Sahtekar - The Hoax
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 44.135
Hasılat 384.019 YTL
Sahtekar - The Hoax
Yönetmen Lasse Hallström
Oyuncular Richard Gere, Alfred Molina, Marcia Gay Harden, Hope Davis, Stanley Tucci, Julie Delpy, Eli Wallach, Susan Misner
Senaryo William Wheeler
Yapımcılar Mark Gordon, Leslie Holleran, Joshua D. Maurer
Görüntü Yönetmeni Oliver Stapleton
Prod. Tasarımı Mark Ricker
Kostüm Tasarımı David C. Robinson
Kurgu Andrew Mondshein
Özgün Müzik Carter Burwell
Yapımcı Stüdyo Miramax Films
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik - Fida Film
Gösterim Tarihi 22 Haziran 2007
Film Arşivi
Sahtekar - The Hoax Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Richard Gere ve Marcia Gay Harden, "Sahtekar"da...
Aslında herşey kocaman bir yalandı.
Clifford Irving, dünyanın en ünlü adamıyla yaptığı eşi benzeri görülmemiş söyleşiler dizisiyle 1971 yılında Amerikan gazeteciliğinin zirvelerine ulaştı. Adeta münzevi hayatı yaşamasıyla tanınan dolar milyarderi ünlü işadamı Howard Hughes ile yapılan bu söyleşilerde onun en özel anıları ve sırları toplumun gözleri önüne serilmişti.
Aslında bu kocaman bir yalandı.
Yazar Clifford Irving, 1971 yılında müthiş bir yalan söyledi. Irving'in söylediği bu yalan, Amerikan medyasının ve kamuoyunun bugüne kadar karşılaştığı en cüretkar ve en çirkin sahtekarlıklardan birisiydi. Ünlü işadamı Howard Hughes'un uzun zamandır peşinde koşulan anılarını eline geçirdiğini iddia ediyordu. Bu büyük yalanıyla Amerikan yayıncılık endüstrisinin adeta gözünü boyayarak perde çekti. Bu yalanı sayesinde çok büyük para ve dünya çapında şöhret kazanmanın eşiğine geldiği bir anda zekice planladığı masalının gerçek olmadığı ortaya çıktı. O artık bir suçluydu.
“Cider House Rules” ve “Chocolat” adlı filmleriyle ünlenen Oscar adayı yönetmen Lasse Hallström, Clifford Irving'in gerçek yaşam öyküsünden esinlendiği sürükleyici çalışması “The Hoax” ile bir kez daha karşımıza çıkıyor. Irving'in bugün bile tartışılmakta olan büyük sahtekarlığını çıkış noktası olarak alan film, tek bir adamın, aslında gerçek olmayan iyi bir öykü aracılığıyla koskoca bir endüstriyi ve ulusu nasıl ele geçirdiğini keşfe çıkıyor.
Filmin Konusu
Altın Küre ödüllü Richard Gere'in portresini çizdiği Clifford Irving, uzun zamandan beri iyi bir malzeme aradığı halde bir türlü başaramayan tutkulu bir yazardır. Sonunda kendi öyküsünü kendisi yaratmaya, bir söyleşiler dizisi uydurmaya karar verir. Başlangıçtaki düşüncesi yayıncılık dünyasına akıllıca düzenlenmiş sanatsal bir `eşek şakası' yapmaktır. Dünya ve okuyucular bunu istiyorsa ben de vermesini bilirim diye düşünmüştür.
Kendisini zekice hazırladığı bir gizlilik perdesi arkasına saklayarak, büyük bir yayınevi yetkililerine onların çok hoşuna gidecek bir haber uçurur. Dünyanın en ünlü adamının -Havacı, film yapımcısı, kadın düşkünü ve ezgantrik dolar milyarderi Howard Hughes- kendisiyle bağlantı kurduğunu, paha biçilemez biyografisini kaleme alması için teklif getirdiği haberini ulaştırır.
Yalnız küçük bir problem vardır: Clifford'un biyografi adı altında yazdığı kitapta gerçeğin tek bir kırıntısı dahi yoktur. Howard Hughes'ın kendisiyle hiç karşılaşmamıştır. Ancak Hughes'un adeta inzivaya çekilmiş şekilde gözden uzak yaşıyor olması sayesinde planının başarıya ulaşacağına güvenmektedir. Hughes neredeyse 10 yıldan beri kamuoyu önüne hiç çıkmamıştır. Tam bir münzevi gibidir. Irving sahte öyküsünü yazarken en çok bu duruma güvenir. Hughes halkın önüne çıkmaktan çekindiğine göre bu biyografiyi doğrulamak veya yalanlamak için de nasılsa çıkmayacaktır.
Richard Gere, Clifford Irving rolünde.
Hazırladığı büyük planına en iyi arkadaşı Dick Suskind'i (Alfred Molina) ve Avrupa kökenli sanatçı karısı Edith'i de (Oscar ödüllü Marcia Gay Harden) dahil eden Clifford, çok geçmeden kendisini ihanetler ve vefasızlıklar labirentinin tam göbeğinde bulur. Artık attığı her adımda karşısına çıkan hataların getireceği çöküntüyü önlemenin çaresini bulmak zorundadır. Sadece bir macera olsun diye başlayan bu oyun, çeşit çeşit evrak sahtekarlığının, hırsızlığın, kuyruklu yalanın, ihanetin, vefasızlığın kaçınılmaz labirentine dönüşmüştür.
Öte yandan Clifford'un planı, yayıncılar üzerinde başarıyla işlemeye devam etmektedir. Her ne pahasına olursa olsun bir bestseller açlığı çeken yayıncılar, Clifford'un büyüleyici etkisi altına girmişlerdir. Howard Hughes ile Richard Nixon yönetimi arasındaki muhtemel bağlantıları çözmeye çalışırken tökezleyince Clifford'un kitabının çıtası daha da yükselir. O artık dünyanın zirvesindedir.
Gerçek Howard Hughes'un beklenmedik şekilde ortaya çıkıp gerçekleri söylemesine kadar bu durum böyle devam eder. Hughes'ın açıklamaları karşısında Clifford'un ayağının altındaki halı aniden çekilmiş gibidir. Artık kendi yarattığı masalın tuzağına yakalanmıştır. İnanılmaz öyküsünün nerede bittiğini, gerçeklerin nerede başladığını dahi kestiremeyecek durumdadır.
“The Hoax”ın yönetmenliğini Lasse Hallström üstlendi. Senaryosunu, Clifford Irving'in aynı adlı anılar kitabından yola çıkarak William Wheeler yazdı. Yapımcılığını Mark Gordon, Leslie Holleran, Joshua D. Maurer, Betsy Beers ve Bob Yari gerçekleştirdi. Başrollerinde Richard Gere, Alfred Molina, Marcia Gay Harden, Hope Davis, Julie Delpy, Stanley Tucci ve Eli Wallach kamera karşısına geçti.
Filmin kamera arkasında Hallström'ün uzun yıllardır işbirliği yaptığı isimler yer aldı. Görüntü yönetmenliğini Oliver Stapleton (Casanova, Cider House Rules); kurgu editörlüğünü Oscar adayı Andrew Mondshein (Casanova, The Sixth Sense); prodüksiyon tasarımlarını Mark Ricker (The Nanny Diaries); kostüm tasarımlarını David C. Robinson (Zoolander, The Savages) gerçekleştirdi. Müziklerini ise Carter Burwell (Kinsey, Adaptation) besteledi.
Prodüksiyon Bilgileri
Uydurma kitapları ve hayal ürünü haberleriyle medya yalanları, modern Amerikan kültürünün en önemli parçalarından birisi olmuştur. Şöhret ve servete açılan en kısa, hızlı ve cazip yollar üzerine yazılmış iyi öyküleri seven geniş kitlere ulaşmanın en kolay yöntemlerinden birisi medya yalanlarıdır. Günümüzde üstüste patlayan skandalların çıkış noktasında ise hiç kuşkusuz bu yüzyılın en görkemli sahtekarlığı olarak bilinen ve 1970'lerin başında meydana gelen Clifford Irving / Howard Hughes sahtekarlığı vardır.
Clifford Irving'in gerçek öyküsü o kadar rezilce ve ahlaksızcaydı ki, “The Hoax”ın senaryo yazarı William Wheeler bu öyküyü ilk duyduğunda abartılı ve uydurma olduğunu bile düşündü. Ancak ihanetler ve yalanlar serisi üzerine kurulmuş bu gerçek öyküyü Lasse Hallström ile birlikte sinema ekranlarına taşımaya karar verdikten sonra tahmin ettiklerinden çok daha karmaşık boyutları olduğunu görmekte gecikmediler.
“Yapımcılar Josh Maurer ile Mark Gordon bana `The Hoax'ın konseptini ilk anlattığında bu öykünün inanılamayacak kadar absürd olduğunu düşündüm. Bunu kendilerine ifade edince bu öyküye temel olan olaylar dizisinin temelinde çok daha inanılmaz bir gerçeğin var olduğunu söylediler” diyor senaryo yazarı William Wheeler…
Richard Gere ve Hope Davis.
“The Hoax”ta anlatan öykünün bugüne kadar uzanan sürecinde yaşananlar şöyleydi:
1971 yılında McGraw-Hill yayınevi yetkilileri, Howard Hughes'in anılarının yayın haklarının yaklaşık 1 milyon dolara satın alındığını açıkladılar. Bu anlaşma yüzyılın en büyük yayıncılık olayı şeklinde nitelendi. Howard Hughes o dönemde dünyanın en zengin ve en güçlü adamıydı. Buna karşılık kendisini toplumdan soyutlayarak adeta kabuğuna çekilmiş şekilde yaşıyordu. Durum böyle olunca insanlar onun sırlarla dolu yaşamının detaylarını daha çok bilmek istiyorlardı.
Ancak söyleşiler serisinin yazarının kimliği kafaları karıştırdı. Ülkenin önde gelen gazetecilerinden birisi yerine Clifford Irving adında az tanınan bir yazar tarafından kaleme alınmıştı. Aslında Irving daha önce “Fake!” adlı bir kitap yazmıştı. O kitabında sanat eserleri sahtekarlığı yapan Elmyr de Hory'nin ihbar kabul edilebilecek gizli çalışmaları anlatılıyordu.
McGraw-Hill yayınevi yetkilileri, Irving'in kendilerine getirdiği yapıtta sadece Hughes'un itiraflarının yer almadığını, ayrıca yanına hiç kimseyi yaklaştırmayan bu insanla yapılmış çok samimi söyleşilerin de bulunduğunu iddia ettiler. Irving'in elinde öyle dokümanlar vardı ki, yayınevinin en titiz elyazısı uzmanlarının bile denetiminden başarıyla geçmişti.
Ancak tam kitabın piyasaya çıkmak üzere olduğu günlerde Howard Hughes aniden ortaya çıkarak çok önemli bir açıklama yaptı. Bahama adalarından telefonla katıldığı bir basın toplantısında Clifford Irving'in tam bir sahtekar olduğunu, kitabının da yalan üzerine kurgulandığını açıkladı.
Irving'in herşeyi tamamen uydurduğu ortaya çıkmıştı. Kitaptaki yazıların bir bölümü kendi hayal gücünün ürünüydü. Diğer kısımları ise Hughes'in eskiden sağ kolu olan Noah Deitrich'in yazdığı ve yayınlanmadan önce çalınan elyazmalarından almıştı. Üzerine Irving'in Dick Suskind ile birlikte yaptığı yasal araştırmadan elde edilen tarihsel açıdan doğru bilgiler eklenerek tuzu biberi eklenmişti. İşin aslı şuydu: Clifford Irving hiçbir zaman Howard Hughes ile karşı karşıya gelmediği gibi onunla tek kelime bile konuşmadan bu kitabı yazmıştı.
Clifford Irving o yıl Time dergisi tarafından Yılın Sahtekarı seçildi. Mahkeme tarafından suçlu bulunarak 2 yıl hapis yattı. Benzeri bir cezaya en yakın arkadaşı ve işbirlikçisi Dick Suskind ile Irving'e finansal destek sağlayan İsveçli karısı da çarptırıldı.
Irving hapishaneden çıktıktan sonra farklı bir anılar kitabı yazdı. Bu defa kendi anılarını kaleme almıştı. Sahte otobiyografiyi yarattığı sürecin perde arkası detaylarını gerçek olgulara dayanarak anlattığı bu kitabına “The Hoax” adını verdi.
Irving'in kitabı yayınlandıktan bir süre sonra yapımcı Josh Maurer'in eline geçti. Kitabı dikkatle okuyan Maurer, dünyayı sarsan ilk büyük medya skandallarından birisini ele almasını son derece cazip bulmuştu. Ancak bu yönünün yanısıra Irving'in olağanüstü eğlenceli, sağı solu belli olmayan, sıradışı bir film karakteri olabileceğini düşündü.
Yönetmen Lasse Hallström ve Richard Gere.
Yalan söylemekte bu kadar becerikli bir insanın sonunda kendi hatalarını kaleme almasıyla ortaya Maurer'in deyimiyle “güvenilmez bir kahraman” karakteri çıkabilirdi. Ayrıca Amerikan tarihinde değişen yaşam stilleri ve politik yozlaşma sonucu kişisel ve ulusal inançların paramparça olduğu bir dönemi mercek altına almak için ilgi çekici bir fırsat sağlayabilirdi.
Yapımcı Josh Maurer bu konudaki düşüncesini şu sözlerle ifade ediyor: “Öyküdeki tüm unsurları çok sevdim. Howard Hughes bağlantısını, bu skandalın dünya basını üzerindeki etkilerini… Ancak beni en çok etkileyen karakterler oldu. Özellikle Clifford Irving karakteri ruhuma işledi. Kendisini bir anda orta yaş krizi içerisinde bulan çok karizmatik bir erkekti. Hayatının gelip geçtiğini gördü. Bu gidişatı durdurmak için hayal gücünü kullanmaya karar verdi. Ancak yaptığı işin sonuçlarını önceden kestiremediği için hem kendisinin, hem de karısıyla en yakın arkadaşının başını derde soktu. Arzu ettiği şöhrete yazarlıktaki başarısıyla ulaşamayınca oturup Howard Hughes'un otobiyografisini yazdı. Böylece öykünün merkezine kendisi geldi. Sonuçta bu büyük sahtekarlığı neden yaptığını kendi bakış açısından anlatmak suretiyle en büyük yapıtını ortaya koydu.”
Doğru senaryo yazarı bulunması halinde Irving'in sahtekarlığının çok zengin materyal oluşturacağının farkında olduğunu belirten Maurer sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Elimizdeki öykü bir açıdan kara mizah diyebileceğimiz tarzda olağanüstü eğlenceliydi. Ancak aynı zamanda kuşku ve merak unsurları taşıyan gerilim boyutu vardı. Takıntı adı verilen kavramın doğası üzerine bir çalışmaydı. İyi öykü yazma takıntısı, para takıntısı, şöhret ve tanınma takıntısı gibi boyutlar sözkonusuydu. Tüm bunların yanısıra gerçekler ile illüzyon arasındaki ilginç dinamikleri gözler önüne seriyordu ki, bu da eldeki öykünün bir başka ana katmanıydı.”
Yapımcı Josh Maurer, elindeki projeyi hemen yapımcı arkadaşı Mark Gordon'a götürdü. O da öyküde sunulan kompleks temalardan ve komik karakterlerden aynı derecede etkilendi. “Amerika'da sahtekar ve dolandırıcılar her zaman var olmuştur. Başka insanların gözünü boyamaya cesaret eden böyle insanların varlığını daima ilginç bulmuşumdur” diyor Gordon…
Gordon sözlerine şöyle devam ediyor: “Clifford Irving inanılmaz cesur ve gözüpek bir insandı. Yaptığı her yeni şey, bir öncekinden daha şok ediciydi. Herhangi bir işe kalkıştığında hilenin, aldatmanın ve düzenbazlığın en derinine kadar gitme arzusu duyuyordu. Bunların hepsi bir araya geldiğinde sanki gerçek değil de kurguymuş gibi duruyor ama hepsi gerçekti.”
Josh Maurer, Mark Gordon ve Betsy Beers, daha sonra yıldızı yeni parlayan genç senaryo yazarı William Wheeler ile bağlantı kurdular. Clifford Irving'in öyküsündeki gerçeklik boyutu karşısında şok olan Wheeler, bu öykünün derinliğine bir an önce inebilmek için sabırsızlandı.
Senaryo yazarlığına başlamadan önce telefon pazarlamacılığı yapan William Wheeler, kaleme aldığı ilk senaryosunda üçkağıtçı bir telefon pazarlamacısının öyküsünü anlatmıştı. Bu yüzden sofistike bir dolandırıcının kaygan doğasını çok iyi anlayabiliyordu.
Anlaşma yapıldıktan sonra kafa kafaya veren Wheeler ile Maurer, eldeki öykünün çok sayıdaki katmanı üzerinde yoğun araştırma yapmaya başladılar. Howard Hughes ile Clifford Irving arasındaki bağların sondajını yapabilmek için öncelikle Howard Hughes'un kendini toplumdan soyutlamış münzevi kişilik yapısı üzerinde yoğunlaştılar. Hughes ile Irving arasındaki bu bağlantıya talihsiz bağlarla dahil olan ünlü bir tarihsel kişilik daha vardı. O da ABD'nin eski başkanlarından Richard Nixon'dan başkası değildi.
Proje daha sonra bağımsız yapımcı Bob Yari'ye götürüldü. Sonuçta bu projenin Gordon'un da ortakları arasında yer aldığı Stratus Film Şirketi bünyesinde hayata geçirilmesine karar verildi.
Bu arada senaryo yazarı Wheeler da, gerçek Clifford Irving ile tanışma fırsatı buldu. Bu görüşmeyi çok yararlı ve ilginç bulduğunu belirten Wheeler, izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Son derece kibar, sıcak ve kişilik yapısı kolay okunamayan bir insandı. Gerçek anlamda işbitirici bir kişiliğe sahip olduğunu gördüm. Yaptığımız görüşme sırasında kendisine, `Bu işi neden yaptınız?' diye sordum. Bana verdiği cevapta, `Bu iş benim için Everest dağına tırmanmak gibiydi. Yaptım, çünkü dağ oradaydı ve ben yapmak istiyordum' dedi. Ancak sanırım kolayına kaçarak cevap verdi. Bana soracak olursanız, başarı duygusunu yakalamak isteyen orta yaşlı bir adamın güdüleriyle hareket ettiğini düşünüyorum. Anlamlı birşeyler yapmak istiyordu ve sanırım bu sahtekarlık, Irving için kendisini bir ifade biçimini yansıtıyordu.”
Senaryoyu yazarken sadece gerçek olgulara bağlı kalmayıp kendi hayalgücünden de birşeyler eklemek istediğini söyleyen Wheeler, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor:
“Tamamen gerçek olgulara dayanan bu öykünün içerisine küçük çaplı bazı yaramazlıklar katmazsam adaletli bir şekilde yansıtamam diye düşündüm. Bu nedenle senaryoyu yazarken Lasse Hallström ve Richard Gere ile birlikte kendi kreatif yaklaşımımızı da eklemeyi ihmal etmedik. Howard Hughes'tan başlayarak Clifford Irving'e kadar tüm karakterlere kendimizden birşeyler ekledik.”
Wheeler senaryoyu yazarken en çok Clifford Irving'in insani yönlerine sadık kalmaya özen gösterdi. Özellikle de kitabının yazımında beraber çalıştığı en yakın arkadaşı Dick Suskind ile olan ilişkisindeki sağlam dostluk boyutuna ağırlık verdi. Dick Suskind o kitabın yazım sürecine katılmakla Irving'in suç ortağı da olmuştu. Beraber ördükleri suç ağları giderek daha kalınlaşırken ikisi arasındaki dostluk bağları çok sağlam bir ittifaka dönüşmüştü. Wheeler'in yazdığı senaryonun sürükleyici motoru da Irving ile Suskind arasındaki sarsılmaz dostluk bağları oldu.
“Birbirine inanılmaz sağlam dostluk bağlarıyla bütünleşen iki arkadaş fikrini öne çıkarttığım takdirde izleyicinin bu öyküyle daha kolay bağlantı kuracağını düşündüm. Bu öykünün kaynağında Irving ile Suskind arasındaki sağlam dostluk bağları vardır” diyor Wheeler…
Projenin Başına Lasse Hallström Geçiyor
Oscar adaylığı almış Lasse Hallström için “The Hoax” projesinin en önemli özelliği, izleyiciyi hilekarlığın ve takıntıların kara mizah boyutları içeren labirentlerinde dolaştırmasıyla yönetmeni kökenlerine geri döndüren bir yapım olmasıydı. Aktörlerle çalışırken sergilediği hassasiyetler ve öykülemedeki becerili yaklaşımıyla ünlenen Hallström'ün imzasını attığı yapımlarda dokunaklı dramalara doğru bir eğilim göze çarpıyordu. Bunlar arasında “Cider House Rules” ve “Chocolat” gibi drama ağırlıklı yapımlar vardı. Ancak Hallström'ün anavatanı İsveç'te başladığı kariyerinin ilk basamaklarında gözlemci yönü ağır basan komediler yer alıyordu. Dünya izleyicisinin de dikkatini çeken bu yapımlar arasında “My Life As A Dog” başı çekiyordu.
Yönetmenlik tutkusunu açıklayan Lasse Hallström, ele aldığı konu her ne olursa olsun kendisi için karakter boyutunun daima ön planda geldiğini söylüyor. Bu karakterlerin hayali olması veya ahlaksal açıdan bozuk olmasının önemi olmadığını belirten Hallström, “The Hoax” projesinin en cazip yönünün de karakterlerin cazip yapısı olduğunu vurgulayarak şöyle konuşuyor:
“Senaryoyu okuduğum anda çok sevdim. Bunun sebebi karakterlerin büyüleyici olmasıydı. Uzun zaman önce yaptığım tarzda filmlere geri dönüş anlamında benim için fırsattı. İnsani davranışları Milos Forman ve John Cassavetes geleneğinde korkusuzca gözlemlediğim komedilere bu film sayesinde dönme şansını elde ettim.”
Hallström'ün yıllardır beraber çalıştığı yapımcısı Leslie Holleran ise şunları ekliyor: “Bu materyale eşine benzerine az rastlanır bir bağlılık duydum. Bu projenin odak noktasında çok hoşumuza giden ve anlatmak istediğimiz insani bir öykünün varlığını hissettik. Lasse ile birlikte yeni ve farklı birşeyler denemek istiyorduk. Bu öyküde hepimizi çok heyecanlandıran yepyeni unsurlar vardı.”
Hallström'ün bu projeye sıkı sıkı sarılması karşısında diğer yapımcılar da heyecanlandı. Yapımcı Josh Maurer, bu konudaki yorumunu şu sözlerle dile getiriyor:
“Lasse Hallström'ün beraber çalıştığı aktörlerden olağanüstü performans almasını bilen pırıl pırıl bir yönetmen olduğunu zaten biliyorduk. Ancak bu, Lasse'nin daha önce hiç anlatmadığı tarzda bir öyküydü. Bu da bize heyecan veriyordu. Lasse ile bizim aramızda hiç beklenmedik harika bir uyum gerçekleştiğini görünce heyecanımız daha da çoğaldı.”
Hallström senaryoyu okumadan önce Clifford Irving'in adını hiç duymamıştı. Tıpkı William Wheeler gibi o da, çok çirkin yalanlar serisiyle birçok insanı aldatmakta başarılı olan bir adamın varlığından haberdar olunca çok şaşırdı. Irving'in portresini çizerken kendi yaklaşımını getirdi. Onu hayal gücü son derece kuvvetli bir sahtekarlık sanatçısı gibi gördü. Kendine özgü fantastik dünyası olan ve bunu gerçek dünyada hayata geçirmeye kalkışan bir sanatçı gibi görerek bu yönüne vurgu yaptı.
Lasse Hallström'ün bu konudaki yorumu şöyle: “Clifford Irving'i tıpkı bir performans sanatçısı gibi gördüm. Yaptığı sahtekarlığı sanki bir yaratım süreci gibi görüyordu. Bu işi paraya ihtiyacı olduğu için yaptığı pek söylenemez. Sıfırdan kendine özgü bir dünya yarattı. Sonra o dünyanın kontrolünü elinden kaçırdı diye düşünüyorum. Çıtayı her defasında biraz daha yükseltti ve sonunda bu sahtekarlığın içine kendisi sıkıştı. Herşeye eğlenceli bir oyun düzeyinde başladı ama giderek artan oranda ciddi illegal sahtekarlık düzeyine tırmandırdı.”
Irving karakterinin portresini çizerken siyah ve beyaz olarak değil, gri tonlarda çizmeye özen gösterdiğini belirten Hallström, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle özetliyor:
“Böyle yapmakla risk alma arzumu gösterdim. Clifford Irving karakterinin kimi zaman büyüleyici yanlarını, kimi zaman da yıkıcı özellikler taşıyan ahlak dışı yanlarını verdim. Clifford hakkında ne düşünmem gerektiği konusunda kafamın karıştığını kabul ediyorum. Çünkü o gerçekten güvenilmez bir insandır ve sahtekarlık yapmak için kullandığı yöntemlerin kabul edilir yanı yoktur. Ancak aynı ölçüde bana büyüleyici geldiğini de kabul etmeliyim. Hayatım boyunca asla o boyutta yalan söyleyemedim. İşlerini yürütmek için bu kadar çok yalan söyleyebilen ve aldatmayı bilen insanları hepimiz merak etmişizdir. Bence Richard Gere'in portresini çizdiği şekliyle Clifford'u harika kılan yönü onun tam anlamıyla bir kötü adam olmamasıdır. Ona güvenemeseniz bile anlayabilirsiniz.”
Oyuncular: Richard Gere, Alfred Molina ve Marcia Gay Harden
Clifford Irving iyi bir koca, sıcakkanlı bir arkadaş, çok zeki ve yetenekli bir yazardır. Aynı zamanda kadın düşkünü bir erkek, sürekli yalan söyleyen ihanetçi bir sahtekardır. Karizma sahibidir ama kendi kurduğu ağlara takılarak tuzağa düşer. Peki böyle bir karakteri kim oynayacaktı?
Bu rolde Richard Gere'in oynaması fikrinde tüm yapımcıların birleşmesi çok uzun sürmedi. “Chicago” adlı filmde oynadığı Jazz Çağı avukatı Billy Flynn rolüyle geniş ölçüde olumlu övgüler alan ve Altın Küre ödülüne uzanan Richard Gere'in uygun olacağını düşünüyorlardı.
Yönetmen Lasse Hallström, “Richard ile çalışmayı her zaman istemiştim. Bu rol için gerçekten biçilmiş kaftandı” yorumunu getiriyor.
Yapımcı Leslie Holleran ise şöyle devam ediyor: “Clifford Irving kusursuz bir baştan çıkarıcıdır. O öyle bir insandır ki, bir odaya girdiğinde içerideki herkesi büyülemesini bilir. Richard bu durumu tüm ruhuyla anladı. Böyle bir karakter yapısını kendi bünyesine kanalize etmek ne kadar zor olsa da, portresini çizeceği karakterin böyle bir yapıda olduğunu hemen algıladı.”
Clifford Irving'in öyküsünü ilk duyduğu andan itibaren kendisini sarıp sarmaladığını itiraf eden Richard Gere, filmin senaryosu konusunda şu yorumu yapıyor:
“Daha ilk okuduğunuzda, `Vay, bu gerçekten ilginç ve yeni' diyerek etkisine girdiğiniz ender senaryolardan birisiydi. Her anlamda bir sahtekar olan bir adamı oynama fikrini ilginç buldum. Hem kişisel, hem psikolojik, hem de politik düzeyde tam bir sahtekarı anlatıyordu. Ayrıca o yılların Amerika'sında var olan şizofrenik yapıyı ve o dönemde var olan birçok unsuru çok iyi yakaladığını düşünüyorum. Bunlar arasında New York'un yayıncılık endüstrisi, Watergate skandalı, Richard Nixon, Vietnam Savaşı ve Pop Art vardır. Böyle bir fırsatı kaçırmamam gerektiğini düşündüm.”
Richard Gere rolüne hazırlanırken gerçek Clifford Irving ile tanışmamaya karar verdi. Bunu özellikle istiyordu, çünkü “The Hoax” biyografi ağırlıklı bir çalışma değil; Clifford'un yaptığı sahtekarlıklara eğlenceli bir bakış atan kurgusal bir yapıt olacaktı. Rolümdeki gerçeği kendim bulmak istiyorsam gerçek Clifford Irving ile hiç tanışmamanın doğru olacağını düşündüm. Bu yüzden onunla tanışmak istemedim. Aslına bakarsanız biraz da korkuyordum. Olup bitenler konusunda onun bakış açısından aşırı derecede etkilenmek istemiyordum. Tek isteğim, rolümü yaparken hayal gücümü sonuna kadar özgür bırakmakdı. Bu nedenle kafamda bir sınırlama oluşmasını istemedim.”
Filmin senaryosunda kendisini en çok etkileyen aşamalardan birisinin, Irving'in Howard Hughes'u tanıyormuş gibi davranmaya karar vermesinden sonrası olduğunu belirten Richard Gere, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle dile getiriyor:
“Clifford'un aklına böyle bir fikir belki de Howard Hughes'un çok ünlü bir insan olmasından dolayı gelmiş olabilir. Howard Hughes mükemmel bir konuydu, çünkü çok esrarengiz bir insandı. Ortalığa pek çıkmadığı için onun hakkında mistik bir insan veya komplocu olduğu yönünde söylentiler yayılmıştı. Bunların bir kısmı çılgıncaydı, bir kısmı belki de doğruydu. Clifford Irving'in böylesine ünlü bir kişiye yönlenmesinin belirli bir sebebi olmalıydı.”
Irving'in bu inanılmaz oyunu hayata geçirmenin eşiğine kadar geldiği halde son anda başaramadığını belirten Richard Gere, yorumunu şu sözlerle sürdürüyor:
“Eğer Howard Hughes ortaya çıkıp da konuşmamış olsaydı, hazırladığı sahtekarlığı hayata geçirmiş olacaktı. Çünkü herkes bu işin olmasını istiyordu. Howard Hughes ile yapıldığı iddia edilen bu söyleşinin gerçek olmasını herkes arzu ediyordu. Çünkü çok iyi bir öyküydü ve yayınlandığı anda getireceği dolarları görebiliyorlardı. Clifford tarafından McGraw-Hill yayınevine verilen sahte belgeleri görmüş olsanız, aslında son derece amatörce yapılmış olduklarını göreceksiniz. Ancak insanlar bu materyalin doğru olduğuna inanmak istiyorlardı. Ancak öyle sanıyorum ki, Clifford, hem Dick Suskind'i hem de karısını büyüleyici bir iksirin etkisi altına almış gibiydi. Bununla birlikte bu iksirin etkisi zamanla kırıldı. Başlangıçta keyifli ve yüksek enerjili bir oyun gibi başlayan bu süreç zaman içinde karanlık ve kasvetli boyutlar kazandı.”
Richard Gere sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu filmde son derece derin kreatif bir çalışma vardır. Ayrıca Alfred Molina ile karşılıklı olarak spontane alanda uçtuğumuz çok sayıda improvize sahne oldu. Bence Lasse'nin yarattığı ortam özellikle aktörler açısından kusursuzdu. Yeni şeyler denememiz ve farklı yönlere korkusuzca gitmemiz için bize yeterli alan sağladı. Ancak sınırsız özgürlük tanıdığı halde setteki herşeyin kontrolünü elinde tutmakta olduğunu biliyorduk.”
Clifford Irving'in öyküsü sadece baş karakter açısından değil, onunla suç ortaklığı yapmış iki kişinin portresini çizecek aktörlerin de dikkatle seçimini gerektiriyordu. Irving'in suç ortakları en iyi arkadaşı Dick Suskind ile karısı Edith'ti. Özellikle de Dick Suskind rolü oldukça karmaşık bir roldü. Clifford'un panik atak krizlerinden sıkıntı çeken en sadık dostu olmakla kalmayıp aynı zamanda Clifford'un ahlaki bilinç ile tek bağlantısını simgeliyordu. Lasse Hallström bu rol için daha önce “Chocolate” adlı filminde çalıştığı ödüllü aktör Alfred Molina'nın oynamasına karar verdi.
“Chocolate”ın tam zıttı bir projede Hallström ile yeniden çalışmaktan heyecan duyduğunu belirten Alfred Molina, “Çok iyi bir deneyim yaşadığınız bir yönetmenle yeniden çalışmak her zaman harika birşeydir. Daha samimi ve yapıcı bir çalışma sergileyebilirsiniz. Buna bir de Lasse'nin aktörlere olabildikleri kadar yaratıcı olma özgürlüğü veren bir yönetmen olmasını ekleyecek olursak, neden heyecan duyduğumu daha iyi anlayabilirsiniz” diyor.
Dick Suskind karakterini oynarken yaratıcı olabilmek için özgürlüğün hayati önem taşıdığının altını çizen Alfred Molina sözlerine şöyle devam ediyor:
“Clifford ile Dick arasındaki arkadaşlığın özünü yakalamak gerçekten önemliydi. Onlar birçok sırrı paylaşan çok yakın arkadaştılar. Böyle bir arkadaşlıkta Dick için sorun şuydu: Arkadaşımın başı dertteyse ve bana ihtiyacı varsa ona yardımcı olmak için ne kadar ileri gidebilirim? Başlangıçta şaka gibi başlayan gelişmelerin, ikisi arasındaki dostluğa anlamlı birşeyler kattığını görürüz.”
Alfred Molina'nın, Clifford ile Dick arasındaki arkadaşlık konusundaki yorumu ise şöyle: “Erkekler arasındaki tüm arkadaşlıklar gibi Dick, Clifford'a karşı kıskançlıkla karışık bir hayranlık besler. Bu da onun daha önce hiç aklına bile getirmediği kriminal kulvara girmesine yol açar. Oysa zaman zaman kalp krizleri geçiren bir erkektir ve bu işler hiç de ona göre değildir. Clifford'un entelektüel cesaretini, umursamazlığını, sanatsal yeteneklerini hayranlıkla izlemektedir. Buna karşılık kendisi oldukça sıradan bir erkektir. Eğitim kitapları yazan bir araştırmacıdır ve Clifford'un sahip olduğu kreatif özgürlük duygusuna sahip değildir. Ayrıca sıradan erkeklerin bağımlı olduğu evlilik, çocuklar ve iş üçgeni arasında sıkışıp kalmıştır. Bu yüzden bu macerayı, Clifford'un heyecanlı dünyasının keyfini az da olsa yaşamanın bir yolu olarak görür ve bu maceraya atılır.”
Clifford Irving'in hayatındaki önemli ilişkilerden birisi de, idealist sanatçı karısı Edith'tir. Kocasının zaman zaman başgösteren sadakatsizliklerinin farkında olduğu halde bu sahtekarlık oyununa yardımcı olmak için kendi geleceğini riske atmaktan çekinmez.
Irving'in gerçek yaşamdaki karısı Edith, Alman kökenli bir İsveç vatandaşıydı. Lasse Hallström bu rolde oynayacak kadın oyuncunun sadece Edith karakterinin karmaşık ikilemini yansıtmakla kalmayıp aynı zamanda İsveç - Alman konuşma aksanına sahip olması gerektiğini biliyordu. Bu nedenle Edith rolü için günümüzün en çok aranan oyuncularından Marcia Gay Harden'ı uygun buldu.
“Pollack” adlı filmde Jackson Pollack'ın sanatçı karısı Lee Krasner rolündeki başarısıyla Oscar ödülü kazanan, ayrıca Clint Eastwood'un yönettiği “Mystic River”da oynadığı rolüyle de Oscar adaylığı alan Marcia Gay Harden, “The Hoax”da oynamayı neden istediğini şu sözlerle açıklıyor:
“Herşeyden önce senaryosunu son derece provokatif / kışkırtıcı buldum. Daha önce hiç oynamadığım tarzda bir roldü. Kısacık bir zafer anının tadını çıkartmak uğruna kendisini kurban eden veya böyle duygular yaşamak için risk alan insanlar bana daima büyüleyici gelmiştir. Edith karakterinin oldukça renkli bir karakter olduğunu düşünüyorum. Böyle bir kadının kişiliğine bürünürken kendi kimliğimden uzaklaşma fırsatı buldum. Böyle bir  rol her aktör için daima heyecan vericidir.”
Portresini çizdiği Edith karakterinin içinde bulunduğu kötü durumdan fazlasıyla etkilendiğini ifade eden Marcia Gay Harden, oynadığı karakterin kişilik yapısını şu sözlerle tanımlıyor:
“Edith'in hüzünlü ve sıkıntılı bir karakter olduğunu düşünüyorum. Kocasının kendisini sevmesini, takdir etmesini, hayran olmasını ister. Ancak kocasının aklı başka kadınlarda olduğu için böyle şeyler yapacak durumda değildir. Kocasının kendisini aldattığını bildiği halde onu sevmektedir. Kocasının en yakın arkadaşı Dick ile birlikte, normalde böyle bir adam için yapılmayacak herşeyi yaparlar. Ona yardımcı olduğu takdirde kocasının `Benim karım ne kadar cesaretliymiş' diye düşüneceğini, böylece daha çok seveceğini düşünmektedir. Ancak sonuçta kendisini hapishanede bulur. Üstelik sadece suç ortaklığı yaptığı halde kocasından daha fazla ceza yemiştir.”
"Sahtekar"a İnanmak: Yardımcı Oyuncu Kadrosu
“The Hoax”ta izleyeceğimiz karakterler sadece üç başrol oyuncusuyla sınırlı değildi. Daha küçük rollerde en az onlar kadar ilginç ve sıradışı karakterler de yer alıyordu. Bu küçük ama önemli rollerde aralarında Hope Davis, Julie Delpy, Eli Wallach ve Stanley Tucci gibi isimlerin bulunduğu yardımcı oyuncular kamera karşısına geçtiler.
Clifford'un gerçek editörü baz alınarak yaratılan hayali bir karakter olan editör Andrea Tate rolünde “American Splendor”daki rolüyle Altın Küre adaylığı, “The Secret Lives of Dentist”teki rolüyle de Bağımsız Ruh Ödülü adaylığı alan Amerikalı kadın oyuncu Hope Davis oynadı.
Hope Davis portresini çizdiği editör Andrea Tate karakterini şu sözlerle tanımlıyor: “Kariyerinden endişe ettiği halde sonuna kadar Clifford'un yanında olur. Bazı komedi unsurları taşıyan tutkulu bir karakterdir. Konuşurken yapmacık bir nezaket sergilemeyen dobra bir kadındır. Clifford ile Andrea arasında sürekli çekişme halinde olan eğlenceli bir ilişki oluşur. Clifford rolündeki Richard Gere'e bağırıp çağırma fırsatı bulduğum böyle bir rol oynamak oldukça heyecanlıydı.”
Filmin karmaşık kadın karakterlerinden birisi de, çevirdiği dolaplar esnasında Clifford Irving'in metresi olan Avrupalı Barones Nina Van Pallandt karakteridir. Sahtekarlık sırasında onu metresi konumunda olduğu için oyunun gelişmesinde anahtar rol oynar. Nina Van Pallandt rolünde, “Before Sunset” adlı filmdeki başarısıyla 2005 yılında Oscar adaylığı alan Paris doğumlu kadın oyuncu Julie Delphy kamera karşısına geçti.
Güzel oyuncu “The Hoax”taki Nina Van Pallandt rolüne nasıl bir yaklaşım getirdiğini şu sözlerle açıklıyor: “Nina karakterini oynarken karikatürize etmeden canlı ve neşeli bir karakter kılmaya çalıştım. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, yeri geldiğinde duygu sömürüsü yapmayı bilen hayli esrarengiz bir kadındır. Ancak bunların dışında başka özellikleri de vardır. Sofistike bir kadın olduğu gibi farklı şekillerde hareket etmesini sever.”
Filmin üçüncü küçük ama önemli karakteri ise, Clifford Irving'in çevirdiği entrikalar hoşuna gitmediği halde ona destek olan, sonradan McGraw-Hill yayınevinin başkanlığına kadar yükselen Shelton Fisher karakteridir. Bu rolde Emmy, Altın Küre ve Bağımsız Ruh Ödülü sahibi deneyimli aktör, senaryo yazarı ve yönetmen Stanley Tucci kamera karşısına geçti.
Portresini çizdiği Shelton Fisher karakterine komedi açısından yaklaştığını belirten Stanley Tucci, rolünü oynarken hangi yaklaşımdan yola çıktığını şu sözlerle özetliyor:
“Shelton Fisher, kendi tutkuları, hırsı ve rekabetçi içgüdüleriyle hareket eden bir yöneticidir. Büyük şirketlerde bu tip adamlara sıkça rastlayabilirsiniz. Öfkenin doruklarına kolayca çıkabilen, huysuz ve ters mizaçlı bir adamdır. Clifford Irving tarafından gözlerinin üzerine adeta kalın bir perde çekildiğini bile fark edemeyen böyle bir yöneticiyi oynamak olağanüstü keyifli oldu.”
Portresini çizdiği Shelton Fisher'in, Irving'in sahtekarlığına nasıl bu kadar kolay dahil olduğunu ise şu sözlerle açıklıyor: “Clifford'a inandığını görürüz, çünkü herkes gibi o da tüm bunların gerçek olduğuna inanmak istemektedir. Karşısına çok büyük bir fırsat çıkmıştır. Bu söyleşiyi yayınlama riskini aldığı takdirde yayıncı olarak kendi şöhreti de katlanarak artacaktır. Kolayca inanmasında elbette Clifford Irving'in akıllı ve ikna edici bir şarlatan olmasının da önemli payı vardır.”
Stanley Tucci bu konudaki yorumunu şu sözlerle noktalıyor: “İnsanoğlunun büyük öykülere inanma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu öyküler gerçek olmasa bile geniş insan kitleleri arasında büyük ilgi görürler. Modern toplumun tüm katmanlarında gizlenmiş bir faktör olarak varlığını sürdürürler. Geniş insan kitleleri, böyle büyük, yeni, farklı ve sıcak öykülere inanmak ister. Üstelik kamuoyunun önüne çıkan bu öykülerin gerçek olması dahi gerekmez. Zaten bütün sahtekarlıklar küçük çapta başlar, sonradan toplumu kuşatacak kadar büyük boyutlara ulaşır.”
Filmin dördüncü küçük ama önemli karakteri, Howard Hughes'un eski CEO'su olan ve ünlü işadamı üzerine gerçek bir kitap yazarken elindeki belgeleri çaldıran Noah Dietrich karakteriydi. Bu rolde Amerika'nın en deneyimli aktörlerinden Eli Wallach oynadı.
"The Hoax"ın Tasarımları
“The Hoax”ın konusu, 1970'li yıllar medya dünyasının kozmopolit ve gereğinden fazla özgür atmosferi içerisinde geçer. Bu atmosferde bol miktarda halüsinasyonlar, paranoya, aldatmaca ve yalan vardır. O dünyada gerçeklerle sahtelikler omuz omuza ilerlemektedir.
Filmdeki karakterlerin daima ön planda ve merkezde olmasını isteyen Lasse Hallström, bu amacına ulaşabilmek için filmin tasarımlarına olağanüstü özen gösterdi. Kimi zaman belgesel tadında gerçekçilik sağlarken kimi zaman da gerçekçilik duygusunu yok edecek görüntülere kaymaktan da çekinmedi. Filmdeki anahtar yaklaşımlardan birisi de, kitlesel medyanın her alanında politikanın, yalan söylemlerin ve yozlaşmanın atbaşı gittiği 1970'lerin kendine özgü ruhunu yakalamak oldu.
Filmin yapımcılarından Josh Maurer'in bu konudaki yorumu şöyle: “Filmde anlatılan öykünün günümüzde de yansımaları olsa da, o yılların tarihsel boyutunu yakalamak çok önemliydi. Vietnam ve Watergate skandallarının meydana geldiği Amerika'da olup biten herşeyi yansıtacak bir arka plan oluşturmak istedik. Filmde göreceğiniz bu arka planın, Clifford ve Dick'in kaleme aldığı yapıtı da etkilediğine kuşku yoktur. Sözünü ettiğim bu arka planı, elimizdeki öyküyü daha zengin kılacak görüntüleme, prodüksiyon tasarımı ve kostümler gibi unsurlarla doldurma yöntemi izledik.”
“The Hoax”ın çekimlerinin tamamı New York'un Manhattan bölgesinde gerçekleştirildi. “Uzun yıllar boyunca New York'ta yaşamış olduğum için orada çalışırken kendimi evimde gibi hissetmek çok güzeldi. Anavatanım olan İsveç'te yaptığım filmlerden bu yana böyle bir keyif yaşamamıştım” diyor yönetmen Lasse Hallström…
Hallström bu filmin çekimleri sırasında yıllardır beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Oliver Stapleton ile yakın işbirliği yaptı. Beşinci kez Hallström ile çalışan Oliver Stapleton, karşısına çıkan bu fırsatı kaçırmak istemediğinin altını çizerek şöyle konuşuyor:
“Clifford Irving'in gerçek öyküsünü çekmenin getireceği fırsatların dayanılmaz cazibesine kapıldım. Gerçek öyküler her zaman ilgimi çektiği için bu filmin senaryosunu çok sevdim. Yaptığımız filmlerin gerçek bir öyküyü baz alması halinde arzu ettiğim gerçek derinliğe ulaşabiliyorum. Konunun geçtiği dönemler her türlü yaratıcılığa açıktı. Filmde bazı siyah-beyaz sahnelerin de yer alması fikrini getirdim. Lasse benim bu fikrime sıcak baktı. Hemen ardından 70'li yılların ünlü filmlerini izlemeye başladım. Bunlar arasında komedi boyutu açısından `Tootsie', politik gerilim boyutu açısından `All The Presidents Men' ve atmosferi açısından `Three Days of the Condor' yer alıyordu. Ayrıca siyah-beyaz sahneler için Orson Welles'in `A Touch of Evil' adlı filminden önemli ölçüde esinlendim.”
Görüntü yönetmeni Oliver Stapleton sözlerine şöyle devam ediyor: “Lasse'ye ayrıca filmin genelini Tiffen FX filtreleri aracılığıyla filtrelemeyi teklif ettim. Böylece 70'li yılların yumuşaklığına ulaşmak istiyordum. Ayrıca bazı sahneleri yaparken -özellikle de gerçeğin sorgulandığı sahneleri- farklı bir yöntem izlemek üzerinde konuştuk. O sahnelerin ne tam renkli, ne de tam siyah-beyaz olmasını, `ikisinin arası' diyebileceğim tarzda çekilmesini öngördük. Bu yapısıyla filmin asıl gövdesinden ayrışacaklardı ama tam anlamıyla siyah-beyaz olmayacaklardı.”
Farklı yöntemler denemeye çalışırken en önemli katkıyı kurgu editörü Andrew Mondshein'dan aldığını belirten Oliver Stapleton, bunların neler olduğunu şöyle açıklıyor:
“Andrew Mondshein sadece büyük bir kurgu editörü olmakla kalmayıp görüntü yönetmenliğinin nüanslarını başarıyla yakalayan algılayıcı bakış açısına sahiptir. Bugüne kadar dijital ortamda çok sayıda çalışma yapmış bir editör olması nedeniyle bana destek olması için ondan daha iyisini bulamazdım. Film çekimlerinin en önemli unsurlarından birisi de ekip çalışmasıdır. Bundan büyük keyif alırım. `The Hoax'ın çekimlerinde ekip çalışmasının fazlasıyla var olması hoşuma gitti.”
Hallström'ün kurduğu ekibe katılanlardan birisi de, “The Nanny Diaries”ten tanıdığımız prodüksiyon tasarımcısı Mark Ricker oldu. “The Hoax” projesinin bir tasarımcının yaratıcılığına yeni boyutlar getirecek bir proje olduğunu söyleyen Mark Ricker, “Senaryosunu okuduğumda ne kadar talihli olduğuma inanamadım. 70'li yıllar dönemi üzerinde çalışmak, çok sayıda özgün set kurmak gibi fırsatları beraberinde getiriyordu. Özellikle de New York yayıncılık dünyasıyla ilgili setleri kurmanın heyecan verici olacağını düşündüğüm için katıldım” diyor.
Mark Ricker ile Lasse Hallström'ün ortak kararı, filmle ilgili setlerin Brooklyn'deki Steiner Stüdyoları ortamında kurmak yönünde oldu. Bu karar sayesinde filmin tonuna da uygun davrandıklarını belirten Mark Ricker sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu öykünün çok sayıda katmanı vardır. Öykünün içerisinde çeşitli flashbackler / geri dönüşler, halüsinasyonlar ve mini öyküler yer alır. Bunların hepsinin farklı görünümlere sahip olması nedeniyle filmin tasarımları, geniş kapsamlı işbirliğinin önemli parçalarından birisi haline geldi.”
Clifford Irving'in çıktığı macera sadece McGraw-Hill yayınevinin koridorlarında geçmez. Ayrıca lüks ve gösterişli otel odaları, Pentagon, Kongre Kütüphanesi, Las Vegas ve Bahama adaları gibi farklı mekanları da içerir. Bu mekanların hepsi Ricker tarafından New York'ta yaratıldı.
Mark Richer'ın en çok keyif aldığı tasarım çalışmalarından birisi de, McGraw-Hill yayınevinin ofislerini sıfırdan yaratmak oldu. Bu mekanlar yaratılırken Clifford Irving'in para ve iktidarla yüzyüze geldiği anda sergilediği cesaretin hayata geçirilmesi gerekiyordu. 70'li yılların dekorasyon anlayışının görsel açıdan şok edici parlak renklere dayalı olmasının yanısıra yayınevinin ofislerinde bir tane dahi bilgisayar bulunmaması, elektrikli daktilo konulmasına dikkat edilmesi gündeme geldi.
Mark Ricker'in özen gösterdiği konulardan birisi de, o dönemin otantik havasına mümkün olduğu kadar saygı göstermekti. Örneğin Edith Irving'in gerçek tablolarını kullanma hakkı satın alınarak evin içerisinde değişik noktalara yerleştirildi. Böylece otantik hava sağlandı.
Ricker'in kurduğu setlerin hem esnekliğe sahip olduğunu, hem de gerçeklikle bağlantı sağladığını belirten yönetmen Lasse Hallström, “İç mekanlardaki atmosferden gerçekten çok etkilendim. Yaptığı çalışmada abartılı hiçbir şey olmadığı gibi herşey son derece gerçekti. 70'li yılların dünyasını orijinal detaylar aracılığıyla yeniden yaratmayı başardı” diyor.
70'lerin dünyasının yaratılmasında kostüm tasarımcısı David Robinson da çok önemli detaylar getirdi. Bugüne kadarki çalışmaları arasında hit komedi filmi “Zoolander” ve Tamara Jenkins'in bağımsız filmi “The Savages” gibi farklı tarzda yapımlar yer alan David Robinson, bu işi almaya ne kadar kararlı olduğunu Lasse Hallström ile yaptığı ilk görüşmede gösterdi.
Hallström'ün karşısına geniş kapsamlı bir araştırmayla çıktığını belirten Robinson, “O günkü ilk görüşmeye o kadar çok araştırma malzemesi getirdim ki, bana hayır diyecek hali kalmadı. Filmdeki karakterlerin daha gerçek olmasını sağlayacak kıyafetler yaratmaktan heyecan duydum” diyor.
David Robinson filmdeki giysileri tasarlarken hangi yaklaşımdan yola çıktığını şu sözlerle açıklıyor: “70'li yılların dünyasına özellikle yayıncılık dünyasını temel alarak yeni bir yaklaşım getirdim. 70'ler düşünüldüğünde akla öncelikle bol paçalı pantolonlar, geniş kravatlar, şal desenleri gelir. Toplumda bunlar yaygındı ama yayıncılık dünyasının içerisinde daha farklı giyim yaklaşımları vardı. New York Times gazetesinin 1971 yılındaki uzmanlarının fotoğraflarına bakacak olursanız, yayıncıların hala 60'lı yıllara özgü dar kravatları ve gömlekleri giymeye devam ettiğini göreceksiniz. Daha geniş editörler ise uzmanlara kıyasla modaya daha uygun giyinirler. Onların giyim tarzında geniş yakalar ve bol paçalı pantolonlar hakimdir. Filmin giysi tasarımlarında her ikisine de yer verdik.”
Robinson'un en çok keyif alarak tasarladığı sahnelerden birisi de, görkemli Black & White Balosu'yla ilgili sahneydi. Bu sahnedeki kostüm tasarımları hazırlanırken 1966 yılında Truman Capote'nin Washington Post editörü Katherine Graham onuruna düzenlediği Black & White Balosu temel alındı. Sözkonusu baloya aralarında Candace Bergen, Norman Mailer, Frank Sinatra ve Mia Farrow'un da yer aldığı çok sayıda ünlü katılmıştı.
1966 yılında düzenlenen gerçek balonun davetliler listesinde Clifford Irving yoktu. Ancak filmde içine girmeye başladığı güç ve güzellikler dünyasını sergilemek amacıyla kaderi değişmeye başlayan Clifford Irving'in de dahil olduğu bir balo sahnesine yer verildi.
Robinson açısından belki de en keyifli tasarım, Hope Davis'in oynadığı editör karakterinin giydiği kıyafetlerin tasarımı oldu. Bu konuda şunları söylüyor: ““Hope Davis'in giysisinde Yves Saint Laurent'in o yıl gündeme getirdiği Afrika çizgilerini yansıttım. Hope Davis'in Afrika tadındaki bu kıyafeti nasıl giymesi gerektiğini biliyor olmasına şaşırdım.”
Kıyafetler açısından filmdeki başka bir keyif de Shelton Fisher rolündeki Stanley Tucci'nin giydiği kıyafet oldu. Robinson bu giysi hakkında şöyle konuşuyor:
“Stanley'in oynadığı karakter o sahnede kelimenin tam anlamıyla patladı. Bunun sebebi, Stanley'in kıyafetlere daima önem veren bir oyuncu olmasıdır. Stanley'i giydirmeye başladığımız andan itibaren hemen uyum sağladı ve kendisini çok kolay kanalize etti.”
Yönetmen Lasse Hallström ise, filmdeki tüm giysiler ile diğer tasarım unsurlarının işlevini şu sözlerle özetliyor: “Tasarım unsurlarını belirlerken gerçek iktidarların dünyasıyla Clifford Irving'in fanteziler dünyasını aynı potada harmanlamak suretiyle aradaki farkları ortadan kaldırmaya çalıştık. Oyuncu kadrosu ve teknik ekiplerin gerçekten çok ilginç keşifleri sonucunda son derece rahat ve dingin bir atmosfer oluştu. Bu filmde, Clifford Irving'in sahtekarlığının özüne sadık kalırken aynı zamanda sanatsal özgürlüğün tam avantajını kullanma fırsatı bulduk.”
Prodüksiyon bilgileri UIP Filmcilik tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us