Amerikan Gangsteri - American Gangster
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 181.660
Hasılat 1.615.402 YTL
Amerikan Gangsteri - American Gangster
Yönetmen Ridley Scott
Oyuncular Denzel Washington, Russell Crowe, Chiwetel Ejiofor, Josh Brolin, Lymari Nadal, Carla Gugino, Ted Levine, John Hawkes
Senaryo Steven Zaillian (Mark Jacobson'un `The Return of Superfly' adlı makalesinden)
Yapımcılar Brian Grazer, Ridley Scott
Görüntü Yönetmeni Harris Savides
Prodüksiyon Tasarımı Arthur Max
Kostüm Tasarımı Janty Yates
Kurgu Pietro Scalia
Özgün Müzik Marc Streitenfeld
Yapımcı Stüdyo Universal Pictures
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik
Gösterim Tarihi 18 Ocak 2008
Film Arşivi
Amerikan Gangsteri - American Gangster Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
"Amerikan Gangster"inde Denzel Washington, Mafya babası Frank Lucas'ın portresini çiziyor.
Frank Lucas (Denzel Washington) geçimini Harlem'in öndegelen gangsterlerinden birisinin şoförlüğünü yaparak kazanmaktadır. Patronu öldükten sonra zekasını ve katı iş ahlakı kodlarını kullanarak hızla yükselir ve New York'un en güçlü mafya patronlarından birisi haline gelir.
Bu arada Richie Roberts (Russell Crowe) adlı deneyimli bir polis, kentteki organize suç örgütlerinin tepe noktasında bir değişim olduğunu sezinlemiş, Lucas'ı adaletin karşısına getirmenin yollarını aramaya başlamıştır.
Oscar ödüllü yıldızlar Denzel Washington ve Russell Crowe, Oscar ödüllü yapımcı Brian Grazer, yönetmen/yapımcı Ridley Scott ve Oscar ödüllü senaryo yazarı Steven Zaillian, uyuşturucu ticaretinin en acımasız gangsteri olarak tanınan Frank Lucas'ın Harlem sokaklarından başlayıp iktidar odaklarının zirvelerine tırmanışının ve Harlem sokaklarına adalet getirmeye kararlı bir polis tarafından alaşağı edilişinin gerçek öyküsünü anlatmak için güçlerini birleştirdiler. Ortaya muhteşem bir film çıktı: “Amerikan Gangsteri - American Gangster”.
Filmin Konusu
70'li yılların başında New York'ta polisin yozlaşması zirve yapmıştır. Vietnam Savaşı hem ülke içinde hem de dışarıda yıkıcı etkiler yapmaya devam etmektedir. Ülkeye her gün ceset torbaları içinde Amerikan askerleri getirilirken, Vietnam'da ölmeyecek kadar `şanslı' olanlar ise eroin bağımlısı olarak dönmektedir. Eroini bir kere deneyenler anında bağımlısı haline gelmektedir.
New York sokaklarındaki eroine susamış binlerce insanın uyuşturucu ihtiyacını karşılamak için mafya devreye girmekte gecikmez. Yozlaşmış polis yetkililerinin de yardımını alan mafya, artık rekabetin olmadığı bu pazarda binlerce kilo eroin ve uyuşturucu satmaktadır. Beyaz sınıfa mensup seçkin ve dokunulmaz aileler, mafyayla kurdukları karlı ilişkinin görmezden gelinmesi karşılığında New Yorklu hakim, avukat ve polislere milyonlarca dolar rüşvet ödemektedir. La Cosa Nostra adlı eroin ve uyuşturucu mafyasının ağları New York'un her köşesine yayılmıştır ve yenilmesi imkansızdır.
Frank Lucas (Denzel Washington) adlı siyah bir girişimci devreye girene kadar bu böyle devam eder.
Frank Lucas'ın sessiz ve derinden yükselişini başlangıçta kimse fark edemez. İkinci Dünya Savaşı sonrası kentte boy göstermeye başlayan siyah suç patronlarından Bumpy Johnson'un sessiz ve sakin mizaçlı yardımcısıdır. Patronunun aniden ölmesinden sonra kendi uyuşturucu imparatorluğunu kurmak için iktidar odaklarının açık kapılarını tek tek keşfetmeye başlamıştır. Sonunda Amerika'nın kendine özgü başarı öyküsünün tamamen kendisine ait versiyonunu yaratır.
Frank Lucas hiç okula gitmediği halde New York sokaklarında edindiği inanılmaz bir bilgi birikimi vardır. Kent içi uyuşturucu ticaretine hakim olurken uyguladığı zeka ürünü katı kurallara dayalı çalışma etiğini oluştururken sokaklardan edindiği birikimi kullanmaktadır. Lucas'ın diğer uyuşturucu patronlarından en belirgin farkı, sokaklara daha nitelikli ürünü düşük fiyata pazarlamaktır. O artık sadece New York kentinin ana damarlarında değil, ülkenin önde gelen suç örgütlerinin de bir numaralı yıldızı haline gelmiştir.
Kendine özgü kuralları ve ahlak anlayışına sahip olan kanun adamı Richie Roberts (Russell Crowe), yeraltındaki uyuşturucu trafiğini kontrol edenlerin artık değiştiğini hissedecek kadar Harlem caddeleriyle iç içedir. Kentteki ünlü Mafya ailelerinin üzerine başka birisinin tırmandığının kokusunu almıştır. O güne kadar adı sanı duyulmamış siyah bir suç patronunun uyuşturucu alemine hükmetmeye başladığından kuşkulanmaya başlar.
Aslında Lucas ve Roberts'in birbirine benzeyen yönleri vardır. İkisini de kendi iş çevrelerinden ayıran birtakım sert ve katı etik kodları söz konusudur. Bu onları kanun karşısında tek başlarına bırakmaktadır. İki adamın kaderinin aynı noktada kesişmesiyle birlikte sadece birisinin kazanacağı şiddetli bir çatışma kaçınılmazdır. Üstelik yaşanacak bu çatışma, sadece onların yaşamını değiştirmekle kalmayıp New York'taki bir jenerasyonun kaderini değiştirecektir.
Russell Crowe, deneyimli polis Richie Roberts rolünde...
Çekimleri New York ve Tayland'da gerçekleştirilen “Amerikan Gangsteri - American Gangster”in konusu, Vietnam Savaşı'nın tepe yaptığı 1968 - 1974 yılları arasında geçer. Amerika'da doğum patlamasının yaşandığı İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda Lucas ve Roberts'in önceleri ayrı ayrı, sonradan beraber sergilediği çabalar, binlerce insanın canını alan kanunsuzluk döneminin sonunu getirecek başlangıcı simgeleyecektir. En çalkantılı dönemini yaşayan yozlaşmış bir kentte Amerikan Rüyası'nın farklı kutuplarında yaşayan ve birbirinin can düşmanı olan iki adamın, günün birinde zoraki de olsa yasaların aynı tarafında ittifak yapacaklarına dair en küçük bir fikri yoktur.
Universal Pictures'ın sunduğu “Amerikan Gangsteri - American Gangster”in yönetmenliğini Ridley Scott üstlendi. Senaryosunu Steven Zaillian'ın yazdığı filmin yapımcılığını Brian Grazer ile Ridley Scott gerçekleştirdi. Başrollerinde Russell Crowe ile Denzel Washington Jr'ın yanısıra Cuba Gooding, Chiwetel Ejiofor, Josh Brolin, Carla Gugino, Ted Lavine, Armand Assante, John Ortiz, RZA ve John Hawkes'ten kurulu çok güçlü bir oyuncu kadrosu kamera karşısına geçti.
70'li yıllarda yaşanmış gerçek bir öyküden yola çıkılan filmin kamera arkasında da birbirinden deneyimli isimler görev yaptı. Görüntü yönetmenliğini Harris Savides (Zodiac) üstlenirken prodüksiyon tasarımlarını BAFTA ödüllü Arthur Max (Gladiator, Black Hawk Down); kostüm tasarımlarını Oscar ödüllü Janty Yates (Gladiator, De-Lovely) hazırladı. Kurgu editörlüğünü Oscar ödüllü Pietro Scalia (JFK, Black Hawk Down) hayata geçirdi. Müziklerini ise “A Good Year”den tanıdığımız Marc Streitenfeld besteledi.
Superfly'ın Dönüşü: “Amerikan Gangsteri” yaratılıyor
Gazeteci Mark Jacobson'un, eroin kaçakçısı / aile babası / ölüm taciri / sivil toplum lideri Frank Lucas efsanesiyle ilgili yazısı, ilk kez yedi yıl önce New York Magazine'de yayınlandı. Daha önce Martin Scorsese'nin çektiği “Goodfellas” ve “Casino”nun ortak senaryo yazarlığı yapmış olan prodüksiyon amiri Nicholas Pileggi, 2000 yılında gazeteci Mark Jacobson'u mafya babası Frank Lucas ile tanıştırmıştı. Lucas'ın göz kamaştırıcı yükseliş ve çöküş sürecini bir gazeteciye anlatma kararının başlangıcında bu buluşma vardı. O buluşma sırasında Kuzey Carolina'da yaşayan kuzeninin KKK tarafından gözlerinin önünde öldürülmesinden başlayarak uyuşturucu ticaretinden kazanılan olağanüstü yüksek paralara ve kendisini ömür boyu hapis cezasına götüren süreçle ilgili her türlü detayı tek tek anlattı.
Mark Jacobson'un “The Return of Superfly - Superfly'in Dönüşü” adıyla kaleme aldığı yazıda, Harlem'e taşınan çok yoksul bir siyahın küçük işlerle başlayıp New York'a hükmeden eroin ticaretinin tepe noktalarına ağır ama emin adımlarla yükselişinin karmaşık öyküsü vardı. Vietnam Savaşı döneminde New York sokaklarında yaşayan binlerce uyuşturucu bağımlısına nitelikli ürünü daha ucuz fiyata satmak suretiyle milyonlarca dolarlık servetin sahibi olunca yetkililerin dikkatini çekmişti.
Küçük bir Güney kasabasında beş parasız yaşarken 1946 yılında New York'a taşınan Frank Lucas kendisini “adi herifin, alçağın, o… çocuğunun birisiyim ama farklıyım” sözleriyle tanımlıyordu. New York'a geldikten sonra Ellsworth “Bumpy” Johnson'un (70'li yılların ünlü `Shaft' filmlerine esin kaynağı olan siyah mafya babası) yanına girmiş ve 20 yıl boyunca omuz omuza çalışmıştı. Johnson'un 1968 yılında daha önce Frank Costello ve Lucky Luciano'nun başına geldiği şekilde kuşkulu ölümüne kadar onun sağ kolu olarak hizmet verdi. Johnson'un ani ölümü üzerine yaptığı işlerin yönetimini ele geçirdi. Yurtdışından ithal eroin getirerek oyunun kurallarını değiştirerek uyuşturucu ticaretine kendi damgasını vurdu.
Lymari Nadal, Frank Lucas'ın karısı Eva rolünde oynuyor.
Jacobson'un yazdığı makalenin büyüsüne kapılan Oscar ödüllü yapımcı Brian Grazer, o yazının film haklarını Image Entertainment adına opsiyonladı. Ardından ünlü gangsterin yürek isteyen olağanüstü hayat hikayesiyle ilgili detayları almak için Pileggi ve Lucas ile görüştü. Başta “8 Mile”, “Friday Night Lights”, “A Beautiful Mind” ve “Cinderella Man” olmak üzere Brian Grazer'in daha önce çektiği filmlerin birçoğunda gerçek yaşam öyküleri vardı. Frank Lucas'ın hayatını beyaz-yakalılar (bürokratlar) kapitalizminin açgözlülüğünün metaforu olarak görüyor, böylesine olağanüstü bir hikayeyi daha önce hiç duymadığını dürüstlükle kabul ediyordu.
Ünlü yapımcı bu hikayenin kendisini neden etkilediğini şu sözlerle açıklıyor: “Şirketleşmiş Amerika'nın bir hayali vardır. Güneydoğu Asya'daki tek tek bireylerle anlaşmalar yapmanın bir çaresini bularak ülkeye mal getirmek isterler. Böylece en yüksek miktarda eroine ulaşabileceklerdir. Lucas eroini bulduktan sonra ülkeye sokabilmek için ABD askeri yetkilileriyle bir anlaşma yaptı. Vietnam'dan ülkeye getirilen ölü askerlerin ceset torbaları içinde getirdi. Bu anlaşmaya `Kadavra Bağlantısı' denilmesinin bir sebebi de budur. Böyle bir adamın hayat hikayesinin kaydadeğer, gerekli ve ilginç olduğunu düşünüyorum.”
Jacobson'un yazısını opsiyonlayan Brian Grazer daha sonra Lucas'ın hayatını baz alan senaryoyu kaleme alması için deneyimli senaryo yazarı Steven Zaillian ile anlaşma yaptı. Geçtiğimiz yıllarda başta Steven Spielberg'in “Schindler's List” ve Martin Scorsese'nin “Gangs of New York” gibi dev yapımlarının senaryosunu yazan Oscar ödüllü Steven Zaillian, senaryoyu yazmaya başlamadan önce Frank Lucas ve onun izini süren ve şimdi emekli bir savcı olan Richie Roberts ile aylar süren görüşmeler yaptı.
Zaillian ayrıca bu mültimilyoner gangster / girişimci ile polislikten gelme savcı arasındaki sıra dışı ilişkinin de büyüsüne kapılmıştı. Ünlü gangsterin baş düşmanı olan Richie Roberts'in öyküsü anlatılmadığı takdirde Lucas'ın yükselişiyle çöküşünün dramatize edilemeyeceğinin farkındaydı. Sonuçta 60'ların sonu ile 70'lerin başında New York'ta polis dedektifliği yapan Richie Roberts, halk kahramanına dönüşen Lucas'ın alaşağı edilerek çökertilmesinde çok önemli rol oynamıştı.
“American Gangster” projesinin yönetmenliğine getirilen ilk isim Antoine Fuqua'ydı. 2001 yılında Denzel Washington'a Los Angeles Polis Departmanına bağlı narkotik polisi Alonzo Harris rolüyle Oscar getiren “Training Day”i yönetmiş olan Antoine Fuqua, “American Gangster”in başrolünde de onun oynamasını istedi. Ancak Denzel Washington, iktidara yükselişi birçok insanın ölümüne sebep olan bir adamın portresini çizip çizmemek konusunda tereddüt ediyordu. Senaryoyu okuduktan sonra fikrini değiştirip rolü kabul etti. Lucas'ın ilginç öyküsünden etkilenmişti ve uyuşturucu ticaretiyle binlerce insanı zehirleyen bu işadamının ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıktan sonra hayat hikayesini anlatarak bir bakıma günahlarının kefaretini ödemeye çalıştığına inanıyordu.
Sonuçta Denzel Washington rolü kabul etmişti ama oynayabilmek için birkaç yıl daha beklemek zorunda kaldı. “American Gangster” projesini 2004 yılı çekim gündemine alan Universal Pictures, çekimlere başlanmasının hemen öncesinde projenin gelişimini durdurdu. Bu durum karşısında yapımcı Grazer'in morali bozuldu. Durdurma kararından sonra bir hafta kendine gelemedi. Ancak projenin başarılı olacağına dair inancını korumaya devam ediyordu.
Boşluk süresince başka aktör ve yönetmenlerle görüşmelerini sürdüren Brian Grazer, bir yandan da “hayallerimin yönetmeni” dediği Ridley Scott'un da izini sürmeye devam etti. Zaillian'ın yazdığı senaryoyu okuyan Ridley Scott, bir adamın hayatının aynı anda hem kurban hem de katil olarak dökümünün başarıyla yapıldığına yürekten inandı. Yapımcı Brian Grazer ile yönetmen Ridley Scott'un güçlerini birleştirmesi sonucunda proje yeniden hayat kazanırken Denzel Washington'a da Frank Lucas'ın portresini çizme yolu bir kez daha açılmış oldu.
Yapımcı Brian Grazer bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Projenin startını verinceye kadar tüm enerjimi yükledim ve gönülden bağlandım. Ridley Scott'a senaryoyu en az yedi-sekiz defa götürmüşümdür. Her defasında senaryonun hoşuna gittiğini, ancak kendisi açısından zamanlamanın doğru olmadığını söyledi. Dokuzuncu onuncu götürüşümde `Evet' dedirtmeyi başardım.”
40 yılı bulan kariyeri boyunca imzasını attığı “Blade Runner” ve “Alien” gibi bilimkurgu filmleriyle olduğu kadar “Black Hawk Down”, “Gladiator”, “Thelma & Louise” ve “Hannibal” gibi dramalarıyla tanınan İngiliz asıllı yönetmen, Zaillian'ın senaryosunda en çok bulanık (muğlak) etik boyutunu ve iki baş kahramanın paradokslarını sevmişti. Ancak “American Gangster”i çekmek için kamera arkasına geçmeden önce bir miktar zamana ihtiyacı vardı.
Aslında Ridley Scott, senaryodaki Richie Roberts'in öyküsünün biraz daha vurgulanmasını, ete kemiğe bürünmesini istiyordu. Daha önce okuduğu versiyonlarda Richie Roberts konusunda bir eksiklik olduğunu, bu paradoksun yeterince vurgulanmadığını hissetmişti. Uyuşturucu işiyle uğraşan Lucas'ın lükse dayalı bir ev hayatı varken Richie Roberts'ın hayatı cehennemden farksızdı. Kariyerinin ilk yıllarında polis departmanında çalışırken düzenlenen bir polis baskını sırasında bir arabanın bagajında ele geçirilen milyon uyuşturucu parasını yetkililere teslim ederek dürüstlüğünü kanıtlamış, ancak polis departmanındaki yozlaşmış polisler bir daha ona hiç güvenmemişti.
Ridley Scott filmi yaptığı takdirde işte bu çift helezonlu dinamikleri keşfe çıkmak istiyordu. Projenin yönetmenliğini üstlenirse iki baş karakteri aşamalı olarak bir araya getiren iki farklı evreni keşfetmeye kararlıydı. “American Gangster”i çekecekti ama Richie Roberts rolünde Russell Crowe'un oynaması koşuluyla… Frank Lucas rolünde ise Denzel Washington olacaktı.
“American Gangster”in kadrosuna Russell Crowe ile Ridley Scott'un dahil olmasıyla beraber Denzel Washington'a da uzun süredir beklediği Frank Lucas rolüne hazırlanmak düştü. Tavuk hırsızlığından başlayıp Harlem'in Kralı olan ünlü gangsterin portresini artık çizebilecekti.
Denzel Washington rolüne hazırlanırken öncelikle hapishaneye giderek Frank Lucas ile görüştü. Yanına bir kayıt cihazı alarak ömür boyu hapse mahkum ünlü gangsterle yaptığı konuşmaları kaydetti. Gerisini Washington'un kendisinden dinleyelim:
“Frank ile bir odaya kapanarak saatlerce konuştuk. Frank son derece büyüleyici ve etkileyici bir adamdı. Onun karakterinin anahtar kelimesi etkileyicilikti. Buna rağmen onu taklit etmek istemedim. Daha önce Rubin `Hurricane' Carter karakterini oynarken de aynı şekilde davranmıştım. Portresini çizeceğim kişiyle başbaşa görüşmüş, kişiliğindeki gerçeği bulmaya çalışarak kendi versiyonumu ortaya koymuştum. Bu nedenle Frank ile yaptığım görüşmelerde, `Bana bilmem gerekmeyen hiçbir şey söyleme. Ben buraya elimdeki bilgileri doğrulamak için gelmedim' dedim.”
Daha sonra New York'ta o dönem gerçekleşen uyuşturucu ticaretinin boyutları hakkında araştırma yapmaya başlayan Denzel Washington, ulaştığı bilgileri şu sözlerle açıklıyor:
“Filmin öyküsünde de anlatıldığı gibi o günlerde % 50 - % 60 saflıkta eroinin kilosu 50.000 - 60.000 dolardan satılıyordu. Frank bu geleneği bozarak % 100 saflıkta eroinin kilosunu 4.200 dolardan piyasaya çıkararak sokaklarda satmaya başladı. Daha yüksek saflıkta eroini rakiplerinden çok ucuza fiyata veriyordu. Hesabını kendiniz yapabilirsiniz. İnanılmaz miktarda paralar kazandı. Hatta kimi zaman günde 1 milyon dolar kazandığını kendisi de söyledi.”
Washington sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öyküde en çok bir uyuşturucu tüccarının göklere çıkarılmıyor oluşu ilgimi çekti. Tanıştığım gün bu düşüncemi Frank'in kendisine de söyledim. O da bana İncil'de yer alan, `Tanrı dedi ki: Kötü ve günahkar işler yapanlara huzur yoktur' (Isaiah 48.22) şeklindeki bir pasajı okudu. Lucas'ın hayat yolculuğunu ve günahlarının kefaretini arayış çabasını hatırlatması için bu sözü filmin çekim senaryosuna da koyduk.”
“American Gangster” sayesinde yönetmen Scott ve yapımcı Grazer ile üçüncü defa çalışma fırsatını yakalayan Russell Crowe, karmaşık kişilikli ve sert mizaçlı polis memuru Richie Roberts rolünü oynamak üzere sözleşmeyi imzaladı. Zaillian'ın yazdığı senaryoda o dönemin her köşesi uyuşturucuyla kaplı New York'un ve Harlem'inin betimlenme şekli ilgisini çekmişti. O yıllarda polis departmanı içindeki yozlaşma o kadar tırmanmıştı ki, gazeteci Mark Jacobson'un “The Return of Superfly” başlıklı yazısında verilen bilgiye göre 1977 yılında Narkotik Özel Araştırma Birimi'nde görev yapan 70 polisten 52'si ya hapishaneye gönderilmiş, ya da soruşturma açılmıştı.
Yapımcı Brian Grazer ile yaptığı ilk görüşmeleri hatırlayan Russell Crowe bu konuda şunları söylüyor: “Senaryonun beş-altı tane farklı versiyonunu okudum. Rolüme hangi açıdan yaklaşacağımı biliyordum ama geminin kaptanları Brian ile Ridley'di. Cuma günü Brian'dan telefon alıyordum, cumartesi olunca Ridley arıyor ve bambaşka bir şey söylüyordu. Ben de ona senaryonun en son taslağını okuyup okumadığını sormak zorunda kalıyordum.”
Öte yandan Russell Crowe'un da vurguladığı üzere gerçek insanlar üzerine bir film yapmak, onların hayatı hakkında belgesel yapmakla aynı şey değildi. Crowe'un bu konudaki yorumu şöyle:
“Bizim senaryomuzda belli bir periyod ele alınır. Bu nedenle öyküyü anlatabilmek için zaman çizgisi sıkıştırıldı. Filmde gerçek Richie'nin aslında yapmadığı şeyler de vardır. Sonuçta onunla ilgili bilinen herşey birbiriyle çelişkilidir. Bu adamın gerçek yaşam öyküsünde geleneksel unsurlar dediğimiz boyutların hiçbirisi olmadığı için kolayına kategorize edilebilecek birisi değildir. Böyle bir adamın portresini çizerken ancak izlenimlerinizi verebilirsiniz.”
Oyuncu Kadrosu Seçiliyor
“Hakimler, avukatlar, polisler, politikacılar… Bu ülkeye uyuşturucu madde getirmeyi durdurun, 100.000 kişi o anda işsiz kalır.” - Richie Roberts
İki başrol oyuncusunun belirlenmesinin ardından sayısı 30'u bulan diğer ana rollerin doldurulması için geniş kapsamlı bir arayış sürecinin startı verildi.
Yönetmen Ridley Scott ile yapımcı Brian Grazer, “American Gangster”de Washington ve Crowe'a birinci sınıf aktörlerin eşlik etmesini istiyorlardı. Bu durum özellikle uyuşturucuları Harlem'e getiren ve satılmasına yardımcı olan Lucas'ın aile üyelerini canlandıracak aktörler açısından önemliydi. Lucas'ın kurduğu uyuşturucu zinciri içerisinde yer alan ve kısaca Country Boys olarak bilinen aile üyeleri için klasik eğitim almış oyunculardan hip-hop performansı olan oyunculara kadar geniş alandan seçim yapıldı. Bu arada filmin senaryosunda gerçek isimlerin değiştirilmesine özen gösterildi.
Country Boys içerisinde Lucas'ın küçük kardeşi ve sağ kolu olan Huey rolünü İngiliz kökenli aktör Chiwetel Ejiofor oynadı. Brian Grazer bu tercihinin gerekçesini şöyle açıklıyor:
“Chiwetel ile daha önce `Inside Man'de çalışmıştım. O filmde Denzel'in partnerini oynadığı için ikisi arasında müthiş bir çalışma ilişkisi vardı. İngiliz olduğu halde Amerikalı bir karakteri sanki bu ülkede doğmuşçasına başarıyla oynadı. Portresini çizdiği karakterin sağı-solu belli olmaz bir yapısı vardı ve Frank Lucas'ın sakin kişiliğiyle ilginç bir tezat oluşturuyordu.”
Lucas'ın filmde bahsedilen diğer aile üyelerinden kardeşi Turner rolünü günümüzün ünlü rap yıldızlarından Common oynadı. Frank'in yeğeni Stevie rolünde ise yıldızı yeni parlayan hiphop sanatçısı T.I. kamera karşısına geçti. Yapımcılar her ikisinden de çok iyi performans aldılar.
Frank Lucas'ın annesi rolünü ise efsanevi kadın oyuncu Ruby Dee üstlendi. Bugüne kadar aralarında Sahne Aktörleri Birliği'nin verdiği Yaşam Boyu Başarı Ödülü'nün yanı sıra birçok ödülü bulunan Ruby Dee, Harlem'de doğup büyümüş bir oyuncu olduğu için film setindekilere esin kaynağı oldu.
Gençlik yıllarının geçtiği Harlem'i çekimler sırasında yeniden ziyaret etme fırsatı bulan Ruby Dee, eski günleri anımsarken şunları söylüyor:
“Frank Lucas'ın yaşadığı dönemlerin hepsi bir bir gözümün önünden geçti. Toplumsal hayatta gangsterlerin çok önemli bir rolü vardı. Çünkü onlar toplumun bir parçasıydılar. Her şeyden önce eğlence dünyasını kontrol altında bulunduruyorlardı. Sokaklarda Denzel tipindeki adamlar ikili üçlü gruplar halinde dolaşır, insanlara selam verir, elimize bir alışveriş poşeti tutuştururlardı. Şükran Günü zamanı bu poşetin içinde bir hindi, Noel zamanı ise oyuncaklar olurdu. İlerleyen yıllarda onların sadece vatandaşa yardımcı olmakla kalmayıp aynı zamanda politikacılarla bağlantı sağladığını da öğrendim.”
Frank Lucas'ın eroin ticaretindeki en büyük rakibi Nicky Barnes rolünde ise Oscar ödüllü oyuncu Cuba Gooding Jr kamera karşısına geçti. Nicky Barnes, tıpkı Lucas gibi o dönemde Harlem uyuşturucu piyasasının büyük oyuncularından birisiydi. Tutuklanıncaya kadar hep Lucas'la uğraşmış, onun sahip olduğu serveti ele geçirmek istemişti. O kadar ünlüydü ki, The New York Times Magazine'nin kapağında “Bay Dokunulmaz” adıyla portresine bile yer verilmişti.
Nicky Barnes rolünü oynayan Cuba Gooding Jr, 70'li yıllar başı New York'unun gündelik yaşamında uyuşturucu tüccarlarının önemli rol oynadığına dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Barnes ve Lucas gibi mafya babaları o dönemin gerçek ünlüleriydi. Bugün artık spor veya sinema dünyasından ünlüler var ama geriye bakarsak o dönemin yıldızlarının uyuşturucu tüccarları olduğunu görürüz. Onlar kent halkıyla direkt ilişki içerisinde bulunan insanlardı.”
O dönemin mafya ortamı içerisinde önemli figürlerden birisi de Dominic Cattano'ydu. Dönemin önemli figürlerinden birisi olan Dominic Cattano, Lucas'ın Uzakdoğu ülkelerinden az maliyetli eroin getirerek daha saf ürünü kent sokaklarına yayması ve uyuşturucu trafiğinin yapısını değiştirmesi karşısında herkes gibi şok geçirmişti.
Bu rolde kamera karşısına geçen Armand Assante, portresini çizdiği Cattano'yu şu sözlerle tanımlıyor: “Cattano kendisinin ve yaptığı işin yasaların ve her türlü rekabetin üzerinde olduğuna inanan güçlü bir mafya patronudur. Frank Lucas'ın yaptığı işi görünce derinden sarsılır. Onunla ortak iş yapmak için girişimde bulunur. Ancak Lucas'ın reddetmesi üzerine onun imparatorluğunu yerle bir etmek için elindeki tüm güçlerle hiç durmadan üzerine gidecektir.”
Filmin bir başka önemli figürü, portresini Josh Brolin'in çizdiği New York Polis Departmanı dedektifi Trupo karakteridir. Yönetmen Ridley Scott'un “kötü huylu polis” olarak nitelediği bu karakter, kendisine dolgun rüşvet verildiği sürece sokaklarda uyuşturucu satan herkese izin verir. Bu rolde oynayan Josh Brolin'in tabiriyle polisin yozlaşmasını temsil eden “rütbeli bir suçlu”dur.
Bu karakterin portresini çizmek için deneyimli bir polis memuru ile konuşup bilgi aldığını belirten Josh Brolin, rolüne nasıl hazırlandığını şu sözlerle anlatıyor:
“Uyuşturucu satıcılarıyla polis arasındaki ilişkilerin nasıl yürüdüğünü öğrendim. Uyuşturucu satıcısından rüşvet almanın çok kolay olduğunu anlattı. Polis memurunun uyuşturucu, `Şu anda ateş ederek seni öldürebilir, silahı eline vererek madalyayla ödüllendirilirim' demesinin yeterli olduğunu öğrendim. Hepsi bu kadar basitmiş. Ayrıca o dönemde uyuşturucu satıcısı ve gangsterler polis öldürmezmiş. Bu kural dışı bir davranış olduğu için hiçbirisinin polis öldürmediğini öğrendim.”
Filmin önemli karakterlerinden birisi de, Lucas'ın karısı Eva karakteridir. Porto Riko güzeliyken tanıştığı Eva'yı adım adım suç dünyasının içine sokmuştur. Ridlay Scott bu rol için “masum güzelliğe sahip” genç bir kadın oyuncu istiyordu. Aradığı özelliklerin hepsini oyunculuğa başlamadan önce kimya dalında master öğrenimi yapmış olan Porto Riko göçmeni Lymari Nadal'da buldu.
Lymari Nadal rolüne nasıl hazırlandığını şu sözlerle anlatıyor: “Senaryoyu inceleme şansım vardı. Gerçek kişi ile tanışmadan önce (gerçek kişinin ismi senaryoda değiştirildi) Eva karakteri hakkında bazı tercihler yapma şansını da elde ettim. Onun hayata bakış açısını onore etmeye çalıştım. Bence bu karakter için en önemli şeyler, Lucas'a duyduğu sevginin yanı sıra parayla ne kadar mal satın alabileceği ve daha fazla paraya nasıl sahip olabileceğidir.”
Frank Lucas'ın kendine özgü evreninin paralelinde Richie Roberts ve onun dünyasının oyuncuları vardır. Ele geçirilen milyon dolarlık uyuşturucu parasını yetkililere teslim ederek en başta partneri Javier Rivera'yı (John Ortiz) hayal kırıklığına uğratan Richie Roberts, artık yozlaşmış polis departmanı içerisinde damgalı bir adamdır. Kirli işlere bulaşmış polisler ve dolandırıcılar ona güvenmemektedir.
Richie Roberts, uyuşturucuyla mücadele için SIU adlı timi kurma şansını elde eder. Bu tim içerisinde en az peşine düşecekleri suçlular kadar sokak kültürüne sahip gizli polisler vardır. Ridley Scott ile Brian Grazer bu roller için John Hawkes ve Yul Vazquez gibi deneyimli karakter oyuncularının yanı sıra Wu-Tang Clan adlı hip-hop müziği grubunun kurucusu RZA'i tercih ettiler. Daha önce başrollerinde Clive Owen ile Jennifer Aniston'un paylaştığı “Derailed” adlı filmde oynadığı için RZA'in yeterli kamera deneyimi vardı. Ayrıca yapımcı Grazer ile “8 Mile” adlı filmde de birlikte çalışmıştı.
Yeni kurulan SIU timinin üyeleri birçok narkotik polisinin bu işi yapma sebebinin sadece uyuşturucu yakalamaktan aldıkları haz olduğunu öğrenince çok şaşırdılar. Bazı narkotik polisleri bu hazzı, uyuşturucunun kendisinden alınan hazza benzetiyordu.
SIU timi içinde görev yapan Dedektif Spearman rolünü üstlenen John Hawkes'in bu konudaki yorumu şöyle: “Richie kurduğu tim için dürüst polisler aramaya başlar. Sonunda benim oynadığım karakteri bu konuda yeterli bulur. Birlikte çalışmaya hazırdır ama dış görünümü suçluya benzemektedir. Yul Vazquez ile RZA'in oynadığı Jones ve Abruzzo adlı arkadaşları olmadıkça bu işi yapmayacağını söyler. Bizler filmde oldukça sert mizaçlı bir üçlüyüz. Polise pek benzemeyiz ama bu üç adamın bu derece etkili iş çıkartmasının birinci sebebinin polise benzememeleri olduğunu düşünüyorum.”
Richie Roberts'ın profesyonel yaşamı yoluna girmeye başlamıştır ama özel hayatı darmadağın olmanın eşiğindedir. Portresini Carla Gugino'nun çizdiği karısı Laurie onu terk etmenin eşiğine gelmiştir. Güzel oyuncu canlandırdığı Laurie karakterini şu sözlerle yorumluyor:
“Kocasının yalanlarından bıkkınlık getirince sonunda onu terk etmeye karar veren doğru sözlü bu kadına sempati hissediyorum. Kocasına karşı sevgi beslediği kesindir ama sürekli yalan söylüyor olması nedeniyle bu ilişki artık yürütülemez noktaya gelmiştir. Hep kocasının değişebileceğini düşünmeye çalıştığı halde asla değişmeyeceğini fark edince oğlunu da alıp Las Vegas'taki kız kardeşinin yanına gitmeye karar verir. Bu olay Richie'nin yediği yeni bir darbedir ama Lucas imparatorluğunu yerle bir etme takıntısının oluşması için en büyük sebep olacaktır.”
Vietnam Dönemini Yakalamak: New York ve Tayland Çekimleri
Oyuncu kadrosunu oluşturan Ridley Scott ile Brian Grazer, 60'lı yıllar sonu ile 70'ler başı Harlem'i ve Vietnam'ının yeniden yaratılması için daha önce beş kez Scott ile çalışan prodüksiyon tasarımcısı Arthar Max ile işbirliği yapmaya karar verdiler.
“Blade Runner” adlı filmde korku ve endişe dolu 2019 Los Angeles'ını hayal eden, “Gladiator”de Maximus'un antik dönem Roma'sını izleyiciye sunan Ridley Scott, uzlaşmasız bir estetik uzmanı olarak ün yaptığı reklamcılık günlerinden bu yana film dünyasında kendisine seçkin bir kariyer oluşturmuştu. Richie Roberts ile Frank Lucas'ın 1970'ler Harlem'indeki dünyasını yeniden yaratmak, “American Gangster”in yapımına katılan herkes için zor olduğu ölçüde tutkulu bir görev olacaktı.
Sanat öğrenciliğinden gelme bir yönetmen olan Ridley Scott, yaşamının uzun yıllarını film yapmaya adamıştı. Buna rağmen hiçbir şey ona imkansız gibi gelmemişti. Hatta 100 konuşmalı rolü olan ve 152 farklı mekanda çekilen “American Gangster” gibi bir film bile…
Yapımcı Brian Grazer'in Ridley Scott ile ilgili yorumu şöyle: “Ridley önce dünyalar yaratır, sonra izleyiciyi olağanüstü bir tutkuyla o dünyaya davet eder. Senaryo sayfaları üzerindeki sözcüklere hayat vermekte, onları üç boyutlu hale getirmekte ustadır.”
“American Gangster” bugüne kadar New York hakkında anlatılmış en geniş kapsamlı öykülerden birisidir. Frank Lucas uyuşturucu imparatorluğunu büyük oranda Harlem'de kurduğu halde filmin çekimleri New York'un beş farklı bölgesinde yapıldı. Ayrıca New York'un merkezden uzak taşra bölgeleriyle kentleşmiş Long Island adasında da birkaç günlük çalışma gerçekleştirildi.
Yönetmen Ridley Scott, New York çekimleriyle ilgili olarak şunları söylüyor: “60'lı yılların başında New York'un Bowery District kesiminde yaşadığım için kenti iyi tanıyordum. Buna rağmen 30 yıl öncesinin kentini yeniden yaratmanın zorlukları vardı. Özellikle Harlem'de ne yapmam gerektiğini biliyordum. Eski günlerin Harlem'ini anımsatan köşe bucak yerleri bulmak yeterliydi. Bu filmi yaparken Harlem'in büyük resmini almak için küçük köşelerin geniş ölçekli imajlarını kullandım.”
Ridley Scott'un bu amacını yerine getirmek için öncelikle elde taşınır portatif kameralar kullanan görüntü yönetmeni Harris Savides, yönetmenin “gerilla tarzı yönetmenlik” sözleriyle tabir ettiği yöntemi uyguladı. Çok sayıda kamerayla aynı anda çalışmayı ilke edinen Ridley Scott'un gerçek mekanlarda yaptığı çekimler sırasında karşılaşılan zorlukları onunla beraber göğüsledi.
Filmin yapımına emek veren isimlerden birisi de prodüksiyon tasarımcısı Arthur Max'ti. New York'un çeşitli kesimlerinde 70'li yılları çağrıştıran bölgeler bulmak gibi zorlu ve yorucu görevi o üstlendi. Gezileri sırasında Frank Lucas ve Country Boys'un yaşadığı günlerden bu yana Harlem'in çok fazla değiştiğini fark etti. Bunun üzerine o dönemin havasını yakalayabilmek için Lucas'ın yaşadığı ünlü 116. caddede çekim yapmak yerine 20 blok kuzeydeki 136. caddede çekimlerin yapılmasına; o caddedeki sokak levhalarıyla trafik lambalarının buna göre değiştirilmesine karar verdi.
Filmin çekimlerine Brooklyn'in Williamsburg kesiminde başlandı. Burası genellikle sanatçı ve müzisyenlerin yüksek fiyatlı çatı katlarını ve konuta dönüştürülmüş eski depoları tutmak için birbiriyle yarıştığı bir kesimdi. Film yapımcıları daha eski görünümlü mekanlar arıyorlardı. Sonunda Richie Roberts ve partnerinin gözetim yaptıkları uyuşturucu satılan mekanla ilgili çekimler için eski bir dükkan bulundu. Ayrıca uyuşturucu ticareti ve yer altı faaliyetleriyle ilgili olarak Myrtle ve Broadway yakınlarında başka çekimler de gerçekleştirildi.
New York'ta çekilen en geniş kapsamlı sahnelerden birisi, Muhammed Ali ile Joe Frazier'in ünlü Madison Square Garden'da yaptıkları ilk boks maçının yeniden yaratıldığı sahneydi. Bu sahnenin filmin akışı açısından büyük önemi vardı. Frank Lucas'ı üzerinde çinçilla kürkünden yapılmış kıyafetiyle salonun en iyi koltuklarında otururken gören Richie Roberts, onun uyuşturucu ticaretindeki en büyük figür olduğuna kanaat getiriyordu. Bu sahnenin çekimleri Long Island'daki 16.000 koltuk kapasiteli Nassau Veterans Memorial Coliseum'da gerçekleştirildi.
New York'taki çekimler tamamlandıktan sonra Kuzey Tayland'a giden film ekipleri, bu ülkede de Frank Lucas'ın Güneydoğu Asya'da geçirdiği yılları görüntülediler. Ünlü gangster o yıllarda eroin nakliyatını askeri uçaklarla yapmış, ABD'deki Eastern Seabord askeri havaalanına inen uçaklardaki mallar Amerikan askerlerinin yardımıyla boşaltılarak kente taşınmıştı. Söz konusu sahnelerin çekimi için alt kısmına sahte tabanlar döşenmiş tabutlar hazırlandı. Böylece tabutta oluşan gizli bölmeye 6-8 kilo arasında eroin konulabiliyordu. Sadece ilk nakliyede 132 kilo eroin taşınmıştı.
Tayland'daki Chiang Mai kentinin iki saat kadar kuzeyinde bulunan bu bölgede Lucas'ın haşhaş tarlalarını dolaştığı sahneler çekildi. Burma - Tayland - Laos arasında bulunduğu için Altın Üçgen adıyla bilinen bu bölgede 30 yıl önce Güneydoğu Asya'nın en geniş haşhaş tarlaları vardı.
Prodüksiyon tasarımcısı Max'e bağlı ekipler bu bölgede bulunan yerfıstığı tarlasının ortasında geleneksel bir Taylan köyüyle pirinç ambarı inşa ettiler. Hazırlanan bu binalar, Lucas'ın uyuşturucu tedarikçileriyle ilk anlaşmasını yaptığı haşhaş işleme merkezini temsil etti. Lucas bu bağlantıları yapmak suretiyle en saf ürünü direkt olarak kaynağından alarak diğer uyuşturucu satıcılarının önüne geçmiş oluyordu.
Haşhaş tarlalarına yapacağı geziyi garantilemek amacıyla Lucas'ın asker kuzeniyle Bangkok'ta buluştuğu sahneyle ilgili çekimler için de Chiang Mai kentindeki pazar yerinde rekreasyon çalışması yapıldı. Ancak çekimler sırasında hiç hesapta olmayan aksilikler de çıktı. Tayland'da askeri darbe olması nedeniyle politik koşulların değişmesi üzerine bazı ek zorluklarla karşılaşıldı.
****
Çekimlerin tamamlanıp kurgunun yapılmasından sonra müzikler de eklendi. Böylece başta Ridley Scott ve Brian Grazer olmak üzere tüm ekipler, Kuzey Carolina'dan çıkıp gelen yoksul bir adamın New York'taki güç odaklarının tepe noktalarına tırmanmasını konu alan yolculuğun sonuna ulaştılar. Artık bundan sonrasına izleyici karar verecekti.
Filmle ilgili son sözleri “American Gangster”in yönetmeni Ridley Scott söylüyor: “Tek isteğim, izleyicinin bu filmi seyrederken bizlerle aynı deneyimi yaşamasıdır. İki büyük aktörün portresini çizdiği iki karakterin gelişimini ve dünyalarının kesişmesini ilgiyle izleyeceklerini umuyorum.”
Prodüksiyon bilgileri UIP Filmcilik tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Bu Hafta Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Pek Yakında  |  Fragmanlar  |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | İngiltere Top 20  | Almanya Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  | 2008 Top 60 Listesi
Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları  |  Yönetmenlerimiz  |  Animasyon Filmleri  |  Haber Merkezi |  Film Şirketleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us