ın Mike Nichols ile ilgili yorumu şöyle: “Elimizdeki materyalin Mike için cazip olacağını hissettik. Charlie gibi bir karakterle bütünleşmiş politik entrikalarla doluydu. Şaşırtıcı olduğu ölçüde eğlenceliydi. Charlie ile suç ortağı Gust aslında tamamen farklı kişilik yapısına sahip iki insan olduğu halde beraberken zekice işlere imza atıyorlardı. Son derece güzel, seksi ve inatçı kişiliği olan Joanne Herring karakteri de olaya insani drama boyutunu katıyordu. Komedi boyutu ise beyinleri kurcalayan olaylardan kaynaklanıyordu. Böyle bir materyal Mike Nichols gibi bir yönetmen için biçilmiş kaftandı.”
Yıllardır çok iyi arkadaş olan Mike Nichols ile Tom Hanks, günün birinde beraber film yapmayı hep istemişlerdi. Ancak “Charlie Wilson's War” projesi gündeme gelinceye kadar bu mümkün olmadı. Oyunculuğa başladığı günden beri Mike Nichols'un çalışmalarını takdirle izlediğini söyleyen çifte Oscarlı aktör Tom Hanks, “Onun yapıtlarını her zaman çok sevdim. `Catch-22'den başlayarak `The Graduate' ve `Who's Afraid of Virginia Woolf?'a kadar izlemediğim yapıtı kalmadı' diyor.
Bu projenin basit bir tartışma süreciyle başladığını söyleyen Mike Nichols ise, düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Tom ile Gary benden kitabı okumamı istediler. Kitabı sevdim ve ilginç buldum. Aaron Sorkin'in getirdiği yorum son derece zekice ve doğruydu. Tom ile yıllardır çok iyi arkadaşız. Bir gün beraber çalışmayı hep istemiştik. Charlie Wilson'ın portresini hayal ettiğimden çok daha iyi çizdi.”
Daha sonra Charlie Wilson'ın kendisiyle tanışan yönetmen, filmde öyküsü anlatılan politikacıyı nasıl bulduğunu şu sözlerle dile getiriyor: “Onunla tanışınca sersemlediğimi hissettim. Bulunduğumuz ortama tam anlamıyla hakim olan bir politikacıydı. Hepimizin bildiği klişeleşmiş sözleri söylemeyen tek politikacı olduğunu söyleyebilirim. Beni dinliyor ve sorularım karşısında da o anda aklına gelen cevabı dürüstçe söylüyordu. İnsanları gerçekten seven, müşfik, nazik ve düşünceli bir insan olduğunu gördüm.”
Charlie Wilson'ın dürüstlüğe dayalı kişiliğinin yanısıra “Koskoca bir imparatorluğu dize getiren üç insan” cümlesiyle özetlenebilecek yaşam öyküsünden etkilendiğini belirten Mike Nichols sözlerine şöyle devam ediyor:
“Afgan mücahitleri o savaşı kazanırken birçok açık yardım almışlardı. Ancak üç kişi vardı ki, onlar Sovyet İmparatorluğu'nun çöküşüne yol açan gelişmeler zincirini başlattılar. O üç kişinin başında Charlie Wilson geliyordu. Soğuk Savaş olayının ne kadar ciddi bir olay olduğunu, o dönemde herkesin Rusya'dan ne kadar çok korktuğunu çoğu zaman bilmez. Rusya'dan bu kadar korkulmasının sebeplerinden birisi kitle imha silahlarına sahip oluşuydu. Küba füze krizi bunun en bariz örneğiydi. Çünkü Ruslar silahlarını her an ateşleyebilirdi. Charlie'nin de söylediği gibi o dönemde tek bir kötü adam vardı, o da Rusya'ydı. Tüm dünya onlardan korkuyordu.”
Tom Hanks rolüne hazırlanırken Charlie Wilson ile sık sık buluşarak onun sıradışı kişilik yapısından politikaya kadar hemen her konuda uzun sohbetler yaptı. Eski kongre üyesi bu sohbetler sırasında kendi kişiliğiyle ilgili birtakım detaylar verirken zaaflarını yansıtmaktan da çekinmedi.
Tom Hanks bu sohbetlerin nasıl geçtiğini şu sözlerle anımsıyor: “Kendisine birçok soru yönelttim. Örneğin, şöyle bir şey sordum: `Siz uyuşturucu üretimi nedeniyle soruşturmaya uğramış bir politikacıydınız. Çapkın bir politikacı olarak tanınıyordunuz. Aşırı alkol tüketiminden tutun, içki alemlerine ve partilere katılmakla ünlenmiştiniz. Kongredeki çalışmalarınıza muhalefet edenler size karşı nasıl kampanya yürütüyorlardı?' Bu soruma karşılık şöyle dedi: `Muhaliflerim benim hakkımda ne isterlerse söyleyebilirdi. Ama biz tıbbi bakım yasasını çıkartmış, yaşlı insanlara bizden öncekilere kıyasla çok daha iyi bakmaya başlamıştık. Özel yaşamımı hedef haline getirenler, çıkardığımız yasalar karşısında söyleyecek söz bulamıyorlardı. Dolayısıyla Las Vegas'taki bir otelin banyo küvetinde birkaç egzotik dansçı kızla görüldüğümde bile kimse umursamadı. Çünkü yaptığımı saklamadım.”
Senaryo hazır olduğuna göre artık projenin hayata geçirilmesine başlanabilirdi. Ancak kitabın yazarı George Crile, ne yazık ki prodüksiyonun başladığını görecek kadar yaşayamadı. 15 Mayıs 2006'da 61 yaşındayken pankreas kanserinden hayata veda etti.
“George Crile'i çekimlere başlamadan önce kaybettik. Yazdığı kitaba ve Charlie Wilson'a duyduğu sevgi, onun hayatında öylesine büyük bir yer etmişti ki, en büyük arzularından birisi bu filmin yapılmasıydı. Çekimlere başlamadan önce onu kaybetmek yaşadığımız en zor andı” diyor Gary Goetzman…
Oyuncu Seçimleri: Kocaman saçlı Teksaslılar ve Öfkeli Ajanlar
“Charlie Wilson's War” projesinin bir özelliği de, yönetmen Mike Nichols'un Julia Roberts ve Philip Seymour Hoffman ile ikinci işbirliği olmasıdır. Her ikisiyle de yeniden çalışmaktan heyecan duyduğunu kaydeden Mike Nichols, Julia Roberts ile ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklıyor:
“Julia son derece yaratıcı bir oyuncudur. Harika bir insan olduğu için onunla çalışmak ayrı bir keyiftir. Giysiler ve makyaj konusundaki titizliğini hepimiz biliriz. Bu filmde oynayacağı karakterin Julia'nın kendisinden biraz daha yaşlı olduğunu; daha önce birkaç kez evlenmiş Teksaslı bir dolar milyarderi olduğunu biliyorduk. Portresini çizdiği karakterin oldukça kontrollü bir kadın olmasına rağmen Julia ekranda gözüktüğü her saniyede sürprizlerle dolu bir oyun ortaya koydu. Daha önce hiç görmediğimiz bir oyun tarzını izlemek heyecan vericiydi.”
Bu filmde oynadığı Joanne Herring karakterinin kendisine hiç benzemediğini kabul eden Julia Roberts ise, portresini çizdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor:
“Aslına bakarsanız kendimi böyle bir rol için düşünemiyordum ama Mike'ın yoğun ısrarlarına dayanamadım. Herşeyden önce muhteşem bir senaryo vardı. Sıradan senaryolara kıyasla olağanüstü derinliği olan bir çalışmaydı. Joanne karakteri de son derece fantastik, enerjik, bir o kadar da gizemli bir karakterdi. Afganistanlı direnişçilerin içinde bulunduğu kötü durumla yakından ilgilenen güzel sosyete kadını olmasıyla her açıdan kontrastlarla doluydu.”
Tom Hanks rolüne başlamadan önce gerçek Charlie Wilson ile görüşmeler yaparken Julia Roberts tam tersi bir yöntem izledi ve gerçek Joanne Herring ile buluşup görüşmemeyi tercih etti. Böyle bir kararı sadece sanatsal nedenlerle verdiğini belirten Roberts, “Gerçek bir insanı oynamak eğlencelidir ama portresini çizdiğiniz insanı taklit etmekle yorumlamak arasında her zaman ince bir çizgi vardır. Bunu yıllar önce `Erin Brockovich'i yaparken hissetmiştim. Buluşmanın doğru zamanını kestirebilmek hüner ister. Bu nedenle öncelikle elime geçen tüm araştırma materyallerini dikkatle okuyup '60 Minutes' programında yayınlanan görüntüleri izledim. Joanne hakkında ne bulduysam hepsini inceledim. Sonunda kendisiyle tanıştığımda son derece zarif görünümlü bir sosyete mensubu olduğunu, inanılmaz derecede güzel giyindiğini, sevimli bir insan olduğunu gördüm” diyor.
Julia Roberts daha önce Mike Nichols ve ekibiyle çalıştığı halde Tom Hanks ile ilk kez bir araya geliyordu. Güzel oyuncunun bu konudaki yorumu ise şöyle:
“Mike Nichols'ın her zaman beraber çalışmayı tercih ettiği belli bir grubu vardır. Onlar arasında belirli bir aşinalık ve güvenlik söz konusudur ki, bu ayrı bir keyif verir. Bu defa aramıza Tom Hanks de katıldı. Kendisinin son derece tatlı, enerjik ve esprili bir insan olduğunu gördüm. Tam hayallerimdeki gibi büyüleyici bir insandı.”
Kurnaz ve öfkeli mizaçlı CIA ajanı Gust Avrakotos'u oynayan Philip Seymour Hoffman, portresini çizdiği gerçek ajanla tanışma fırsatını bulamadı. Çünkü Avrakotos çekimlerin başlamasından önce ölmüştü. Buna rağmen her açıdan onun kişilik yapısına kanalize olmayı başardı.
Hoffman'ın casusa dönüşme sürecini hayranlıkla izlediğini söyleyen Mike Nichols, düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “Phil Hoffman ile daha önce `The Seagull'da beraber çalışmıştık. Bence onun gibi aktörler ancak 50 yılda bir gelir. Kimi oynarsa oynasın öylesine güçlü bir portre çizer ki, güçlü duygularla bağlandığınızı hissedersiniz. İnsan öldüren bir ajan olduğu için Gust karakterinin tedirgin edici bir karakter olması gerekiyordu. Bunu başarıyla yerine getirdi. Hatta bir ara Phil'e bakıp, `Acaba bu adam daha önce Capote'yi oynamış olan adam mıydı?' diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum. Bu filmde boğa mizaçlı öfkeli bir adamı oynadığı için Capote'deki rolüyle ikisini bir araya koyamıyordum. İşin doğrusu, kimi isterse o olabilecek bir aktördür.”
Portresini çizdiği Avrakotos'un kişilik yapısına bürünürken yönetmenin rehberliğini aldığını belirten Philip Seymour Hoffman, “Mike'yi yaklaşık yedi yıldır tanırım. Kendisiyle ilk kez 2001 yılında tiyatro sahnesi çalışması yapmıştık ama ilk tanışmamız 2000 yılındaydı. O herşeyden önce çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Tiyatroda çalıştıktan sonra şimdi bir filmde beraber çalışınca ikimiz de harika bir yola çıktığımız duygusuna kapıldık” diyor.
Philip Seymour Hoffman filmde oynadığı CIA ajanı Gust Avrakotos rolü için ise şu yorumu yapıyor: “Filmin teması bana cazip gelmekle beraber karakter boyutu daha önemliydi. Kelimenin tam anlamıyla bir haber bağımlısıyımdır. Ülkemizde neler olup bittiğini haber bültenlerinden dikkatle izlerim. Bu film sayesinde Charlie ve Gust'un yaptıkları aracılığıyla dünyamızı daha iyi tanıma fırsatı buldum. Çünkü onların yaptığı şeylerle dünyamızın bugünkü durumu birbiriyle bağlantılıdır. Ancak herşeyden önce karakterler ve öyküleri geliyordu. Onları ilginç kılmak için artı çaba göstermemize gerek kalmadı. Sadece keşfetmenin büyüsünü yaşamamız yeterli oldu.”
Hoffman, Avrakotos rolünü daha iyi oynayabilmek için onu sağlığında yakından tanıyanların yardımına başvurdu. Bunlardan birisi, ajanın bugün emekli bir ajan olan oğlu Milt Bearden'dı. Filmin CIA teknik danışmanlığını yapan Milt Bearden, Avrakotos ve Wilson'un mücahit ordusuna gizliden yardım etme kararı alışından sonra Avrakotos'un “Afgan İstasyonu” adını verdiği birimin komutasını üstlenmişti. Bu birimin özelliği dışarıdan herhangi bir fabrika gibi görünen bir eğitim kampı olmasıydı.
Emekli ajan Milt Bearden, bir zamanlar beraber çalıştığı arkadaşlarının portresini çizen Oscar ödüllü aktörleri izlerken sürrealist duygulara kapıldığını belirterek şunları söylüyor:
“Gust Avrakotos rülündeki Hoffman, onu başarıyla canlandırdı. Gust tam bir sokak savaşçısıydı. Yaşamını bu yoldan kazanan sert mizaçlı bir adamdı. İri cüsseli, kaslı ve acımasız… Hoffman bu özelliklerin hepsini fazlasıyla verdi. Koyu renk gözlükleri ve bıyıklarıyla Gust'un öldürücü, meşum ve gergin halini yansıttı.”
Aaron Sorkin'in senaryosunda gerçek yaşamdan karakterler olduğu halde gerçek insanların birleşiminden oluşan hayali bir karakter de yer aldı. Bu, Charlie Wilson'ın yönetici asistanı olan Bonnie Bach karakteriydi. Yönetmen Mike Nichols, bu rolde Oscar adaylığını da içeren bir kariyeri bulunan Amy Adams'ın oynamasını istedi. Daha önce “Junebug” adlı filmde izleyip sevdiği Amy Adams'a teklif götürmeye karar verdi.
Gerisini Amy Adams'ın kendisinden dinleyelim: “Daha önce Mike ile tanışmış ve New York'ta yapılan senaryo okuma toplantılarından birisine katılmıştım. Bir süre sonra bana Bonnie rolünü oynamamı teklif etti. Senaryoyu çok sevdim. Anlatılması gereken harika bir öykü olduğunu düşünüyorum. Böylesine büyük bir projenin parçası olmayı istediğim için Bonnie rolünü kabul ettim.”
“Charlie Wilson's War”ın diğer yardımcı oyuncularına gelince, Wilson'ın mücahitlere fon sağlama konusunda ikna ettiği Temsilciler Meclisi Savunma Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Doc Long rolünde efsanevi aktör Ned Betty oynadı. Bölgenin en muhafazakar adamlarından birisinin pek fazla muhafazakar olmayan kızı Jane Liddle rolünde ise, İngiliz oyuncu Emily Blunt kamera karşısına geçti.
Emily Blunt filmde oynadığı Jane Liddle karakterini şu sözlerle yorumluyor: “Jane Liddle adeta için için yanan, yeni fikirlere açık ateşli bir kadındır. Charlie gerçek yaşamda ve filmde ona ilgi duyar. Babasının karşısındayken çekingen, ağırbaşlı ve ciddi görünür ama Charlie ile beraberken hiç de öyle değildir. Akıllı, seksi ve ne istediğini bilen bir kadındır. Tıpkı Charlie gibi o da herhangi bir bağlılık istemez, sadece keyif almaya bakar.”
Gizli savaşlarında Wilson, Herring ve Avrakotos'a yardım eden Pakistan Başkanı Ziya Ül-Hak rolünde Hindistanlı ünlü aktör Om Puri oynadı. Daha önce Mike Nichols ile 1994 yılında yaptığı “Wolf” adlı filmde beraber çalışan ve o filmde Jack Nicholson ve Michelle Pfeiffer'e karşı oynayan Om Puri, “Hindistan'a bağlı Kuzey Pencap'lıyım. Orası Pakistan'a çok yakın bir bölgedir. Pakistan'ın lideri Ziya Ül-Hak da Pencap'lıydı. Aramızdaki tek fark onun Müslüman, benim ise Hindu olmamdır” diyor.
Filmin diğer yan rollerinden İsrailli silah tüccarı Zvi Rafiah rolünde Ken Stott oynarken Teksas'ın 2. bölgesinde hayatını oyuncu ve fotomodel olarak geçirme hayalleri kuran genç yıldız adayı Crystal Lee rolünde ise Jud Taylor kamera karşısına geçti.
Mekanlar ve Çekimler: Fas'tan Los Angeles'a
“Charlie Wilson's War”ın çekimlerine Pakistan ve Afganistan gibi ülkeleri temsil eden Fas'ta başlandı. Afganistan'da danışman otorite olan Jere Van Dyk ile Pakistan'da 1986'dan Sovyetler'in geri çekilişine kadar CIA şefliği yapan Milt Bearden, prodüksiyondaki detayların gerçeğe uygun olması için sürekli görev başında oldular.
Jere Van Dyk, 1981 yılında Sovyet saldırıları altında kalan yoksulluk içindeki Afganistan'a sızarak mücahit ordusuyla beraber yaşamış; oradaki deneyimlerini daha sonra The New York Times gazetesinde yazmış, hatta konuyla ilgili bir de kitap hazırlamıştı. Crile'in kitabında bahsettiği CIA ajanı Bearden ise, İslamabad istasyonunu yönetmesi için Avrakotos tarafından bizzat görevlendirilmiş, gizli sürdürülen Afgan operasyonu sırasında üç yıl boyunca son derece etkin hizmet vermişti.
Fas'taki Atlas Dağları'nda kurulan ve Afgan mülteci kamplarını temsil eden kamplar, Van Dyk ve Bearden'ı fazlasıyla etkiledi. Merkez kampının yukarısındaki dik yamaçlarda hazırlanan çadırlarda destek üniteleri kurularak çekime katılanlara giysi ve yemek hizmetleri sağlandı. Burada yapılan çekimlerde Faslı figüranlara, 1980'li yıllarda Afganların giydiği geleneksel kıyafetler giydirildi. Sadece kıyafetlerin değil, tüfek tutuş biçimlerinin bile Afganlarınki gibi olması için büyük özen gösterildi.
Atlas Dağlarının yüksek kesimlerinde yapılan mülteci kampı çekimlerinde otantizm büyük önem taşıyordu. Böyle olmasının bir nedeni vardı. Afganistan bir bakıma Charlie Wilson'ın kimliğini belirleyen bir ülke olmuştu. Oraya gittikten sonra Sovyet ordularının Oxus Irmağını aşarak geri çekilmesine kadar hiç ayrılmamıştı.
Atlas Dağlarındaki çekimlerin yanısıra Fas'ın başkenti Rabat'ta da çekimler yapıldı. Burada yapılan çekimlerde geniş avlusu olan çok gösterişli bir saray kullanıldı.
Prodüksiyon ekipleri daha sonra Los Angeles'a dönerek Joanne Herring'in Wilson'ı ilk kez etkilediği ve Afgan mültecilerine yardım etmesi için onu ikna ettiği sahnenin çekimleri yapıldı. Bu sahneyle ilgili çekimler, Hancock Park'ta 1913 yılında inşa edilen bir dönemin ünlü Chandler Malikanesinde gerçekleştirildi. Beaux Arts döneminin etkilerini taşıyan altı yatak odalı ve yedi banyolu malikanenin geniş alanında bir havuz, gurme mutfağı, müzik odası, kütüphane gibi çok sayıda birim bulunuyordu.
Prodüksiyon tasarımcısı Victor Kempster, Paramount Pictures stüdyolarının dış mekanlarında ayrıca sefahat alemlerinin yapıldığı Las Vegas oteli suit dairesini de tasarladı. Bu noktada devreye görsel efekt süpervizörü Richard Edlund devreye girerek panoramik bir görüntü yarattı. Greko-Roma motifleriyle bezenmiş siyah, altın rengi ve kristal motiflerle bu tasarımlar en görkemli günlerindeki “Günah Şehri” Las Vegas'ı tam olarak çağrıştırdı.
Victor Kempler ve ekibi ayrıca Las Vegas'a kıyasla daha dingin bir mekan olan Amerikan Kongresi salonunu da yeniden tasarladılar. Bunu başarabilmek için Kongre binasında fotoğraf çekmelerine; gerçek koridorları ölçmelerine ve mimari projeleri analiz etmelerine izin verildi.
Bu egzotik mekanlarda çekim yapmak için Nichols başka bir eski dostuna teklif götürdü. Böylece “Charlie Wilson's War”, görüntü yönetmeni Stephen Goldblatt'ın Nichols ile yaptığı üçüncü işbirliği oldu. Wilson'ın inanılmaz yaşamını çekmek, ünlü görüntü yönetmeni için de yepyeni bir çalışma tarzı anlamına geliyordu.
Filmin Kostümleri: Omuz Vatkaları ve Kovboy Çizmeleri
“Charlie Wilson's War”ın Atlas Dağları'ndaki çekimleri gün bazında 900'e yakın figüran gerektiriyordu. Bu durum, Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı Albert Wolksy ve ekibi için ayrı bir zorluk oluşturdu. Filmin çekimlerinin kutsal Ramazan ayını yaşayan Müslüman bir ülkede yapılacak olması nedeniyle Wolsky'nin ihtiyaç duyduğu herşeyi oruç günleri başlamadan önce hazır etmesi gerekliydi. Bu bölümler için bir kostüm süpervizörüyle anlaşma yapıldı ve iki ay önceden Fas'a gönderildi. Bu arada Wolksy ve ekibi de Afganistan ile Pakistan'da çalışıyordu.
Mülteci kampı giysileri için Wolksy'nin tekdüze renklerden oluşan bir renk paletine ihtiyacı vardı. Bu da kameralar çalışmaya başlamadan önce uyanık ve hazırlıklı olmayı gerektiriyordu.
“İnsanların giydiği her gerçek giysiyi elbette kullanamadık ama Afganistan'daki birimimiz Kabil'deki ikinci el giysi sağlayıcılarıyla ortak çalışmaya girdiler. Böylece ikinci el giysiler Fas'a gönderildi. Bulduğumuz bazı yeni giysilerin renklerini de eskitebilmek için elimizden geleni yaptık” diyor Wolksy…
Kostüm tasarım ve sanat departmanları çok geniş kapsamlı araştırma yapmışlardı ama 80'lerin başındaki Teksas ve Washington'u yaratırken tahminlerinden daha fazla zorlukla karşılaştılar. Bunların neler olduğunu Albert Wolksy'nin kendisinden dinleyelim:
“Bundan diyelim ki 50 yıl öncesini anlatan bir periyod filmi yaparken işiniz daha kolaydır. Ancak 80'li yıllara ilişkin anılar henüz akıllarda taze dururken, üstelik 80'lerin modasının geri döndüğünü de düşünecek olursak o yılları gerçeğe uygun verebilmek büyük önem taşıyordu. Amy Adams'ın oynadığı Bonnie Bach karakterinin giydiği omuz vatkalarından tutun da Charlie'nin Melekleri'nin saç modellerine kadar her türlü tasarım, makyaj ve saç boyutlarında 1980'li yılları yeniden ziyaret etme durumunda kaldık. O dönemde kadınların üstünde hep omuz vatkalı giysiler vardı. Bunun nedeni ise beli ince gösteriyor oluşuydu. Biz de bu çizgiden ayrılmadık.”
Charlie Wilson'ın giyim stilinin sadelikten yana olduğunu söyleyen Albert Wolksy, “Tom ile beraber gerçek Charlie Wilson ile tanıştığımda çok şaşırdım. Hatta kendi gömleklerinden birisini şablon olarak kullanmamız için bana verdi. Belirli bir tarzda yaka kullanıyor, apoletleri (omuzluk) ve pantolon askılarını seviyordu. Bunların hepsi Charlie'yi simgeleyen önemli detaylardı. Ayrıca bu pantolon askıları, Charlie Wilson'un ara sıra giydiği kovboy çizmeleriyle yürürken Tom Hanks'in kasıla kasıla yürümesine de yardımcı oldu” diyor.
Julia Roberts ile daha önce “Runaway Bride” ve “The Pelican Brief” adlı filmlerde beraber çalışan tasarımcı Wolsky, ünlü yıldızın portresini çizdiği Joanne Herring karakterinin zarif, seçkin ve genelde siyah renk ağırlıklı giysilerini tasarlarken gerçek Herring'i örnek aldı. Tasarımlarını hazırlarken varlıklı Houston sosyetesi kadınlarının karikatürünü yapmaktan uzak durmaya özen gösterdi. Sonuçta Julia Roberts'in giysileri, Joanne Herringg'in simgesi olan sarı saçlara kontrast oluşturacak siyahın seçkin tonlarından oluştu.
Herring'in konumuna uygun görünüm sağlayabilmek için Julia Roberts, Cartier North America şirketinden sağlanan ciddi görünümlü göz alıcı elmaslar kullandı. Çekimler sırasında gösterişli gerdanlık ve bilezikler taktı. 10 karatlık elmastan yapılan küpelerin değeri yaklaşık 1,5 milyon doları, 15 karatlık elmastan yapılan bileziğin değeri ise 2 milyonu bulduğu için çekimler sırasında sette iki silahlı muhafız bekledi.
Julia Roberts'ın parti kıyafetine eşlik etmek için Tom Hanks de beyaz renk smokin ceket ve siyah papyondan oluşan bir kıyafet giydi. Görüntülenen parti sahnesi, Charlie Wilson'ın 60. yaşgünü nedeniyle düzenlenen partinin aynısını yansıtıyordu.
Crile bu partiyi kitabında şu sözlerle anlatıyor: “Charlie Wilson'ın o gece için seçtiği tema Casablanca temasıydı. Casablanca onun favori filmi olduğu için beyaz bir ceketle görünmüştü. Bu kıyafeti, Rick rolündeki Humphrey Bogart'a benzeyebilmek için özel olarak diktirmişti.”
Sahada görev yapan casus Gust Avrakotos'un kıyafetleri ise tasarım açısından elbette gösterişli değildi. Albert Wolsky bu karakterin kıyafetlerini tasarlarken büyük gözlüklerin yardımına başvurdu, saç modeliyle giysileri de buna göre ayarladı. Kıyafetler belirlendikten sonra fazla dikkat çekmeyecek kıyafetler giydirildi. Film boyunca giysilerini hiç değiştirmediği gibi üstündeki herşey birbiriyle uyumsuz oldu.
|
|||||||