Ölüm Emri - Death Sentence
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 23.329
Hasılat 235.164 YTL
Ölüm Emri - Death Sentence
Yönetmen James Wan
Oyuncular Kevin Bacon, Garrett Hedlund, Kelly Preston, Jordan Garrett, Stuart Lafferty, Aisha Tyler, John Goodman
Senaryo Ian Jeffers, Brian Garfield
Yapımcılar Ashok Amritraj, Howard Baldwin, Karen Elise Baldwin
Görüntü Yönetmeni John R. Leonetti
Prodüksiyon Tasarımı Julie Berghoff
Kostüm Tasarımı Kristin M. Burke
Sanat Yönetmeni John Day, Marthe Pineau
Kurgu Michael N. Knue
Özgün Müzik Charlie Clouser
Yapımcı Stüdyo Hyde Park Films, Baldwin Entertainment Group
Türkiye Dağıtımı Pinema Film
Gösterim Tarihi 28 Aralık 2007
Film Arşivi
Ölüm Emri - Death Sentence Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Kevin Bacon, Kelly Preston ve Jordan Garrett, Ölüm Emri'nin duygusal bir sahnesinde...
Senin olanı koru...
Yenilikçi yönetmen James Wan'ın en son filmi Death Sentence, intikamın klasik bir hikayesidir. Nick Hume (Kevin Bacon), harika bir yaşamı olan mülayim bir yöneticidir, ta ki hayatını sonsuza kadar değiştirecek önemli bir olaya şahit olduğu geceye kadar. Kederle değişen Hume, sonunda ailesini korurken hiçbir mesafenin çok fazla olmadığı huzur bozucu karara varır.
Filmin Konusu
Nick Hume (Kevin Bacon), istikrarlı, rahat bir yaşamı olan sade bir vatandaştır. Her gün bir sigorta şirketindeki orta kademe yöneticiliği işine gitmekte, her gece güzel karısı Helen (Kelly Preston) ve ergenlik çağındaki iki oğlu, Brendan (Stuart Lafferty) ve Lucas'ın (Jordan Garrett) bulunduğu evine dönmektedir.
Hume ailesi banliyö mutluluğunun somut bir örneği olan orta sınıf bir ailedir. Ve Nick de mutludur. Çevredeki evlerin angarya işlerine yardım etmektedir. Helen'le paylaştığı mahremiyetten zevk almaktadır Helen, Nick'in dert ortağı ve dengidir. Ve Nick oğullarının yaşamlarıyla çok ilgilenmektedir. Büyük oğlu Brendan, kendine güveni olan dikbaşlı bir çocuktur.
Brendan herkesçe sevilmektedir, sporcudur ve kendisine gelecek vaad eden bir yaşama başlamak üzere üniversiteye gitmek için yola çıkmak üzeredir. Lucas ağabeyine hayranlık dumaktadır ama Brendan'ın gölgesinde kaldığının farkındadır. Lucas hâlâ kendini bulamamıştır ve Brendan'a duyulan hayranlık yüzünden kendini biraz dışlanmış hissetmektedir. Sonuçta Hume ailesi de diğer karakteristik Amerikan aileleri gibi ahlakça dürüst ve mütevazıdırlar.
Ve bir gün, mükemmel yaşamları acı bir feryatla yavaşlayıp durur. Bir gece Nick, Brendan'ı hokey maçından eve getirirken benzin almak için durur. Nick arabanın deposunu doldururken, Brendan içecek almak için içeri girer. Birkaç dakika sonra, kar maskeli, çeşitli silahlarla donanmış bir haydut güruhu dükkandan içeri girer. Ama bu bildiğiniz tipik bir mini market soygunu değil, Billy Darley'nin (Garrett Hedlund) küçük kardeşi Joe Darley (Matthew O'Leary) için çeteye kabul törenidir. Dükkan tezgahtarını korkutup öldürdükten sonra, dikkatlerini Brendan'a yöneltirler.
Nick benzin pompasını bırakıp dönüp de dükkandan içeri baktığında, Joe'nun Brendan'ın geleceğiyle ilgili tüm umutları sona erdiren can alıcı vuruşu yaptığını ve Brendan'ı kan gölü içinde bırakarak kaçan çeteyi gören tek görgü şahididir. Nick oğluna yardım etmek için koşarken Joe'yla çarpışır ve ikisi de yere düşerler. Joe'nun maskesi çıkar ve geleceği mimlenir.
Joe tutuklanır ama baş müfettiş dedektif Wallis'in (Aisha Tyler) güvencelerine rağmen, sonuçta sistem Hume ailesini düş kırıklığına uğratır ve Joe'yu sokaklara geri gönderir. Artan adalet ve şiddetli intikam duygusuyla güdülen Nick, oğlunun katilini ararken olayların idaresini ele alır. Nick kendini duygularının insafında bulur ve nihayetinde Joe'yu öldürür. Ne yapacağından emin olmayan Nick daima sığınağında olan hayatına; karısına, hayatta olan oğluna ve işine geri döner.
Nick bütün herşeyin, korkunç bir trajedinin eksik ama uygun bir çözümle sona erdiğini düşünür. Ama artık Nick'in ellerinde kan vardır ve bu çıkmayacaktır. Billy Darley fırsat kollayarak gizli gizli dolaşmaktadır ve sahne, kalplerinin her atışıyla yükselen şiddetli bir takas için hazırdır. Nick nereye kadar ailesini koruyabilecektir? Billy kendisini nereye kadar koruyabilecektir?
Ölüm Emri - Death Sentence'in başrolünde Kevin Bacon oynuyor.
Yapım Notları
Bam, Bam. Sen öldün...
Tek bir kalp atışı, bir göz kırpması kadar kısa bir sürede düşünmesi bile hoş olmayan şeyler oluyor ve bir aile sonsuza kadar başkalaşıyor.
Yönetmen James Wan filmin çok Shakespearvari bir anlatım tarzında olduğunu söylüyor. “İntikam teması belirli bir çağa ait değildir. Size haksızlık yapıldığında, intikam almayı istememiz başlıca duygularımızdan biridir. Benim Death Sentence'la tek yaptığım klasik bir hikayeyi alıp ona günümüze uygun bir ayarlama yapmaktır.”
Yürütücü yapımcı Andrew Sugerman da bu konuda hemfikir. “Bu klasik bir Yunan trajedisi. Bu içindeki kötülüklerle mücadele eden ve ailesine olan düşkünlüğü yüzünden hayatını paramparça edecek sürekli bir dizi misillemenin içine sürüklenen bir adamın hikayesidir. Ve sonunda şiddetin anlamsızlığını anlar.”
Kişinin düşmanına karşı misilleme fikri adaletin doğal seyriymiş gibi görünebilir. Aslında “Göze göz, dişe diş” (Exodus: 21:23-27) atasözü uzun zamandır misilleme kanunu gibi sistemleştirilmiştir. Ama bu yayıldığında, hesaplaşma yanlışın düzeltilmesi amacından daha fazla zarar veren bir eylem olur.
Wan bunu “Nick Hume hiddet tutkusuyla, oğlunu öldüren kişilerin peşinden gider ve Pandora'nın Kutusunu açmak zorunda kalır” diye açıklıyor.
“Bu film aynı zamanda, mükemmel bir hayatın kesinlikle kontrol edemedikleri manasız bir olayla alt üst olduğunda, o kişilere neler olduğu hakkında da.”
Yapımcı Ashok Amritraj da bu konuda hemfikir. “Bu, bir aile ve parçalanan normal bir yaşamla ilgili çok güncel bir film. Günümüzü anlatıyor, çünkü çete şiddet açısı çok yerinde, suçsuz insanlar arada kalıyor ve bir adamın kontrolü kendi ellerine aldığını görüyorsunuz. Nick, sıradan bir insandan, bir aile babasından özel bir görevi olan birine dönüşüyor.”
Kevin Bacon, “Bu, iyi adamın kötü adamları haklamasından farklı bir şey.” diyor. “Canlandırdığım karakterin ödemesi gereken korkunç bir bedel var çünkü o, ailesini korumak ve müdafaa edebilmek için kanunu kendi denetimine almak üzere bu seçimi yapıyor. Nick, bunu halledebileceğini, intikamını alabildiğini ve artık arınıp yaşamlarına devam edebileceklerini düşündüğünde, o garip an oluyor. Ama gerçek şudur ki, kanı ellerinizden çıkaramazsınız. Bu kan, Nick'i bir hayalet gibi kovalamaktadır.”
Bütün hepsi eğlence ve oyun, ta ki birisi yaralanıncaya kadar...
Anlaşılan, Hume yanlış insanlarla uğraşıyor.
“Canlandırdığım karakterin adı Billy Darley” diye açıklıyor Garrett Hedlund. “Aynı sokakta birlikte büyüdüğü bir grup gencin lideri. Onlar, onların seçecekleri bir hayat tarzı yerine hayat tarzının onları seçtiği bir yaşam tarzının içindeler. Billy'nin babası Bones (John Goodman canlandırıyor) adında, müsahama göstermeyen silahlı bir soyguncu. Ben onun için benim adamlarım da benim için çalışıyor.”
Goodman Bones'la ilgili “O zeki bir suçlu” diyor. “Onun için köşebaşlarında amfetamin ve kokain satan iki çocuğu var. Ve Bones da silah satıyor. Gerçekten kötü biri. Tıpkı Oliver Twist'deki Fagin gibi.”
Hedlund, Death Sentence'ın çok korunmasız bir tarafı olduğuna çünkü her şeyin aileyle ilgili olduğuna dikkati çekiyor. “Bu, birisi ailelerine çok yaklaşıp içlerinden birini aldığında neler olabileceğini görebileceğiniz iki adamın hikayesi.” Bu itibarla, filmdeki iki karşıt ilişki, Nick Hume ve Billy Darley, aslında aynı şeyin peşindeler: ailelerinin intikamını almak.
Hedlund, Death Sentence'ı farklı kılan şeyleri açıklamaya devam ediyor: Daha çok diğer taraftaki adamın vermesini düşündüğünüz tamamiyle manyakça bir tepkiyi sıradan bir işadamı olan bir adam veriyor.
Koçların kendi otlağını savunduğu gibi Hume ve Darley de sert bir şekilde toslaşıyorlar. Hume Billy Darley'i sıkıştırdıkça, Darley daha çok öfkeleniyor, bu öfke daha çok Hume'un temsil ettiklerine; Billy'nin hasretini çektiği ve asla sahip olamayacağı türden bir aileye duyulan kıskançlık tarafından ateşleniyor.
Hedlund “Bones, Billy'yle daima küçümsüyor.” diyor. Billy içeri girdiği andan itibaren, her şey tartışmaya dünüşüyor. Billy artık dayanamadığı bir noktaya geliyor ve deliriyor. Kızgınlıktan deliye dönüyor.”
Goodman Bones'un kızgınlıklarını da açıklıyor. Bones çocuklardan nefret ediyor; dünyadan nefret ediyor. Ve ayrıca bu toplumsal sınıf olayı da var. Bones kendi küçük dünyasının kralı ama onun küçük dünyası bir pislik yığınıdır. Bones Hiçbir Şey Kralı'dır.”
Ama öç alma, kıskançlık ve savunma konularının çarpıcı olmasının yanısıra, James Wan'ın ve oyuncu grubunun bizi götürdüğü yolculuk da oldukça heyecanlandırıcıydı.
Bacon “Uslüpsal olarak, haydut grubunu kovboy filmi gibi hissettiren bir unsur var” diye ifade ediyor. “Filmin son kısmında Wyatt Earp'ün silahlı çatışmasını andıran bir heyecan var. Gerçi buradaki farklılık filmin birinci bülümünde Nick Hume'un geleneksel bir kahraman karakter olmaması. O filme kötü biri olarak başlamıyor, buna filmin gidişatı boyunca dönüşüyor.”
Eller Yukarı...
Eğer silahlı bir soyguncu ve haydut takımı varsa, mutlaka kasabadan sorumlu bir de şerif olmalıdır. Bu filmde, bu Aisha Tyler'ın oynadığı Dedektif Wallis'dir. Wallis, suça müsahama göstermeyen biridir. Brendan Hume'un cinayetini soruşturmak ve Joe Darley'yi adaletin önüne çıkartmak üzere başlangıçta hiçbir polis atanmaz. Wallis, sisteme inanır ama aynı zamanda sistemin sınırlamalarının da farkındadır. Bu yüzden de, rutin Hume davası beklenmedik bir dönemece girdiğinde, kendisini şiddeti önleyerek her iki tarafı da felaketten kurtarmak olan göreviyle, adaletin dağıldığını görmek arzusu arasında kalmış olarak bulur. Sonuçta, Wallis daima hem suçluyu hem de kurbanı suçlu çıkararak merkeze geri döner, çünkü sonuçta Death Sentence'da kimse suçsuz değildir.
Bacon Tyler'ın canlandırdığı karakteri “Tyler, canlandırdığım karakterin başına gelenler karşısında duygularını anlayıp paylaşan bir polisi canlandırıyor” diye açıklıyor. Ama devam etmekte olan şiddetin sorumlusunun aslında ben olduğumu anlayınca, `Dinle, seni hapse atmalıyım. Ailenin başına gelenleri umursamayarak, olayları daha kötü yapıyorsun.' diyor. Bu yüzden, başıma gelenlere sempatizan olmakla ama aynı zamanda kanunu kendi ellerimle yerine getirdiğimden bana sert ve ani çıkış yapmak arasında yürümek zorunda olduğu ince bir çizgi var.”
Tyler “Wallis Nick'in gerçekle tek bağlantısı” diyor. “Wallis, onu ayakta tutan son güç, son arkadaşı. Wallis aynı zamanda sağduyunun sesi, şiddet fırtınasında tarafsız olan tek kişi. Wallis, açığa vurma görünüşünün özyapısıdır. `Herkes savaşı kaybeder. Kazanan yoktur.' Ama Wallis dışarıdan bakan bir yabancıdır.”
Goodman “Bu bir toplumsal sınıf savaşıdır” diyerek olayı gerçekçi bir şekilde ifade ediyor. “Kazanan yoktur.”
“Ama aynı zamanda, Dedektif Wallis devam eden olaylar karşısında bıkkın değildir. Varoşlarla alt tabaka arasındaki ilişkiyi kavrayabilecek gelişmiş bir anlayışa sahiptir. Wallis, çetedeki çocukların her zaman şu andaki oldukları kişiler olmadığını biliyordu” diye bir eklemede bulunuyor Tyler.
Kelly Preston da Wallis'i anlayabildiği için sempatik olduğu konusunda hemfikir.
Esin Kaynağı...
Brian Garfield'in yazdığı orijinal Death Sentence romanı (Aynı yazarın Death Wish romanının devamı) Death Sentence filminin kökenidir. Ama başkahramanın devam eden destansı hikayesini  güncelleştirmek için senaryo yazarı Ian MacKenzie Jeffers hikayenin özünü, silahların kolaylıkla kullanılabilir, uyuşturucu ticaretinin oldukça organize olduğu, internetin ve cep telefonlarının anında iletişim sağladığı, aksiyon filmlerinin, televizyon şovlarının, müzik kliplerinin ve video oyunlarının adrenalin pompalayarak toplum olarak şiddete karşı hassasiyetimizin azaldığı güncel dünyamıza uyarladı.
James Wan 70'li yıllarla 80'li yılların ilk başlarındaki klasik öç alma filmlerinin büyük hayranı olduğunu itiraf ediyor. Rolling Thunder, Death Wish ve hatta Mad Max benzerindeki bir film için tetikte oluyorum. Bu yüzden, bu proje masama geldiğinde, peşine düştüm.”
Filmin farklı bakışı aynı zamanda 70'li yılların karakter ağırlıklı suç fimlerinin cesurluğuna bir saygıdır da. Wan'la, daha önceki yönettiği Saw ve Dead Silence filmlerinde de prodüksiyon tasarımcısı olan Julie Berghoff çalıştı.
Berghoff, Wan'la kendisinin yürekliliği sevdiklerini itiraf ediyor. “Hem benim hem de James'in tasarımı aşırı gerçekliğe zorlayarak tiyatrovari bir yaklaşımımız var. Amacımız, seyirciyi prodüksiyon tasarımı boyunca karakterlerimizin hissettikleri aynı karanlık ve tedirgin edici dünyaya taşımak. Çetenin sert ama aynı zamanda gizemli bir üstünlüğü olmasını istedik. Oyuncularda başından sonuna kadar kullanılan kabile sanatı, set, arabalar ve giysiler, herşey birbirine bağlı. Tıpkı sarmaşığın herşeyin etrafını sarıp, canını çıkardığı gibi, karakterlerin kollarını ve bacaklarını ve arabaların gövdesini sarıp sarmalamaları çok güzel.
Ayrıca fotoğraf direktörü John Leonetti de filmin bakışına ve tarzına önemli bir şekilde katkıda bulundu.
Leonetti, “Işık ve kamera hareketleriyle, 70'li yılları günümüzün teknolojisiyle harmanlamayı başardık. Death Sentence'ın sizi koltuklarınızın ucunda tutacak kendi heyecanına sahip olmasına rağmen filmin tamamlanmış halini seyrettiğimde, French Connection'ı hatırladım” diye açıklıyor.
Sorumluluğu başkalarına değil, kameraya yık...
Aktör Leigh Whannell gülerek “James bana filme şimdiye kadar olabilecek en büyük kovalama sahnesini koymak istediğini söyledi” diyor. “Ve bence bunu başardı.”
Death Sentence'da en çarpıcı sahnelerden birisi, Nick Hume'un Darley çetesi tarafından şehrin sokaklarında güpegündüz kovalandığında yer alıyor. Bu, çekilmesi çok fazla plan ve güven gerektiren karmaşık bir sahneydi. Wan, daha önce yapılmamış bir şeyi yapmak istiyordu. Beş katlı otopark binasında yer alan kovalamacanın zirveye eriştiği anı tek bir sahnede üç dakikadan daha fazla çekmek istedi.
Wan “Garaja kadar olan tüm kovalamaca hızlı ve çok heyecanlıydı” diye açıklıyor. “Ama otopark binasına vardığınızda, bu bir tür koreografiye dönüştü.”
“Nick Hume'u garajda koşarken, arabaların alarmlarını kapatırken ve peşindeki kötü adamlardan kurtulurken izliyorsunuz. Nick katlardan geçerek ilerliyor ve kamera onu tüm yol boyunca takip ediyor, sonra bu sahne binanın kenarından ilerliyor ve kötü adamları görebilmek için aşağıya kadar düşüyor, daha sonra da aynı yolu yukarıya kadar tekrar çıkıyor. Bu sahneyi çekebilmek için ekibin tüm elemanlarından faydalandık. Kamera nöbetleşerek kullanıldı, bir kameraman kamerayı sahnenin devamı için, daha sonraki kameramanlara geçirecek olan öteki kameramana geçiriyordu. Hume'un kaçmak için odadan koşup çıkarak çekimi tamamlamasına kadar bu böyle devam etti.”
Leonetti çekimin güçlüğünü izah ediyor. “Hazırlıkların başlangıcından itibaren, James aklındaki çekimin nasıl olduğunu anlattı. Bana garajı gösterdiğinde ve beklentilerini açıkladığında, bunun çok güzel olduğunu düşündüm ve içgüdülerim bana bunu başarabileceğimizi söyledi.”
“Çekim gündüz olacağından, ışıklandırma dikkate değer derecede uğraştırıcıydı. Tek çekimde doğal ışığın lütfunda T2.8'den T.22 diyaframa geçtik. Tüm bölümlerin bu geçişi 35 mm. kameraya 400 dakikalık film yükleyerek tamamlaması uğraştırıcıydı. Bu çekimin film tarihinde tek olduğuna inanıyorum.”
Fazladan eleman ve ekipmanı onaylamak ve koordine etmek zorunda olan Andrew Sugerman “Altı değişik kamera operatörü, iki vinç ve çok alışılmamış tekniklerden faydalandık.” diyerek Leonetti'nin söylediklerine eklemede bulunuyor. “Aslında, yeterli miktarda ışıkla kullanılabilen ve göze çarpan değişiklikler olmadan bir kamera operatöründen diğerine geçirilebilen bir el kamerası tasarımlamak zorundaydık.”
“Kamera korkulukların arasından geçirilip, vince iletildi ve garajın diğer katının dışına yukarı çıkartıldı. Bir başka kamera operatörü tarafından alınıp diğer vinçle aşağı indirildi. Daha çabuk hareket etmelerini sağlaması için set bölümümüz tarafından kendilerine inşa edilen özel bir şaryonun üzerine kondu. Bunu çekmek ve tüm ekibi bu çekimin dışında tutmak çok zordu.”
“Ayrıca, tüm çekim boyunca görüntünün kullanabilirliğini koruyabilmemiz için Los Angeles'dan yirmi değişik vericili video kontrol sistemi getirdik, böylece James herkese başlama işareti verebilirdi. Ve bütün bunların hepsi hiç kesintisiz tek bir çekimde yapılmalıydı. Tamamen doğru olanı elde edinceye kadar bunu yapmak zorundaydık.”
Bacon “İnanılmaz derecede ayrıntılıydı” diyerek bunu onaylıyor. “Bu çekimin ilk odak ayarı olarak, fiziksel çaba gerektiren bir görevdi.”
Bacon sözlerine “Karakterim Nick Hume'un bu noktada tamamen bitap ve nefes nefese olması gerekiyordu.” diyerek devam ediyor. “İnanın bana, bu sahneyi bütün gün defalarca yaptıktan sonra, bitap düşmüştüm. Bu yüzden buna OY dedim: Oyunculuk Gerektirmiyor! Nefes nefese kalıyordum, soluyordum ve ayakkabılarımın üstüne kusmaya hazırdım. Ama bu çok iyiydi, James “motor” dediği anda, bütün bu heyecan, korku ve gerilim başlıyordu ve ben kusursuz olmak zorunda olduğumu biliyordum. Muhteşem bir çekim olacaktı.”
Emniyet kemerlerinizi bağlayın...
Kelly Preston gerçekten iyi aksiyon filmlerinden zevk aldığını açıklıyor, özellikle de muhteşem bir hikayeyle ve harika karakterleriyle zekice olduklarında. “Death Sentence alışık olduğunuz bir yolculuk değil.”
Seyirciler Death Sentence'daki ahlaki belirsizliklere tepki vermelerine rağmen, muhteşem bir yolculukla karşı karşıya kalıyorlar. Aksiyonun başladığı andan itibaren, bu asla bitmiyor ve insanlar kendilerini, Kevin Bacon kadar nefes nefese, Kelly Preston kadar sadık, Aisha Tyler kadar parçalanmış, Garrett Hedlund kadar erdemli buluyorlar.
Prodüksiyon bilgileri Pinema Film tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.
Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us