Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu - Pirates of the Caribbean: At World's End
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 969.623
Hasılat 7.399.025 YTL
Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu
Pirates of the Caribbean: At World's End
Yönetmen Gore Verbinski
Oyuncular Johnny Depp, Orlando Bloom, Keira Knightley, Geoffrey Rush, Jack Davenport, Chow Yun-Fat, Bill Nighy, Naomie Harris
Yapımcı Jerry Bruckheimer
Senaryo Ted Elliott, Terry Rossio
Görüntü Yönetmeni Dariusz Wolski
Prodüksiyon Tasarımı Rick Heinrics
Kurgu Craig Wood, Stephen E. Rivkin
Kostüm Tasarımı Penny Rose
Yapımcı Stüdyo Walt Disney Pictures
Türkiye Dağıtımı UIP Filmcilik
Gösterim Tarihi 25 Mayıs 2007
Film Arşivi
Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Korsanlık çağının sonuna gelmek üzere olduğu karanlık dönemlerdeyiz. Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'nden Lord Cutler Beckett (Tom Hollander), hayalet gemi Flying Dutchman ile kötü niyetli kaptanı Davy Jones'un (Bill Nighy) kontrolünü ele geçirmiştir. Amiral Norrington (Jack Davenport) komutası altındaki Flying Dutchman gemisi, önüne çıkan korsan gemilerini insafsızca yok ede ede açık denizlerde yol almaktadır.
Will Turner (Orlando Bloom), Elizabeth Swann (Keira Knightley) ve Kaptan Barbossa (Geoffrey Rush), dokuz lorddan oluşan Brethren Mahkemesini toplamak için çaresizce arayış içindedirler. Beckett'i, Flying Dutchman'i ve armadasını yenebilmeleri için tek umut bu mahkemedir.
Ancak lordlardan bir tanesi eksiktir. Gelmiş geçmiş en iyi ve en kötü korsan olarak tanınan Kaptan Jack Sparrow (Johnny Depp), Davy Jones'un Sandığında tuzağa düşmüştür.
Öte yandan sallantılı bir ittifak içerisinde bulunan kahramanlarımız Tia Dalma (Naomie Harris), Pintel (Lee Arenberg) ve Ragetti (Mackenzie Crook), öncelikle Çinli kaptan Sao Feng (Chow Yun-Fat) ile çatışacakları egzotik ülke Singapur'a gitmek zorundadırlar. Jack'i kurtarmak üzere kendilerini dünyanın sonuna götürecek haritaları ve gemiyi ele geçirmek için başka çareleri yoktur.
Kaptan Jack Sparrow başarıyla kurtarılmış, efsanevi Brethren Korsanlar Toplantısı gerçekleşmiştir. Ancak Beckett, Davy Jones ve güçlü armadalarının hızlı yayılışı karşısında bunlar yeterli değildir. İnsan formatında esir düşmüş olan kaprisli deniz kraliçesi Calypso özgürlüğüne kavuşup onların yardımına koşmaya ikna edilmediği sürece işleri kolay olmayacaktır.
İhanetler birbirini izlerken Jack, Will, Elizabeth, Sao Feng ve Barbossa'nın herbirinin kendine özgü gündemi vardır ve hiçbirisine güvenilemez. Buna rağmen hepsi son bir savaşta final ittifakı yapmak üzere belli bir tarafı seçmek zorundadır. Yedi denizlerden gelen özgürlük tutkunu korsanları safdışı etmeye kararlı olan sömürgeci güçleri durdurmak için ittifak yapmaktan başka çare yoktur.
Kaptan Jack Sparrow, Kaptan Barbossa, Will Turner ve Elizabeth Swann'ın fantastik serüvenlerini ekranlara taşıyan “Karayip Korsanları” serisinin en yeni bölümü “Dünyanın Sonu”nda Johnny depp, Orlando Bloom, Keira Knightley ve Geoffrey Rush bir kez daha kamera karşısına geçtiler. Walt Disney Pictures ve Jerry Bruckheimer Films'in sunduğu yeni macerada efsanevi dörtlümüze bu kez Singapur'un korsan lordu Kaptan Sao Feng rolünde Chow Yun-Fat da katıldı. Yapımcılığını Jerry Bruckheimer'ın gerçekleştirdiği filmin yönetmenliğini Gore Verbinski üstlendi.
“Karayip Korsanları” serisinin daha önceki iki macerası, dünyanın her köşesinde büyük rekorlara imzasını attı. Serinin ilk filmi olan “Siyah İncinin Laneti”nin dünya hasılatı 650 milyon doları geçerken, “Ölü Adamın Sandığı” adını taşıyan ikincisi bu rakamı neredeyse ikiye katlayarak 1 milyar doları geçti. Uluslar arası gişe hasılatları tarihinin en yüksek hasılatlı üçüncü filmi olurken, Kuzey Amerika'da elde ettiği 423.315.812 dolarlık dev hasılatla da sinema tarihinin en yüksek hasılat getiren altıncı filmi ünvanını kazandı.
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun iki senaryo yazarı Ted Elliott ile Terry Rossio, serinin ilk filmi “Siyah İncinin Laneti” ve ikincisi “Ölü Adamın Sandığı”nın da senaryosunu yazmıştı. İkilinin senaryosunu yazdığı hit filmler arasında “Aladdin” ve “Shrek” de bulunuyor.
Chow Yun-Fat ve Johnny Depp, "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu"nda...
Ted Elliott, Terry Rossio, Stuart Beattie ve Jay Wolpert'in yarattığı karakterleri baz alan serinin yapımında Disney eğlence parklarında ziyaretçilerin büyük ilgisini gören “Pirates of the Caribbean” atraksiyonları temel alındı. Prodüksiyon amirliklerini Mike Stenson, Chad Oman, Bruce Hendricks ve Eric McLeod gerçekleştirdi.
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun oyuncu kadrosunda Depp, Rush, Bloom ve Knightley'in yanısıra şu oyuncular kamera karşısına geçti: Bootstrap Bill Turner rolünde Stellan Skarsgard; Davy Jones rolünde Bill Nighy; Amiral James Norrington rolünde Jack Davenport; Elizabeth'in Vali babası Weatherby Swann rolünde Jonathan Pryce; Tia Dalma rolünde Naomie Harris; Lord Cutler Beckett rolünde Tom Hollander; Joshamee Gibbs rolünde Kevin R. McNally; Pintel ve Ragetti rollerinde Lee Arenberg ve Mackenzie Crook; Cotton rolünde David Bailie; Marty rolünde Martin Klebba; İngiliz askerleri Murtogg ve Mullroy rollerinde Giles New ve Angus Barnett; Giselle ve Scarlett rollerinde Vanessa Branch ile Lauren Maher.
Bu oyuncuların hepsi ilk ve ikinci filmlerdeki rollerine geri dönerken üçüncü filmde yeni katılımlar da oldu. Kaptan Sao Feng'in yardımcısı Tai Huang rolünde “The Fast and the Furious” adlı filmden tanıdığımız Reggie Lee oynarken, Korsanlar Toplantısı'na dünyanın çeşitli ülkelerinden katılan korsanları uluslararası çapta tanınmış aktörler canlandırdı. Korsanlar Kitabı'nın Koruyucusu Kaptan Teague rolünde ise efsanevi müzisyen Keith Richards kamera karşısına geçti.
Daha önce “Siyah İncinin Laneti” ve “Ölü Adamın Sandığı”nda beraber çalışmış olan ödüllü kamera arkası ekipleri, “Dünyanın Sonu”nda üçüncü kez işbirliği yaptılar.
Filmin görüntü yönetmenliğini Dariusz Wolski üstlenirken prodüksiyon tasarımlarını “Ölü Adamın Sandığı” ile Oscar adaylığı alan Rick Heinrichs gerçekleştirdi. Kostüm tasarımlarını Penny Rose; gözlemci sanat yönetmenliğini John Dexter; set dekorasyonlarını Cheryl Carasik (“Ölü Adamın Sandığı”nda Oscar adaylığını Rick Heinrichs ile paylaşmıştı); kurgu editörlüğünü Craig Wood ile Stephen Rivkin hayata geçirdi.
Görsel efektler süpervizörlüğünü John Knoll ile Charles Gibson; özel efektler koordinatörlüğünü Allen Hall üstlendi. Dublör koordinatörlüğünü George Marshall Ruge; oyuncu makyajlarını üç Oscar ödüllü makyaj sanatçısı Ve Neill; saç tasarımlarını saç stilisti Martin Samuel hayata geçirdi. Müziklerini ise ünlü besteci Hans Zimmer besteledi.
Üçüncü filmin kadrosuna ayrıca “Spider-Man 2”deki çalışmasından tanıdığımız Oscar ödüllü özel efekt koordinatörü John Frazier de katıldı.
Prodüksiyon Notları
Başarı da bazen acımasız bir işveren / patron gibi olabilir. “Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı”nın dünya çapında 1 milyar dolardan fazla hasılata ulaşması ve tüm zamanların en yüksek hasılat yapan filmleri listesinde üçüncü sırayı elde etmesinin ardından Jerry Bruckheimer ile Gore Verbinski, “Karayip Korsanları” serisinin üçüncü filminde izleyici beklentisini daha üst düzeyde karşılamak için çıtayı yeniden yükselttiler.
“Aslında bu kadar büyük başarı yakalayan bir film yapmak ürkütücü” diyor Bruckheimer, “Bir işe başlarken sonunun nerelere varacağını asla bilemezsiniz. Korsan temalı bir filmin sinema tarihinin en büyük hit filmlerinden birisine dönüşeceğini önceden kestirmek akla mantığa aykırıydı. Sonra ikincisini yaptık. Bizim endüstride devam filmi yaptığınızda ilkinden yüzde 20 - 30 daha fazla hasılat elde etmek dahi büyük başarı kabul edilir. Oysa `Ölü Adamın Sandığı” bizim beklentilerimizin de üzerinde hasılat elde ederek ilkinin rakamlarını ikiye katladı.”
Orlando Bloom ile Keira Knightley, "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu"nda...
İlk iki “Karayip Korsanları” filminin dev başarısını kamera arkası ve önünde görev yapan insanların ortaya koyduğu ekip çalışmasına bağlayan yapımcı Jerry Bruckheimer sözlerine şöyle devam ediyor:
“İşe önce iyi bir yazım ekibiyle başlarsınız. Senaryo yazarlarımız Ted Elliott ile Terry Rossio, yepyeni ve heyecan verici karakterler yaratarak harika bir iş ortaya koydular. Sonra sıra yönetmene gelir. Gore Verbinski gibi çok yetenekli bir yönetmenle çalıştık. İzleyiciyi ilk filmde heyecan dolu bir yolculuğa çıkardı; ikincisinde heyecan düzeyini katlayarak artırdı. Ancak Gore, Ted ve Terry'nin çok sıkı çalışarak yarattığı ilginç, eğlenceli, romantik ve espri dolu dünyanın izleyiciye yansıması için aktörlere ihtiyaç vardır. Başta Johnny Depp, Keira Knightley, Orlando Bloom ve Geoffrey Rush olmak üzere tüm aktörlerimiz en mükemmel performansı sergilediler. Gore, Ted ve Terry'nin yarattığı büyüleyici karakterler ile set parçalarının hayata geçirilmesinde olağanüstü enerji, beyin gücü ve zaman harcandı. Dördüncü olarak da kamera arkası ekipleri gelir. Rick Heinrich'in prodüksiyon tasarımları, Darek Wolski'nin görüntü yönetimi, Hans Zimmer'in müzikleri ve tüm ekiplerin sıkı çalışması, bu olağanüstü başarının yaratılmasına yardımcı oldu.”
Yapımcı ve yönetmen, üçüncü filmde limitlerin daha da zorlanması için senaryo yazarları Ted Elliott ile Terry Rossio'yu cesaretlendirdiler. Ted Elliott serinin üçüncü filminin senaryosunu yazarken nasıl bir yaklaşım uyguladıklarını şu sözlerle açıklıyor:
“Jerry, Gore, Johnny ve diğerleriyle beraber bu yola çıkarken ortak amacımız, ilk filmin ayrılmaz parçası niteliğini taşıyan ikinci ve üçüncü filmleri yapmaktı. İlk filmin parçası olmalıydılar ama aynı zamanda kendi başına da özgün yapı taşımalıydılar. İkinci ve üçüncü filmlerin öyküsünü yazarken hedefimiz izleyici beklentisini karşılamaktı. Bunu başarmak için geriye dönüp ilk filme baktık ve izleyicinin asla tahmin edemeyeceği olaylar yarattık. Bu hiç de kolay olmadı.”
Sözü bu noktada devralan Terry Rossio şunları ekliyor: “Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu'nun senaryosunu yazarken yola çıktığımız ana tema, iyi bir insan olmanın doğası ve bu konuda hepimizin yüzyüze geldiği zorluk ve mücadelelerdi. Tüm korsan filmlerinde ahlaksal belirsizlik veya muğlaklık diyebileceğimiz bir kavram üzerinde durduk. Bu kavrama göre, iyi insanlar da bazen kötü şeyler yapmak zorunda kalacakları koşullarla karşılaşabilirler. Her karakter bazında ayrı ayrı bakınca hepsinin birtakım sıkıntılar yaşadığını, dönüşüm geçirdiğini, rahatsızlık duyacakları birşeyler yapma konusunda kendi sınırlarıyla yüzyüze kaldığını, kısacası zor tercihler yaptıklarını görürüz. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda öyküdeki her karakterin bir noktada kötü şeyler de yaptığı görülecektir.”
Yapımcı Jerry Bruckheimer'ın bu konudaki yorumu şöyle: “Filmdeki karakterler birbirine zerre kadar güvenmez. Kendi çıkarlarını gözetmek için hepsinin şeytani bir planı vardır. Bu filmde hangisinin planını daha önce hayata geçireceği; nerede, ne zaman ve nasıl sonuç alacağı anlatılır. Elliott ile Rossio, ilk iki filmde olduğu gibi bu filmde de sürekli sette hazır bulundular. Çekimler ister Karayip Denizinde, ister Hollywood'da yapılsın, bu hiç değişmedi. Filme katkıları olağanüstü boyuttaydı. Filmdeki karakterlerin ve öykü aşamalarının yerli yerinde olmasını garantilemek amacıyla Gore ve aktörlerle her an için omuz omuza çalıştılar.”
Senaryo yazarlığının gerçek anlamda bir ustalık olduğunu belirten Bruckheimer sözlerine şöyle devam ediyor: “Dönüp de 1930'lu, 40'lı yıllara bakarsak, Hollywood'da romancı ve gazetecilerin senaryo yazarlığı yapmasına karar verildiğini, ancak çoğunun başarısız kaldığını görürüz. Senaryo yazarlığı çok farklı bir sanat formudur. Ted ve Terry bu sanatın ustasıdırlar. Eskisiyle yenisiyle tüm filmleri severler. Filmde olup biten herşeyin üzerinde onlar vardı. Uzun yıllardan beri bu konuda çalıştıkları ve araştırma yaptıkları için büyük karakterlerin nasıl yazılması gerektiğini biliyorlardı. Üstelik daima yeni ve taze kalmayı bilerek… Bugüne kadar sıradan ve klişe gibi gözüken korsan filmi geleneklerini gözden geçirerek onları ilginç ve yeni kılacak şekilde tersine çevirmeyi başardılar. Gore ile birlikte korsan filmleri tarzını yeni baştan keşfettiler.”
Johnny Depp, "Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu"nda...
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun öyküsünün coğrafik kapsam genişletildi. Eski Singapur'dan mistik efsanelere kadar yeni unsurlar eklenirken Çinli kaptan Sao Feng gibi yepyeni karakterler eklendi. Bu arada ilk filmden tanıdığımız Kaptan Barbossa karakteri de geri dönerek Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ne karşı eski düşmanı Jack Sparrow ile ittifak yaptı. Ayrıca gizlendikleri Gemi Enkazları mağarasında düzenlenen uluslararası Korsanlar Buluşması ekrana getirildi. Bunların yanısıra aralarında Rolling Stones grubunun efsanevi gitaristi Keith Richards'ın portresini çizdiği Korsanlar Kitabı Koruyucusu Teague'nin de yer aldığı yedi denizlerin en serseri korsanlarıyla tanışacağız.
Disney Eğlence Parklarında düzenlenen ünlü Pirates of the Caribbean atraksiyonlarından sinemaya aktarılan “Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl” (Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti” adlı ilk film, 9 Temmuz 2003 tarihinde gösterime girdiğinde hit film oldu. Kuzey Amerika sinemalarındaki hasılatı 305.413.918 milyon dolara olurken diğer ülkelerdeki hasılatların da eklenmesiyle dünya çapında 653.913.918 milyon dolara ulaştı. Film ayrıca Johnny Depp'in en iyi aktör adaylığı da olmak üzere beş dalda Oscar adaylığı aldı.
İlk “Pirates” öylesine başarılı olmuştu ki, Anaheim'daki Disneyland ile Florida Orlando'daki Walt Disney World'ün her ikisinde sergilenen Pirates of the Caribbean atraksiyonlarında bazı geliştirme ve güncellemeler yapıldı. Serinin ikinci filmi olan “Dead Man's Chest - Ölü Adamın Sandığı”nın gösterime girmesine yakın günlerde yapılan bu düzenlemelerde orijinal atraksiyona filmdeki Kaptan Jack Sparrow, Kaptan Barbossa ve Davy Jones gibi karakterler de kesintisiz şekilde eklendi. Tüm bunlar ikinci filmin en azından ilk filmle eşit popülerliği yakalamasını hedefliyordu.
Ancak 7 Temmuz 2006 tarihinde gösterime giren “Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest”in (Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı) ulaşacağı başarının büyüklüğünü ne Bruckheimer, ne Verbinski, ne de Walt Disney Stüdyoları yetkilileri önceden tahmin edemediler. “Ölü Adamın Sandığı” daha gösterime girdiği ilk günde dünya çapında bir kültürel fenomene dönüştü.
Kuzey Amerika sinemalarındaki açılışının ilk üç gününde 135.745.219 dolar hasılata ulaşan “Ölü Adamın Sandığı” bu rakamla ABD tarihinin gişe rekorunu kırmakla kalmadı; aynı zamanda bir önceki şampiyon olan 2002 yılının “Spider-Man”ini 20 milyon dolar geride bıraktı. Filmin Cuma günü elde ettiği 55.5 milyon dolarlık hasılat, tüm zamanların en yüksek tek günlük hasılat oldu. Cumartesi gününe gelindiğinde iki günlük hasılat 100.2 milyon dolara ulaşmıştı. Böylece “Ölü Adamın Sandığı”, sinema tarihinde sadece 48 saatte 100 milyon dolar sınırını geçen ilk film oldu.
İkinci haftanın sonuna gelindiğinde “Ölü Adamın Sandığı”nın sekiz günlük toplam hasılatı 200 milyon doları geçmişti. Gösterimin 10. günü tamamlandığında ulaşılan 258.2 milyon dolarlık rakamla yeni bir rekor daha geldi. Bu rakama ABD ve Kanada dışındaki 24 ülkeden gelen 125 milyon dolar daha eklendi. Üçüncü gösterim haftasının sonunda rekorlar devam etti. ABD ve Kanada'da 300 milyon dolar sınırını en hızlı geçen film ünvanını elde etti. Bu arada serinin ilk filmi olan “The Curse of the Black Pearl”in 305 milyon dolarlık toplam hasılatını daha üçüncü haftasında geride bıraktı.
Deniz aşırı ülkelerde de benzer durum yaşanıyordu. Filmin gösterime girdiği 11 yeni ülkede aynı durum meydana geldi. Film her yerde 1 numaraydı. Tokyo'dan Mumbai'ye ve Varşova'ya kadar her yerde uzun kuyruklar vardı. 2006 Eylül'üne gelindiğinde, uluslararası çapta milyar dolarlık hasılatı geçen üç film arasına girdi ve sinema tarihinin üçüncü en yüksek hasılat toplayan filmi ünvanını elde etti. Tüm dünyada herkes yüksek sesle konuşuyor, filmi tartışıyordu.
Toplam dört dalda Oscar'a aday gösterilen “Ölü Adamın Sandığı”, John Knoll, Charles Gibson, Hal Hickel ve Allen Hall'ın hazırladığı efekt çalışmasıyla en iyi görsel efekt Oscar'ını kucakladı.
Film yapımcılarının üçüncü “Pirates”i yaparken farkında olduğu çok önemli bir gerçek vardı. İlk iki filmin heyecanına ve etkisine kapılan izleyici, üçüncü filmde de “Şaşırt Beni” faktörünü arayacaktı. Başka bir deyişle ilk iki filmde hissettiği şaşkınlıktan daha fazlasını isteyecekti.
İzleyici beklentisini doyurmak için tam hazırlıklı olduklarını belirten yapımcı Mike Stenson, bunu sağlamak için ne gibi bir yaklaşımdan yola çıktıklarını şu sözlerle özetliyor:
“Bu seriyi yaparken herşeyden önce özgürlük ve konformizm arasında epik mücadele oluşturacak bir öykü anlatmak istedik. Filmde sorulan en temel soru şudur: Korsanları neden seviyoruz? Bu sorunun yanıtını bulmak için ileride korsan olmayı hayal ettiğimiz çocukluk yıllarımıza dönmemiz gerekir. Korsan olmak istemişizdir, çünkü özgürlüğü simgeler. Kurallar yoktur, otoriteye saygı duymanız gerekmez. Ancak çocukluğu geride bırakıp büyüdüğümüz zaman otorite ve konformizm gibi kavramlarla daha çok uğraşmak zorunda kalırız. Ancak böyle olması, bir Cuma gecesinde takım elbisemizi ve kravatımızı arkada bırakıp sinemaya gitmeyeceğimiz anlamına gelmez. Sinemaya gider ve kendimizin daha maceracı ve bağımsız versiyonunu ekranda seyrederken keyifli birkaç saat geçirmek isteriz. Sanırım insanların bu tip filmlere tutku duymasında bu istek var.”
Filmin prodüksiyon amirlerinden Chad Oman ise şu yorumu yapıyor: “İlk yaptığımız film, 2003 yılında insanların hazırladığı mutlaka görülmesi gereken filmler listesinde bile yoktu. Beklenmedik bir ilgi gördü. Sonra `Ölü Adamın Sandığı'nda beklentimizi ikiye katlayan bir başarı yakaladık. Bu elbette büyüleyiciydi. Üçüncüyü yaparken karşılaştığımız problem ise, bu kadar büyük şöhret yakaladıktan sonra izleciye daha da iyisini sunabilmek oldu.”
Diğer prodüksiyon amirlerinden Bruce Hendricks'in getirdiği yorum ise şöyle: “Bence `Pirates' filmlerinin en tatmin edici yönü, izleyicinin tutkuyla kucakladığı birer kültürel fenomene dönüşmüş olmalarıdır. Bu başarıda en başta Jerry, Gore, Ted, Terry, Johnny olmak üzere tüm ekiplerimizin önemli payı var. Artık öldü denilen korsan filmleri alanındaki yaklaşımları sonsuza kadar değiştirdik. Korsan filmleri artık yeni baştan yaratıldı. Bundan sonra biz veya başkaları bu tip bir film yapmaya kalkıştığında artık korsan olgusuna farklı şekilde bakmak zorunda kalacak.”
“Ölü Adamın Sandığı”nın geçtiğimiz yıl dünya çapında gişe hasılatlarını silip süpürmesinin ardından o filmin starları bunun etkisini bugün de aynı canlılığıyla hissediyorlar. Başrol oyuncusu Johnny Depp, “Ölü Adamın Sandığı”yla başlayan yeni dönemdeki duygularını şu sözlerle ifade ediyor:
“Gerçekten şok edici bir durumdu. Dünyanın her köşesindeki milyonlarca izleyicinin `Pirates' filmlerini ve Kaptan Jack Sparrow karakterini sevgiyle kucaklaması karşısında büyülendim. İzleyici adeta bu karakteri sahiplendi. Daha önceki kariyerimde böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım. Sanıyorum ki, `Pirates' serisiyle birlikte benim başıma gelen durum, daha önce hiçbir aktörün başına gelmemiştir. Milyonlarca insanın Kaptan Jack karakterine çok güçlü bağlar hissettiğini yakından görmek harika bir duygu… Küçük çocukların Jack Sparrow gibi giyindiğini görmek, onlarla sohbet etmek, neden böyle giyindiğini sormak… Bunların hepsi müthiş bir şey…”
Yapımcı Jerry Bruckheimer ise, Johnny Depp ile ilgili olarak şu yorumu yapıyor: “Bence Johnny Depp, izleyicinin aşık olduğu unutulmaz ve orijinal karakterler yaratan sürprizli, sıradışı ve özgün bir aktördür. Kaptan Jack Sparrow karakteri izleyicinin bugüne kadar hiç görmediği bir karakterdi. Çoğu zaman ayakta durmakta bile zorlanacak kadar sarhoş ve kabadayı ruhluydu. Buna rağmen çevresindeki herkesi safdışı edecek kadar zekice hareket ediyordu. Aslında Johnny bunu her filminde yapar. `Charlie and the Chocolate Factory'deki Willy Wonka, `Finding Neverland' veya `Donnie Branco'daki rolleri bunun örneğidir. Her yeni filminde o kadar keyifli karakterler yaratır ki, bu büyüyü nasıl oluşturduğunu dahi anlayamazsınız.”
Birinci filmde Kaptan Barbossa rolünde oynadıktan sonra ikincisinde yer almayan, üçüncü filmde bu rolüne tekrar geri dönen Geoffrey Rush, “Karayip Korsanları” serisiyle ilgili şunları söylüyor:
“Açıkçası `Ölü Adamın Sandığı' ile `Dünyanın Sonu'nun ikisinin tek ve büyük bir film gibi olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi ikinci filmde ben rol almadım. Ancak `Dünyanın Sonu'nda tekrar ortaya çıkıyorum. Bu üçüncü filmin konusuna bakarsak, ilk ve ikinci filmde adeta ateşte ağır ağır kaynayan 15 temel konunun hareketlenerek alevlendiğini görürüz.”
Geoffrey Rush, portresini çizdiği Kaptan Barbossa karakterinde meydana gelen dönüşümler ile ilgili şu yorumu yapıyor: “Üçüncü filmde Barbossa'nın karakter yapısında önemli bir dönüşüm vardır. `Ölü Adamın Sandığı'nda kötü adam veya karanlık güç olarak Davy Jones karakterinin ön plana çıktığını düşünüyorum. Barbossa'nın yokluğunda kötü adam görevini o üstlendi diyebiliriz. Üçüncü filmde yeniden ortaya çıkan Barbossa'nın bir nevi politikacı gibi geri geldiğini görürüz. Bu benim için harika bir durumdu. Çünkü ilk filmde Jack Sparrow ile bariz bir düşmanlık sözkonusu olduğu için tam istediğim keyifte oynayamamıştım. `Dünyanın Sonu'nda bu düşmanlık yine vardır ama, Jack ile Barbossa'nın aralarındaki düşmanlığa rağmen Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ne karşı ittifak yaptığına tanık oluruz. Barbossa can düşmanıyla ittifak yapar, çünkü korsanlık mirasının romantik geleneğini temsil etmektedir. Kendi aralarında birbirine yiyen korsanlar, acımasız bir düşman sözkonusu oluncaa korsan kardeşliği felsefesine sarılırlar. Üçüncü filme Barbossa'nın yaptığı ittifak damgasını vurur. O aynı zamanda iyi bir manipülatördür. Barbossa'nın, insanlara ihanet etmek, onları istemediği şeyleri yapmaya zorlamak gibi özelliklerinin yanına bir de manipülasyon gücü eklenir.”
Üçüncü filmdeki karakter dönüşümleri konusunda Orlando Bloom'un yorumu ise şöyle: “Karakter gelişimlerinin üçüncü filmde çok iyi yapılması nedeniyle senaryo yazarlarına teşekkür ediyorum. Portresini çizdiğim Will Turner karakterine bu filmde yepyeni özellikler eklendi. Will Turner'ın ikinci filmdeki en büyük çatışması, babasına duyduğu sevgi ile Elizabeth'e duyduğu sevgi arasında sıkışıp seçim yapmakta zorlanmasıydı. Babası Bootstrap Bill'i kurtarmak isterken aynı zamanda sevdiği kızla birlikte olmayı da istiyordu. Ancak bunların ikisi, birbirini şiddetle iten zıt kutuplar gibi olduğu için iki arada bir derede kalmış gibiydi.”
Orlando Bloom sözlerine şöyle devam ediyor: “Üçüncü filmin başlangıcında Will Turner'ın artık korsanlık yasasını iyice benimsediğini, sıkı sıkı sarıldığını görürüz. İlk film olan `Siyah İncinin Laneti'nde nefret ettiği korsanlık yasası ve kurallarına artık saygı duymaktadır. Babasının hayatını kurtaracağına dair bir söz vermiştir. Onuru üzerine verdiği bu sözünü yerine getirmek için gereken herşeyi yapacaktır ama bu arada hala Elizabeth'i sevdiğini, onu hayatına geri kazanmak istediğini de aklından çıkartmayacaktır. Üçüncü filmde tüm karakterlerin gerçek doğası ortaya çıkar. Hangi yöne gideceğinden emin olamadığımız Will Turner gibi bir karakterle yolculuğa çıkmak harikaydı.”
Elizabeth rolünü üçüncü kez oynayan Keira Knightley ise, portresini çizdiği karakterin geçirdiği dönüşümü şu sözlerle yorumluyor:
“Ölü Adamın Sandığı'nın sonunda Jack'in Kraken'de kalması yüzünden Elizabeth büyük suçluluk duygusu hissetmektedir. Ancak o koşullarda öyle davranmak zorunda kaldığını fark etmesi uzun sürmez. Yapılması gerekeni yapmıştır. Şu anda yapması gereken ise Jack Sparrow'un oradan kurtarılmasına katkıda bulunmaktır. Bence Elizabeth her yeni filmde daha akıllı ve daha kararlı olan bir karakterdir. İlk filmdeki kenarda köşede kalmış halinden artık eser yoktur. Artık hangi konumda yer alması gerektiğinin bilincindedir. Böylesine güçlü ve ilginç kişiliğe sahip olan, gerektiği zaman dövüşmekten korkmayan bir kadını oynamak harikaydı.”
Yapımcı Jerry Bruckheimer'ın Keira Knightley ile ilgili yorumu ise şöyle: “Keira bu üç filmin akışı boyunca giderek olgunlaşıp gelişti. Portresini çizdiği Elizabeth karakteri özellikle üçüncü filmde olağanüstü derinlik kazandı. Hatırlayacağınız gibi ilk filmde zengin valinin nazlı kızı olarak başlamıştı. İkinci ve üçüncü filmlerde hızla gelişerek en az Will Turner ve Jack Sparrow kadar dövüşçü, mücadeleci ve inatçı bir karakter olup çıktı.”
Davy Jones rolünde kamera karşısına geçen Bill Nighy de, bu karakterin üçüncü filmde vardığı noktayı keyifle oynadığını belirterek şunları söylüyor:
“Üçüncü filmde bu şeytan ruhlu karakterde birtakım hümanizm kırıntılarının meydana gelmeye başladığını görüyoruz. Davy Jones artık Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'nin ve Lord Cutler Beckett'in hizmetindedir. Hayatında ilk defa olarak birilerinin hizmetine girmiştir. O artık denizlerin özgür ruhlu efendisi değildir. Bu filmde, sevgi ve ihanet gibi olguların Davy'nin hayatını nasıl etkilediğine, varoluşunu nasıl mahvettiğine tanık oluruz. Çektiği müthiş aşk acısından kurtulabilmek için Calypso adlı gemisini ve huzuru ister. Çok büyük acılar çekmektedir. Sevdiği kadını kaybetmenin sonucunda oluşan büyük yıkımın getirdiği acıları hisseder. Davy gibi uzun yıllar boyunca hiç kimseyi sevmemiş, aşık olmamış insanların ortak bir özelliği vardır. Aşık olduktan sonra kaybedince darmadağın olurlar, kolayına toparlanamazlar. Ayrıca bu insanların tehlikeli insanlar olduğunu da unutmayalım. Duygusal açıdan tamamen tahrip oldukları zaman daha da tehlikeli hale gelirler.”
Will Turner'ın lanetlenmiş babası Bootstrap Bill rolüne geri dönen Stellan Skarsgård ise, “Yönetmen Gore Verbinski ile o kadar uzun süredir çalışıyoruz ki, neredeyse hayat arkadaşı olduk ama bu çok keyifli bir hayat…” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Böyle büyük ölçekli bir prodüksiyonda çalışmak sözkonusu olduğunda şimdiye kadar oynadığım küçük ölçekli bağımsız filmlerden çok farklı bir çalışma tarzı olacağını bekliyordum. Ancak hiç de öyle olmadığını görmek şaşırtıcıydı. Kamera çevresinde soğuk ortam beklerken samimiyet gördüm. Tıpkı bağımsız filmlerde olduğu gibi bazı şeyleri denemek konusunda özgür bırakıldık. Bence Gore sadece teknik açıdan kusursuz bir yönetmen olmakla kalmayıp, aynı zamanda aktörler ve aktörlerin ürettiği şeylerle yakından ilgilenen bir yönetmendir. `Siyah İncinin Laneti'nde keyifle çalışan aktörler görmüştüm. Hem çalışıyor, hem eğleniyorlardı. Bu işi istememin en önemli nedeni o keyiftir.”
Portresini çizdiği Bootstrap Bill karakterinin geçirdiği dönüşümün üçüncü filmde hızlandığını belirten Skargård, “Bootstrap Bill'deki yozlaşmanın hızlandığını görmek oldukça üzüntü verici… Diğer insanlarla bağlantısını hızla kopardığına tanık oluyoruz. Flying Dutchman gemisinin diğer mürettebatı gibi o da artık insanlığını yitirerek adeta geminin bir parçası olmuştur” diyor.
Doğu Hindistan Ticaret Şirketi filosunun amirali James Norrington rolünü üçüncü kez oynayan Jack Davenport'un bu karaktere getirdiği yorum ise şöyle:
“Amiral James Norrington artık müthiş bir hata yaptığını fark etme noktasına gelmiştir. Artık yaptığı hatanın sonuçlarıyla yaşamak zorundadır. Olaya Elizabeth'e karşı hissettiği duygular açısından bakarsak, o artık ilk filmde gördüğümüz sevdiği kadına baygın baygın bakan aşık adam değildir. Böyle olmasının karakter derinleştirme açısından iyi olduğunu düşünüyorum. Elizabeth herkesin gözü önünde bu adamın kalbini son derece cansıkıcı şekilde kırmıştır. Artık sevdiği kadınla birlikte günbatımına doğru yelken açmak gibi hayalleri yoktur. Üçüncü filmde onu kendi yarattığı dev karmaşanın göbeğinde umutsuz görürüz. Artık günah çıkartma zamanıdır.”
En belirgin özelliği sevimsizlik olan Lord Cutler Beckett'i oynayan İngiliz aktör Tom Hollander, “Karayip Korsanları” filmlerinin ulaştığı başarıyla ilgili düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor:
“Özellikle, `Ölü Adamın Sandığı'nın başarısı karşısında başımın döndüğünü hissettim. Tüm zamanların en büyük hasılat yapan üçüncü filminde olmak, penisilini keşfetmiş insanla yanyana olmak gibiydi. Heyecan verici, fantastik bir duyguydu. Milyonlarca insanın çok sevdiği bir filmin parçası olmak harikaydı. İşimiz oldukça zordu ama bir o kadar da keyifliydi.”
Beckett karakterindeki soğukkanlı yapının üçüncü filmde çok daha alçakça / korkakça düzeylere vardığını belirten Tom Hollander sözlerine şöyle devam ediyor:
“Davy Jones karakteri ikinci filmin ana düşmanı gibi görülebilir ama Lord Beckett üçüncü filmde onun da patronu konumundadır. Teknik açıdan konuşacak olursak, üçüncü filmde ben her türlü kötülüğün tepe noktasındayım. Davy Jones'ın kalbi benim gizli silahımdır. Çünkü Davy Jones'un kalbini elinde tutan / sahibi olan kişi, denizlerin de kontrolünü elinde tutar. Fiziksel görünüm açısından Davy Jones kadar korkutucu olmasa da, onun kalbine sahip olduğu için tüm güç ondadır.”
İlk iki filmde boy gösteren starların hepsine üçüncü filmde yer veren Bruckheimer ile Verbinski, serinin üçüncü filminde bazı çok özel yeni yüzler de getirdiler. Bunların başında zeki ama düzenbaz ruhlu Singapurlu kaptan Sao Feng rolündeki Chow Yun-Fat geliyordu.
Chow Yun-Fat'ın korsanların dünyasıyla ve Sao Feng karakteriyle ilgili gözlemleri şöyle: “Filmdeki karakterlerin hepsi birer korsan olduğuna göre o dünyada ihanet normaldir. Öte yandan Sao Feng karakteri, korsanlık olgusuna bir endüstri faaliyeti gibi yaklaşır. O dünyada tam iyiler ve tam kötüler yoktur. Sao Feng de ne iyi bir insandır, ne de kötü… Hepsi birer korsandır ve korsanlara özgü davranış biçimlerini sergilerler. Bu serinin ayrıca uluslararası cazibesine değinmek istiyorum. Bence her çocuğun aileleri ve otoriteler tarafından kontrol edilemeyen bazı fantezileri vardır. Korsanlar asi ruhludur. Bu yüzden özellikle genç insanların beyinlerinde filmin global cazibesi büyük oldu.”
Her Efsanenin Bir Başlangıcı Olmalı...
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun çekimlerine 6 Nisan 2005 tarihinde başlandı. Filmin ilk sahneleri, Batı Hint Adalarındaki St. Vincent adasında bulunan Wallilabou Körfezinde prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs tarafından kurulan Tortuga setinde hayata geçirildi. “Pirates” filmlerinin her üçüne de ev sahipliği yapan bu küçük ada, filmler sayesinde uluslararası popülerliğe ulaştı.
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun çekimlerinin “Ölü Adamın Sandığı” ile eşzamanlı yapılması sebebiyle birtakım ek zorlukların gündeme geleceği belliydi. Sadece tek filmin yapım ve yönetiminin bile zorluğu bilinirken dev ölçekli iki filmin eşzamanlı çekiliyor olmasının Jerry Bruckheimer, Gore Verbinski, tüm oyuncu kadrosu ve teknik ekipler açısından çok daha ürkütücü bir süreç olacağı ortadaydı. Ancak önemli olan, herkesin kendisini bu zorluğa hazır hissetmesiydi.
“Bir film yapmaya kalkışmak zaten başlıbaşına bir meydan okumadır” diyor Bruckheimer, “Ancak iki filmi aynı anda hazırlamaya çalışıyorsanız bu ciddi bir meydan okumadır. Bırakın ilk filmi, ikinci film için gerekli olan hazırlık sürecini dahi bulamazsınız. Olaya yapımcı gözüyle bakarsak, ikinci ve üçüncü `Pirates' filmlerini yapabilmenin tek yolu buydu. Eldeki kadroya şöyle bir bakalım: İlk filmde ve diğer çalışmalarında starlardan oluşan bir kadroyu yönetmiş Gore Verbinski gibi bir yönetmen vardı. Öte yandan yıllardan beri star konumunda olan ve `Siyah İncinin Laneti' ile dev izleyici kitlesine ulaşmış bir Johnny Depp vardı. İlk `Pirates'ten öncesinde şöhrete ulaşmış olan, `Siyah İncinin Laneti' ile süperstarlık konumuna yükselen bir Orlando Bloom vardı. Kendi doğrularında yürüyerek olağanüstü bir genç oyuncu haline gelen Keira Knightley vardı. Bu isimlerle iki film için ayrı ayrı sözleşmeler yapmaya kalkışsaydık, çalışma takvimlerine bağlı olarak iki film arasında 3 - 4 yıl ara olması gerekecekti. Böyle bir durumda izlenecek en mantıklı yol, başta Gore Verbinski, senaryo yazarlarımız Ted ve Terry olmak üzere tüm oyuncularla peşpeşe çekilecek iki film için sözleşme yapmaktı.”
Dominica'nın Batı Hint Adaları kesimi ile St. Vincent'in her ikisindeki çekimlerin büyük kısmı “Ölü Adamın Sandığı” için yapılmıştı. Verbinski ayrıca “Dünyanın Sonu”ndaki bazı sahneler için ihtiyaç duyulacak bazı çekimleri de bu egzotik mekanlarda gerçekleştirdi. St. Vincent'ın Black Point sahilinde bulunan tozlu topraklı yollarda prodüksiyon kamyonları uzun konvoylar halinde dizildi.
Dominica'da ise bambaşka bir faaliyet devam ediyordu. Üçüncü filmin ilk çekimleri, yeniden inşa edilerek dizayn edilen Siyah İnci gemisi setinde gerçekleştirildi. Hatırlanacağı üzere serinin ilk filmindeki Siyah İnci gemisi seti, Dominica'dan 2.000 deniz mili uzaklıktaki Alabama'da bulunan La Batre körfezindeki Steiner Tersanesinden bu bölgeye getirilmişti.
Burada yapılan çalışmada Jack Sparrow rolündeki Johnny Depp'in eski düşmanı Kaptan Barbossa'yı canlandıran Geoffrey Rush ile yeniden bir araya geldiği sahnenin çekimleri yapıldı. Yine Dominica'nın Capucine Point bölgesinde yapılan çekimlerde ise “Dünyanın Sonu”nun en görkemli sahnelerinden birisi olan Black Pearl / Siyah İnci gemisinin üzerindeki yolcularla birlikte Gemi Enkazı Adasına yaklaşması sahnesi hayata geçirildi.
“Dünyanın Sonu”nda St. Vincent ve Dominica adaları “Ölü Adamın Sandığı”na kıyasla daha az görünmekle birlikte bu filmdeki mekan çekimlerinin sayıca daha fazla olduğunu belirten prodüksiyon amiri Eric McLeod, “St. Vincent ve Dominica'nın yanısıra Exuma ve Grand Bahama adasında çekim yaptık. Ayrıca Hawaii, Grönland ve Niagara Şelaleleri, Kuzey ve Orta Kaliforniya gibi farklı mekanlarda çalışma yaptık. Mekan çeşitliliğine büyük önem veren Gore Verbinski'nin isteği, izleyici daha önce hiç görmediği yerlerde unutulmaz bir yolculuğa çıkartmaktı.”
Singapur Sahneleri
Bu periyodda çekimlerin aslan payını “Ölü Adamın Sandığı”yla ilgili çekimler aldı. Sonrasında Grand Bahama Adasında dev su tankının inşa edildiği sırada yaz tatiline girilmesi nedeniyle bir sonraki sahnenin çekimi 31 Ağustos 2005'ten önce yapılmayacaktı. Sözkonusu tarihte Disney'in 2 numaralı sahnesinde Rick Heinrichs'in hazırladığı görkemli setlerde Singapurlu kaptan Sao Feng'in Empress (İmparatoriçe) adlı korsan gemisiyle ilgili çekimler yapıldı. Bu çekimlere Sao Feng rolünde oynayan Chow Yun-Fat da katıldı.
“Dünyanın Sonu” için hazırlanan ilk büyük set olan 18. yüzyıl Singapur'u setinde prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs ve ekibinin sanatsal bakış açısını yansıtan tüm detaylar vardı. Universal Stüdyolarının 12 numaralı sahnesinde inşa edilen sette 40 farklı yapı bulunuyordu. Güneydoğu Asya usulü kamış damlı kulübeler, kampong adıyla bilinen tahta sütunlar üzerinde duran evlerle tıkabasa dolu bir liman hazırlandı. Çeşit çeşit şüpheli pazarlıkların döndüğü caddesi ve pazar yerini de içeren Güneydoğu Asya limanı setinde tasarım açısından Çin etkisi ağır basıyordu.
Prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, filmdeki Singapur setleri hazırlanırken yola çıktığı yaklaşımı şu sözlerle özetliyor: “Singapur farklı mimari stillerle etkilerin karışımı gibidir. Singapur hakkında araştırma yaparken öncelikle o dönem üzerinde odaklandık. 19. yüzyıla kadar olan dönemle ilgili yeterli doküman yoktu. Bu yüzden o yılların Çin kentlerini referans aldık. O dönemin Singapur'unun nasıl olabileceğini hayal etmek suretiyle Çin / Malezya expressionist stiline benzer bazı öğeler yaratarak fantastik yaklaşım sergiledik.”
Rick Heinrichs'in sözünü ettiği tasarımların hayata geçirilmesinde set tasarımcısı Cheryl Carasik devreye girdi. Daha önce “Lemony Snicket's A Series of Unfortunate Events” ve “Dead Man's Chest”te Heinrichs ile beraber çalışan Cheryl Carasik, “Dünyanın Sonu” için hazırladığı Uzakdoğu ve Singapur setleri konusunda şu bilgileri veriyor:
“Rick ile peşpeşe dört filmde çalıştım. Aramızda harika bir dostluk oluştu. Araştırma sürecinin ardından işe hemen başlamayı seven bir prodüksiyon tasarımcısıdır. Ben de daha önceden bazı araştırmalar yaparak yeterli bilgi edinmiştim. Singapur'u temsil etmek üzere hazırladığım set dekorasyonunda Asya'dan ithal edilmiş malzemeler kullandım. Bunlar arasında çeşitli sepetler, kıyafetler, yiyecek ürünleri, titrek ışıklı Çin fenerleri, kafesli sandıklar, fıçı ve kovalar, renkli kağıtlar vardı. Bunların büyük kısmı rattan ağacı ve bambudan yapılmıştı. Ağaç ve palmiye yaprakları kullanılarak yapılan set malzemelerinin hepsi Güneydoğu Asya'da kullanıldığı şekliyle hazırlandı. Kariyerim boyunca şimdiye kadar yaptığım en büyük setlerden birisiydi. Harcanan zaman açısından da herhalde en zorlayıcı setlerden birisi olmuştur. Ayrıca küçük küçük eczaneler, çanak-çömlek dükkanları ve kuytu köşeler hazırlamak, bunları her an kullanıma açık tutmak zorundaydık. Çünkü Gore'nin ne zaman ve nerede çekim yapmak isteyeceğini asla bilemiyorduk.”
“Dünyanın Sonu”ndaki öykünün bir bölümünün Singapur'da geçmesi nedeniyle aksiyon boyutunun da bu duruma uygun olması gerekiyordu. Dolayısıyla dublör koordinatörü George Marshall Ruge ile asistanı Dan Barringer'in karşısına bazı zorluklar çıkacağı belliydi. Bu da, savunma sanatları konusunda uzmanlaşmış Asyalı dublör ekiplerinin görevlendirileceği anlamına geliyordu.
Filmin Singapur sahnesinde başta Kaptan Barbossa, Will Turner, Elizabeth Swann, Tia Dalma, Pintel ile Ragetti, Cotton ve papağanı Marty, Kaptan Sao Feng ve Maymun Jack başta olmak üzere önemli karakterlerin hepsi yer aldı. Ayrıca yaklaşık 200 Çinli korsan, Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ne bağlı milisler, kent sokaklarında dolaşan Singapur halkı da ekranda boy gösterdi.
Dublör Koordinatörü George Marshall Ruge, hazırlanan setlerde yapılan çalışmayı şu sözlerle anlatıyor: “Elimizdeki çalışma programında Singapur sahnesi tek satırlık bir tanımlamayla verilmişti. Bu tek satırdan yola çıkarak aksiyon sahnelerini düzenlemek benim görevimdi. Son derece zor bir sette karmaşık sahnenin çekim sürecinin hızla gelişmesi gerekiyordu. Hazırlanmak, aksiyonu dizayn etmek, koreografi ve prova yapmak için zamanımız oldukça sınırlıydı. Setlerin bir yandan inşa ediliyor olması, boyaların kuruması beklendiği için aksiyon sahneleriyle ilgili provaları genellikle gecenin geç saatleri gibi tuhaf zaman dilimlerine kaydırmak zorunda kaldım.”
Bahama Adalarına Dönüş
Singapur sahnesinin üç haftayı bulan zorlu çekimlerini tamamlayan prodüksiyon ekipleri, 2005 yılı Eylül ayında yeniden Grand Bahama Adasının yolunu tuttular. “Ölü Adamın Sandığı”nın da çekiminin yapıldığı dev su tankında ve açık denizlerde çekimler gerçekleştirilecekti. Bahama Adasındaki bu çekimlerde yüzlerce kişilik prodüksiyon ekiplerinin organizasyonunu Deniz Koordinatörü Dan Malone ile Gemiler Koordinatörü Will White sağladı.
Noel ve Yılbaşı için verilen kısa tatilin ardından prodüksiyon ekipleri 2006 Ocak ayında bu bölgeye son bir kez daha gittiler. Exuma adalarında bulunan ve White Cay adıyla bilinen kumsaldaki çekimlere filmin ağır topları olan Johnny Depp, Geoffrey Rush, Orlando Bloom, Keira Knightley, Bill Nighy ve Tom Hollander gibi oyuncular katıldı.
Yönetmen Asistanı Dave Venghaus, bu bölgede yapılan çekimlerle ilgili izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “İki filmde de kullandığımız Exuma bölgesi, çekimler açısından oldukça zor bir bölgeydi. Zorluğu aşabilmek için inanılmaz şekilde organize olmayı başardık. Buna rağmen çaresiz kaldığımız anlar oldu. İşimizi başarmak için bu bölgeye üç defa geri dönmek zorunda kaldık. Herşeyi düzene koyabilmek için olağanüstü kalabalık bir ekip görev yaptı. Ulaşım ve deniz departmanlarımız, White Cay'i bir nevi ana üs merkezi gibi kullandılar. Oyuncu ve teknik ekiplerimiz buradan alınarak küçük gruplar halinde adaya götürüldü. Ekiplerimiz her türlü zorluğu kabul etmeye ve üstesinden gelmeye hazırdı. Dolayısıyla karşımıza çıkan her türlü zorluğu aşmayı başardık.”
Grand Bahama'daki su tankına geri dönüldüğünde önce “Ölü Adamın Sandığı”nın eksik kalan final sahnelerinin tamamlanması için gereken çalışma yapıldı. O çekimlerle eşzamanlı olarak “Dünyanın Sonu”nun su sahnelerinin çekimi de gerçekleştirildi. Grand Bahama'da o günlerde havalar nispeten soğumaya başladığı için gece çekimleri için yeteri miktarda parka da götürüldü.
Havaların soğuk gitmesi nedeniyle denizdeki koşullar da prodüksiyon ekiplerini zorlayacı boyutlara ulaşmıştı. Verbinski ve arkadaşları, soğuk denizlerde çekim yapmanın ne kadar güç olduğunu 2 Şubat 2006 gecesi meydana gelen bir kaza ile bizzat anladılar. “Dünyanın Sonu”nun en heyecanlı sahnelerinden birisi o gece çekilecekti. Flying Dutchman gemisinde bulunan Elizabeth Swann ve Çinli korsanların, kalın halatlara tırmanarak hemen arkadaki Kaptan Sao Feng'in Empress adlı gemisine geçmesi sahnesi çekilirken aniden rüzgarın şiddetlenmesiyle ve deniz sularının kabarmasıyla iki gemi adeta oyuncak gemi gibi çarpıştı.
Dublör Koordinatörü George Marshall Ruge, Bahama Adalarında yapılan çalışma sırasında karşılaşılan zorlukları şu sözlerle anımsıyor: “Oradaki fiziksel zorluklar zaten biliniyordu. Ancak kötü hava ve deniz koşullarını beklemiyorduk. Bunu söylerken sadece kabaran dalgalardan söz etmiyorum. Önceden kestirilmesi mümkün olmayan sert deniz koşullarını söylüyorum. Açıkçası koşullar bundan daha kötü olamazdı. Özellikle çarpışmanın meydana geldiği gece gerçeküstü bir geceydi.”
Vali Weatherby Swann rolünde oynayan Jonathan Pryce, “Karayip Korsanları”nın setlerindeki ortam ile ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Aslında ben çekimlerin tamamına katılmadım. Rolümün gerektirdiği zamanlarda gelip gidiyordum. Bu yüzden üç filmin de çekimlerinde sürekli görev yapan ekipleri çok takdir ettim. Çoğu üç filmde de çalıştı. Çekimler esnasında ne onların enerjisi tükendi, ne de Gore Verbinski'nin heyecanı ve yaratıcılığı azaldı. Özellikle Gore Verbinski, hem aktörler hem de teknik ekiplere ayıracak zamanı daima buldu. Çünkü izleyicinin ne isteyeceğini çok iyi biliyordu. Büyük başarı kazanmış olan bu ölçekte bir filmde şikayet ve yakınmalara yer yoktu. Ayrıca hiç kimsenin karamsarlığa kapıldığı da görülmedi. İzleyicinin filmi izlerken bol bol gülmesi için gereken herşeyi yaptık.”
“Dünyanın Sonu”nun büyük kısmının denizlerde geçmesi sebebiyle Siyah İnci ve Flying Dutchman gemilerinin yanısıra başka gemilerin de tasarlanması gerekiyordu. “Dünyanın Sonu” için tasarlanan iki gemi, The Empress / İmparatoriçe ve Hai Peng adlı iki Çin gemisi oldu. Bunların ikisi de Çin gemisi olmakla birlikte görünüm açısından bazı kontrastlar sözkonusuydu.
Singapurlu korsan kaptan Sao Feng'in (Chow Yun-Fat) bayrak gemisi niteliğindeki The Empress gemisiyle ilgili dekorasyonlar seçkin ve gösterişli olacak şekilde hazırlandı. Buna karşılık Hai Peng adını taşıyan diğer gemi ise, The Empress'e kıyasla daha vasat görünümlü olacaktı. Bu da, özellikle güvertesinde çürümüş ve köhneleşmiş tahta malzeme kullanılarak sağlandı.
Prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, The Empress gemisinin tasarım unsurlarını hazırlarken Kaptan Sao Feng'in tavuskuşunu andıran kişilik yapısını baz aldıklarını belirterek şunları söylüyor:
“Kaptan Sao Feng'in tavuskuşu gibi rengarenk bir kişiliği olduğu için tasarım unsurlarını bunu yansıtacak şekilde düzenledik. Geminin arka tarafını adeta kaplayarak kuyruk benzeri görüntü sağlayacak şekiller yaptık. Ayrıca geminin her iki yanına ileri gitmesine yardımcı olacak şekilde düzenlenmiş tavuskuşu tüylerine benzer eklentiler yerleştirdik. Geminin kaptan köşkünü ise Walt Disney Stüdyolarında ayrı olarak inşa ettik. Burayı da şehvet hissi uyandıran kumaşlar, yanan mumlar ile donatmak suretiyle Sao Feng'in ruhuna uygun atmosfer yarattık.”
Kaptan Sao Feng rolünde oynayan Chow Yun-Fat'ın The Empress gemisiyle ilgili izlenimleri şöyle: “The Empress gibi bir gemiyi yapabilmek için harcanan olağanüstü işçiliğe ve emeğe saygı duyuyorum. Ancak karşıma çok ciddi bir problem çıktı. Çiftçi bir aileden geldiğim için hayatımda hiç gemiye binmemiştim. Bu yüzden güverteye çıktığım anda deniz tutmaya başladı. Gemi çok güzel olduğu halde sürekli başımın dönmesi yüzünden hiçbir şey hissedemedim!”
Lord Cutler Beckett'in Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'ne ait Endeavour adlı gemisinin tasarımında ise farklı bir yöntem izlendi. Geminin yarısı Grand Bahama Adasında inşa edilirken geri kalan kısmı bilgisayar efekti görüntüleriyle tamamlandı. Beckett'in kaptan köşkü hazırlanırken tüm dünyaya hükmetmek isteyen bir adamın bakış açısını yansıtacak şekilde düzenlendi.
Prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, Beckett'in kaptan köşkündeki ortamı şu sözlerle tanımlıyor: “Beckett karakterinin kişilik yapısında Charlie Chaplin'in `Great Dictator' adlı filminde çizdiği kişiliğin benzeri vardır. Kaptan köşkünde büyük bir dünya küresi görebiliriz. Bu küre, onun Port Royal'deki ofisinde bulunan büyük dünya haritasının yerini tutar. Masasında ise çeşitli oyuncak gemiler ve denizcilik cihazları vardır. Bunları bilerek ve isteyerek işkence aletlerine benzettik. Dünyayı adeta mengeneyle sıkar gibi gözükmekle kalmayıp adeta derisini yüzecek gibidir.”
Sonbaharın giderek soğuyan havasında açık denizin ortasında saatlerce kalan oyuncular epeyce zorlu anlar yaşamak zorunda kaldılar. Oyunculardan Martin Klebba izlenimlerini şöyle anlatıyor:
“Günde 10, 12, 14 saat sürekli deniz üzerindeydik. Gidebileceğimiz bir yer olmadığı gibi kafamızı meşgul edecek farklı şeyler de yoktu. Filmin en iyi olması için elinden geleni yapan yüzlerce insanla birlikte sürekli güvertedeydik. Karadan bize litrelerce içme suyu, kutulanmış yemekler getiriyorlardı, bu açılardan herşey kontrol altındaydı ama altımızdaki denizi kontrol etmek mümkün değildi. Gücümüzün azaldığını hissediyorduk. Sonunda çekimler bitip de otele döndüğümüzde sekiz saat dinlendikten sonra ertesi sabah herşey kaldığı yerden tekrar başlıyordu. Hatta gece yatağımızdayken veya bilgisayar başında otururken bile herşey öne arkaya sallanır gibi geliyordu. Kendimizi sanki lunaparklardaki atlı karıncada gibi hissediyorduk.”
Utah'taki Denizciler ve Kaliforniya'ya Dönüş
Prodüksiyon ekipleri için yolculuklar zinciri bu kadarla kalmadı. “Dünyanın Sonu”nun çekimlerine 3 Ağustos 2006 tarihinde yeniden başlanmasıyla prodüksiyon ekipleri Utah eyaletindeki ünlü Bonneville Tuz Tabakaları bölgesinin yolunu tuttular. Çoğu zaman 38 dereceyi bulan kuru hava ve kavurucu sıcaklar altında birkaç gün çekim yapılacaktı. Kaptan Jack Sparrow'un, Davy Jones'un sandığı içerisinde yavaş yavaş aklını kaybetmeye başladığı sahne için bu bölgeden daha mükemmel bir mekan olamazdı.
Ancak kötü hava koşullarının Utah'ta bile prodüksiyon ekiplerini kovaladığı görüldü. Yönetmen asistanı Dave Venghaus, Utah'ta başlarına gelen olayları şu sözlerle anımsıyor:
“Çekimlere başlamadan iki gün önce garip bir durum oldu. Kuraklığın hüküm sürdüğü tuz tabakaları bölgesinde yağmur yağmaya başladığını keşfettik. Yağmur çok derinlere işlemedi ama tabakalar üzerinde su birikintileri oluşturarak yansımalar meydana getirdi. Haliyle panikledik. Çöl ortamının kuru ortamını göstermek istiyorduk, ıslak tuz görüntüsü değil… Neyse ki su birikintileri aynı hızla çekilerek yok oldu da, işimizi düzgün yapma fırsatı bulabildik. Aslında bu durum beni şaşırtmadı. Nereye gidersek gidelim su olgusu bizi mutlaka bir şekilde etkiliyordu.”
Dave Venghaus'un sözlerini onaylayan prodüksiyon amiri Eric McLeod ise şöyle konuşuyor: “Bu çekimleri Ağustos ayında yaptık. Utah eyaletinin o kesiminde yılın en sıcak ayı olması gerekirdi. Buna rağmen çöldeki tuz tabakalarının üzeri su birikintileriyle doluydu. Şansımız varmış ki, kısa sürede sular çekildi. Bu da başımıza geldikten sonra şunu söyleyebilirim: Yaşadığınız bölgede yağmur yağmıyorsa, hava koşulları değişsin istiyorsanız `Karayip Korsanları' ekiplerini oraya çağırın. Emin olun ki, yağmurları da peşinden getireceklerdir!”
Karayip Denizinin tropik sıcağı ve nemli ortamından çıkıp bu bölgeye gelen prodüksiyon ekipleri, Tuz Tabakaları adıyla bilinen ve yaklaşık 30.000 dönüm alana yayılan çorak çöl koşullarında çekim yaparken başka bir dünyaya gelmiş gibi oldular. Kaliforniya sahilindeki Santa Maria plajlarında kısa süre konakladıktan sonra Los Angeles'a geçilerek “Dünyanın Sonu”nun geri kalan çekimleri orada yapıldı. Görkemli Flying Dutchman ve Endeavour gemilerinin kaptan köşkü çekimleri, Rick Heinrichs'in Walt Disney Stüdyolarında kurduğu setlerde hayata geçirildi. Siyah İnci gemisinin güverte çekimleri ise San Pedro ve Redondo Beach'te gerçekleştirildi.
Redondo Beach'te yapılan çekimler de kendine özgü birtakım başağrılarını getirdi. Burasının turistik bir bölge olması sebebiyle “Dünyanın Sonu”nun çekimleri, hem halkın hem de medyanın olağanüstü ilgisini çekti. Çekim yapılan bölgenin çevresini yüzlerce hayran sardı. Prodüksiyon ekipleri daha önce sürekli olarak St. Vincent, Dominica ve Bahama Adaları gibi gözden uzak yerlerde çekim yaptıkları için böyle kalabalık hiç görmemişlerdi. Üstelik sadece imzalı resim istemekle yetinmeyip, filmin oyuncularını daha yakından tanımak gibi bir istekleri vardı.
Oyunculardan Kevin R. McNally'nin Redondo Beach çekimleriyle ilgili izlenimleri şöyle: “Ölü Adamın Sandığı'nın Disneyland'deki galasına katıldığım gün toplanan kalabalığı görünce `Pirates' efsanesinin ne boyutlara ulaştığının iyice farkına vardım. 60'lı yıllardaki Beatles efsanesinden farksız bir tablo vardı. Daha sonra Redondo Beach'e çekim yaparken insanların adeta çıldırdığını gördüm. Asla unutamayacağım büyüleyici bir olaydı. Böylesine geniş kesimlere ulaşan ve milyonlarca insanın sevdiği bir filmin parçası olmak benim için gerçek bir onurdur.”
Brethren Toplantısı
“Karayip Korsanları” üçlemesi için Disney'in 2 numaralı sahnesinde inşa edilen ünlü setlerden sonuncusu, dünyanın her yerinden gelen korsanların buluştuğu Gemi Enkazı Mağarası setiydi. Dünyanın her yerinden gelen korsanlar bu mağarada düzenledikleri hayli kavgalı gürültülü geçen Brethren Toplantısında, Doğu Hindistan Ticaret Şirketi armadasının ve Beckett'in sergilediği korsan katliamını durdurmaya yönelik aksiyon planı geliştirmeye çalışıyorlardı.
Prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, Gemi Enkazı mağarası setiyle ilgili olarak şu bilgiyi veriyor: “Gore Verbinski bu mağarayı bir volkanın içinde çeşitli gemi enkazlarıyla gizlenmiş olan ve eski korsanların bir nevi emeklilik yeri olarak düşündü. Brethren Toplantısı bu gemi enkazlarından birisinde düzenlenir. Arka plana da eski usul Hollywood geleneğine uygun şekilde dizayn edilerek boyanmış 100 metre boyunda bir mağara ortamı hazırladık.”
Brethren Toplantısı'nın kaynağını tarihten aldığını belirten senaryo yazarı Ted Elliott, “Eski çağlarda Sahiller Brethren'i adıyla bilinen bir korsanlar konfederasyonu vardı. Bir araya toplanarak karar vermeye çalışan korsanlar fikri bence harika bir fikirdi. Biz bu toplantıya uluslararası lezzet katmak istediğimiz için korsanların dünyanın her yerinden gelmesini istedik.”
Bu sahnenin, 2006 Eylül ayında yedi günlük sürede gerçekleştirilen çekimleri de hayli gürültülü geçti. Filmin starlarının yanısıra çeşitli denizlerden gelen korsan lordlarının rengarenk görünümü hakimdi. Bunlar arasında, daha önce “Kingdom of Heaven” adlı filmde Orlando Bloom'a karşı Saladin rolünde oynamış olan Suriyeli aktör Ghassan Massoud dikkat çekiyordu.
Filmin kadrosunda önemli bir konu da, Korsanlık yasasının yazılı olduğu ve “Korsanlar Kitabı” adıyla bilinen orijinal el yazması kitabın koruyuculuğunu yapan, bedeni ve ruhunu tehlikeye atmak pahasına bu kitabı koruyan Kaptan Teague rolünü kimin oynayacağı konusuydu.
Kaptan Teague rolünde Rolling Stones grubunun efsanevi gitaristi Keith Richards'ın oynayacağı söylentisi yaklaşık bir yıldır dilden dile dolaşıyordu. Keith Richards'ın bir özelliği de, Johnny Depp'in çok yakın arkadaşı olmasıydı. Hatta ünlü aktörün Kaptan Jack Sparrow karakterini biçimlendirirken Keith Richards'ı model aldığı da biliniyordu. Sonunda söylentiler gerçeğe dönüştü ve “Dünyanın Sonu”nun kadrosunda Keith Richards'ın da yer alacağı kesinleşti.
“Kaptan Jack Sparrow'u oynama teklifi aldığımda ilk düşündüğüm şey, korsanların kendi çağlarının rock'n roll yıldızları gibi olduğuydu. Onlarla ilgili efsaneler daha kendileri limana varmadan aylarca önce ulaşırdı. Tıpkı rock yıldızlarında olduğu gibi…” diyor Johnny Depp…
Keith Richards ise şunları ekliyor: “Korsanlık bir özgürlük olayıdır dostum. Kafesi açarsınız, kaplanın dışarı çıkmasına izin verirsiniz. Bu toplumda birileri de iğrenç şeyler yapmalı. Buradaki asıl mesele, var olan kurumları yıkmaları değildir. O kurumların sizi mahvetmesini önlemektir.”
Kaptan Teague rolünü kabul etmekte önceleri biraz tereddüt ettiğini söyleyen Richards sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu rol teklifi ilk geldiğinde Elvis Presley tarzı bir roldür diye düşündüm. Ortaya çıkıp şarkı söyleyeceğimi zannettim. Ancak senaryonun tamamını gördükten sonra böyle bir rolde oynamanın tam bana göre olduğunu hissettim.”
Kaptan Jack Sparrow ile Kaptan Teague arasında çok özel bir bağlantı olduğunu belirten Johnny Depp'in yorumu ise şöyle: “İkisi arasında gerçek anlamda zor bir sevgi ilişkisi olduğu duygusunu sezinleyebilirsiniz. Teague sizi önce kucaklayıp bir dakika sonra işinizi bitirecek tipte korsanlardan birisidir. Kimbilir belki önce canınıza okur, sonra kucaklayıp sarılır. Kısacası ondan ne beklemeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.”
Korsanlar Kitabı Nedir?
“Pirates” filmlerinde sıkça duyulan slogan “Kitabı Koru”dur. İzleyici, ilk iki filmde bahsedilen gerçek kitabı “Dünyanın Sonu”nda görme fırsatını bulacak. “Korsanlar Kitabı” adıyla bilinen Latince yazılmış bu kitap, içeriğinin yanısıra olağanüstü kalınlığı ve süslemeleriyle aslında bir sanat ürünü gibidir.
Filmin malzeme uzmanı Kristopher E. Peck, izleyicinin üçüncü filmde ilk kez göreceği Korsanlar Kitabı hakkında şu bilgileri veriyor:
“Korsanlar Kitabı üzerinde uzun süredir uğraştığımız bir kitaptı. Yapımı için çok sayıda insan emek verdi. Daha önce hiç yapılmadığı için gözalıcı ve görkemli olması gerekiyordu. Kitabı hazırlarken çok sayıda detay koymak istedim. Gore Verbinski'nin son derece detaycı olduğunu bildiğim için ona çekimlerden önce birkaç seçenek koymayı hedefledim.”
Kristopher E. Peck sözlerine şöyle devam ediyor: “Gore ile oturup deneme yanılma yoluyla bazı çalışmalar yaptık. Sonunda, tam doğru sonucu görmeden onaylamayacağını anladım. Uzmanlara başvurmaktan başka çarem yoktu. San Diego'dan iki kişiyle telefonda görüştüm. Bunlardan birisi San Diego'nun yerel gazetesinin yazarlarından Tom Mallory'di. Diğeri ise kaligrafi ve el yazmaları uzmanı Mark Van Stone'du. San Diego'da onlarla buluşarak Los Angeles'a getirdim. Prodüksiyon ofisinde gecenin 2'sine kadar yoğun çalışma yaptık. Senaryo yazarlarımız Ted Elliott ve Terry Rossio'dan aldığımız veriler doğrultusunda metinleri Tom yazdı. Bunlara benim araştırmalarımın sonuçlarını da ekledik. Gecenin 2'sinde toplantı bittiğinde Korsanlar Kitabı'nın omurgası hazırdı.”
Kristopher E. Peck ile Mark Van Stone'nin ikinci hedefi, esinlenmek amacıyla UCLA Üniversitesinin el yazması arşivlerini ziyaret etmekti. Kristopher E. Peck bu ziyareti şu sözlerle anlatıyor:
“Üniversitenin bodrum katına indik. Çok büyük bir kütüphane odası vardı. Louvre Müzesi'nde Mona Lisa tablosunun bulunduğu yerdeki gibi düşük seviyeli ışıklandırma yapılmıştı. Yaklaşık 13 metre uzunluğundaki tahta masanın üzeri el yazmalarıyla doluydu. Eski kitapları önümüze yayarak, mikroskopik düzeyde çalışma yaptık. Mark bana orada daha önce hiç görmediğim bazı küçük detayları gösterdi. Örneğin içerisine domuz kılı gömülmüş parşömenler vardı. Orada tam 10 saat kaldık. Çıktığımızda elimizde geniş kapsamlı bir fotoğraf arşivi vardı. O devirde parşömen az bulunan bir kağıt olduğu için mürekkebi kazıyarak siliyor, üzerine yeniden yazıyorlardı. Kendimizi korsanların dünyasına koymaya çalıştık. Neler yaptıklarını, neler yeyip içtiklerini merak ediyorduk. O yazıları yazan korsanın omuzunda belki bir papağan vardı. Belki kuşların beslendiği ayçiçeği tohumları kitabın ortasından dökülüyordu. Belki korsanın piposunun külleri kağıdın üzerine yerleşmişti.”
Peck, Mallory ve Van Stone'un “ilk taslağı” tamamlamasından sonra konsept danışmanı James Ward Byrkit devreye girerek illüstrasyonları çizmeye başladı. Kristopher E. Peck, hazırlanan çalışmalar konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Jim gerçekten harika işlerle karşımıza çıktı. Gemi veya kalelere saldırının nasıl yapıldığını gösteren çizimler hazırladı. Kitapta sadece bunlar değil, herşey var diyebilirim. Bira tarifleri, Singapur'a gidenler için en iyi genelevlerin nerede bulunduğu gibi detayların hepsi bu kitapta yer aldı. Ayrıca bize kitabın fiziksel dokusu konusunda da yardımcı oldu. Şarap lekeleri, kan lekeleri, ayçiçeği tohumları, mumdan yapılma damga ve mühürler gibi ayrıntılar parşömen sayfalarına yansıdı.”
Maelstrom Savaşı
Kısaca “Maelstrom” adıyla bilinen ve Doğu Hindistan Ticaret Şirketi armadasıyla korsanlar arasında meydana gelen şiddetli savaş sahnesi filmin en önemli sahnelerinden birisiydi. Bu sahnenin dillere destan şekilde ekrana yansıtılması için film yapımcıları, hem Siyah İnci gemisinin hem de Flying Dutchman gemisinin tam boyutlu replikalarını inşa edecekleri bir tesis bulmak zorundaydılar.
Los Angeles çevresinde bu koşulları sağlayabilecek tek yapı, kısaca “Site 9” adıyla bilinen tesislerin 703 numaralı binasıydı. Burbank'taki Walt Disney Stüdyolarının 58 mil kuzeyinde yer alan bu hangarın boyu 200 metre, eni 100 metre, yüksekliği 22,5 metreydi. 1983 yılında Rockwell International şirketi tarafından 100 adet B-1 bombardıman uçağının montajı için inşa edilen dev hangarda son yıllarda aralarında Steven Spielberg'in “The Terminal”inin de yer aldığı çeşitli filmlerin çekimleri gerçekleştiriliyordu.
“Şimdiye kadar bir film yaptığım en seçkin ve en tutkulu aksiyon sahnelerinden birisiydi” diyor prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, “Bu hangardaki çalışmalar birkaç departmanın koordinasyonu ile gerçekleştirildi. Görsel efekt ve özel fikizsel efekt departmanları sürekli koordineli olarak çalıştık. Eğer bu tesisler beklentimizin sadece yüzde 85'ini karşılayacak kapasitede olsaydı, hiç kullanmaz ve yüzde 100 sonuç alabileceğimiz başka yerler bakardık.”
Prodüksiyon tasarımcısı Rick Heinrichs, Site 9'un içinde Oscar ödüllü özel efekt süpervizörü John Frazier ile sinerjiye dayalı işbirliği halinde çalıştı. Çevresi dev boyutlu mavi ekran arka planlarıyla sarılı bir ortamda Siyah İnci ve Flying Dutchman gemilerinin replikalarını inşa eden John Frazier, yaptığı efekt çalışmasının aşamalarını şu sözlerle anlatıyor:
“Hareketli zemin üzerinde yapılandırdığımız Siyah İnci ve Flying Dutchman replikaları, aynı anda çalışan birkaç departmanın işbirliği şeklinde gerçekleşti. Hareketli zeminleri yapmamız üç ay sürdü. Greg Callas'a bağlı yapı departmanı, gemileri bizim hazırladığımız zemin üzerine inşa ettiler. Sonra gemilerin her iki yanına, onları aşağıya ve yukarıya hareket ettirecek kuleler yaptık. Ardından gemilerin işletimini sağlayacak kompüretize bir sistem tasarladık. Bu projede özel efekt kaynağı yapan 150 kişilik bir ekip çalıştı. Hiç durmadan 24/7 çalışma halindeydik. Gündüz ekipleri parçaları keserek hazırlarken onlarla aynı derecede yetenekli gece ekipleri o parçaları birleştiriyordu. Bu projede çalışan 150 kişilik ekipten yüzde 150'lik verim aldığımızı söyleyebilirim. Hareketli gemi replikalarının bilgisayar ile uyumunu sağlamak uzun ve olağanüstü sabır gerektiren bir süreçti. Bilgisayar ekiplerimiz gereken sabrı fazlasıyla gösterdiler. Grafiklerin tamamı hazırlanmadan önce sistemi çalıştırmadan sabırla gayret gösterdiler.”
Görüntü yönetmeni Dariusz Wolski, mavi ekran sisteminin kullanılacağı her sahne için gereksinim duyulan özel ışıklandırma için 1400 ışık kaynağından oluşan karmaşık bir elektrik şebekesi dizayn etti. Ayrıca gemileri çevreleyen 20 metre yüksekliğindeki mavi ekranın çevresinde 40 ışık kaynağı ve 10.000 amperlik jeneratörler, 60 mil uzunluğunda kablo kullanıldı. Prodüksiyon amiri Eric McLeod'un verdiği bilgiye göre 108.000 kilovatlık enerji yaratıldı ki, bu 500 evi aydınlatacak güçte bir enerjiydi.
John Frazier ve teknik uzmanlarından kurulu ekibin çalıştığı alanlardan birisi de, hangarın tavanına monte edilen boru ve yağmurlama sistemleri oldu. Bu sistem sayesinde gemilerin (ve tabii aktörlerle dublörlerin) üzerine bardaktan boşanırcasına yağmur yağdırıldı. Bu arada dev fan'lar sayesinde saatte 100 mil hızla esen rüzgar yaratılıyordu.
Orlando Bloom, yağmurlu sahnelerle ilgili izlenimlerini şu sözlerle anlatıyor: “Bence öyle bir ortamda yaptığımız işe oyunculuk demek doğru olmaz. Hayatta kalma mücadelesi desek daha doğru… Sabahın sekizinden akşamın sekizine kadar sürekli ıslak kaldık. Yağmur makinelerinin çalıştırılmadığı zamanlarda bile her tarafımız sırılsıklamdı. Ancak bu durum sadece aktörler için değil, setteki herkes için zordu. Böyle koşullar altında kalınca uzak denizlerde olağanüstü bir güven duygusu oluşturduk. Harcadığımız emek ve çabalara değeceğini bildiğimiz için her zorluğa dayandık.”
Geoffrey Rush'un bu konudaki yorumu ise şöyle: “Maelstrom'u İncil'de sözü edilen cehennem girdabına benzetebiliriz. Biz o sahneyi Cecil B. DeMille bugün yaşasaydı çekeceği tarzda çektik. Kesinlikle çok gösterişli ve unutulmaz bir sahne oldu.”
Maelstrom Savaşı sahnelerinin post-prodüksiyon aşamasında özel efekt çalışması ağırlık kazandı. Kısaca ILM olarak bilinen Industrial Lights & Magic adlı efekt şirketinden John Knoll ve ekibi devreye girerek savaş alanındaki her gemiyi tehdit eden çalkantılı deniz ve dev girdap efektlerini eklediler. Bu sahnenin yapılabilmesi için deniz sularının bilgisayar ortamında yaratılması gerekiyordu. En gerçekçi sonucun alınmasının çok zor olacağı en başından belliydi. Sonuçta sadece bu sahne için başta yağmur, dev dalgalar, köpüklü dalgalar olmak üzere yaklaşık 400 tane görsel efekt hazırlandı. Tüm bu çabalar sadece ve sadece o sahnelerin inanılabilir olması içindi.
Kostümler: Başarıya Soyunmak
Olağanüstü başarısını daha önce “Siyah İncinin Laneti” ve “Ölü Adamın Sandığı”nın her ikisinde de sergileyen kostüm tasarımcısı Penny Rose, bu alandaki yeteneklerini “Dünyanın Sonu”nda çok daha ileri boyutlara taşıdı. İlk iki filmde betimlenen korsan dünyasını daha da genişletip çeşitlendirmek istediğini söyleyen ünlü tasarımcı, üçüncü filmdeki yaklaşımını şu sözlerle dile getiriyor:
“Birinci ve ikinci filmlerde Karayip bölgesindeki korsanları ekrana taşıdık. Bu yeni filmde ise yepyeni katkı maddeleri ekliyoruz. Dünyanın farklı bölgelerinden korsanlıkla ilgili görsel ve yazılı malzeme topladık. Bu filmle ilgili hazırlığımı Londra'da yaptım. Özellikle korsanlar konusunda araştırma yapmak için çok iyi bir üs olması nedeniyle Londra eşsiz fırsatlar sundu.”
“Dünyanın Sonu” için gereken binlerce kostümün yaratılması için gereken kumaş malzemesi için dünyanın çeşitli kentlerini dolaştıklarını söyleyen Penny Rose sözlerine şöyle devam ediyor:
“Üç dört hafta boyunca tekstil fuarlarında ve antika ürünler satan tekstil mağazalarında alışveriş yaptım. Roma, Madrid, Paris ve New York'a gitmek suretiyle büyük bir depoyu dolduracak malzemeyi kendi ellerimle satın aldım. Bu uğurda gidebildiğimiz her yere gittik. Çekim yaptığımız adalarda ve mekanlarda atelyeler oluşturduk. Sonra aktörler geldi. Onlara çeşitli seçenekler sunarak seçmelerini istedim. Kıyafetler konusunda aktörlerin katılımı ve ilgisi benim için gerçekten çok önemliydi.”
“Dünyanın Sonu”nda öykü ve karakter gelişiminin giysilerdeki değişimlerle elele gittiği görülür. Önemli karakterlerin giysileri “Pirates” serisinin her bölümünde değişkenlik gösterir. Bu durumun tek istisnası ise elbette Kaptan Jack Sparrow'dur.
“Jack hiç değişmez” diyor Penny Rose, “Kıyafetlerle dolu bir gardrobu yoktur. O Kaptan Jack'tir ve üzerindeki kıyafeti onu şekillendirir. Benzeri durum Geoffrey Rush'un oynadığı kaptan Barbossa için de geçerlidir. Bu iki karakter için asıl sorun aynı kıyafetin sürekli olarak tekrarlanmasıydı. Orijinal tekstil malzemesinin bulunması zor olduğu için bu tekrarlamayı sağlamak da zordu.”
Penny Rose sözlerine şöyle devam ediyor: “Örneğin Kaptan Jack'in giydiği kuşağı Türkiye'deki bir dağ köyünde yapılmıştı. Bu film için bana daha fazla kuşak malzemesi dokumaları konusunda köylüleri ikna etmesi için bir elemanımızı Türkiye'ye gönderme gereği ortaya çıktı. Çünkü Fransız keten ve kenevir tabakası üzerine baskı yapmaya çalışmıştık ama Türkiye'de yapılanın aynısı olmamıştı. Böylece Türkiye'deki köylüler bana yüzlerce metre kumaş hazırladılar.
Will Turner ve Elizabeth Swann karakterlerinin kıyafetlerinde önemli değişiklik yapıldığını söyleyen Penny Rose, bunları şu sözlerle açıklıyor:
“Bu bölümde Will Turner'ı daha kendinden emin ve güçlü; Elizabeth Swann'i yepyeni ve heyecan verici kimlikte göreceğiz. Will Turner rolündeki Orlando Bloom'a kabartmalı güderi yelek, koyu şarap rengi gömlek ve pamuklu kumaş üzerine indigo boyalı bir giysi verdik. Bu değişimin üçüncü film için önemli olduğunu düşünüyorum. Bu filmde Will karakterinin hangi tarafta saf tuttuğu konusunda kafalar hayli karıştığı için ona metaforik olarak biraz karanlık görünüm vermeliydik. Bunu da pamuklu kumaş üzerine indigo boyalı gece mavisi giysi aracılığıyla sağladık. Böylece Will Turner karakteri için arzuladığımız romantik ve esrarengiz görünüme de ulaştık.”
Penny Rose, Keira Knightley'in yeni giysileri konusunda da şu bilgiyi veriyor: “Keira bu filmde Çinli fahişelerin giydiği tarzda bir kostüm giyer. Kıymetli taşlarla süslenmiş gösterişli bir başlık ile ona uyumlu bir gerdanlık göze çarpar. Ayrıca püsküllü yelek ve nakış işlemeli ipek giysisi vardır. Aslında bu giysinin normalde bir gömlekle birlikte giyilmesi gerekirdi ama birtakım pratik sebeplerle biz onu Elizabeth'in katıldığı dövüş sahnelerinde rahat hareket edebileceği şekil verdik.
Kaptan Sao Feng karakterinin portresini çizen efsanevi aktör Chow Yun-Fat için de şaşırtıcı bir kostüm tasarlayan Penny Rose, toplam ağırlığı 18 kilogramı bulan bu kıyafeti şu sözlerle tanımlıyor:
“Chow Yun-Fat için Uzakdoğunun Laurence Olivier'idir. Ne giyeceğini çok iyi bilen bir oyuncu olduğu için kıyafetleri onun üzerine uydurmak 10 dakikadan daha az zaman aldı. Üstlendiği karaktere kendisini nasıl uyduracağını, görsel açıdan neler yapılabileceğini iyi biliyordu. Bize yardımcı olmak için elinden gelen herşeyi yaptı. Neler olup biteceği konusunda yaptığımız karar verme süreçleri çok çabuk sonuçlandı. Chow Yun-Fat'ın insan olarak da çok güçlü ve sevimli bir kişiliğe sahip olmasına rağmen Çinli korsan kaptan rolünde onu ürkütücü göstermemiz gerekiyordu.”
Penny Rose ayrıca korsanlar toplantısına katılmak için dünyanın çeşitli köşelerinden, Afrika'dan, Ortadoğu'dan, Asya'dan, Avrupa'dan ve Amerika'dan gelen korsanların kostümlerini de tasarladı. Bu grupların arasında özellikle Gemi Enkazı Mağarasında toplanan Korsan Lordların kıyafetleri önem taşıyordu. Korsan Lordların başkanı da, Keith Richards'ın portresini çizdiği Korsanlar Kitabı'nın Koruyucusu Kaptan Teague karakteriydi.
Penny Rose, ünlü müzisyenle ilk tanışmasını ve sonrasını şu sözlerle anımsıyor: “2005 yılı Temmuz ayında Keith Richards ile bir kıyafet provası yapma şansına ulaşmıştım. Rolling Stones grubunun provaları için Los Angeles'a geldiği günlerdeydi. Aradan bir hafta kadar geçti. Johnny Depp'in çalışmadığı bir günde Keith Richards'ı arayarak gelmesini rica ettim. Johnny ile beraber geldiğini görmek müthiş birşeydi. Üstelik Keith'in üzerinde hazırladığım kostüm vardı. İkisi arasındaki bağlantının ne kadar güçlü olduğunu o gün gözlerimle gördüm.”
Penny Rose sözlerine şöyle devam ediyor: “Müthiş bir andı. Bir rock yıldızını giydirme şansını elde etmek çok kolay değildir. Daha önce “Pink Floyd: The Wall”da Bob Geldof'u; “Evita”da Madonna'yı giydirmiştim. Ancak Keith'in çok özel bir durumu vardı. Korsan olmak için yanıp tutuşuyordu. O geceki partiye korsan kostümünü giyerek katılmak istemişti. Bu durum çok hoşuma gitti.”
Penny Rose sözlerini şöyle noktalıyor: “Korsan Lordların her birisini geldiği ülkeyi baz alarak farklı kimlik oluşturacak şekilde giydirdim. Çin, Hindistan, Fransa, İspanya, Afrika olmak üzere hepsinin giydiği kıyafetler kendi ülkelerini temsil edecek şekilde hazırlandı.”
Korsan Yapımcıları
Makyaj departmanı başkanı ve makyaj efektleri yaratıcısı Ve Neill, yanına makyaj efektleri süpervizörü Joel Harlow ve ekibini de almak suretiyle filmdeki korsanların en akla yatkın şekilde ekrana yansıması için çalışmaya başladılar. Kalabalık ekibin ilgi alanında dünyanın her yerinden gelen korsanlar, askerler, yaratıkların yanısıra Karayip bölgesi, Asya ve İngiltere vatandaşlarının görünümlerini gerçeğe en uygun biçimde yaratmak geliyordu.
Universal Stüdyolarında çalışmaya başlayan Neill ile Harlow'un karşısına çıkan en büyük zorluklardan birisi, Singapur ile ilgili sahnelerdeki büyüleyici dönüşümü sağlamak oldu. Makyaj departmanı başkanı Ve Neill, bu sahnelerde uygulanan yaklaşımı şu sözlerle ifade ediyor:
“Singapur sahneleri için bol miktarda protez hazırladık. Sao Feng'e bağlı Asyalı korsanlar için tıpkı diğer korsanlar gibi kirli, kaba ve pislik içinde görünüm oluşturduk. Bu arada korsanların çürümüş dişlerini de unutmamak gerekir. `Siyah İncinin Laneti'nde bu konuyu onların dişlerini boyayarak çözmeye çalışmıştık. Ancak Gore Verbinski bu filmde dişleri boyayarak çürükmüş gibi gösterme yöntemini uygulamak istemedi. Çünkü önceki filmde bazı sorunlar çıkmıştı. Oyunculardan birisi elma yemeye kalkışıyor, yeniden sete döndüğünde dişlerindeki boya gittiği için sanki çürük değilmiş gibi gözüküyordu. `Ölü Adamın Sandığı' ve `Dünyanın Sonu'nda diş boyama yerine diş hekimlerinin kullandığı protez malzemelerle dolu olan gezici bir laboratuvar oluşturduk.”
Johnny Depp'in oynadığı Kaptan Jack hariç, “Dünyanın Sonu”nun starları da bazı değişikliklerden geçtiler. Neill bu değişiklikler konusunda şunları söylüyor:
“Gore ve Johnny ile yaptığımız toplantılarda Jack Sparrow karakterinin üçüncü filmde de olduğu gibi kalması, herhangi bir değişiklik yapılmaması konusunda anlaşmıştık. Birinci filmde olup ikincide olmayan Geoffrey Rush'un geri dönmesi harikaydı. Sakalı, bıyığı, favorileri, peruğu, yüzündeki yara iziyle tam anlamıyla fabrikasyondu. Bu roldeki Geoffrey fazla yaşlı olmadığı için yüzünü daha kırışık gösterebilmek için birtakım yaşlandırma uygulamaları yaptık. Elizabeth rolündeki Keira bu filmde daha güçlü kuvvetli ve sağlamdı. İlk filmde nikahlanmak üzereyken tanıdığımız o güzel ama soluk benizli prenses değildi. Kadınsı ve şımarık tavırlarıyla, bronzlaşmış teniyle çok farklı oldu. Will Turner rolündeki Orlando da bu filmde daha karanlık, kaprisli ve huysuz görünüm aldı.
Kaptan Jack'in Öyküsü Tamamlanıyor: Prodüksiyonun Sonu
“Ölü Adamın Sandığı” ile “Dünyanın Sonu”nun birleştirilmiş çekimlerinin son gününde her zamanki gürültülü atmosfer gitmiş, “Site 9” adıyla bilinen hangarda adeta katedral sessizliği başlamıştı. O gün sadece Johnny Depp çalıştığı için film setinin yüzlerce figüran ve dublörden oluşan sakinleri istirahat ederek günü geçirdiği için ortalığa sessiz ve sakin bir hava hakimdi.
Kamera arkası ekiplerinin yüzüne de adeta şaşkın bir ifade yerleşmişti. Sanki şafak atmış, uzun zamandan beri devam ettikleri çekimlerin kaçınılmaz finalinin artık geldiğinin ayırdına varmışçasına şaşkındılar. “Karayip Korsanları”nın çekimi onlar için adeta bir yaşam biçimi halini almıştı. Sabah uyanıp giyindikten sonra 12 - 14 saat boyunca korsanlık yapmaya gitmek; üstelik bunu haftalarca, aylarca, hatta yıllarca aynı şekilde tekrarlamak hepsinde alışkınlık yapmıştı.
Johnny Depp'in oynadığı son sahne öğle üzeri çekilip tamamlanmış olmasına rağmen henüz bekleme halindeydi. Kameradan çıkan görüntünün işleme laboratuvarına gidecek kalitede olup olmadığı haberi gelinceye kadar beklemesi gerektiği söylenmişti. Altı saat sonra beklenen haber geldi ve herşeyin yolunda olduğu bildirildi. Johnny Depp de artık özgürdü.
Serinin ilk filmi olan “Siyah İncinin Laneti”nden dört yıl, bir ay ve sekiz gün sonra Kaptan Jack Sparrow kıyafetlerini çıkaran Johnny Depp de artık ne yapacağını bilemez gibiydi.
1 ay kadar önce Santa Maria yakınlarındaki Rancho Guadalupe Dunes'ta yapılan çekimler sırasında bir söyleşi veren ünlü aktör, duygularını şu sözlerle dile getirmişti:
“Kaptan Jack Sparrow'a belki de sonsuza kadar elveda deme ihtimali, elbette özlemle beklediğim birşey değil… Ancak durum buysa alışmak zorundayız. Dört yıldan fazla devam eden sıkı bir koşu yaptık. Kaptan Jack'in beni ömrüm boyunca gülümseteceğini biliyorum.”
Aloha Oe: Hawaii'de Elveda Partisi
Hawaii dilinde “Merhaba ve Elveda” anlamına gelen “Aloha Oe” adlı şarkı, bu ülkenin monarşiyle yönetildiği dönemin bugün bile çok sevilen kraliçesi Liliuokalani'nin yazdığı çok güzel bir şarkıydı. Üstelik, birbirinden güzel adalardan oluşan bu ülkenin iki adasında yapılan son üç günlük çekimlerin ruhuna da tam uygun düşen bir şarkıydı bu…
Noel / Yılbaşı tatilinin hemen ardından sınırlı sayıda bir prodüksiyon ekibi, yanlarına Orlando Bloom ile Keira Knightley'i de alarak 2007 Ocak ayının ikinci haftasında Hawaii adalar zincirinin Maui ve Molokai adalarına gitmek üzere yola çıktılar. Dramatik görünümlü tropik bir mekana ihtiyaç duyan Bruckheimer, Verbinski ve Heinrichs, böyle bir mekan bulmak için 10 saat uzaktaki Batı Hint Adalarına gitmektense sadece 5 buçuk saat uçuş mesafesindeki Hawaii'ye uçma kararı aldılar.
Ancak film ekiplerini her zamanki gibi olumsuz hava koşulları takip ettiği için Maui göklerinin dramatik şekilde karardığı görüldü. Bu durum gün boyunca değişmediği gibi sürekli olarak bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Hawaii bile yapacağını yapmış; onlara güneş ışığı yerine yağmur sunmuştu. Neyse ki, Verbinski'nin seçtiği bakımsız görünümlü sahil ile sürekli hareket halindeki bulutlar mükemmel bir arka plan oluşturdu.
Ancak Hawaii'de çıkan çeşitli engeller de Verbinski'nin çalışmasını engelleyemedi. “Ölü Adamın Sandığı” ile “Dünyanın Sonu”nun kombine / birleşik çekimleri, 10 Ocak 2007'deki 272. çekim gününde tamamlandı. Ön çekimler de sayıldığı takdirde toplam 284 günlük çekim süreci yaşanmıştı. Kameraların ilk çalışmaya başladığı 23 Şubat 2005 tarihinden itibaren 10 Ocak 2007 gününe kadar toplamda 2 yıl ve bir buçuk aylık çekim yapıldığı hesaplanıyordu.
Çekimlerin tamamlanmasının ardından sıra Molokai adasının aloha giysilerine bürünmüş sıcakkanlı yerlilierinin yaptığı çok özel moda ve eğlence gecesine geldi. Prodüksiyon ekiplerine Leis adıyla bilinen çok güzel çiçeklerle tıkabasa doldurulmuş sepetler sunuldu. Yeraltındaki lav kayası fırınında hazırlanmış İmu adlı domuz kızartmaları ikram edildi. Poi ve Haupia gibi geleneksel yemekler sunuldu. Bu arada Aloha Okulu adıyla bilinen yerel dans okulunun genç ve heyecan dolu kızlarının sergilediği yerel dans gösterileri yapıldı.
Çekimler bitmişti ama Gore Verbinski ve Jerry Bruckheimer için herşey yeniden başlıyordu. Onların önünde yaklaşık 1 buçuk ay sürecek yoğun bir post-prodüksiyon süreci vardı. 24/7 düzeninde yapılan çalışmalara kurgu editörleri Craig Wood ile Stephen Rivkin, görsel efektler süpervizörleri John Knoll ve Charlie Gibson, Oscar ödüllü ses kurgusu editörü ve tasarımcısı Christopher Boyes, ses kurgusu süpervizörü George Waters II ve ses mikyajcısı Paul Massey katıldılar.24/7 çalışma yapan sadece onlar değildi, adeta bir teknik sanatçılar ordusu eşlik etti.
İlk iki filmde olduğu gibi üçüncü “Karayip Korsanları”nın müziklerini yine ünlü besteci Hans Zimmer imzasını atacaktı. Yapımcı Jerry Bruckheimer, neden sürekli Hans Zimmer ile çalışma ihtiyacı duyduğunu şu sözlerle açıklıyor:
“Hans daima yeni, özgün ve farklı müziklerle gelmesini bilen sanatçılardan birisidir. Kafasının içinde her zaman harika melodiler olan pırıl pırıl bir bestecidir. `Pirates'in tema müziklerini artık duymayan kalmadı. `Dünyanın Sonu' için yeni motifler ve melodilerin yanısıra bir de yeni aşk şarkısı yarattı. Hans'ı kayıt odasında 80 müzisyenle çalışırken izlemek bile harikaydı. Her kemancıyla tek tek ilgilenerek her notada arzu ettiği duygu ve tonlamaları anlatıyordu.”
Bu noktada sözü Gore Verbinski'ye getiren Jerry Bruckheimer, iki filmi hiç ara vermeden arka arkaya çektiğini belirterek şöyle konuşuyor:
“İki filmin çekimlerinin peşpeşe yapılması sebebiyle oldukça uzun sürdü. Bu süre içerisinde belki çocuklarının bile adlarını unutmuştur. O kelimenin tam anlamıyla işini iyi bilen bir profesyonel ve mükemmelcidir. Bu nedenle en küçük çerçeveye bile tüm dikkatini yönelterek çalışır. Yapımcı olarak her zaman böyle yönetmenlerle çalışabilmeyi çok isterim.”
Bir insanın hayatında iki yıl uzun bir süre kabul edilir. “Ölü Adamın Sandığı” ile “Dünyanın Sonu”nun 284 güne yayılan maraton gibi kombine çekimlerinde görev yapan oyuncu ve teknik ekiplerin hepsi, çekimlerin sonuna gelindiğinde karmaşık duygular içindeydiler.
“Bu iki filmi yapmak için son iki yılda yaşadığımız herşeyden gurur duyuyorum” diyor prodüksiyon amiri Eric McLeod, “Hepimizin yaşamının önemli bir kısmını kapsadı. Şundan eminim ki, bu maceraya katılan herkes geçmişte yaptığı fedakarlıklara bakınca hepsine değdiğini görecektir. Böyle bir film için yaptığınız çalışmayı sadece bir iş olarak göremezsiniz. Geride kalan iki yıl içerisinde setteki herkesle iyi geçinmeyi, sürekli değişiklikler karşısında dik durabilmeyi öğrendik. Bu iki filmin setine çok sayıda insan geldi ve gitti. Toplamda 4.000 insanın görev yaptığını sanıyorum. Sürekli görev başında olan çekirdek kadro da vardı. Eğer işimize tam odaklanamasaydık ve sürekli ileri gitmeyi hedeflemeseydik bu iki film bu kadar güzel olamazdı.”
Tia Dalma rolünü üstlenen Naomie Harris'in bu konudaki yorumu ise şöyle: “Sette egolara yer yoktu. Herkes birlikte çalışıyordu. Çalışma atmosferi gerçekten çok güzeldi. Çekimler bazen gerçekten çok zorlu koşullarda geçti ama bence güzel olan, herkesin ekip halinde çalışmasıydı. Ayrıca 11 ve 17 yaşlarında olan erkek ve kız kardeşimin keyifle seyredebileceği bir film yapmak da çok güzeldi. Bence bu, her türlü gişe rekorlarının kırılmasından çok daha büyük anlam taşıyordu.”
Jack Davenport da şunları ekliyor: “Bence bu çok büyük bir yolculuk, tekrarlanması mümkün olmayan çok önemli bir deneyimdir. Film yapımı anlamında bakarsak bir çağın sonudur. Bir oyuncu olarak bu işten aldığım en büyük hazinem, ortaya çıkan lojistik ve sanatsal zorlukların yenilmesi için teknik ekiplerin verdiği mücadeleyi izlemek oldu.”
Bu arada filmin oyuncularıyla senaryo yazarları, korkusuz liderleri Gore Verbinski için övgüler yağdırmaktan geri kalmadılar.
Johnny Depp yönetmeni için şunları söylüyor: “Sette yaşanan onca zorluk karşısında dimdik durabilmeyi başardığını anlamış değilim. Sahip olduğu herşey beyninin içerisindeydi. Doğrusunu söylemek gerekirse çoğu zaman senaryoyu okuyamıyorduk, bu nedenle Gore'ye güvenmek zorundaydık. Bizi asla yanlış yönlendirmedi. Yapılması gereken herşeyi en ince noktasına kadar biliyordu. Bence o bir sihirbazdır. Gore'nin nelere muktedir olduğunu görmek beni şok ettiği gibi, bir insanın bu kadar yetenekli olabilmesi çoğu zaman kafamı karıştırdı.”
Bill Nighy'nin yorumu ise şöyle: “Gore şimdiye kadar çalıştığım en büyük yönetmenlerden birisidir. Filmdeki her aktörün de aynı şeyi söyleyeceğine eminim. Oyuncudan en iyi performansı almak sözkonusu olduğunda kimse onun eline su dökemez. Ayrıca ne kadar özel efekt kullanılacağını, en harika manzara ve gemi görüntüleri almayı bilir. İki insan arasındaki iletişimde de çok iyidir. Size her zaman yardımcı olacağını bilirsiniz.”
Senaryo yazarlarından Terry Rossio, çekimler sırasında beraber çalıştığı ekipler için, “Bu iki filmde görev yapan ekiplerin çoğu birinci filmde de çalışmıştı. Bence Hollywood'un en iyi ekibiydi” diyor.
Rossio'nun yazım ortağı Ted Elliott ise şunları ekliyor: “Bence Gore bir süperstardır. Prodüksiyonun kalbi ve ruhudur. Eşine benzerine kolay rastlanmayan nitelikleri kişiliğinde barındırır. Ayrıca çok yönlü bir yönetmendir. Oyuncuların, senaryo yazarlarının, görüntü yönetmenlerinin dünyasını yakından tanıması, stüdyo politikalarını iyi bilmesi gibi yeteneklere sahip olması onu normal insan becerilerinin ötesine götürür. Bence bu adam kesinlikle uzaydan gelmiş.”
Filmin dublör koordinatörü George Marshall Ruge, çekimlerin tamamlandığı gün ne gibi duygular hissettiğini şu sözlerle dile getiriyor:
“Hepimiz için unutulmaz bir yolculuktu. Sonuna geldiğini hissetmek tuhaf bir duyguydu. Çünkü setteki herkes aile gibi olmuştu. Hepimiz bu projeye kendi duygularımızı ve ruhumuzu akıtmıştık. Öte yandan biraz da rahatlama duygusu vardı. Çekimlerin uzun sürmesi ve yüksek tempo gibi nedenlerden dolayı hepimiz tükenme noktasına gelmiştik. Ancak `korsanlar evini artık terk ediyor olmamızdan kaynaklanan büyük bir üzüntü vardı. Umarım önümüzdeki yıllarda yollarımız kesişir de tekrar bir araya geliriz. Şimdi artık üzülsek de, mutlu olsak da, rahatlasak da yaptığımız işten gurur duyma ve ileride yeniden birleşmeyi isteme vaktidir.”
“Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu”nun efsanevi yapımcısı Jerry Bruckheimer, teknolojik alanda son yıllarda meydana gelen olağanüstü adımlara rağmen, insanları sinema salonlarına getiren temel sebeplerin çok az değiştiğini vurgulayarak şu açıklamayı yapıyor:
“20. yüzyıl başında izleyiciler Melies Kardeşlerin özel efektlerini kocaman açılmış gözlerle seyrediyor; Charlie Chaplin ve Buster Keaton'ın komik hareketlerine kahkahalarla gülüyor; Douglas Fairbanks ve Errol Flynn'ın cesaret isteyen kahramanlıklarını anlatan fantastik filmlerde heyecanla koltuklarına yapışıyorlardı. O günlerden bu yana teknolojide çok büyük sıçramalar oldu. Ancak teknolojiyi ne kadar kullanırsanız kullanın izleyici yine heyecan, kahkaha ve macera istiyor.”
Ünlü yapımcı sözlerini şöyle noktalıyor: “Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu'nu yaparken en büyük zorluğumuz izleyiciyi eğlendirmek oldu. Sinema salonuna girdiği andan itibaren çok iyi zaman geçireceğinden emin olmalıydık. Bu üçüncü film, `Siyah İncinin Laneti' ve `Ölü Adamın Sandığı'ndan bile çok daha ilgi çekicidir. Olağanüstü savaşlar, karakter dönüşümleri, romantizm ve mizah vardır. İzleyici son 100 yıldır sinemaya ne için gidiyorsa, bizler de o amaçla film yapıyoruz. İzleyiciyi, ekranda yarattığımız büyülü dünyanın içine sokmak; onları çok sevdikleri karakterle beraber daha önce hiç görmediği yerlere götürmek; sinema salonundan çıktığında kendisini biraz daha iyi hissetmesini istiyoruz.”
Prodüksiyon bilgileri UIP Filmcilik tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.

Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us