Banka İşi - The Bank Job
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 101.849
Hasılat 906.299 YTL
Banka İşi - The Bank Job
Yönetmen Roger Donaldson
Oyuncular Jason Statham, Richard Lintern, Saffron Burrows, Stephen Campell Moore, Daniel Mays, James Faulkner
Senaryo Dick Clement, Ian La Frenais
Yapımcılar Steve Chasman, Charles Roven
Görüntü Yönetmeni Michael Coulter
Prodüksiyon Tasarımı Gavin Bocquet
Kostüm Tasarımı Odile Dicks - Mireaux
Kurgu John Gilbert
Özgün Müzik J. Peter Robinson
Yapımcı Stüdyolar Arclight Films, Mosaic Media Group
Türkiye Dağıtımı Pinema Film
Gösterim Tarihi 21 Mart 2008
Film Arşivi
Banka İşi - The Bank Job Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
"Banka İşi - The Bank Job"un başrollerinde Jason Stattham ile Saffron Burrows yer alıyorlar.
Suçluların en masum olduğu bir banka vurgununun gerçek hikayesi...
The Bank Job, 35 seneden daha fazla bir süre önce Londra'da meydana gelen olağandışı gerçek bir olaydan, cesur ve çözülememiş bir soygundan esinlenilmiştir. Yönetmenliğini Roger Donaldson'ın yaptığı, başrollerde Jason Statham ve Saffron Burrows'un yer aldığı bu heyecan dolu gerilim filmi entrika, skandal ve tehlikenin içiçe geçtiği bir bileşim olup, yapımcıları tarafından “cinayet, seks ve yolsuzluğun inanılmaz söylenmemiş hikayesi” diye tanımlanmaktadır.
Eylül 1971'de, hırsızlar Londra'daki Baker Street'te bulunan bir bankanın kasasına tünel kazarak girdiler ve milyonlarca Sterlin değerinde nakit para ve mücevherin bulunduğu kasaları yağmaladılar. Çalınanların hiçbiri bulunamadı. Kimse tutuklanmadı. Soygun sadece birkaç gün manşetlerde kaldı ve sonra Birleşik Krallık hükümetinin basına “D Uyarı”sı yaparak susturmasıyla ortadan kalktı. Bu film o kutularda neyin saklı olduğunu ortaya çıkarıyor. Hikaye, kraliyet ailesiyle bağlantıları olan cinayet, yolsuzluk ve seks skandalını kapsıyor. Bu, olaya karışan en masum kişilerin hırsızlar olduğu bir hikaye.
Jason Statham (“Crank”, “Transporter 1 ve 2”, “The Italian Job”) şüpheli bir geçmişi olan araba satıcısı Terry'yi, Saffron Burrows ise (“Klimt”, “Enigma”) eski sevgilisini ve arkadaşlarını kandırarak banka soygunu girişime karıştıran başarılı model Martine'i canlandırıyor.
Geniş yetenekli Britanyalı oyuncu kadrosunun içinde Stephen Campbell Moore (“The History Boys”), Daniel Mays (“Atonement”), James Faulkner (“Colour Me Kubrick”), Alki David (“The Freediver”), Michael Jibson (“Flyboys”), Richard Lintern (“Syriana”), üç kez Bafta'ya aday olan David Suchet (televizyon  filmi “Poirot”), Peter de Jersey (“Holby City”), Georgia Taylor (“Coronation Street”), Hattie Morahan (“Bodies”), Keeley Hawes (“A Cock and Bull Story”), Peter Bowles (“Freebird”), Colin Salmon (“Die Another Day”) ve Sharon Maughan (“Another Stakeout”) bulunmaktadır.
Başarılı yönetmen Roger Donaldson (“The World's Fastest Indian”, “Thirteen Days”) BAFTA ve Emmy ödüllü efsanevi yazar takımı Dick Clement ve Ian La Frenais'nin (“Flushed Away”, “Still Crazy”, “Porridge”) yazdığı bir senaryoyu yönetiyor. Filmin yapımcıları Charles Roven (“Batman Begins”, “Three Kings”, “City of Angels” “Twelve Monkeys”) ve Steven Chasman (“Unleashed”, “The Transporter”, “The One”), yürütücü yapımcıları ise George McIndoe, Ryan Kavanaugh, David Alper, Alan Glazer, Gary Hamilton, Alex Gartner ve Christopher Mapp'dir.
Kamera arkasının yetenekli kadrosunun içindeyse, Oscar ve Bafta adaylığı olan görüntü yönetmeni Mick Coulter (“Love Actually”, “Sense and Sensibility”), Emmy ödüllü yapım tasarımcısı Gavin Bocquet (“Star Wars - Episodes I, II ve III”, “xXx”), Oscar ve Bafta adaylığı olan kurgucu John Gilbert (“The World's Fastest Indian”, “The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring”), Bafta ve Emmy adaylığı olan kostüm tasarımcısı Odile Dicks-Mireaux (“10,000 B.C.”, “Dirty Pretty Things”), saç ve makyaj tasarımcısı Kirstin Chalmers (“Stormbreaker”, “United 93”), casting müdürü Lucinda Syson (“Batman Begins”, “Alexander”), ses kayıtçısı Simon Hayes (“28 Weeks Later”, “Bridget Jones: The Edge of Reason”) ve GAG düzenleyicisi Greg Powell (“Harry Potter” serisi, “The Da Vinci Code”) bulunmaktadır. Filmin ortak yapımcısı Mairi Bett'dir (“United 93”, “The Libertine”).
The Bank Job 10 haftadan fazla bir sürede, yapım üssü olan Londra'daki Ealing Stüdyolarında çekilmiş olup, bankanın dış cephesiyle, Baker Caddesi'yle Marylebone Road'un köşesi Pinewood Stüdyolarında inşa edilmiştir. Bazı ek sahnelerse Avustralya'da çekilmiştir.
"Banka İşi - The Bank Job"da Saffron Burrows, başarılı fotomodel Martine rolünde oynuyor.
Soygun
60'lı yıllar çiçek gücü, öğrenci ayaklanmaları, yeşil devrim, aya ilk ayak basış, Beatles çılgınlığı ve özgür Londra olarak görülmektedir. Yazar Tom Wolfe'un adlandırdığı şekliyle “Ben On Yılı”, disketin yaratılışıyla birlikte bilgisayar çağını ve mikroişlemcinin başlangıcını müjdeliyordu.
1971'de Britanya hâlâ geçen 60'lı yılların getirdiklerini kabul etmeye çalışıyordu. Alıcılar ondalık para biriminin alışılmadık basitliğiyle boğuşurken, grev salgınları başında Edward Heath'in bulunduğu Muhafazakâr hükümet için büyük bir tehlike oluşturuyordu. Ve durum kötüleşmeye devam ettiği için ek birlikler Kuzey İrlanda'ya gönderiliyordu.
Eylül'de bir gün, olağandışı bir gizemin haberi ortaya çıktı. Robert Rowland isimli amatör bir telsiz kullanıcısı, telsizden merkez Londra'daki 10 mil yarıçapında bir yerde bir soygun olayını duyduğunu söyleyerek Scotland Yard'ı harekete geçirdi. Wimpole Caddesi'nde oturan Rowland 11 Eylül Cumartesi günü akşam saat 11'de Avustralya'daki bir telsiz arkadaşıyla iletişim kurmaya çalışırken 27.15 megahertz frekansını çevirdi. Bir banka soygunu ekibine benzeyen kişilerle onların yakınlardaki bir damda gözcülük yapan adamları arasındaki konuşmaya rastladı. Bir yandan telsiz konuşmalarını kaydetmeye başlarken, bir yandan da polise şüphelerini aktarmaya çalıştı. Sabaha karşı 2'de, kıdemli bir memur bu ihbarı ciddiye almaya karar vererek, telsiz sinyallerini takip etme girişiminde bulunarak telsiz algılayıcı araçlarını göreve çağırdı. Ne yazık ki, hafta sonu izninde olan uzmanlar getirilene kadar, telsiz konuşmaları sona erdi.
Aramalar yoğunlaştıkça, polis memurları başta Wimpole Caddesi'nin bir mil etrafındaki 150 banka olmak üzere Londra'nın iç bölgesindeki 750 bankayı kontrol ettiler. Pazar öğleden sonra, Baker Street'le Marylebone Road'un köşesinde bulunan Lloyd's Bank'e gelen polis, 40 santim kalınlığındaki kalın kasa kapısının sağlam olduğunu ve bir zaman kilidiyle kapalı olduğunu görerek herhangi bir giriş izi bulamadı. Soyguncuların hâlâ içeride olduklarından habersizdiler. Soygun ancak Pazartesi günü banka açıldığı zaman ortaya çıktı. Britanya'da gerçekleşen bu en büyük soygunda çok sayıdaki kasanın içi yağmalanmıştı.
Soygun çetesi bankaya 2 bina uzaklıktaki bir deri mağazası olan Le Sac'ı kiralamış ve altından 12 metre uzunluğunda bir tünel kazmıştı. Chicken Inn restoranının altından geçen soyguncular daha sonra termik bir mızrak kullanarak kasanın tabanını oluşturan yaklaşık bir metre kalınlığındaki güçlendirilmiş betondan geçmişlerdi. Geçilmez olduğu düşünüldüğü için tabanda alarm sistemi yoktu. Çıkardıkları 8 ton molozu arkalarında, dükkanda bırakan soyguncular 268 kasanın muhteviyatıyla birlikte kaçmışlardı.
Sonraları “Telsiz soygunu” diye bilinen bu olayın gerçekleştirilme şekli, Arthur Conan Doyle'un yarattığı, Baker Caddesi sakini Sherlock Holmes'ün “Kızıl Saçlılar Kulübü”ndeki vakasına ilginç derecede benzemekteydi. Ancak bu vakada, çok sayıda soru cevapsız kaldı. Suçla ilgisi olan sadece dört kişi cezaya çarptırıldı ve çalınanlar hiç bulunamadı. Polisin ele geçirmeyi başardığı çalıntı malların hiçbiri sahipleri tarafından geri istenmedi.
The Bank Job için yapımcı Steven Chasman hikayeyi araştırmak gerçek yaşam geri planını araştırmak anlamındaymış. “Geleneksel olarak bir bankayı soyan adamları düşündüğünüzde, onlar birer suçludur ama bunlar - onların aziz olduklarını söylemiyorum- bunların amacı bir bankayı soymak değildi ve filmimizde de söylediğimiz gibi hiçbir şekilde şiddete başvurmadılar. Aslında pek çok araştırma yaptık - bu filmin geliştirilmesi yıllarca sürdü- ve biz işe girene kadar, kimse soyguna karışan gerçek kişilere ulaşamadı. Onları bulamadılar. Yarısına yeni kimlikler verilmiş ve ortadan kaybolmuşlardı, kaynaklarımızın dediğine göre diğer yarısıysa ölmüştü.
“Ama ben o gerçek kişilerden birkaçını buldum, onlarla konuştuk ve senaryomuza o gerçekliği kattık. Soyguna karışan beylerden biri -  şu anda 70'li yaşlarında, kibar biri - polisle çok iyi anlaştıklarını çünkü bunun şiddet içeren bir suç olmadığını söyledi. Silah kullanmamışlar, kimseyi dövmemişlerdi. Aslında o zamanlar polisin yolsuzluğuyla ilgili pek çok ihtilaf oldu.
“Kimsenin asla düşünmediği bir şey de, insanların o banka kasalarına ne koyduğudur. Bazen bu şeyler şahsi yadigârlardır ama çoğunlukla insanlar başkalarının sahip olduklarını bilmesini istemedikleri şeyleri koyarlar. O yüzden o kasalar soyulduğunda, kimse ortaya çıkmadı çünkü o kadar parayı nereden bulmuşlardı? O kadar mücevhere nasıl sahip olmuşlardı? Neden kasalarında silahlar vardı?
“O adamlardan bazıları setimizi ziyaret ettiler ama isimlerini ve kim olduklarını gizli tuttuk çünkü artık onlar farklı bir hayat yaşıyorlar ve ana-baba, büyükanne-büyükbaba oldular, artık farklı bir yoldalar. Aslında bu süreçte bir, iki duraklama yaşadık çünkü o kişilerden biri danışman olarak projeye katılmıştı ve bu ona geçmişten bir sürü anıyı tekrar hatırlattı, o günleri hatırlamak istemediği için projeden çekildi. Ama sonra biraz ikna turundan sonra, tekrar projeye katıldı, çok iyi bir insandı. Bence onların samimiyeti olayları konuyla çok daha ilgili kıldı.
“Ve ayrıca gerçekle ilgili değişmeyen bir şey var, o da bizim dünyamızda genelde medya tarafından yönlendiriliyoruz. Gazeteyi okuyup, onun gerçek olduğunu düşünüyoruz. Bu olayda, yayınlanan sözde “D Uyarısı” yüzünden, daha sonraları suçlamalardan kısaca bahsedilmek dışında, soygundan sonraki ilk dört gün soygun hakkında hiçbir haber yapılmadığını öğrendik. Bu oldukça ironik ve genelde Londra'da olduğum zamanlarda, bir taksideyken veya o günleri yaşamış biriyle konuştuğumda, “telsiz” soygununu ve neler olduğunu hatırladıklarını anlıyorum. Bence olayın bir tür sihirli yanı var ve bizim yapmaya çalıştığımız şey hikayeyi günümüze uygun bir şekilde anlatmaya çalışmak oldu.”
Soyguncular bankanın konumunun öneminin farkındalarmış. Görünüşe göre bankadan çıkmadan önce kasanın duvarına “Bırakın bunu Sherlock Holmes çözsün” diye bir yazı yazmışlar.
The Bank Job'un Çekimi
Roger Donaldson'a, yönetmenliğini yaptığı “Cadillac Man” filminin yapımcısı olan Charles Roven tarafından The Bank Job'ın senaryosu gönderildiğinde çabucak 1984'te İngiltere'de çektiği ilk film olan “The Bounty”den sonra yeniden bir film çekme fikrine sıcak bakmış. “Bunun gerçek bir hikaye ve bu banka soygunuyla ilgili birçok ilginç gerçeğin olması fikri hemen ilgimi çekti. Babam burada doğdu, Britanya pasaportum var, oğlum Londra'da yaşıyor o yüzden burada film çekmeyi çok istiyordum” diyor Avustralya doğumlu yönetmen. “İngiltere film çekmenin en harika yönlerinden biri de, burada çok sayıda gerçekten iyi, yetenekli olan oyuncu var, o yüzden oyuncu seçimleri her zaman büyük bir zevk oluyor. Bana göre bir film içinde rol alan oyunculardan oluşur. Ve mükemmel bir teknik uzmanlık var galiba bu hayatımda birlikte çalıştığım en iyi ekiplerden biriydi.”
Yapımcı Roven, Roger'la tekrar çalışmaktan çok memnun. “En güzel yanı, Roger bu filmi çekmek için en mükemmel yönetmen, kariyerinde birbirinden farklı o kadar çok film yaptı ki. Gerilim filmi yaptı, karakter filmi yaptı, aksiyon filmi yaptı. Gerçek hayat hikayelerinin de filmini yaptı, birkaç yıl önce gerçekleştirdiği - “The World's Fastest Indian” gibi şu insanın içini ısıtan filmlerden de yaptı. Bu film, tüm o teknikleri birbirine karıştırmanıza olanak sağlayan türden bir film. Şüphe dolu, inanılmaz derecede çok gerçek hayat komedisi olan ve gerçekten ilginç karakterlere sahip bir film. O karakterlerin hepsinden bizlerden birer parça var.”
Donaldson şöyle anlatıyor: “Pek çok farklı açıdan bunun ilginç bir film olacağını düşündüm. Toplumu yoğunlaştıran şeye göz atmaktan zevk alıyorum ve gerçek olaylar, o dönemin tarihi, zamanı ve siyaseti ilgimi çekmişti. İngiliz televizyonu seyrederek büyüdüm. İngilizlerin hoşuma giden farklı bir mizah anlayışları var. Senaristler Dick ve Ian bununla ünlüler. Sanırım ben de “No Way Out” ve “Thirteen Days”le siyasi gerilim filmleri yönetmeni olarak yaptığım kendi ünümü hikayeye kattım. Bu iki farklı stil değil de, iki farklı yeteneğin bir karışımı. Senaryoda ilgimi çeken şey, gerçek insanlar ve gerçek olaylardan esinlenilmiş olması. Ve bu bence İngiliz tarihinin eşsiz bir dönemin ve hikayedeki pek çok karakter de oynadıkları rolle eşsizler.
Şahsen ben araştırmaya yapmaya bayılıyorum. Bu kendimi zorla içine karıştırmaya çalıştığım şeylerden bir tanesi. Zamanın gazetelerini, ulusal arşivlerini araştırdım, olayın olduğu 1971 yılından beri gün yüzüne çıkmayan gerçekleri meydana çıkardım.”
“O sıralar Londra'da yaşıyorduk” diyor Dick Clement ve devam ediyor “Telsizlerle ilgili manşetleri hatırlıyorduk. Ama araştırmaya başladığımızda, olayın sadece ön sayfalardan çok çabuk kalktığını keşfettik. Sadece birkaç gün gazetelerde bahsedilmişti, sonrasında hiçbir şey yoktu. Belli ki, filmde bahsedilen gizli gündemlerin hiçbirinden haberdar değildik çünkü olayın pek çok yönü daha önce hiç gün ışığına çıkmamıştı. Ne kadarını doğru yaptık, hiçbir fikrim yok. Bunu bırakacağız başkaları karar versin.”
Ian La Frenais hikayenin dönem hissini çok sevmiş. “Günümüzde çekilen pek çok hırsızlık ve soygun filmi yüksek teknolojiye o kadar bağımlı ki. İnsanlar güvenlik sistemlerini aşmak için bilgisayarlar kullanıyor. Bu eski moda bir soygun - kazmalar, kürekler, yer altını kazmalar, bankaya patlatarak girmek ve o kasaları levyelerle kırmak!”
Clement'a göre “En şaşırtıcı olanı, coğrafya hiç değişmedi. Hâlâ Baker Caddesi'ne gidip, dükkanın olduğu yeri, içinden başlayan tüneli, orta yer alan küçük Chicken Inn'i görebilirsiniz. Orası hâlâ bir fast-food restoranı, belki artık adı Chicken Inn olmayabilir ama 35 senedir coğrafyanın hiç değişmedini görebilirsiniz.”
“Bir noktada, filmi Avustralya'da çekmeyi düşünüyorduk” diyor Steven Chasman ve ekliyor “çünkü Melbourne bir Avrupa şehrine benziyor. Burada çekim yapmak oldukça pahalı ama biraz otantiklik istediğimizi hissettik. Oyuncular çok önemli ve burada çok iyi teknik ekip, harika oyuncular var ve bunların filme çok yararı dokunacaktı. Film Londra'da geçtiği için buradayız. En zorlayıcı yanı bence, olabildiğince çok perdeye yansıtmaya çalışmaktı ama bu değdi çünkü çok harika bir deneyim oldu.”
Yapım tasarımcısı Gavin Bocquet zorlayıcılık seviyesini yükseltmekten memnun olmuş: “Londra'da çekimleri yapabilmemiz için çok fazla değişmemiş mekanları bulmak bizim için oldukça zor oldu. Bulmamız gereken 60, 70 mekan ve az bir para vardı. Yönetmenle ve kameraman Mick Coulter'la bazı mekanlarda neleri çekip, neleri çekemeyeceğiniz konusunda gerçekten hemfikir olmanız gerekir.”
Mekan sorumlusu Giles Edelston “Senaryonun taslaklarından birini saydığımda, 76 mekan çıkardım ki, bu normaldekinden 2 kat daha fazladır. Hikaye bana geçmişte kullandığım pek çok mekanı hatırlattı. Artık onların hiçbiri yok, Londra büyük bir şantiye gibi. Ama burada bayağı yeni malzeme bulduk. Mesela Piccadilly'deki Pigalle Club gibi. Daha önce hiç çekim yapılmamış bir mekanda çekim yapmak her zaman güzeldir” diye anlatıyor.
Gavin Bocquet de aynı fikirde. “Londra'da, çok fazla çalışma yapmadan aşağı yukarı 1970'lerdeki haliyle çekim yapılabilecek o küçük mekanları bulmak çok zorlayıcıydı. Ama o dönemle ilgili çok fazla araştırma yaptık. Elimizde çok güzel BBC haber çekimleri vardı, özellikle de banka soygununun 2, 3 gün sonrasında nasıl olduğunu gösterenlerle ilgili olanlar.
Roger tüm banka sahnesini tek bir çekimde yapmaya çalışıyordu çünkü normalde, çekimleri farklı yerlerde, mekanlarda veya bazı stüdyo setlerinde yapmamız gerekir. Bunu yapmanın en iyi yolu hakkında çok tartıştık. Sonunda Pinewood'da bir dış sokak ve Ealing'de Le Sac'ın bodrumu ve tüneli de kapsayan üç sahne seti yapmaya karar verdik. Sonra bankanın kasa dairesi olarak başka bir mekan eski Bethnal Green Belediye Binası'nda yapıldı.  Ama gerçek soygunla ilgili ya BBC'den ya da polis fotoğraflarından oluşan çok iyi referanslarımız vardı. Roger'ın çekimiyle seyirci banka kasasının, tünelin, mahzenin ve Le Sac'ın bodrumunun dükkanların altında olduğuna inanacak. İşte her zaman yanılsamayı yaratmaya çalışırsınız. Eğer başarılı olursa, kimse ne kadar çok emek harcadığınızı düşünmez çünkü herkes bunun gerçek olduğunu düşünecektir.”
Yapım 10 haftalık çekim süresince muazzam sayıda mekana yayıldı. Mekanlar lüks Bayswater dairelerinde, East End atölyelerine, pis publardan, muhteşem lambri ofislere ve Kraliyet mahkemelerinden, Chatham'in tarihi gemi tersanesine kadar çeşitlilik gösteriyordu. Londra metrosunda geçen sahneler artık kullanılmayan Aldwych istasyonunda çekildi. Ve unutulmayacak iki gün boyunca, yapım Londra'nın hareketli Paddigton İstasyonu'ndaki Peron 1'de, 1971 yapımı lokomotif ve vagonların olduğu gerçek bir geçti. İlk defa bir film şirketi o istasyona bir tren getirmişti. Aktris Saffron Burrows “Paddington'da ve bir peronda çekim yapabilme durumu olağanüstü bir şey. Naylon eşofman takımlı insanları ve iğrenç portakal rengi bavulları bir görmeliydiniz. Tasarım nasıl ilerledi fikrimiz korkunç. Garip gerçek insanların görüntüye giriyorlardı ve ekip onları kameranın önünden çekilmeleri için uyarıyordu. Harika bir deneyimdi!” diye anlatıyor.
"Banka İşi - The Bank Job"un başrollerinde Jason Stattham ile Saffron Burrows yer alıyorlar.
Karakterler
“Çok farklı işlerde çalışan bir sürü insanın işe karışması gerçeğine dayanarak karakterleri uydurmamız gerekti” diye açıklıyor Ian La Frenais. “Pek tecrübeli profesyonel suçlular değillerdi, Londra suç dünyasının önemsiz şahsiyetleri sayılırlardı. Aslında küçük oyunculardı ve Britanya tarihindeki en başarılı banka soygununa karıştırlar ki, bu olağandışı bir şey.”
Dick Clement'sa şöyle açıklıyor: “Bize Terry'nin şüpheli bir araba ticareti işine karıştığı söylendi. Ayrıca Kevin'in de (bunlar gerçek isimleri değil) David Bailey türünde ama onun gibi başarılı olmayan bir fotoğrafçı olduğu söylendi bize. Ve belli ki, işe karışan bir de kadın vardı çünkü polis raporlarında telsizden bir kadın sesi duyulduğu yazıyordu. Biz de Martine'i icat ettik ama orada olduğunu biliyorduk. Bir bakıma noktaları birleştirdik. Dave'i ve Bambas'ı tamamiyle uydurduk. Major gibi birinin olduğu da kesindi çünkü dükkanın kira kontratını imzalamak üzere düzgün şiveli birine ihtiyaçları vardı.”
“Vogel gerçek bir karakterden esinlenildi” diye ekliyor La Frenais ve devam ediyor “Kesinlikle bir tür porno imparatorluğunu yöneten gerçek bir karaktere dayanıyor. Bu DVD ve porno film endüstrisinden önce olan, porno dergilerinin satıldığı dükkanlar ve striptiz kulüplerinin olduğu bir şeydi. Ve genelevi işleten kadın şu anda hepimizin kim olduğunu bildiği bir insandan esinlenildi.
Michael X siyasi bir kişilik olarak algılandı ama bu doğru değildi. Onunla kenar mahaller ve sahiplerinin arasında bir ilişki vardı. Christine Keeler skandalı ve Profumo skandalından birkaç yıl önce ortaya çıkmıştı ve hikayemize bir etkisi oldu. Gizli servisteki herkes bir başka skandal olabileceğinden korktu.”
Clement da aynı görüşte: “Bence yarış kartını kendi lehine, çok akıllıca, liberal duygular dalgasını siyah güç harekatına doğru sürerek oynadığını söylemek doğru olur. Halbuki aslında sanırım çok kötü bir adam olduğunu söylemek hiç de haksızlık olmaz.”
Oyuncu Peter de Jersey şöyle hatırlıyor: “İnsanlar için oldukça zorlu zamanlardı. Michael X bir dolandırıcı ve gangsterdi ama aynı zamanda siyahların lideri olmayı arzuluyordu ve kendi efsanesine kendi inanmaya başlamıştı. Trinidad'da kendisine `Siz bir sosyalist misiniz?' sorusu yöneltiğinde şöyle cevap vermişti: `Hayır, bana siyasi çizgimi sorduğunuzda daha çok Napolyon ve Hitler çizgisini düşünmeniz gerekir'.”
Michael X, Baker Caddesi'ndeki kasasında sakladığı ve bir kraliyet prensesini suçüstü gösteren fotoğrafı basına vermekle tehdit ettiği zaman The Bank Job'un hikayesinde kilit adama dönüşüyor. Yapımcı Charles Roven'a göre “MI5 ve MI6 yapmaları gereken şeyin bir banka soygunu tasarlamak olduğuna karar verdiler. Adamın kasasına açıp, içindeki fotoğrafları ve negatiflerini çalacaklardı. Böylece çekinmeden bu adamı cezaya çarptırabileceklerdi. O fotoğrafların peşindeydiler. Tüm kurgunu amacı buydu”.
Başrol Terry Leather'ı Jason Statham canlandırıyor ve yönetmen Roger Donaldson onun hayranı. “Bence Jason çok karizmatik bir oyuncu. Her tür filmde kendini kanıtladı. Bir insanı yıldız yapan şeyi bulmak zordur, bence onun çok karizmatik bir vasfı var. Onu Steve McQueen'in İngilizi olarak görüyorum. Bu onunla ilgili çok güzel bir vasıf. Azıcık bir şeyle çok fazla şey yapıyor. Çok güzel bir sesi var. Tüm bunlar onu eşsiz bir oyuncu yapıyor. Beyazperdede tanıdığım hiç kimseye benzemiyor” diye tanımlıyor.
Yapımcı Roven da yönetmenle aynı fikirde: “Terry rolünü oynamak istedi çünkü bu onun her şeyi yapmasına olanak sağlıyordu. Gerektiğinde sert bir erkek olmak. Bu soygunu nasıl yapacağını düşünmek anlamında zeki bir erkek olmak. Mahallenin çocuğu olmak. Martine, karısı, ailesi ve kendisi arasındaki üçgende bir romantik olmak. Başa çıkması gereken o çelişkilere ve duygusal durumlara sahip olmak. Bu onun ne kadar geniş bir yelpazeye sahip olan bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Jason her şeyi yapabilecek biri. Aynı zamanda inanılmaz derecede sevimli biri. Beyazperdede karakterine o kadar iyi bürünüyor ki, sizi kendisine çekiyor çünkü çok sevimli bir adam.
Jason filmi çekmeyi, Terry rolünü oynamayı kabul etmeseydi, filmi bu şekilde yapmamıza imkan yoktu. Onun desteğine her şekilde ihtiyaç duyduk ve o da o desteği vermekten büyük memnuniyet duydu çünkü ne Dick'le Ian'ın yazdığı gibi güzel ve eğlenceli bir senaryoda oynamak, ne de Roger Donaldson gibi dünyadaki en harika oyuncularla çalışan ve mükemmel filmler yapan başarılı bir yönetmenle çalışmak her oyuncuya nasip olmaz. Bu yüzden birlikte çalışmak başta Jason olmak üzere hepimiz için çok heyecan verici bir olaydı.”
Jason kendisini üne kavuşturan yüksek dozlu aksiyon rollerinden bir adım öne çıkma fırsatından büyük zevk alıyor. “Neyse ki, bu rol beni dublör bölümünde çok sınayan bir rol olmadı. Elime silah almak yerine büyük bardak bira aldım. Bu geçmişte yapmak için para aldığım helikopterlerden sarkmak ve bunun gibi yaptığım bir sürü aptalca hareketten oluşan aksiyonla dolu bir role benzemiyor. İçinde biraz aksiyonun olduğu sofistike bir gerilim filmi. İnsanlar gömleğimin kollarını sıvadığımı görüyor ama bu sefer bunu doğru sebeplerden dolayı yapıyorum. Her şey gerekçeli, filmin sonunda ortaya çıkan aksiyon motivasyonu o kadar açık ki, çünkü en iyi dostlarımızdan biri öldürüyor ve biz doğru bir zor ve hassas noktayız. Çok insanın memnun edecek bir film olacağından eminim.”
“Martine'i güzel ve harika bir oyuncu olan Saffron Burrows canlandırıyor” diye açıklıyor Roger Donaldson. “Filmde canlandırdığı karakter muhtemelen hayatında gerçekleştirdiği kariyere benziyor. Bir zamanlar olağanüstü bir model ve oyuncuymuş. Aslında, o rol için mükemmel biri.” Saffron “Martine Love sanırım pek çok yönden bana benziyor. Hayatını arkada bırakıp yeni bir hayata başlamış. O ve Terry'nin birlikte bir geçmişleri var ki, tanımlanmamış olması ve senaristlerin geçmişlerini tam olarak açıklamaması nedeniye çok hoşuma giden bir şey” diye açıklıyor.
Dick Clement ve Ian La Frenais Saffron'ın oyuncu olarak seçilmesinden çok mutlu olmuşlar. “Onunla Los Angeles'ta tanıştık ve Four Seasons'da çay içtik. Sesi, tavrı, görünüşüyle bu role çok uygun olduğunu fark ettik. 60'lı yılların kızlarına benzeyebilirdi” diye anlatıyor La Frenais. Clement “Birkaç yıl önce, onunla `Full Stretch' adlı bir dizide birlikte çalışmıştık ve galiba bu onun ilk repliği olan rolüydü” diye hatırlıyor. “Onda şu harika görünümler ve otantik Londra şivesi vardı ki, biz de tam olarak bunu yazmıştık” diye ekliyor.
Yükselen tiyatro ve sinema yıldızı Stephen Campbell Moore, Terry'nin en yakın arkadaşı ve fotoğrafçı olan Kevin'i canlandırıyor. “Terry'nin çetesinden biri ve Terry bu işte ona katılmasını söylediğinde, Terry'nin söylediğini yapıyor. Kendini biraz David Bailey gibi görüyor. Ama işin aslı, Kevin genelde pasaport fotoğrafları falan çekiyor. Muhtemelen düşündüğü kadar iyi değil.
Kevin geçmişten beri Martine'e aşık. Yıllar önce onu bazı fotoğraflarını çekmiş, o fotoğraflar hâlâ duvarında asılı. O, Martine arasında hâlâ bir şeyler olduğunu düşünüyor ama gerçek şu ki, bu yıllar önce sarhoşken meydana gelen bir gecelik bir şeydi ve Martine bunu çoktan geride bıraktı” diye anlatıyor Moore.
“Ben Terry Leather'ın en yakın arkadaşlarından biri olan Dave Shilling'i canlandırıyorum” diye söze başlıyor Daniel Mays ve devam ediyor: “O, ekibin bir üyesi, banka soygununu yapan çetenin bir üyesi. Hoş bir adam, bir tür yarı zamanlı porno yıldızı. İlk gün kendi pornomuzu çekmemiz gerekti ki, bu benim için en önemli andı ve o günden beri yokuş aşağı gidiyorum! Hayır, harikaydı. O aynı zamanda setlerde, film yıldızlarının dublörlüğünü yapıyor ve çok da rağbette olan biri. Ağzı laf yapan ve ilgi duyulan biri olduğunu düşünüyor. Oynanması çok eğlenceli bir karakter.
Terry ona dönüp de `Dinle, son bir işimiz var, bir banka soygunu' dediğinde, sanırım biraz korkuyor ve tüm bu olayla ilgili biraz şüpheye kapılıyor. Ama bu işi halledebileceği izlenimini uyandırıyor ve işe girişiyor. Sonu onun için pek de iyi bitmiyor.”
Filmin aşikâr kötü adamı olan Lew Vogel'ı, seçkin bir karakter oyuncusu olan ve Belçikalı Hercule Poirot'yu canladırdığı uluslararası televizyon dizisinin favorisi David Suchet canlandırıyor. “Vogel çok kötü bir tip, kötü şartlarda büyümüş ve o zamanlar Londra'ya gelen göçmenlerin sırtından para kazanmaya karar veren, aynı zamanda da Soho'da pornografi işi yürüten tipik bir East End Londra'lı çocuk. Hiç de iyi bir adam değil. Sevimli olabiliyor ama kesinlikle acımasız biri. 30'ların, 40'ların Londra mafyasından sonra aradan çok zaman geçmemiş. Vogel aslında bunun bir uzantısı, gerçekten çok tehlikeli bir adam.
Roger'la çalışmak çok güzel bir olaydı, o tam bir oyuncu yönetmeni. Oynayış ve düşünce tarzımıza bayılıyor. Karakterleri bizimle birlikte çizmeyi ve yaratmayı seviyor. Çok destekleyici biri. Ne istediğini biliyor ve bizi onu vermemiz için cesaretlendiriyor. Harika bir yönetmen” diye anlatıyor Suchet.
1971'in Görünümü
Kostüm tasarımcısı Odile Dicks-Mireaux'ya göre, başta kendi ekibi olmak üzere, saç ve makyaj ekibi ve sanat bölümünün de olduğu geniş bir ekip tarafından filmdeki dönem görüntüsüyle ilgili büyük bir araştırma yapmış. “Soygunla ilgili gerçek BBC görüntülerimiz vardı, çok ilginçti. Görüntülerde genç John Humphrys Lloyd's Bank'in önünden  bildiriyordu. O kıyafetlerden 70'li yılların aslında tam olarak 70'li yıllar olmadığını görebiliyordunuz. Genel toplum olarak o dönem hâlâ 60'lı yıllara takılıp kalmıştı. Bunu aklımda tutarak, filmde bunu havayı kapsamlı olarak yansıttım. Karakterlerin her birine görünümlerini verebilmek için, o dönemin ünlü bir kişiliğini bulmaya çalıştım.
O zamanın küçük çaplı suçlular dünyasını biraz araştırdım ve Jason'la konuştuktan sonra görünümünün derli toplu 70'li yıllar değil, keskin 60'lı yıllar olarak kalması fikri doğdu. Onun konumundaki bir adamın nasıl görünmesi gerektiğine dair verdiği bir fikirdi bu.
Kevin'in karakteri David Hemmings veya David Bailey'den alındı. O yüzden, 1971'den- biraz daha sonrası olabilir- kalan bir dizi fotoğrafı aldık ve o fikirlere baktık. Saç şekliyle onda biraz da Rolling Stones havası yaratıldı.
Danny George Best'ten esinlenildi. Senaryoda kıyafetleriyle dalga geçildiğine dair bir yorum var. Büyük kravatlar takan, geniş yakalı gömlekler giyen bir tipti. Jason'la arasında büyük bir tezat vardı.
Martine Jean Shrimpton karakteriydi. Wendy Leather Cynthia Lennon'dı. Her tür modayı en son haliyle takip eden Martine'e kıyasla o daha çok 60'lı yıllarda kalmıştı. Martine bir model olduğu için sürekli kıyafet değiştiriyordu, asla onun gerçekte kim olduğunu bilemiyorsunuz. Bu onun gardrobu için çok önemliydi. Onun için iyi bir imaj olduğunu düşündüğüm Jane Birkin'den de biraz esinlendim. Sonra Terry için çalışan Ingrid var, biraz Cilla Black yada o dönemin daha genç şarkıcılarından biri olan Lulu tarzı vardı.
İşte, bu işe böyle başladık. Sonra Roger'dan dönemi fazla abartmamamızla ilgili bir not geldi. Orada olmasını sağlanacak ama çok fazla fark edilmesine engel olunacaktı. Ama aynı zamanda da, günümüz modasına bakıyorduk. Günümüz modasında 60'lı ve 70'li yılların belirli ögeleri var. O yüzden, o döneme baktığınızda, seyircinin görmekten zevk alacağı ve bir bağ kuracağı bir şeyleri seçmeye çalışıyorsunuz.”
Yapım tasarımcısı Gavin Bocquet'in de açıkladığı gibi renkler önemliydi: “Filmin görüntüsü anlamında, sanırım Roger filmi daha çok kumlu ve neşesiz tutmaya odaklanmıştı. Filmin yaza özgü, neşeli bir havası olmasını istemiyorduk. Bu da filme, 60'larda görülen hafif yumuşatılmış tonlar ve üçüncül renklerden oluşan renk şeması kattı. Mesela Chicken Inn'deki gibi, birkaç parlak rengi zaman zaman araya serpiştirdik. Genelde, renk bakımından oldukça neşesiz renklerin kullanıldığı bir film oldu.
Odile'e için bu beher karakterin dünyasının yaratılmasıyla ilgiliymiş: “Bir yanda garson kızların, hosteslerin frapan giyindiği, akşam yemeği kıyafetlerinin olduğu bir kulüp dünyası var. Öte yanda, daha cesur, daha parlak renklerin olduğu Andre Deutsch partisi, Michael X'in dünyası, Vanessa Redgrave'in dünyası var. Hikayeyi çok açık anlatma konusunda çok dikkatlice düşündük çünkü geniş bir oyuncu kadrosu var ve siz her şeyi son derece spesifik tutmaya çalışıyorsunuz. Mesela, polislere krem rengi gömlek giydirdik ama aralarında hafif bir fark olsun diye, MI5 ajanlarına bilerek beyaz gömlek giydirdik. Erkeklerin takımları, ceketleri ve pantalonlarında seçenekler sonsuz. Seyirciye bunun o grup insan olduğunu açıkça belli etmenin yollarını bulabilmek için sürekli düşünüyorsunuz.”
Eski bir modeli canlandıran Saffron'a kendi stil yelpazesi verilmiş. “Heathrow'a gelen insanlar görünüşü vardı onda. Sonra, kulüp görünüşü, düğün görünüşü, kendi Andre Deutsch görünüşü vardı. Bazı görünüşleri biz yapmak zorunda kaldık. Mesela kulüp için, çok “haute couture” bir görünüşü var o yüzden bu kıyafeti Lanvin yaptı. Çok klas, çok şık.
Saffron David Bailey'i görmeye gitti ve onunla dönemin modelleri hakkında konuştu. East End'den geldiği için sonuna kadar tutarlı bir görünüşe sahip olması gerekip gerekmediğini sordu. Yoksa, dergilerden çok çeşitli kıyafetlere ulaşabilme olanağı olduğu için, o görünüşleri mi benimsemeliydi? David ona, o giysilerin hepsinin ona verilebileceğini ve isterse onları giyebileceğini söyledi.
Düğün sahnesinde, Bianca Jagger'dan esinlenilen yeşil kadife bir pantalon ceket takım giydi. O zamanlar kadınlar pantalon giyiyorlardı. Altındaki gömlek orijinal Ossie Clark'tan kopyalayığ Saffron'a uyarladığımız çok güzel şifon bir bluzdu. Havalimanındaki kıyafetini Twiggy'nin Heathrow'a geldiğini görüntüleyen bir fotoğrafta görerek uyarladım. Bankada incileri toplarken giydiği denizci mavisi kıyafet Fransız görünüşlü ve çok şık bir kıyafetti.”
Erkeklerin o dönemdeki saç şekillerini film için yeniden yaratmak durumunda kaldıklarını söylüyor saç ve makyaj tasarımcısı Kirstin Chalmers. “Seçilen pek çok oyuncunun saç şekilleri çok moderndi ve tamamiyle farklı bir stildi, farklı uzunluktalardı. O yüzden aktörlerin çoğu peruk takmak zorunda kaldı.”
The Bank Job en son teknoloji HD dijital kameralarla çekildi ve bu da yapım ekibi için ilginç zorlanmalar yaratmış. Kirstin Chalmers'ın belirttiği gibi, “Filmden çok daha keskin bir çekim yöntemi. O yüzden, makyaj çok daha aşikar, peruk bantları belli oluyor, hatta saç şekilleri bile daha gerçeküstü görünüyor.”
Yönetmen Donaldson'a için yeni teknolojinin kendine has avantajları varmış: “Bu benim ilk HD filmimdi, elbette HD gelecek demek. Çekim sırasında size, tam olarak ne yaptığınızı görebileceğiniz eşsiz bir fırsat sağlıyor. Çalışması çok kolay değil ama ne yaptığınızı görmek gerçekten bir avantaj. Görüntü yönetmenimiz Mick Coulter harika İngiliz filmlerini görüntülemiş olan çok yetenekli biri. Ve sanırım o da benim gibi meydan okumalardan hoşlanıyor.”
Tasarımcı Gavin Bocquet “Son 5, 10 yılda ortaya çıkan en iyi teknik. Daha önce birkaç HD film daha yapmıştım. Çekim biriminde sürekli bir monitörünüzün olması büyük bir avantaj. Böylece, herkes, her bölüm çekimleri net ve açık bir şekilde izleyebiliyor. Ve eğer o anda bir sorun varsa, hemen halledebiliyorlar” diye açıklıyor.
Prodüksiyon bilgileri Pinema Film tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Bu Hafta Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Pek Yakında  |  Fragmanlar  |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | İngiltere Top 20  | Almanya Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  | 2008 Top 60 Listesi
Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları  |  Yönetmenlerimiz  |  Animasyon Filmleri  |  Haber Merkezi |  Film Şirketleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us