İzleyici Sayısı 413.707
Hasılat 3.326.283 YTL
|
Ben Efsaneyim - I Am Legend
|
||
Yönetmen Francis Lawrence
Oyuncular Will Smith, Alice Braga, Charlie Tahan, Salli Richardson, Willow Smith, Darrell Foster, April Grace, Joanna Numata
Senaryo Mark Protosevich, Akiva Goldsman
Yapımcılar Akiva Goldsman, David Heyman, James Lassiter, Neal H. Moritz, Erwin Stoff
Görüntü Yönetmeni Andrew Lesnie
Prodüksiyon Tasarımı Naomi Shohan
Sanat Yönetmeni Howard Cummings
Kurgu Wayne Wahrman
Özgün Müzik James Newton Howard
Yapımcı Stüdyo Warner Bros. Pictures
Türkiye Dağıtımı Warner Bros. Pictures
Gösterim Tarihi 25 Ocak 2008
|
|||
Ben Efsaneyim - I Am Legend Yapım Bilgileri
|
|||
Yeryüzündeki son insan yalnız değil...
“Benim adım Robert Neville. New York şehrinde hayatta kalan biriyim. Sesimi duyan biri varsa… Herhangi biri… Lütfen... Yalnız değilsin”.
Robert Neville (Will Smith) çok başarılı bir bilim adamıdır ama o bile durdurulamayan, tedavi edilemeyen, insan yapımı o korkunç virüsü kontrol altına alamamıştır. Her nasılsa virüse bağışıklık gösteren Neville, New York şehrinden hatta belki dünyadan arta kalan yerde, hayatta kalmış tek insandır.
Neville üç yıl boyunca inancını yitirmeden her gün telsiz mesajı göndererek umutsuz bir şekilde, hayatta kalmış başka insanlar bulmaya çalışır. Ama yalnız değildir. Salgının mutanta dönüştürdüğü kurbanlar yani “Virüslüler” karanlıkta pusuya yatmış… Neville'in her hareketini izlemekte… Ölümcül bir hata yapmasını beklemektedirler.
Belki de insanoğlunun son ve en iyi umudu olan Neville'i ayakta tutan tek şey kendine düşen görevi yerine getirme arzusudur: Kendi kanını kullanarak virüsün etkilerini tersine çevirecek bir tedavi bulmak. Ama karşısındakilere karşı sayıca az olduğunu bilmektedir… Ve zamanı da hızla tükenmektedir.
Benim adım Robert Neville…
“I, Robot”, “Independence Day” ve “Men in Black” gibi filmlerin bilimkurguya aşina yıldızı Will Smith, uzun süreden beri Richard Matheson'ın zamandan bağımsız romanı I Am Legend'a ilgi besliyordu. Aktör, “Bu romanda pek çok şey bir arada yer alıyor: Korku, bilimkurgu ve müthiş bir karakter unsuru” diyor ve ekliyor: “Dünyada hayatta kalan son kişi olmanın psikolojik boyutu her zaman çok ilgimi çekmiştir. Sadece hayatta kalabilmek için, Robert Neville'in göstermesi gereken fiziksel, duygusal ve manevi direnç insanın mizacı hakkında evrensel bir öykü anlatmak için güzel bir fırsat sunuyor”.
Matheson'ın hikâyesine dayanan bu yeni bilimkurgu-gerilimin yönetmeni Francis Lawrence, aktörün sözlerine şunları ekliyor: “Çağdaş bir şehir ortamında tek başına kalmış ve başka yerlerle irtibatı kesilmiş bir adam fikri benim için büyüleyiciydi. `I Am Legend/Ben Efsaneyim' tam anlamıyla dünyaya karşı tek başına mücadele eden bir adamın hikayesi; zaten yarım yüzyıl önce yazıldığından bu yana insanların hayal gücüne hitap etmesi de bu yüzden”.
Matheson'ın 1954 tarihli bu karmaşık ve kışkırtıcı romanı, pek çok kişi tarafından günümüz bilimkurgusunun öncülerinden biri olarak görülmüş, nesilleri etkilemiş, sayısız benzeri yazına ilham kaynağı ve bundan önce iki filmin de çıkış noktası olmuştur: Başrolünü Vincent Price'ın oynadığı, 1964 yapımı “The Last Man on Earth” ile başrolünü Charlton Heston'ın oynadığı, 1971 yapımı “The Omega Man”.
“A Beautiful Mind”ın Oscar ödüllü senarist-yapımcısı ve kendini Matheson'ın her daim hayranı olarak addeden Akiva Goldsman, “I Am Legend/Ben Efsaneyim”i beyaz perdede yeniden yaratma fırsatını büyük sevinçle karşıladığını belirtiyor: “Richard Matheson bilimkurgu meraklıları için bir tanrı gibidir. Ciddi bilimkurgu çalışmalarda güçlü temalar işleyebilmek için karakterlerin derinine inme, bilimkurguyu kinaye için kullanma geleneği vardır. Film hakikaten bu anlayış üzerine kurulu”.
Goldsman, Mark Protosevich'in Matheson'ın bereketli romanından uyarladığı ve son yılların en beğenilenlerinden biri olan senaryo üzerinde çalıştı. Protosevich bu konuda şunları söylüyor: “On yıldan uzun süredir tutkuyla üzerinde çalıştığım bir projeydi. Özellikle kamera önünde ve arkasında böylesine yetenekli insanlar tarafından nihayet hayata geçirildiğini görmek beni çok mutlu etti”.
“I Am Legend/Ben Efsaneyim” neredeyse sadece yapayalnız yaşayan bir adama odaklanmış bir hikâye anlatıyor. Yapımcılar rolün yüksek kalibreli bir oyuncu gerektirdiğini biliyorlardı. Will Smith'in bu rolle ilgilendiğini duyduklarında, projenin temel taşı yerine oturdu. Smith, Overbrook Entertainment'daki yapımcı ortağı James Lassiter'la birlikte, yıllardır projenin gelişimini izliyordu. Hemen hemen filmin tamamında perdede tek başına yer alan bir karakter olan Robert Neville'i oynamak aktör için hem bir meydan okuma hem de bir fırsattı.
Goldsman bu konuda, “Yazar olarak karakteri tasvirde ve oluşturmada yazılı kelimelerin önemine fazlasıyla inanırım. Ama sonuçta yazılı olmayanları yansıtmak da aynı ölçüde önemli. Will çok üstün bir oyuncu; düşünce ve duygularının çoğunu yüz ifadeleriyle ve hareketleriyle yansıttığı olağanüstü bir performans sundu”.
Smith, Neville'in serüvenindeki duygu yelpazesini ortaya koyabilmek için başka ifade türlerine başvurmak zorundaydı. “Benim açımdan çok farklı bir süreçti çünkü tamamen davranışa dayanıyordu. Konuşamamak ama yine de iletişim kurmak zorunda olmak inanılmaz bir çalışmaydı” diyen aktör, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kelimeler olmadan iletişim kurmanın yollarını bulmak zorunda olmak bana göre oyunculuğun temel taşı. Bir süre sessiz kalınca, karakteriniz ve kendinizle ilgili pek çok farklı şey keşfetmeye başlıyorsunuz. Gerek sanatsal gerek psikolojik açıdan araştırılıp keşfedilmesi büyüleyici noktalar bunlar”.Smith'le ilk kez film yapan Francis Lawrence, maceranın kalbindeki duygusal hikâye dönüşümü için sağlam bir iskele bulduğunu düşünüyor: “Will muhteşem bir sıcaklığa ve karizmaya sahip” diyor yönetmen ve ekliyor: “Rolünü bambaşka boyutlara götürürken sizi de her an yanında sürüklüyor. Onun duygularını gerçekten paylaşıyorsunuz onun adına korkuyor, onunla gülüyor, onunla ağlıyorsunuz… İşte tüm bu katmanlar performansında mevcut. En önemlisi de fiziksel olsun duygusal olsun karakterinin yaşadığı her şeyi, çoğu zaman konuşmadan yansıtıyor olması”.
Smith'e belki de en büyük övgü, Robert Neville karakterini yaratmış olan kişiden, yazar Richard Matheson'dan geliyor: “Will Smith, Robert Neville'i hayata geçirmek için mükemmel seçim. Hemen hemen yaptığı bütün filmleri izledim. Hangi rolü oynarsa oynasın her zaman tam anlamıyla ikna edici. Bu hikâyede, canlandırdığı karakter filmin kilit öğesi; dolayısıyla Will de anahtar”.
Ben New York şehrinde yaşayan, hayatta kalmış biriyim… Yiyecek temin edebilirim. Barınacak yer temin edebilirim. Güvenlik temin edebilirim.
“I Am Legend/Ben Efsaneyim”in merkezinde bir adamın görünüşe göre hiçbir şansı olmadığı halde hayatta kalma mücadelesi yer alıyor: Yalnızdır ve çevresini virüslüler sarmıştır. Bunlar düşünce ya da mantık olmaksızın öldüren, canavar ruhlu yaratıklardır. Neville'in durumunu daha da kötüleştiren şey söz konusu virüsün insan yapımı olmasıdır. Medeniyeti yeryüzünden silen, Neville'i yapayalnız bırakıp sürekli tehlike altında olmasına neden olan salgının kökeninde ilk başta, çağdaş tıbbın açtığı bir çığır olarak yere göğe konamayan, insanlık tarihinin en ölümcül hastalığı kanserle mücadele etmek için insanoğlu tarafından yapısı değiştirilen bir virüs yatmaktadır. Fakat modifiye virüs başlangıçta büyük başarı gösterse de, çok geçmeden hayal bile edilemeyecek bir yan etkiye yol açar.
Manhattan'da görevli askeri bir virolog (virüs uzmanı) olan Neville, hükümetin salgına karşı aşı bulunması çabalarına öncülük eder. Ama tüm gayretlere rağmen virüs havaya karışır. Bunun üzerine şehir karantinaya alınır ve sadece virüs kapmamış olanların şehirden ayrılmasına izin verilir. Ortaya çıkan panikte, Neville karısı Zoë'nin (Salli Richardson) ve kızı Marley'nin trajik ölümlerine tanık olur. (Marley'yi Will Smith'in gerçek hayattaki 7 yaşındaki kızı Willow Smith canlandırdı).
Virüse yenik düşüp ölmeyen Virüslüleri belki de daha kötü bir yazgı beklemektedir: Harap olan metabolizmaları onları şehrin geniş yer altı dünyasının karanlığında yaşayan, gölgelerde gezinen, tek ve ilkel bir açlık dürtüsüyle hareket eden yaratıklara dönüştürür.
Felaketin ardından, Neville'in de bir dürtüsü vardır: Bu feci acıyı yaratan salgına karşı bir tedavi bulmak. Virüse her nasılsa bağışık olan Neville, bilimsel eğitimi ve kendi kanı olmak üzere elinde iki koz olduğunun farkındadır. “Neville bu yaratıkların bir laboratuarda yaratılmış, mutasyona uğramış bir virüsün etkisi altında olduğunu biliyor” diyen Smith şöyle devam ediyor: “Kendini içinde bulduğu konum ise şu: İnsanlığı kurtaramamış olduğu halde, en azından o böyle düşünüyor, bu hastalıktan etkilenmeyen, hayatta kalmış tek kişi kendisi”.Neville'in askeri bir bilim adamı olarak deneyimi, terk edilmiş bir şehirde nasıl yaşayacağı konusunda yaptığı seçimleri de belirler. Her konuda son derece disiplinli hareket eder; yorucu fiziksel şartlara dayanır; güneşin tam battığı saat için alarm kurar. Lawrence bu konuda, “Neville çok disiplinli biri. Böyle bir konumda akıl sağlığını olabildiğince korumasını sağlayan da bu. Aşırı seçimler yapıyor ama bu rutinin dışına çıkarsa dağılmaya başlaması çok mümkün”.
Neville, yanında sadece köpeği Sam'le, her an Virüslülerin bir adım önünde olmaya çalışır. O ve Sam gündüzleri işe yarayabilecek şeyler bulmaya uğraşarak, laboratuarda çalışarak ve hayatta kalmış başka insanlar bulma umuduyla telsiz sinyalleri göndererek geçirirler. Geceleri ise güçlendirilmiş duvarları olan sığınaklarına çekilip, avlanmak için şehir sokaklarında kol gezen, yiyecek bir şey bulma umuduyla her yeri koklayan Virüslüleri gözlemlerler.
Neville çeşitli uğraşlar ve görevlerle vakit geçirirken, bazı özgürlükler de yaşar. Shelby'siyle sokaklarda dilediğince gezer, bir savaş jetinin üzerinde golf atışı talimi yapar, kale gibi evini paha biçilmez hazinelerle süsler ya da şehrin zengin yiyecek, benzin ve tıp kaynaklarını karmaşık bir harita sistemi üzerinde işaretlemekle uğraşır çünkü tüm bu kaynaklar onun kullanımına açıktır.
Yeni New York'un gerçeküstülüğünde, bir zamanlar ticaret, sanat ve eğlence merkezi olarak isim yapmış yerler artık Neville'in kendi bahçesi, kişisel oyun ve avlanma alanı olmuştur.
“New York'taki son adamsanız, tadına varılabilecek bazı eğlenceler vardır, yalnız yaşansalar da” diyor Lawrence ve ekliyor: “İçinde yaşadığımız dünya için çok önemli görünen öğeler, çok fazla zaman, enerji ve milyonlar harcadığımız tüm o yapılar, salgının ardından bildiğimiz dünya son bulduktan sonra, çürümeye mahkûmlar. Tamamen faydasızlar”.
“Neville kelimenin tam anlamıyla her yere girebiliyor” diyen Smith ise şöyle devam ediyor: “Tıp malzemeleri var; konserve yiyeceklerin nerede tutulduğunu biliyor, benzin depolarının nerede olduğunu biliyor. Tüm şehri kendi evi gibi kullanıyor. Kendi golf kulübü olan bir uçak gemisinde olmak gibisi de yok doğrusu”.
Fakat hayat eğlence ve oyunlardan ibaret değildi. Terk edilmiş caddelerde hız yapmak, yedi metre yükseklikte baş aşağı asılı durmak, süratli bir Ford Mustang'le manevra yapmak, paslı taşıtların üzerinde Virüslüleri canlandıran ve hareketsel kavrama kostümleri içindeki dublörle dövüşmek Smith'in filmdeki nefes kesici aksiyon sahnelerini hayata geçirmek için katlanması gereken zorluklardan sadece bir kaçıydı.
Yapımcılar bu sekansların koreografisini gerçekleştirmesi için deneyimli dublör koordinatörü Vic Armstrong ve başarılı dublör birimine teklif götürdüler. Armstrong'un kırk yıllık kariyerinin son filmleri arasında “Mission Impossible III”, “War of the Worlds” ve “Die Another Day” gibi başarılı aksiyonlar yer alıyor.
Smith'in performanslarına rahatça fiziksellik katabilme özelliğini iyi bilen yapımcılar aktörün tehlikeli sahnelerdeki hâkimiyetini memnunlukla karşıladılar. Çekimler başlamadan aylar önce, Smith daha ince ve biçimli bir fiziğe kavuşmak için diyet ve egzersiz programına başladı. Birkaç yıl önce kendisini Oscar adayı olduğu “Ali” filmi için forma sokan kişisel antrenör Darrell Foster'la çalışan Smith, tıpkı Neville gibi disiplinli bir program uygulayarak 10 kilo verdi. Foster bu konuda, “Onu çok zorlu bir programa soktuk: Oksijenin az olduğu yüksek rakımda, sıcakta, soğukta, nemde çalıştırdık, düşük kalorili bir rejime ve daha birçok zorlu şarta tâbi tuttuk. Bu sayede karakterinin fiziksel olduğu kadar zihinsel durumuna da uyum sağladı” diyor.
Öte yandan, askeriye ve silah danışmanı Sam Glen'le Neville'ın özel yapım tüfeğini kullanmak için yaptığı eğitimler ise aktör için çok daha kolay oldu çünkü önceki filmlerinde de ateşli silahlar kullanmıştı.
Eğer herhangi bir yerde kimse varsa. Lütfen. Yalnız değilsin…Smith perdedeki süresinin çoğunu Neville'in her an yanında olan Sam adlı köpekle geçiriyor. Filmde Sam'i üç yaşındaki Alman kurt köpeği Abbey canlandırdı. “Click” ve “The Mask” gibi filmlerde görev almış olan hayvan baş eğitmeni Steve Berens, köpeğinden pek çok duygusal tepkiler alması konusunda büyük beklenti içinde olunduğunun farkındaydı. Eğitmenin köpek oyuncusundan güçlü bir performans alabilmek için benimsediği yaklaşım Abbey'nin doğuştan sahip olduğu yeteneklere duyduğu güveni belirli bir eğitim programıyla birleştirmekti.
“Her şey hayvanı nasıl hazırladığınıza bağlı” diyen Berens, bunu şöyle açıklıyor: “Onları çekilecek belirli sahneye hazır olabilmeleri için günlerce hazırlıyorsunuz; böylece sete çıktıklarında durumu anlıyor ve üzerlerine düşeni yapıyorlar. Bunun bir iş olduğunu biliyoruz ama esas olan şey onu eğlence hâline getirmek. Bunu doğru şekilde, sevgi ve ödüllendirmeyle yaparsanız, işlerinden gerçekten zevk alıyorlar. Köpeğinizle aranızda bir dostluk yaratıyor ve sonra bunu oyuncuya aktarıyorsunuz. Will, Abbey'yle müthişti. Aralarında kendilerine ait bir bağ oluştu”.
Neville'in varlığıyla ilgili her şey, telsiz yayınına hayatta kalan başka insanlardan yanıt almasıyla değişir: Anna (Alice Braga) adında bir kadın ve Ethan (Charlie Tahan) adında bir çocuk da hayattadırlar. Tam Neville, Virüslülerin hazırladığı bir tuzağa düşmek üzereyken beklenmedik bir şekilde ortaya çıkarlar. “Sanırım Neville'in çağrısını duyduğu an Anna umut olduğuna, dünyada başka insanlar da olduğuna inanmaya başlıyor” diyen Brezilya doğumlu aktris Alice Braga, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu adam yaşıyor. Çevrede Virüslüler olduğu halde, Anna gidip onu kurtarma kararı alıyor. Bilinmeyene güvenmek filmde onun umuda yolculuğunu başlatan şey oluyor. İkisinin birbirlerine tutunarak, birlikte güçlü olmaları gerekiyor”.
Yapımcılar Braga'yı Oscar adayı “City of God”da ortaya koyduğu performanstan ötürü istediler. Goldsman bu konuda şunları söylüyor: “`City of God'daki performansına hepimiz bayılmıştık. Alice doğal bir güzelliğe ve kolayca sezilebilen içten gelen bir şefkate sahip. Işıltısı elle tutulabilecek kadar somut; bir tür iyilik hissi yaratıyor ki bu çok önemli çünkü filmde Anna umudu temsil ediyor. Neville'e tekrar bir amaç veriyor. Bence Alice bu niteliği karakterine çok gerçekçi biçimde yansıtıyor”.
Neville aylar boyunca umutsuz bir şekilde hayatta kalmış başka insanlar aramıştır ama yıllar sonra karşısında iki insan gördüğü an, insan temasına duyduğu ihtiyaçla bundan duyduğu korku çok net şekilde birbirine karışır. Smith, “İlk başta onların gerçekten var olduğundan emin değil. Bir gece önce korkunç sanrılar gördüğü için karşındaki şeye karşı eminsizlik duyuyor. Bu en derin arzusu, en büyük rüyası olduğu halde, o teması yaşama şansına eriştiği an, muazzam bir yadsıma hissi yaşıyor. Bir aktör olarak, bu ikilik durumunu psikolojik açıdan işlemek muhteşem bir fırsattı” diyor.
Braga, Katrina fırtınası ve Yahudi Soykırımı'nın dehşetinden kurtulanlar üzerine yaptığı araştırma sayesinde Anna rolü için kayda değer bir içgörü elde etti. “İnsan böyle bir şeyden sonra yoluna nasıl devam eder, yaşamaya nasıl devam eder?” diye sorduktan sonra, şöyle devam ediyor: “Ne kadar çok okuduysam o kadar çok anladım ki bunların cevabı umut beslemek. Canlandırdığım karakter gördüğü her şeyden sonra bile umut ve inanca sahip. Anna için araştırma yaparken hayat hakkında çok şey öğrendim”.
Anna, Neville'in daha yüce bir gücü acılı bir şekilde inkâr edişiyle karşı karşıya kaldığında bile derin bir inanç besler. Bu durum Neville'i sarsar. “Anna her an hareket hâlinde olmak için mücadele veriyor” diyen Braga, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hayatta kalma arzusu ve özellikle de küçük Ethan için daha fazlası için beslediği umut onu motive ediyor. Will'in canlandırdığı karakter büyük ve güçlü; bir kadın ya da çocuğa oranla hayatta kalması daha kolay. Anna, Neville'i bulduğunda, evinin genel görünümünden onun tek amacının hayatta kalmak olduğunu seziyor; bu çılgın dünyada beraber yaşanacak bir insan olduğuna inanma kararı alıyor”.
Sekiz yaşındaki Charlie Tahan, Anna'yla birlikte seyahat eden küçük Ethan rolüne seçildiği için çok mutlu oldu. Küçük oyuncu, karakteri için şunları söylüyor: “Ethan gerçekten oldukça sessiz bir çocuk çünkü ailesi ölmüş ve sahiden çok kötü şeyler görmüş. Sokaklar bomboş ve etrafta yaratıklardan başka kimse yok. Ethan ilk başta Neville'e fazla güvenmiyor. Onun kötü ya da Virüslü olmadığından emin değil. Neville de Ethan'ın kendisine güvenmediğinin farkında olduğu için onu güldürmeye çalışıyor. Sette olmadığımız zamanlarda bile, Will beni çok güldürebiliyordu”. Tahan, Smith ve Braga'yla çalışmanın “hayat boyu yetecek bir deneyim” olduğunu da sözlerine ekliyor.Anna ve Ethan'ı bulmak, onların inanılmaz hayatta kalış öykülerini duymak Neville'e yeni bir umut verir. Smith bu konuda, “İnanç ile bilim arasındaki klasik insani bocalama söz konusu. Anna çok açık bir şekilde Hıristiyan söylemiyle konuşuyor, ama ruhanilik düşünceleri tamamen evrensel. Sevdiklerini kaybeden herkes bu soruları sorar; inanç, inançsızlık, korku ve Tanrı'ya öfke aşamalarından geçer… Tüm bunları yaşar. Neville'ın yaşadığı kayıplar ve hayatının şu anki şartları düşünülecek olursa, nasıl bir tanırının böyle bir acıya izin vereceğini sormak için her türlü nedeni var”.
Her gün öğlen, güneşin tam tepede olduğu saatte, South Street Seaport'ta olacağım…
Neville'in içinde bulunduğu şartları hazırlayan şey insan yapımı bir virüstür. Kansere devrim niteliğinde bir çare olarak geliştirilen bu virüs sonradan şekil değiştirerek bulaşıcı ve durdurulamaz bir mikroorganizmaya dönüşmüştür. Yapımcılar bu noktadan yola çıkarak, virüsler ve viroloji bilimi üzerine kapsamlı bir araştırmaya koyuldular. Araştırmaları bu alanın en üst düzey eğitmenlerinden aldıkları derslerle ve Hastalık Kontrol Merkezi'ne yaptıkları geziyle başladı. HKM, Smith, Lawrence ve yapımcılara 3. düzey Biyo-Güvenlik Laboratuarları'nda çalışan bilim adamlarıyla tanışma fırsatı sundu. Bu düzeydeki laboratuarlar dünyanın en ölümcül ve hızlı yayılan salgın hastalıklarını barındırıyordu. İşte oradayken anlamaya başladılar ki değişime uğratılan bir virüsün kontrolden çıkması durumu artık sadece bir bilimkurgu hikâyesi malzemesi değil son derece olabilir bir şeydi.
Goldsman bu konuda şunları söylüyor: “Bazı virüslerin `yiyecek zincirinde' muhtemelen en yukarıda bulunduğuna dair bulgular var. Mutasyona uğramış bir virüsün ne kadar dayanıklı olduğunu ve ne kadar derin etkiler yaratabileceğini görmek hem insanın kendini küçük hissetmesine hem de dehşet duymasına yol açıyor”.
Yapımcılar ülkenin önde gelen bazı virologlarıyla görüşme imkânı buldular. Bunlar arasında yüksek düzeydeki biyolojik tehlike laboratuarlarında çalışan mikrobiyoloji uzmanları ve dünyanın dört bir yanına giderek bir sonraki muhtemel öldürücü salgına ilişkin yanıtlar arayan “virüs avcıları” bulunuyordu. “Büyüleyiciydi” diyor Lawrence ve ekliyor: “Virologların nasıl düşündüğüne ve virüs dünyasını nasıl gördüklerine bizzat tanık olduk”.
Neville'in güvenlik protokollerine sıkı sıkıya uymasından, HKM'nin gerçek laboratuarlarını yansıtan laboratuar şemalarına kadar proje için gerekli pek çok engin bilgiyi yapımcılar bu sayede elde ettiler. Smith karakterini oluştururken bu kadar gerçek araştırmaları kullanabildiği için minnettardı. “Araştırma yapmaya bayılıyorum. Neville gibi bir karakteri duygusal açıdan yansıtmak onu motive eden bilimi anlamadığınızda zor” diyor aktör.
HKM'ndeki uzmanlar kitleleri tahliye etmek ve karantinaya almakla ilgili öğeler ve ilkelerin anlaşılmasında da eşi bulunmaz bir katkı sağladılar. Ayrıca New York'un şehir, eyalet ve federal kurumları, filmin çarpıcı ve dramatik bazı sekanslarının düzenlenmesinde uzmanlıklarını yapımcılara sundular. Bu sekanslar arasında caddelerde kargaşanın yaşandığı sahneler ile Neville'in bir zamanlar cıvıl cıvıl olan şehirde tamamen yalnız olduğu sahneler de bulunuyordu.
Filmdeki 2012 yılının New York şehri bildiğimiz günümüz metropolünün huşu uyandıran bir izdüşümü. Yapımcılar bilimkurgunun klişeleşmiş yıkık dökük şehir konseptinden uzak durmak istediler. Bunun yerine zamanın içinde bir anda, karantina altındaki binaların, kapanmış işyerlerinin, biyolojik tehlike uyarılarının ve içi boş arabaların oluşturduğu trafik kargaşasının fotoğraflarını yarattılar. Aşırı büyümüş ağaçlara ve doğal yaşama teslim olmuş bir şehir oluşturdular. Manhattan'ı bir şehir cangılı, doğanın geri aldığı, ürpertici ve sert bir yer olarak göstermek Francis Lawrence'ın fikriydi.Daha önce “Constantine”de Lawrence'la çalışmış olan yapım tasarımcısı Naomi Shohan, Lawrence'ın şehri cennetsi bir yer gibi göstermesine yardım etme görevini üstlendi. “Başlangıçtaki salgının görsel sonucu, askeri ve tıbbi acil çağrılara verilen hummalı yanıtlar ve toplum çapında yaşanan şiddetli bir kargaşa” diyen Shohan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Görüntü savaşın yıkımlarından kolay kolay ayırt edilebilecek gibi değil. Ama sonradan zaman içinde ilerlemek bize manzarayı dönüştürme ve Neville'in umutsuz durumuyla tezat oluşturan bir şiirsellik yaratma olanağı tanıdı. Sonunda, New York, çöken içyapısı ve değişime uğrayan doğasıyla metruk bir şehir oluyor”.
Shohan, sanat departmanıyla birlikte, şehrin karşılaşmış olabileceği çeşitli senaryoların muhtemel sonuçları üzerine kapsamlı araştırmalar yaptı. Bu araştırmalar arasında su ve elektriğin aniden kesilmesi, bitkilerin olsun hayvan ve böceklerin olsun büyüme oranları vardı. “Böyle bir durumda, su borularındaki kırılmalar lağımları taşırıp, caddeleri ve binaların bazı kısımlarını yutardı. Elektrik ve gaz kaçaklarından kaynaklanan yangınlar daha da fazla hasara yol açardı ve durdurulamaz doğa da kendi alanını geri talep ederdi. Birden bire, tıbbi ve askeri araçlarla dolu caddeler yerine, New York şehrinin büyük kanyonları 19. yüzyıl ressamları tarafından betimlenen Batı Amerika'nın romantik bir vizyonuna benzemeye başlardı” diyor Shohan ve ekliyor: “Bir bakıma zamandan bağımsız bir görünüme ulaştık; bir zamanlar doğayla dolu şehrin sertliği ve kasveti, yerini duyulara hitap eden bir manzaraya bıraktı”.
Bu vizyonla ilgili olarak, Lawrence ise şunları söylüyor: “Bu filmi görüntülerken doğacı bir yaklaşım benimsemek istedim. New York şehrinin caddelerinde, güpegündüz ve gerçek mekânlarda çekim yapmayı arzu ettim. Bu, performansları olduğu kadar, bizim çekim tercihlerimizi de etkiledi”.
Yönetmen, Neville ve dünyası için öngördüğü duygusal sadeliği yaratması için Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Andrew Lesnie'den (“The Lord of the Rings” trilogy) yardım istedi. “Kamerayı gerçekten de Neville'in hissettiği neyse onu, yalnızsa yalnızlığı, eğlenceyse eğlenceyi, karanlıksa karanlığı hissettirecek şekilde kullanmaya yoğunlaştık. Andrew hakikaten kameradan her sahnenin duygusal değerini yansıtacak bir araç olarak yararlanmamıza yardım etti” diyor Lawrence.
Kameranın, Neville'in içsel yolculuğun yanı sıra, sınırlarda yaşadığı hayatında yer alan dolu dizgin aksiyonu da kaydetmesi gerekiyordu. Aksiyon sahneleri bazı durumlarda görsel efektlerle pekiştirildi. Aksiyon biriminin şehrin ünlü kalabalığından kaçmak için haftasonları tuhaf saatlerde çekim yapmasına rağmen yine de erken saatte kalkmış bazı meraklılar telefon kameralarıyla fotoğraf çekmek için sette kesintilere yol açtılar. En önemli sekanslardan birinde, Neville'in, modifiye edilmiş Mustang Shelby'siyle terk edilmiş araba keşmekeşi içinde ilerlemesi ve şehrin dört bir yanındaki engelleri aşması gerekiyordu. Bu sekans şehrin çeşitli yerlerindeki mekânlarda, haftasonlarından oluşan bir ayı aşkın sürede çekildi.
Baş karakterin koca şehirde tek başına yaşadığı bir filmin büyük kısmını dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinde çekmek lojistik açıdan muazzam bir meydan okumaydı. Yine de yapımcılar mekânın gerçekçi olmasında kararlıydılar. New York'ta yaşayan yönetici yapımcı Michael Tadross, “New York'un sahtesini yapamazsınız çünkü benzersiz bir arka planı var. Ayrıca daha önce kimsenin çekim yapmadığı mekânlarda çekim yapma şansını elde ettik” diyor.
Her düzeyde hükümet kurumlarıyla, hatta Belediye Başkanı Michael Bloomberg'ün Film ve Televizyon Bürosu'yla görüşmeler yürüten Tadross ve mekân sorumlusu Paul Kramer en yoğun ve simgeleşmiş mekânlardan bazıları için gerekeli izinlerin alınmasında önemli rol oynadılar. Yapım ekibi şehrin daha önce kimsenin ulaşamadığı bazı kilit mekânlarında çalışabilme iznini elde etti.Bunun yanı sıra kısa süreli ve iş saatleri dışında olmak üzere, bütün bir semti tamamen boşaltmalarına da müsaade edildi. En kısa dış mekân çekimi bile ortamın büyük bir değişim geçirmesini gerektiriyordu: Alan terk edilmiş arabalarla dolduruluyor, binaların görünen cepheleri çökmüş sahteleriyle süsleniyor, kaldırımlardaki çatlaklara çalılar ve yaban otları konuyor, çöküş görüntüsünü tamamlamak için de etraf ince bir çamur katmanıyla kaplanıyordu.
“Bu filmde hiçbir şeyi küçük çaplı yapmadık. Kıyamet sonrası bir dönem işlendiği için sokağa her çıkışımız büyük çalışmalar gerektirdi. Asla mevcut ortamı olduğu hâliyle kullanamadık. Yarattığımız dünya daha önce bu şehrin gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu. Gittiğimiz her yerde oldukça büyük zorluklar bizi bekliyordu” diyor Kramer.
“I Am Legend/Ben Efsaneyim”de yer alan New York mekânları şehrin beş ilçesinden üçündeki farklı kültürler barındıran çeşitli semtleri içine aldı. Bunlar arasında Grand Central Terminali, Madison Square Parkı'na bakan Flatiron Binası, Washington Square Parkı, TriBeCa'nın popüler caddeleri, Meatpacking mahallesi, Columbus Meydanı ve Çin Mahallesi bulunuyordu.
Bir çok haftasonu boyunca çekim yapılan, lüks mağazaların yoğun olduğu Fifth Avenue filmin en zorlu mekânlarından biriydi. Madison ve Sixth Bulvarları'ndan Fifth Avenue'ya akan yaya ve araç trafiği yüzlerce yapım asistanı, trafik görevlisi ve yerel polisin desteğini gerektirdi.
Smith'e göre, bu kadar kalabalık bir mekânı boşaltmak nefes kesiciydi. Bu konuda şunları söylüyor: “Hayatınız boyunca New York'un boş hâlini görmediğinizi fark ediyorsunuz. Çok güçlü bir görüntüydü bu. Fifth Avenue'nun o bölümünü boşalttığımızda, daha önce benzeri görülmemiş bir şey yaptığımızı çok daha iyi anladım”.
Lawrence da bu görüşe katıldığını şu şekilde ifade ediyor: “Fifth Avenue oldukça esaslı bir deneyimdi. İnanılmaz olan şey, çekim yaptığımız sırada herkesin sessiz olmasıydı. Video monitörünü izlerken, kendimi, bomboş bir Fifth Avenue'da yürüyen Will'in monologuna ve görüntüsüne kaptırıyordum. Sonra `Kes' der demez, caddenin karşı tarafına boydan boya dizilmiş binlerce insandan yükselen alkış tufanını duyuyordum. Çekimler sırasında kimse ne resim çekti ne de ses çıkardı. İnanılmazdı. Tüm gün boyunca çekim yaptık; buna rağmen o gün şehirdeki herkesin böylesine saygılı olması akıl almazdı. Bunun için gerçekten minnettarız”.
Özellikle soğuk ve yağmurlu bir günde, bu meraklı izleyicilerin düşünceli davranışı ve çekim ekibinin özverili çalışmaları, Smith'in o an içinden gelerek söylediği “Summertime” (Yaz Vakti) şarkısıyla ödüllendi.
“…Ve sakın yanılmayın, sevgili vatandaşlarım, sadece hayatta kalabilmek için savaşıyoruz. Ve bu gece büyük bir üzüntü ama daha büyük bir kararlılıkla New York şehrinin karantinaya alınması kararını imzalamış bulunuyorum. Tanrı yardımcımız olsun…”
-- ABD Başkanı'ndan radyo mesajı
Salgın sonrası Manhattan'ının boşluğuna sert bir tezat oluşturan şey, binlerce oyuncu ve figüranın şehrin karantinaya alınışı ve boşaltılması sırasındaki paniği canlandırışıydı. Düzinelerce kurumdan izin alınması ve suyun üzerine kurulu film setinden iniş-kalkış yapan hava taşıtlarının lojistik koordinasyonu için izlenmesi gereken bir dizi katı talimat doğrultusunda yapılacak hazırlıklar üç ay sürdü.
Sahnelerin büyük çoğunluğu Brooklyn Köprüsü'nün ayağındaki bir iskelede geçiyor. Ne var ki, bu birincil mekân Lawrence'a şehrin nefes kesen siluetini görüntüleme fırsatı verdiyse de, burada gerçek bir iskele yoktu. New York Polis Teşkilatı Havacılık biriminden Çevre Koruma Bürosu'na kadar yaklaşık bir düzine şehir, eyalet ve eyaletler arası kurumun işbirliğiyle, yapımcılar bir mavna getirip nehir yatağına demirlediler ve kıyıya kadar uzanan bir köprü inşa ederek gerçek bir iskele yarattılar.
Bunun ardından, yapımın ışıklandırma birimi bir hafta boyunca çalışarak kablo çektiler, Brooklyn Köprüsü ve çevredeki sokakları ışıklandırdılar, FDR otoyolunun altında kaldığı için normalde karanlık olan caddeye ışık takviyesi yaptılar.
Çekimlerin başlamasından birkaç gün önce, askeriye ve silah danışmanı Sam Glen tarafından temin edilen askeri teçhizatlar gelmeye başladı. Glenn yapım için vazgeçilmez biriydi. ABD Ordusu'yla yakın bir çalışma içinde olmak da sekansın çekiminin başarısı için çok önemliydi.
South Street Seaport'un yakınında, altı gecede çekilen karmaşık aksiyon sekansında, düzinelerce askeri kara ve hava teçhizatı kullanıldı. Bunlar arasında bir adet New York Ulusal Koruma Kara Şahin'i ve Sahil Güvenlik H-65 Dolphin helikopterlerinin yanı sıra, Humvee ve (ABD ordusunun donanımlarına yeni eklenen) Stryker silahlı saldırı taşıtları vardı. İrili ufaklı deniz taşıtları ABD ordusu ve Sahil Güvenlik işbirliğiyle temin edildi. Bunların her biri sahnede rol oynamakla kalmadı, su üzerindeki binlerce aktör, figüran ve yapım ekibi üyelerinin güvenliğini sağladı. Kamera önünde ve arkasında filmde kullanılan teçhizatları kullanmak üzere 150 askeri personel görev yaptı.
“Herkes sahnelerde, gerek uzmanlıkları nedeniyle gerek gerçekçilik sağlanması için hakiki birliklerin kullanılması gerektiği konusunda hemfikirdi” diyor Glen ve ekliyor: “New York'un, Savunma Bakanlığı'na bağlı ünlü 69. Piyade Bölüğü arka planda figüranlık yapmaları için o gün görevde olmayan birliklerini bize tahsis etme inceliğini gösterdi. Söz konusu birlikler şehirde huzuru korumak üzere eğitim aldıkları için, her şeyin gerçekçiliğini biraz daha arttırdılar”.
Her ne kadar Lawrence filmde olabildiğince gerçek çekim görüntüleri kullanmak istediyse de, hem terk edilmiş şehri hem de burayı ele geçiren Virüslüleri oran olarak arttırabilmek için bilgisayar yapımı görüntülerin kullanılması gerekti. Oscar ödüllü görsel efektler amiri Janek Sirrs (“The Matrix” üçlemesi) bir zamanlar insanken bilinçsiz birer etobura dönüşen Virüslüleri yaratma görevini üstlendi. Sirrs ve ekibi bu yaratıkları dijital karakter yaratma ve hareket kavrama teknolojisiyle hayata geçirdiler. Dublörler, üzerinde hareketlerin bilgisayarda kopyalanmasını sağlayan işaretleyiciler olan özel kostümler giydiler. Yaratıkların görüntüsü BYG ve görsel efekt makyajıyla pekiştirilince, ortaya tamamen tüysüz, yarı saydam, ilk kas dokuları görülebilen varlıklar çıktı. Virüslülerin lideri olan Alfa Erkek, aktör Dash Mihok tarafından canlandırıldı.
Bronx'ta Ulusal Koruma'ya ait eski bir silah deposu olan Kingsbridge Silah Deposu görsel efekt çalışmalarının pek çoğuna arka plan oluşturdu. Bunlar arasında en önemlisi adeta yeşil çimlerden oluşmuş bir denizi andıran Times Square setiydi. Yapım ekibi, ayrıca, Brooklyn'deki Marcy Avenue Silah Deposu'nun 30.000 metrekarelik kapalı alanından da yararlandı. Set dört sete ev sahipliği yaptı. Neville'in dört katlı bir taş bina olan takviyeli sığınağı bunlar arasındaydı. Bu setin dışı ise Washington Square Park'ta çekildi.
Neville, Anna ve Ethan'ın Virüslülerden korunmak için saklandıkları sığınak fikir ve tasarım olarak Naomi Shohan'a ait. Tasarım daha sonra özel efektler amiri Conrad Brink tarafından pekiştirildi. Brink ayrıca hidrolik makaralar ve basınçlı hava topları ekleyerek, duvarların çevresinde patlamalar olurken binayı kelimenin tam anlamıyla derinden sarstı.
“I Am Legend/Ben Efsaneyim”de yer alan yoğun aksiyon ve kullanılan görsel efektlere rağmen, Goldsman hâlâ filmin en güçlü ve zorlayıcı yönünün baş karakterin içsel yolculuğu olduğunu düşünüyor. “Bu gerçekten bir kayıp hikayesi” diyor Goldsman ve ekliyor: “Sevdiğimizi kaybettiğimiz zaman ne olduğunu işleyen bir film. Bizim başlangıç noktamız feci bir kayıp yaşadığınızda dünyanın durduğuydu. Bu durumu dramatik olarak ifade edebilmek için durmuş bir dünya yarattık. Ayrıca bu bir yeniden doğuşa ve iyileşmek için ne yapabileceğinize dair bir hikâye. Bilimkurgu olsa da, hepimizin yüreğinde hissedebileceği bir öykü”.
Will Smith de filmin iki ayrı yüzü olduğunu, hem epik bir bilimkurgu hem de bir insanın duygusal yolculuğunu işlediğini şu sözlerle ifade ediyor: “Birçok katmandan oluşmuş bir hikaye; bunları bir bir soyuyorsunuz. Dördüncü beşinci katmana geldiğinizde karşınıza biraz daha dolambaçlı bir şey çıkıyor ve izleyicilere filmden kendi sonuçlarını çıkarabilme imkanı sunuyor. Bu film gerçek bir deneyim. Umarım ki izleyici için sarsıcı bir deneyim olur. Elbette, heyecan verici olmasını istiyoruz ama bir yandan da düşünce ve soru uyandıran bir konusu var. Film için böyle bir çizgiyi tercih ettik”.
|
|||