Transformers
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 408.527
Hasılat 3.225.001 YTL
Transformers
Yönetmen Michael Bay
Oyuncular Shia LaBeouf, Megan Fox, Josh Duhamel, Rachael Taylor, Tyrese Gibson, Jon Voight, Anthony Anderson, John Turturro
Senaryo Roberto Orci, Alex Kurtzman
Yapımcılar Steven Spielberg, Brian Goldner, Michael Bay
Görüntü Yönetmeni Mitchell Amundsen
Prodüksiyon Tasarımı Jeff Mann, Nigel Phelps
Kostüm Tasarımı Deborah Lynn Scott
Kurgu Tom Muldoon, Paul Rubell
Özgün Müzik Steve Jablonsky
Yapımcı Stüdyo DreamWorks Pictures
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik
Gösterim Tarihi 6 Temmuz 2007
Film Arşivi
Transformers Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Bizim Dünyamız, Onların Savaşı
Autobot'lar ve Decepticon'lar olarak bilinen iki robot ırkı arasında yüzyıllardır devam eden savaş, evrenin kaderini tehdit edecek noktaya kadar gelmiştir. Çatışmalar dünyamıza taşınınca kötü niyetli Decepticon'lar ile iyi niyetli Autobot'lar arasındaki dengeler, Sam Witwicky (Shia LaBeouf) adındaki bir gencin elinde bulunan ipucuna bağlı kalır.
Sıradan bir genç olan Sam'in günlük hayatındaki sıkıntıları okulu, arkadaşları, arabalar ve kızlardan ibarettir. Kendilerini Autobot'lar ile Decepticon'lar arasındaki şiddetli savaşın tam göbeğinde bulan Sam ve kız arkadaşı Mikaela (Megan Fox), kendilerini  nsanoğlunun kurtuluşunun son şansının kendileri olduğunun farkında bile değildirler.
Dünyanın kaderi pamuk ipliğine bağlıyken Sam kendi ailesinde sürekli söylenen “Kurban yoksa zafer de yoktur!” deyişinin gerçek anlamının farkına varacaktır.
DreamWorks Pictures ile Paramount Pictures'ın sunduğu “Transformers”ın yönetmenliğini Michael Bay üstlendi. Senaryosunu Roberto Orci ile Alex Kurtzman'ın yazdığı filmin yapımcılığını Don Murphy, Tom DeSanto, Lorenzo di Bonaventura ve Ian Bryce gerçekleştirdi. Prodüksiyon amirliklerini Steven Spielberg, Michael Bay, Brian Goldner ve Mark Vahradian üstlendi. Başrollerinde Shia LaBeouf, Megan Fox, Tyrese Gibson, Josh Duhamel, Anthony Anderson, Rachael Taylor, John Turturro ve Jon Voight kamera karşısına geçti.
“Transformers”ın kamera arkasında da birbirinden ünlü ve yetenekli isimler görev yaptı. Görüntü yönetmenliğini Mitchell Amundsen; prodüksiyon tasarımlarını Jeff Mann; kurgu editörlüğünü Paul Rubell ve Glen Scantlebury; kostüm tasarımlarını Deborah L. Scott gerçekleştirdi. Müziklerini Steve Jablonsky besteledi. Müzik süpervizörlüğünü Dave Jordan yaptı. Filmde kullanılan özel görsel efektler, kısaca ILM olarak bilinen Industrial Light & Magic efekt şirketinde hazırlandı.
Transformers Tarihçesi
“İlk çıktığından beri Transformers'ın en sıkı hayranlarından oldum” diyor prodüksiyon amiri Steven Spielberg, “Bunu söylerken sadece çocuklarıma aldığım oyuncaklardan bahsetmiyorum. Okuduğum çizgi roman kitaplarından ve kendime aldığım oyuncaklardan söz ediyorum. Çocuklarımla beraber oynardım ama kendisini en çok kaptıran bendim sanırım. O oyuncakların koleksiyonunu yapmıştım. Hasbro'nun Transformers oyuncaklarının günün birinde geniş ölçekli bir yaz filmine dönüşeceğine dair inancımı her zaman korudum.”
Böyle düşünen tek kişi Spielberg değildi. Filmin yapımcılarının çoğunda da aynı istek vardı. Yapımcı Lorenzo di Bonaventura ile Hasbro oyuncak şirketinin CEO'su Brian Goldner da Transformers ve diğer Hasbro oyuncaklarının filme dönüştürülmesi olasılığı üzerindeki görüşmeleri devam ederken Tom DeSanto da kendi Transformers projesini hayata geçirmek için ortağı Don Murphy ile görüşme halindeydi. Herşey konuşulup karara bağlandığında “Transformers” projesini hayata geçirecek kreatif güçler şekillendi. Yönetmenliğini Michael Bay'in üstleneceği projede Steven Spielberg, Lorenzo di Bonaventura (“Shooter”), Tom De Santo (“X-Men” serileri), Don Murhpy (“Natural Born Killers”) ve Ian Bryce (“Saving Private Ryan”) yapımcı olarak görev yapacaklardı.
Megan Fox ve Shia LaBeouf, Transformers'ta.
“Transformers”ın herkese esin kaynağı olan zengin ve yerleşik bir tarihçesi olduğunu belirten yapımcı Lorenzo di Bonaventura, projenin ilk geliştirme aşamasını şu sözlerle anlatıyor:
“Karşılıklı oturup beyin fırtınası yaptığımızda Transformers mitolojisini ne kadar cazip bulduğumuzu hemen fark ettik. Ancak işin en zor yanı, insanların bu robotlar hakkındaki varsayım ve tahminlerini aşabilmekti. Özellikle Transformers hayranları epeyce endişeliydi. Hazırladığımız ham malzemeyi kendilerine gösterene kadar hiç kimse nasıl bir film yapılacağını tam olarak anlayamadı. Bu yüzden öncelikle robotların savaşına eşlik edecek insani bir öykü geliştirmeye odaklandık. En iyi kadroyu bulmalı, yapabileceğimiz en heyecan verici efektlerle donatmalıydık.”
Filmin diğer yapımcılarından Tom DeSanto ise, çocukluğundan beri “Transformers” filmi yapma hayali kurduğundan söz ederek şunları söylüyor:
“Böyle bir hayalim her zaman vardı ama San Diego'daki Comic-Con toplantısına kadar bu konuyu ortağım Don Muphy ile hiç konuşmamıştık. Toplantı sırasında düzenlenen etkinlikleri izlerken ansızın aklıma `Transformers' geldi. 80'li yılların çocukları bugün artık büyüdüler. Bir zamanlar çok sevdikleri karakterleri ve öyküleri baz alan bir filmi izlemek isteyeceklerini düşündüm. Böyle bir film yapıldığı takdirde çocukluğunu 80'lerde yaşamış olanlar için mükemmel bir fırsat olacaktı.”
Tom DeSanto sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu projeyi ortağım Don Murphy ile beraber hayata geçirmeyi düşündüm. Bu kararımda Murphy'nin Transformers oyuncaklarını üreten Hasbro şirketiyle daha önceden beraber çalışmış olması önemli rol oynadı. Aynı günlerde DreamWorks'ten de Steven Spielberg'in bu fikirle ilgilendiği haberi geldi. Bunu duyunca kulaklarıma inanamadım. Çocukluğu New Jersey'de geçmiş birisi olarak, Steven Spielberg'in de aynı robotlardan hoşlandığını duymak harika bir duyguydu. Artık hayalimin gerçekleşeceğini hissediyordum.
Sonuçta DreamWorks Pictures ile Paramount Pictures, “Transformers”ın yapımında Tom DeSanto - Don Murphy ikilisiyle ortaklık yapma kararı aldılar. Onların seçilmesinde geçtiğimiz yıllarda “Dreamgirls”, “War of the Worlds”, “Collateral” ve “Saving Private Ryan” gibi filmlerde yapılan başarılı işbirliklerinin de önemli payı vardı.
“Transformers”ın ilk taslak senaryosu John Rogers tarafından yazıldı. Ancak Rogers'ın başka bir projeye geçmesi nedeniyle bir süre sonra Alex Kurtzman - Roberto Orci ikilisi devreye girerek taslak senaryoyu geliştirip zenginleştirdiler.
Uslanmaz bir bilimkurgu hayranı olan Spielberg, sınırsız hayal gücü gerektiren “Transformers” gibi bir projenin yönetmen koltuğunda Michael Bay'in oturmasını istiyordu. Ünlü yönetmene bir önceki filmi “The Island - Ada”nın son rötuşlarını yaptığı sırada “Transformers” teklifini götürdüğünü ifade eden Spielberg, “Neden Michael Bay?” sorusunu şöyle yanıtlıyor:
“Michael'ın `Transformers' için en mükemmel yönetmen olduğunu düşündüm. Bu materyale karşı olağanüstü yakınlığı olmasının yanısıra uzun metrajlı bir filme dönüştürülmesi konusunda sağlam vizyonu vardı. Filmdeki insan karakterlere, Decepticons ve Autobots'a hayat verebilmesi için gerek duyacağı özgürlüğü kendisine fazlasıyla vereceğimizi söyledim.
Michael Bay ilk anda bu teklife çok fazla sıcak bakmadı. Ancak Spielberg'in bu proje konusunda son derece ciddi olduğunun farkına varınca düşünmek için süre istedi. Ardından Hasbro'nun Rhode Island'deki oyuncak üretim merkezine giderek Brian Goldner ile görüşme yaptı.
Bu toplantı sonrasında düşüncesinin üç saniye içinde değiştiğini belirten Michael Bay, Hasbro'daki izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Çocukluğumu çağrıştıran ünlü monopol oyunu, Mr. Potato Head ve G.I. Joe gibi karakterlerin yaratıldığı Hasbro tesislerinin koridorlarında yürürken oyuncak işini gerçekten ciddiye aldıklarını gördüm. Özellikle de Brian ile yaptığımız toplantıda kendisinin tam bir oyuncak tutkunu olduğunu görünce heyecanının bana da geçtiğini hissettim. Tüm karakterleriyle Transformers tarihine ait herşey orada vardı. Otoyolda saatte 80 mil hızla giderken dönüşüm geçiren robotlar fikri beni çok heyecanlandırdı. O andan itibaren bu projeye katılmak istediğimi biliyordum.”
Michael Bay'e yıllardır süper kahraman projeleri teklif ediliyordu. Ancak bu teklifleri hep aynı sebeple geri çevirmişti. Orijinal fantastik karakterlerin hayranlarının beyazperdeki yorumdan hoşlanmadığını düşünüyor, bu nedenle tekliflere sıcak bakmıyordu. Neredeyse 20 yıllık geçmişi olan; çocukların beslenme kutularında, çizgi romanlarda, video oyunlarında ve çizgi dizilerde ölümsüzleşen “Transformers” teklifi geldiğinde bu yüzden tereddütlü davrandı. Orijinal aksiyon figürlerine tutkuyla bağlı, açık sözlü hayranlar ordusunun eleştiri yağmuruyla baş edemeyeceğini düşünüyordu.
Japon yapımı animasyonların hayranı olan Michael Bay ve prodüksiyon tasarımcısı Jeff Mann'in her ikisi de Transformers karakterlerinin hakkını tam olarak vermeye kararlıydılar. Ancak daha tek kare bile film çekilmeden yağmur gibi yağmaya başlayan sert eleştirilere hazırlıksız yakalandılar.
Michael Bay'in bu konudaki yorumu şöyle: “Her biri fenomen haline gelmiş oyuncakları yaratan insanlara saygılı olmalıydık. Ancak bir yandan da onları animasyon alanından çıkartıp gerçek dünyaya çekmek gibi bir zorunluluk sözkonusuydu. Onları gerçek dünyada da ilginç kılmamız gerekiyordu. Bunu başarmanın tek yolu yeni yaklaşımlar getirmekti. Örneğin bu film için yaptığımız Optimus Prime robotunda her biri ayrı ayrı hareket edebilen 10.108 parça vardır.”
Ünlü yönetmen sözlerine şöyle devam ediyor: “Böyle bir film için sözleşme imzalamış olmak, benim açımdan çok büyük bir inanç sıçramasının göstergesidir. Tek isteğim herşeyi mümkün olduğu kadar fotoğraf gerçekliğinde sunmaktı. Bu robotlar, ILM bünyesinde bugüne kadar yapılan en karmaşık robotlardır. Böyle birşeyi bundan iki yıl önce başaramazdık. Filmdeki robotların orijinalinden biraz farklı olduğundan şikayet eden insanlara yeterli bir cevap olmuştur sanırım. Bazen eleştirilere hiç cevap vermeden kendi yoluna devam etmek en iyi çözümdür.”
Yapımcı Lorenzo di Bonaventura'nın bu konudaki yorumu şöyle: “Bu filmi yaparken hedefimiz, Transformers efsanesinin arkasındaki orijinal ruha sadık kalmak oldu. Transformers'ı gerçekten çok seven, önemseyen insanları asla hayal kırıklığına uğratamazsınız. Hayran kitlesini soğutmayı asla istemedik. Bu ailemizden birilerini soğutmak gibi olurdu.”
Sam Witwicky karakterinin portresini çizen aktör Shia LaBeouf ise şöyle bir yorum getiriyor: “Michael Bay'i sevenler kadar nefret edenler de vardır. Bu yadsınamaz bir olgudur. Kimisi sever, kimisi nefret eder. Sonuçta o bir Elia Kazan değildir. Hatta Michael'ın kendisi bile böyle bir iddiası olmadığını açıkyüreklilikle söyleyecektir. Bence o bu dünyanın en sert mizaçlı yönetmenlerinden birisidir. Sette tıpkı General Patton gibi davranır. Olağanüstü sert ve disiplinlidir. Ancak bir o kadar da espri yeteneği ve büyüleyici görsellik anlayışı vardır.”
Megan Fox ve Shia LaBeouf, Transformers'ta.
Transformers: Filmin Konusu
Sam Witwicky (Shia LaBeouf) birçok açıdan yaşıtlarına benzeyen ergenlik çağındaki bir gençtir. Kızlara ve arabalara ilgi duyarken okuldan sıkılır. Ancak diğer gençlere benzerliği bu noktada biter. Zeki ve yetenekli bir genç olan Sam'in kaderinde daha büyük gelişmeler vardır.
İlk arabasını alma isteği babası tarafından kabul görünce heyecanlanır. Ancak satın alınan arabanın 1976 model bir Chevy Camaro olduğunu görünce heyecanı hayal kırıklığına dönüşür. Ancak okulun en güzel ve ateşli kızı olan Mikaela'nın (Megan Fox) bu arabayı beğenmesi üzerine Sam'in morali düzelir. Artık Camaro'yu ikisi birden kullanmaya başlamışlardır.
Ertesi sabah farklı bir gürültü ve gıcırdayan lastik sesleriyle uyandığında birisinin arabayı çaldığını fark eder. Camaro'yu çalan hırsızın izini sürmek için kahramanca çaba sarf ederken şok edici bir olay meydana gelir. Polis araçlarından birisi, yedi metre boyunda dev bir robota dönüşmüştür. Robot tarafından etkisiz hale getirilerek sorguya çekilmeye başlanır. İçine düştüğü zor durumu kavramaya çalışırken Mikaela ortaya çıkar. İkisi esrarengiz saldırganlardan kaçmaya çalışırken onların imdadına Camaro yetişir. Adeta muz gibi soyularak şekil değiştirmeye başlayan Camaro'nun geçirdiği dönüşüme tanık olurlar. Gözleri ortaya çıkmış, başka bir dev robota dönüşmüştür.
Sarı yaratık tarafından kurtulan Sam ile Mikaela, radyoda çalan şarkıların yardımını almadan konuşamayan yeni arkadaşlarıyla iletişim kurma girişiminde bulunurlar. Çok geçmeden başka araçlar da onlara katılır. Bir bir dönüşüm geçirerek dev mekanik robotlara dönüşürler. Cybertron adlı uzak bir gezegenden gelen Autobot'lar olduklarını, yaşam kaynakları olan “Allspark”ı dünyamızda bulma misyonunu üstlendiklerini, Decepticon'lar olarak bilinen kötü niyetli düşmanlarından önce bulmak zorunda olduklarını açıklarlar.
Ancak Sam ile Mikaela, Autobot'lara yardımcı olma planını hayata geçirme fırsatı bile bulamadan işgüzar bir hükümet görevlisi (John Turturro) tarafından tutuklanarak gizli bir komuta merkezine götürülürler.
Öte yandan çok uzaklarda, Katar çöllerindeki bir askeri üsse şiddetli bir saldırı düzenlenir. Bu baskından sadece özel kuvvetler birliğine komuta eden Yüzbaşı Lennox (Josh Duhamel) ile Hava Kuvvetleri kontrol görevlisi Çavuş Epps (Tyrese Gibson) sağ kurtulmuştur. İki asker çok geçmeden önemli bir gerçeğin farkına varırlar. Aslında bir mermi ve bombaya dayanıklı bir robot oldğu halde şekil değiştirerek dev bir metalik akrebe dönüşen uzaylı yaratığı gören ilk insanlar onlardır.
Gizlice ABD'ye geri getirilen Lennox ile Epps, dünyayı yerinden oynatacak bir olaya tanıklık etmişlerdir. Artık onlar da Sector 7 adıyla bilinen ve başında Savunma Bakanının (Jon Voight) yer aldığı çok gizli bir askeri birimin parçasıdır. İstihbarat subaylarının yanısıra güzel bilgisayar analisti (Rachael Taylor) ile ağzı sıkı hacker yardımcısının (Anthony Anderson) yer aldığı bu askeri birimde, uzaylı robotlarla arkadaşlık etmiş iki tane de lise öğrencisi (Shia LaBeouf ile Megan Fox) vardır. Hepsi de uzaylıların dünyamıza “Allspark” adıyla bilinen enerji kaynağını aramak için geldiğini bilmektedir.
Dünyamızı uzaylıların savaşından kurtarmak için hep beraber bir strateji planı yaparlar. Ancak hükümetin kötü niyetli Decepticon'larla birlikte iyi niyetli Autobot'ları da yok etmeyi planladığının farkına varan Sam ile Mikaela, insanoğlunu kurtarmak için kendilerine özgü bir plan yaparlar.
Steven Spielberg bu öyküyü Michael Bay'e ilk anlattığında oldukça sade bir yapısı vardı. Yeni aldığı arabası aslında uzaylı bir robot olan bir gencin öyküsü anlatılacaktı. Ortada gerçekten eğlenceli ve ilgi çekici bir öykü olduğu kesindi ama eldeki öykünün ana çekirdeği ne kadar güçlü olursa olsun, başarıya ulaşması ancak yetenekli ve usta yazarların elinde mümkün olacaktı.
Hazırlanan öyküye göz atan ilk kişi, daha önce çizgi romanları da yazmış olan John Rogers oldu. Ateşli Transformers hayranlarını yatıştırma umuduyla internette sohbetler yapmaya başladı. Bu seriyi ayakta tutan hayran bağımlılığını film yapımcılarının çok iyi anladığını; zaten bu yüzden film yapmaya değer bulduklarını anlatmaya çalıştı. Transformers hayranlarına duyduğu saygıyı göz ardı etmeden elindeki öyküyü DreamWorks'ün onayına sundu.
Senaryo yazarı John Rogers bu çalışmayı nasıl yaptığını şu sözlerle açıklıyor: “Öncelikle insan karakterleri daha büyük roller oluşturacak şekilde genişletmeye başladım. Birbiriyle kesişecek şekilde üç - dört tane farklı alt öykü yaratmam gerekiyordu. Buradaki ana fikir, öyküsü anlatılan tüm insanların hayatının filmin ortasında birleşeceği bir aksiyon filmi formatı yaratmaktı. Öncelikle Sam Witwicky adlı lise öğrencisi ve sevdiği/nefret ettiği arabasıyla ilişkisini anlatarak başladım. Bunun üzerine çölde tuhaf bir teknolojiyle karşılaşan bir grup askerin öyküsünü ekledim. Ardından bu teknolojiyi anlamaya çalışan bazı bilim adamlarının öyküsü geldi. `Transformers'ta anlatılan aksiyon ağırlıklı öykünün belkemiğini bu üç öykü oluşturdu.”
John Rogers'ın projeden ayrılmasının ardından Alex Kurtzman ile Roberto Orci devreye girdi. Her ikisi de 1984 - 1987 arasında yayınlanan televizyon dizisini ve 1986 yapımı “The Transformers: The Movie” adlı uzun metrajlı animasyon filmini çocukken izlemiş, oyuncaklarıyla oynamışlardı. Dolayısıyla her ikisi de “Transformers”ı tutkuyla yazabilecek mükemmel yaştaydı.
“Güçlü karakter portreleri çizme konusunda Alex ile Roberto çok yetenekliydi” diyor Bonaventura, “Onların devreye girişinden itibaren proje ayaklarını yere daha sağlam basmaya başladı.”
Yapımcı Tom DeSanto'nun yorumu ise şöyle: “Bunlar dıştan bakıldığında robot olabilir ama hepsinde insani ruh vardır. Senaryonun yazımı sırasında bu gerçeği kaybetmemek önemliydi. İnsanoğlunun geleceğinin tehlikede olduğu noktada iyilerle (Autobot'lar) kötülerin (Decepticon'lar) klasik çatışmasını gözardı etmeden vermek büyük önem taşıyordu.”
Film yapımcıları ayrıca 1980'li yıllarda yayınlanan “The Transformers” adlı televizyon dizisiyle, aynı dönem gösterime giren animasyon filmini dikkatle seyrederek ilk jenerasyon robotları daha yakından tanımaya çalıştılar. Yapımcı Bonaventura bu konuda şunları söylüyor:
“O filmleri izleyince Bumblebee, Optimus Prime ve Megatron'suz bir film yapamayacağımız açıkça ortaya çıktı. Bunun üzerine kendi aramızda bir anket düzenleyip favori robotlarımızın hangileri olduğunu belirlemeye çalıştık. Sonra da serinin hayranlarına favori robotlarını sorduk. Böylece çok geniş bir hayran kitlesinin favori robotlarını kapsayan bir liste ortaya çıktı. Buna rağmen birçok insanın, `Şu robot da olsaydı, bu robot da olsaydı…' diyeceğini biliyoruz. Ancak tek film içerisinde baş edemeyeceğimiz kadar fazla robot olduğu için sayıyı sınırlı tuttuk.”
Sam Witwicky rolünde Shia LaBeouf
Shia LaBeouf, çok sevdiği Transformers'ın film versiyonunun ufukta olduğunu ilk duyduğunda aklına önce en kötüsü geldi. Çok iyi bir film yapılabileceğine inanmıyordu. Ancak internet sitelerinde yapımcıları sürekli azarlayan, herşeyden şikayet eden hayranlar kadar da karamsar değildi. Filmde hangi robotların yer alacağı; ne gibi cihaz ve araçların sergileneceği de umurunda değildi. Tek isteği, geniş ekran versiyonu yapılırken çizgi roman kitapları ve oyuncaklardaki özün kaybedilmemesiydi. Ayrıca animasyon dünyasında oldukça kolay olan büyüleyici dönüşümlerin, aktörlerin oynadığı bir filmde nasıl hayata geçirileceğini de merakla bekliyordu.
“Benim çocukluğumda `Ayı Yogi' ve `Transformers' dizileri vardı. Sekiz yaşındaydım. Bu dizileri tekrar tekrar izlediğimi hatırlıyorum. Favorim daima Bumblebee'ydi. Onu Decepticon'lardan Frenzy takip ediyordu” diyor Shia LaBeouf…
Robotlardaki bazı tasarım güncellemeleri ve değişiklikler konusunda ise felsefi bir yaklaşım getirerek şöyle konuşuyor: “Zamana ayak uydurmak, birtakım güncellemeler yapmak zorundasınız. 80'lerdeki öyküyü aynen korumak mümkün değildir. Bu konuda tutucu davranırsanız belki 25 tane sıkı hayranı tatmin edersiniz ama milyonlarca izleyici açısından bakınca Megatron'un portresini artık bir el tabancası şeklinde çizemezsiniz. Sinemasal açıdan söylersek tehlike boyutunu abartmak gerekir. Megatron bu filmde daha önce eşi benzeri görülmemiş bir uzaylı jetidir.”
Shia LaBeouf açıklamasına şöyle devam ediyor: “Bu filmde Amerikan mitolojisi olmadığı gibi folklor ve dinsel kavramlar da yoktur. Benim kuşağım `Catcher in the Rye'ı bile okumadı. Ancak çoğu Barbie'yi, Lego'yu, Tony Hawk'ı ve Transformers'ı bilir. Bu pop kültürünün ta kendisidir. Aslında pop kültürüne geçiş yapmak ürkütücü bir olgu olarak görülür. Buna rağmen Michael ile tanıştıktan sonra çok farklı bir film yapacağımıza ikna oldum. Bu filmin insanoğlunun herşeyi bilmediği, makinelerin bir noktada insanlar üzerinde baskı kurabileceği fikrinin işleneceğini söyledi.”
Filmin çekimleri sırasında deneyimli aktör Jon Voight'un kendisine sinema üzerine bir kitap verdiğini belirten genç aktör, “O kitabı okuduğumda, `İnsanlar neden sinemaya gider?' sorusunun yanıtını buldum. İnsanların gerçek yaşamda deneyimleyemediği şeyleri görmek için, toplumsal konumlar, mekanik araçlar ve insani koşullardaki abartıları görmek için sinemaya gittiğini anlatıyordu. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, esas abartılar Michael Bay ile yaptığım sohbetlerde başladı” diyor.
Michael Bay ile Shia LaBeouf'un yaptığı sohbetlerin ana konusunu, Sam Witwicky karakterinin yaş dönümü öyküsü ile kendisini iki dünya arasında patlayan savaşın merkezinde bulması karşısında yüzyüze geldiği ikilemler oluşturdu. LaBeouf bu konuda şunları söylüyor:
“Sohbetlerimiz sırasında asla teknolojiden bahsetmedik veya `Robotlardan konuşalım' demedik. Öncelikle konuştuğumuz konu, Sam karakterinin öyküsünün nasıl gerçek kılınacağıydı. `Bu karakterleri en dürüst şekilde nasıl işleyebiliriz? İzleyicinin bu öyküyü takip etmesi için gereken ilişkileri nasıl kurabiliriz?' gibi konular üzerinde odaklandık. Çünkü animasyon filmlerinde bile karakter derinliği olmadığı takdirde hiç kimsenin o filmi izlemeyeceğini biliyorduk.”
Filmde portresini çizdiği Sam Witwicky karakterinin normal ve sıradan bir genç olduğunu belirten Shia LaBeouf, bu karakterin özelliklerini şu sözlerle yorumluyor:
“Benzerine her yerde rastlanabilecek sıradan bir gençtir. Kendine özgü esprileri olan biraz beceriksiz bir tiptir. Sonradan başına sıradışı olaylar gelir. Sam ile arabası Camarro arasında doğaüstü bir bağlantı oluştuğunu fark edersiniz. Bu genç bir süre sonra robotların dünyadaki iletişim noktası haline gelir. Autobot'lar ile Decepticon'lar arasındaki savaşa birinci elden tanıklık eder.”
Shia LaBeouf sözlerini şöyle noktalıyor: “Sam aslında dünyaya kapalı bir gençtir. Çok fazla yer gezip görmediği için bir macera arayışındadır. Macera denince de aklına okulun en güzel kızı Mikaela ile çıkmak gelir. Ancak asıl maceranın bir kız arkadaş bulmaktan farklı bir şey olduğunu çok geçmeden anlayacaktır. Optimus ile ilk karşılaştığında böyle bir duruma hazır değildir. Ancak filmin akışı içinde gelişerek gerçek bir insana dönüştüğüne tanık oluruz. Başlangıçta sorumluluk duygusu olmayan, buna rağmen büyük hayaller kuran bir gençtir. Zaman içinde odaklanma noktası değişir. Bu kızla olan arkadaşlığı sayesinde samimi bir ilişki kurmayı öğrendiğini, ilerleyen aşamalarda da en iyi arkadaşını ve koruyucusunu robotlarda bulduğunu görürüz.”
Mikaela Banes rolünde Megan Fox
Dev bütçeli ve geniş ölçekli bir filmde ilk başrolünü oynayan Megan Fox, dünyanın gelmiş geçmiş en çılgın aksiyon yönetmeni Michael Bay ile çalışacağını hayal bile edememişti. Oynayacağı filmin yaz gösterimi için planlandığını duyunca daha da heyecanlandığını söyleyen güzel oyuncu, “Üstleneceğim rolün büyük olup olmayacağı hakkında bile fikrim yoktu. Buna rağmen Michael Bay gibi usta bir aksiyon yönetmeniyle çalışacak olmak bile benim için yeterliydi” diyor.
“Transformers”ta Mikaela karakterini oynayan 20 yaşındaki genç oyuncu Megan Fox, portresini çizdiği bu karakter hakkında şu yorumu yapıyor:
“Okulun en güzel kızı olan Mikaela'da normal kızlara özgü davranış biçimlerinin hiçbirisi yoktur. Okuldaki diğer kızların hoşlandığı konulara ilgi duymaz. Sam gibi o da düşünmeye ve felsefi konulara ilgi duyar. Hayatın ona sunacağı yeni maceranın peşindedir. Hayli zor bir aile hayatı olduğu için sert mizaçlı bir kız olup çıkmıştır. Aynı zamanda çok tatlı ve güzel bir kızdır. Erkek arkadaşının Sam'i aşağıladığını görünce onu terk eder ve Sam'e ilgi duymaya başlar. Aynı zamanda `erkek gibi kız' tabir edilecek kızlardandır. Arabalarla ilgili konulardan bahsetmekten hoşlanır. Bu yüzden kazayla da olsa robotların dünyasına girmek ilgisini çekmiştir. Sam'i korumak zorunda olduğunu hissetmek bile Mikaela'nın hoşuna giden bir duygudur.”
Çekimler sırasında kendisini bekleyen en zorlu görevin oynadığı karakteri inanılır kılmak olduğunu belirten Megan Fox, “Karşınızdaki 15 metre boyunda bir robotla konuştuğunuzu varsaymak zorunda iseniz cümlelerinizi nasıl gerçekçi kurabilirsiniz? Özellikle de portresini çizdiğiniz karakter, izleyicinin bu öyküyle bağlantı noktasını oluşturuyorsa zorlanmanız doğaldır. Önemli olan dengeyi tutturmaktı ki, işimin en zor yanı o dengeyi kurabilmek oldu” diyor.
Çocukken favori çizgi roman kitaplarının “Teenage Mutant Ninja Turtles” ile “Strawberry Shortcake” olduğunu, bunların yanısıra tüm çocuklar gibi “The Transformers” serisinin de ilgisini çektiğini söyleyen Megan Fox, televizyon dizisinden çok çizgi romanlara yakınlık duyduğunu belirterek bunun sebebini şu sözlerle açıklıyor:
“Çok küçük yaşlardan itibaren resim yaptığım için kendimi sanatçı olarak niteliyorum. Tüm çocuklar animasyonları sever ama illüstrasyon ve sanat çalışması olduğu için ben çizgi roman kitaplarını tercih ediyordum. Robota dönüşen araba çizimini başarabilmek benim için inanılmaz birşeydi. Bunu başarmak için sadece sanatçı olmak yetmiyordu. Çizmeye başlamadan önce kafanızda canlandırma yeteneği ve matematik denklem tasarlama becerisi gerektiriyordu.”
Yüzbaşı Lennox rolünde Josh Duhamel
Josh Duhamel “Transformers” projesini ilk duyduğunda Michael Bay'in sahibi olduğu Platinum Dunes şirketinde “The Hitcher” projesiyle ilgili toplantı halindeydi. “The Hitcher”da oynaması gerçekleşmedi ama Michael Bay'in “Transformers”a duyduğu ilgiye yakından tanıklık etti.
Aradan iki ay geçtikten sonra da Michael Bay ile Steven Spielberg'in en yeni işbirliğini simgeleyen “Transformers”ta oynaması için teklif alan Josh Duhamel, “Çocukluğumdan harika bir çizgi roman olarak hatırladığım bu konunun ileride filme dönüştürüleceğini hayal bile etmemiştim. Ancak John Frazier'in hazırladığı robotları, özel efektleri ve detaylara gösterilen özeni gördükten sonra bunun da başarılabileceğini anladım. Böyle bir projeye dahil olduğum için çok şanslıyım” diyor.
Askeri sahnelerdeki rol arkadaşları Tyrese Gibson, Amaury Nolasco ve Zack Ward ile birlikte üç günlük eğitime giren Josh Duhamel, bu eğitim sırasında gerçek askerlerle birlikte omuz omuza çalışarak askeri teknikleri öğrendi. Bu arada vücudunu da en zor koşullarda çekilecek askeri sahneler için ideal konuma getirme fırsatını buldu.
“Mümkün olan en iyi vücut yapısına ulaşmaya çalıştım” diyen genç aktör, eğitim günleriyle ilgili izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Başka filmler için düzenlenen bu tip eğitim kamplarına katılan aktörlerin anlatımlarını dikkatle okumuştum. Savaşa hazırlığın nasıl yapıldığının anlaşılabilmesi için yoğunlaştırılmış eğitim verildiği söyleniyordu. Irak ve Afganistan gibi yerlerde görev yapacak askerlerin özümsemesi gereken bilgiler yoğun eğitimle veriliyordu. O kamptan çıkarken bir asker olmanın gerektirdiği hazırlık sürecine duyduğum saygının katlanarak arttığını hissettim.”
Transformers oyuncaklarına da değinen Josh Duhamel, bu oyuncakları üreten Hasbro şirketinin yaptığı modernizasyondan etkilendiğini belirterek şunları söylüyor:
“Bu robotlar yıllar önce daha farklıydı. Zaman içinde yapılan değişikliklerle daha heyecan verici hale geldiler. Buna bir de film şirketinin sanat departmanının yaptığı geliştirmeleri ekleyince çok daha ilginç olduklarını söyleyebilirim. Filmdeki Decepticon'ların eskiye kıyasla daha acımasız, buna karşılık Autobot'ların daha cool olduğunu söylemek mümkündür.”
Teknik Çavuş Epps rolünde Tyrese Gibson
Çocukluğunu 80'li yıllarda yaşayan tüm çocuklar gibi Tyrese Gibson da, sadece Transformers aksiyon figürlerinin değil, televizyon dizisinin de sıkı bir hayranıydı. “Her gün okuldan döndüğümde mutlaka diziyi seyrederdim. Çocukkan çok sevdiğim bir televizyon dizisinin ileride yetişkin bir insan olarak hayatımın kilometre taşlarından birisi olacağı kimin aklına gelirdi?” diyor.
Rol arkadaşı Josh Duhamel ile beraber Kaliforniya For Irwin'de bulunan Ulusal Eğitim Merkezinde kampa giren Tyrese Gibson, filmde portresini çizdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor:
“Savaş Kontrolörü olarak görev yapan Çavuş Epps, Hava Kuvvetlerinin en iyi eğitilmiş personelinden birisidir. Yüzbaşı Lennox (Josh Duhamel) ile diğer askerlerin de yer aldığı Özel Taktik Timinin üyesidir. Düşman toprakları üzerinde devriye görevi yapan askerleri yönlendirmekten sorumludur. Düşmanın ateş açması halinde cevap verilmesi için gereken bölgeleri oluşturmak da görevleri arasındadır. Daha da önemlisi, kendi ülkesinin savunması gündeme geldiğinde ülkesini, insanlarını ve müttefiklerini ön cephede savunacak şekilde yetiştirilmiştir.”
Tyrese Gibson filmdeki rolüne hazırlanırken Irak'tan yeni dönmüş gerçek bir Savaş Kontrolüyle beraber çalıştı. Hava Kuvvetlerine 20 yıldan fazla süre hizmet etmiş olan Yüzbaşı Ray Bollinger, kendi alanında saygın bir uzmandı. New Mexico eyaletindeki White Sands Füze Merkezinde yapılan çöl sahnelerinin çekimi sırasında Gibson'a teknik diyalogları öğretti.
Tyrese Gibson'un filmde oynadığı karakterle ilgili yorumu ise şöyle: “Bir askeri canlandırdığınız zaman başka insanların size ne kadar güvendiğinin farkına varıyorsunuz. Söyleyeceğiniz replikleri ve saldırı koordinatlarını öğrendiğiniz anda size bağlı olan timin ve savunduğunuz insanların size ne kadar muhtaç olduğunu anlama noktasına ulaşıyorsunuz. Bir aktör olarak böyle bir rolü mümkün olduğunca otantik şekilde oynama sorumluluğum vardı. Filmde anlatılan konu her ne kadar kurgusal da olsa, diyalogların düzgün söylenmesi veya bir silahın gerçeğe uygun şekilde taşınması noktasında bu sorumluluğu hep hissettim.”
Ajan Simmons rolünde John Turturro
Kameralar çalışmaya başlamadan önce senaryonun tamamını okuma şansı bulan aktör sayısı fazla değildi. Bu şansa ulaşabilen ender aktörlerden birisi hükümet ajanı Simmons rolünü üstlenen deneyimli aktör John Turturro oldu. Senaryoyu okuduktan sonra bu filmde oynamayı kabul etmesi için birisi 16, diğeri altı yaşında olan iki oğlunun yoğun baskısı altında kaldı. Çocuklarının her ikisi de, “Mutlaka bu filmde oynamalısın baba” şeklinde baskı yapıyorlardı.
Çekimler öncesinde karakter geliştirme aşamasından büyük keyif aldığını belirten John Turturro, portresini çizdiği hükümet ajanı Simmons'u şu sözlerle yorumluyor:
“Oynadığım Simmons karakteri sürekli gizlilikle dolu bir ortamda yaşadığı için davranış biçimlerini de gizlilik etkilemiştir. Sert mizaçlı bir insan olmasına rağmen kendine özgü mizah anlayışı da vardır. Ancak aptalca bir mizah anlayışına sahip olduğu için böyle bir karakteri geliştirme yükümlülüğünü almak istemezsiniz. Bu konuda Michael Bay'in büyük yardımını gördüm. Bazen senaryoda yer almayan özellikler katmak suretiyle Simmons karakterini ilginç hale getirmeyi başardı.”
Savunma Bakanı John Keller rolünde Jon Voight
Jon Voight yaşı gereği Transformers oyuncaklarını pek yakından tanımıyordu. Ancak bu oyuncaklar üzerine kurgulanan çizgi dizinin yıllardır çocukların favorisi olduğunun farkındaydı. Bu yüzden de Transformers oyuncaklarını baz alarak yapılacak bir sinema filminin ilerideki yıllarda yeni bir film serisine dönüşeceğine inanıyordu.
Senaryo taslağını ilk okuduğunda bu öykünün iş yapacağı izlenimini edindiğini söyleyen tecrübeli aktör, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor:
“Öncelikle kendime bu öykünün başlangıç, gelişme ve sonuç bölümleri var mı diye sordum. Eğlence unsurunun nerede olduğuna baktım. Heyecan boyutu var mı, ciddi bir film mi olacak, yoksa fantezi mi olacak diye inceledim. Belki de en temel soru buydu. Okumayı bitirdikten sonra Michael Bay'e gidip, `Bu öykü iş yapar' dedim. Ancak yeterli bulmadığım yanları da vardı. Rolümün çok kanlı-canlı olmadığını, hayli pasif kaldığını açıkça söyledim. Ancak bu rolde neden benim oynamamı istediğinin farkına sonradan vardım. Rolüme kendimden birşeyler katacağımı düşündüğü için oynamamı istemişti. Sonuçta Michael için her senaryo gelişim halinde olan bir süreçti.”
Glen Whitmann rolünde Anthony Anderson
Transformers oyuncaklarına aşinalık düzeyini Anthony Anderson'a sorduğunuzda, size hemen “Transformers, gözlerin buluşmasından daha öte; Transformers, kılık değiştiren robotlar…” şeklinde başlayıp giden şarkıyı mırıldanmaya başlayacaktır.
“Şarkının daha fazla bölümünü de söyleyebilirim” diyor Anderson gururla, “Evimde Optimus Prime ve Megatron'un oyuncukları var. Çizgi diziyi seyrederek büyüdüm. O çağlar benim çağlarımdı. Filmde bir karakteri oynama ihtimali olduğunu duyduğum anda Michael Bay ve Steven Spielberg ile tanışma fırsatına balıklama atladım diyebilirim.”
Kentsel drama ağırlıklı klasik tiyatro oyunlarındaki başarısının yanısıra filmlerdeki komedi rolleriyle de adını duyuran Anthony Anderson, “Transformers”ta hükümet danışmanı bilgisayar analisti Maggie Madsen ile çok yakın arkadaşlığı olan zeki hacker Glen rolünü üstlendi.
Genç aktör filmde oynadığı karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Glen son derece zeki bir hackerdır. Hükümetin gizli sistem dosyalarıyla dokümanlarına girerek yok etmeye çalıştığı sırada hükümet ajanlarının dikkatini çekmiştir. Maggie ona, Decepticon'ların konuşmakta olduğu elektronik bilgisayar dilini deşifre etmesi teklifini getirir. Maggie'nin yardıma ihtiyacı vardır. İlk başvurduğu kişi de bu zeki hacker olmuştur. Glen başlangıçta sinirlenir. Çünkü daha önce birkaç kez girmeyi denediği Pentagon'un yüksek gizlilikle sınıflandırılmış dosyalarını hacklemekte zorluklar yaşamıştır. Buna rağmen heyecanı sevdiği için bu maceraya atılır. Hack yaparken daha önce hiç yakalanmamıştır ama bu kez öfkeli uzaylı robotların işine bulaşmayı fazla gönüllü değildir.
Anthony Anderson sözlerini şöyle sürdürüyor: “İlk andaki tereddütüne rağmen uzaylıların kendi aralarındaki iletişimini çözmeye ve şifrelerini kırmaya başlar. Artık onların en gizli sırlarını bilmektedir ama öğrendiği şeyler korkutucu ve rahatsız edicidir. Defcon 38 adlı şifreyi kırdığından itibaren uzaylıların gerçek niyetini sezinlemeye başlamıştır.”
Anderson'un favori Transformer'ının hangisi olduğu sorulunca hiç duraksamadan “Megatron” yanıtını verirken açıklamasını şöyle yapıyor: “Kötü adamlar hoşuma gider. Küçükken elbette Optimus Prime'ı severdim ama silah şeklinde bir tane daha oyuncak vardı. Megatron'la o kadar çok oynadım ki, sonunda kırarak paramparça etmeyi başardım.”
Maggie Madsen rolünde Rachael Taylor
22 yaşında olan Maggie Madsen, anavatanı Avustralya'nın Tazmanya adıyla bilinen bölgesinden Hollywood'a yeni gelmiş genç bir oyuncu… Filmdeki Maggie rolünü aldıktan sonra bu karakterin hangi milletten olacağı konusunda bazı tartışmalar yaşandı. Amerikalı mı, Avustralyalı mı, yoksa İngiliz mi olacağı uzun süre karara bağlanamadı. Sonuçta film yapımcıları bu karakterin Avustralyalı olması konusunda görüş birliğine vardılar.
Rachael Taylor, filmde portresini çizdiği bilgisayar analisti Maggie Madsen karakterini şu sözlerle tanımlıyor: “Aslında Maggie'yi biraz da kendime benzetiyorum. O gerektiği zamanlarda çenesini tutmayı başaramayan bir kadındır. Hayatını tehlikeye atacağını bilse bile doğruyu söylemekten çekinmez. Nitekim Savunma Bakanına da düşüncelerini tam bir netlikle söylediğini görürüz. Sonradan pişman olur ama söylemiştir bir kere… Ayrıca erkeklerin dünyasında başarılı olmaya çalışan bir kadındır. Bu da benim hayatımla paralellik içerir. Michael Bay'in ekibindeki herkesin erkek olması nedeniyle erkek egemen bir dünyada sadece Megan ile ben vardık.”
Rachael Taylor yorumlarını şu sözlerle noktalıyor: “Birleşik Amerika hükümeti adına danışman olarak çalıştığı için Maggie ve ekibi, en iyi ve en yetenekli data analistleridir. Savunma Bakanı onu ve grubunu kendilerine yardımcı olmaya davet eder. Dünyamıza saldıran acımasız uzaylıların maskesini düşürmek için yardım istemektedir. Maggie bu noktada en iyi yardımı bir hackerdan alabileceğini düşünür ve tanıdığı en zeki insan olan hacker arkadaşı Glen'e başvurur.”
Prodüksiyon Tasarımları: Robotlar, Araçlar, Setler
Michael Bay, “Transformers” için daha önce reklam filmlerinde beraber çalıştığı prodüksiyon tasarımcısı Jeff Mann ile işbirliği yaptı. Gerçi Jeff Mann'in yaşı Transformers oyuncakları jenerasyonu için tutmuyordu ama sıkı bir araba tutkunu olduğu için onu tercih etti. Ayrıca film dünyasındaki en kararlı ve en bilgili prodüksiyon tasarımcılarından birisi olarak tanınıyordu.
Çekimlere başlamadan önce Transformers olgusuyla ilgili yoğun araştırma yaptığını belirten Jeff Mann, “Özellikle arşiv malzemesi üzerinde odaklandım. Yönettiğim departmana bilgi vermek için Hasbro'dan en iyi öğretmenler geldi. En baştan başlamak suretiyle Transformers olgusunun tarihçesini ve insanların bu oyuncaklara neden tutkuyla bağlandığını tek tek anlattılar” diyor.
Ünlü tasarımcı bu filmin tasarımlarını hazırlarken hangi aşamalardan geçildiğini şu sözlerle açıklıyor: “Sorumluluklar açısından bakarsak şimdiye kadar üstlendiğim en uzun ve geniş kapsamlı proje oldu. Sadece karakterlerin final konseptinin geliştirilmesi bile altı aylık süreyi aldı. Başlangıçta öykünün akışı boyunca hangi karakter için nelere ihtiyaç olduğu konusuna odaklandım. Sonra bunların nasıl dönüştüğü, hangi aşamadan hangi aşamaya geçtiği sürecini detaylandırdık. Tasarımların zengin ve yoğun olmasını istiyordum. Böylece izleyicinin konuyu anlaması sürecinde mükemmel bir görsel deneyim yaşamasını hedefledim. Bunları yaparken elbette daha önce yapılmış olan tasarım çalışmalarına saygı göstermeye çalıştım.”
Jeff Man'in ilgi alanlarından birisi de robotların dönüşüm sürecinin nasıl gerçekleştiği konusunda teoriler geliştirmekti. Bu konudaki çalışmasını şu sözlerle açıklıyor:
“Yaptığım araştırma sırasında bu robotların dönüşüm sürecinin birtakım moleküler nano mühendisliği temelinde gerçekleştiği yolundaki teorileri öğrendim. Buradaki temel mantık, robotların her hücresindeki her çizginin başlıbaşına bir makine olduğu ve robotların kendilerini yeniden ürettiğiydi. Ancak böyle olması, bu robotların doğduğu, diğer robotların olduğu bir toplumda yaşadığı ve yok edilebildiği izlenimini tam olarak uyandırmadığı için böyle bir robot ırkının var olabileceği konusunda inançsızlığı da beraberinde getiriyordu.”
Jeff Mann sözlerine şöyle devam ediyor: “Film yapımcılarının öncelikli amacı, dönüşüm süreci sözkonusu olduğunda birtakım kurallara bağlı kalmaktan yana oldu. Bizim robotlarımız kendilerine uygun bir araç bulma, onu scan etme / tarama ve o aracın replikasını çıkartarak dönüşebilme kapasitesine sahiptir. Her robot sadece kendi boyutlarına uygun bir makineye döşünebilir. Örneğin Jazz'ın bir Pontiac Solstice arabaya; Optimus'un ise büyük bir kamyona dönüştüğünü görürüz. Michael Bay için her robotun sadece kendine benzer boyutta bir objeye dönüşebilmesi önemliydi. Bu yüzden her karakter için ayrı ayrı birer gelişim/dönüşüm haritası bile hazırladık. Çizgi romandan farklı olarak bizim robotlarımız sınırsızca eğilip bükülebilen metaller değildir. Uçucu gaz niteliği de taşımazlar. Ayrıca büyülü güçleri de yoktur. Bizim robotlarımızın, bizlerin anlama kapasitesinin boyutunu aşan bir teknolojiye sahip olduğunu öngördük.”
“Transformers”ın geniş ekran uyarlamasında zamanlama konusu da geliştirildi. Çizgi filmdeki dönüşüm süreci bir saniyeden daha kısa sürede gerçekleşiyordu. Buna karşılık film yapımcıları görsel doyuruculuk açısından bu sürenin uzun sürmesi gerektiğini düşündüler. Böylece her metamorfozun ilginç işleyiş süreci daha uzun süre yansıtıldı.
Robotların tasarımının yanısıra bunların dönüştüğü araçlar da çok önemliydi. Filmde hangi araba ve kamyonların kullanılacağına karar verilmeden önce Ferrari'den Ford'a ve Jaguar'a kadar tüm otomobil şirketlerine çağrı yapıldı. Tartışmaların devam ettiği günlerde GM'nin gizli tasarım tesislerini ziyaret etmesi için Michael Bay'e bir davet geldi.
Gerisini Michael Bay'in kendisinden dinleyelim: “Konsept arabaların yapıldığı tesislerine gittim. Herşey gizlice yapılıyordu. Gelecekte kullanmak üzere birtakım tasarım modelleri hazırlanıyordu. Görmemi istemedikleri tek bir tasarım vardı. O da GM Başkanı Rick Wagner için yapılan tasarımdı. Ona da bir göz atmak istemedim ama bu fırsatı bulamadım. Bu ziyaretim sırasında filmde pırıl pırıl parlayan yepyeni Bumblebee olarak kullandığımız 2009 model Camaro'nun ilk yapım aşamalarını gördüm. O arabayı gördükten sonra, Volkswagen Bug'un filmde kullanılmaması yönündeki önsezilerimin ne kadar doğru olduğundan emin oldum. Belki hayranlar bu konuda hayal kırıklığına uğrayacaklar ama bu arabayı görünce sebebini anlayacaklar.”
“Transformers”ın yapımcılarından Ian Bryce, bu kadar geniş ölçekli ve karmaşık teknikler gerektiren bir filmin oldukça sıkışık bir takvim sürecinde gerçekleştiğini belirterek şunları söylüyor:
“Ancak sıkışık takvim içerisinde çekmiş olmamız sonucu değiştirmedi. İzleyicinin karşısına son derece zengin bir içerikle çıkacağız. Setleriyle, araçlarıyla ve teknoloji harikası olağanüstü özel efektleriyle izleyici için heyecan dolu bir serüven olacağına inanıyorum.”
“Büyükannemin bu filmi görmek isteyeceğinden korkarım” diyor Shia LaBeouf, “Umarım sinema salonunun tam orta yerinde çok fazla yer işgal etmez. Bu filmde çok fazla olay izlenecek. Ancak teknolojik özelliklerinden de önemlisi sağlam bir öyküsü var. Kısacası `Transformers' gerçek anlamda klasik bir Amerikan masalıdır.”
Steven Spielberg ise kendi düşüncesini şu sözlerle ifade ediyor: “Michael Bay küçük filmler yapmaz. Bu filmde `Armageddon' ve `Pearl Harbor'dan bile daha fazla prodüksiyon değeri var. Olması gereken yerlerde ürkütücü ve karanlık: yeri geldiğinde de sürpriz şekilde mizah yüklü bir film oldu.”
Favori oyuncağının hangisi olduğu sorulunca Spielberg'den şu yanıtı alıyoruz: “Aslında Optimus Prime ile Bumblebee arasında kararsız kalıyorum. Ancak sanırım Bumblebee kazanır. Çünkü onu sürebilirsiniz. Sonra bir dönüşüm geçirir ve bu defa da o sizi sürmeye başlar.”
Spielberg'in filme ilgili son sözleri ise şöyle: “Transformers' ve bu filme katkısı bulunan herkesle gurur duyuyorum. Umarım ki,`Transformers' sonradan gelecek devam filmlerinin ilki olacaktır.”
İlgili Haberler
Prodüksiyon bilgileri UIP Filmcilik tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us