İzleyici Sayısı 6.474
Hasılat 53.534 YTL
|
Kanunsuzlar - Outlaw
|
||
Yönetmen Nick Love
Oyuncular Sean Bean, Danny Dyer, Rupert Friend, Sean Harris, Lennie James, Bob Hoskins
Senaryo Nick Love
Yapımcılar Francois Ivernel, Cameron McCracken, James Clayton
Görüntü Yönetmeni Sam McCurdy
Prodüksiyon Tasarımı Marcus Wookey
Kostüm Tasarımı Andrew Cox
Kurgu Stuart Gazzard
Özgün Müzik David Julyan
Yapımcı Stüdyo Vertigo Films
Türkiye Dağıtımı Bir Film
Gösterim Tarihi 17 Ağustos 2007
|
|||
Kanunsuzlar - Outlaw Yapım Bilgileri
|
|||
Kanunsuzluk kol gezince şiddet kaçınılmaz olur.Londra: Günümüz… Kontrolsüz sokaklarda suçlular neredeyse kendi haline bırakılmıştır. Irak'taki görevinden dönen emekli paraşütçü Danny Bryant (Sean Bean) ülkenin bıraktığından çok daha farklı bir yerde olduğunu görünce sarsılır.
Bu konuda bir şeyler yapmaya karar verir. Tıpkı kendi gibi düşünen, iyiyle kötü arasındaki dengeyi çözmeye kararlı bir grup insanı bir araya toplar ve günahkarlara, adaletten kaçanlara hadlerini bildirmeye karar verirler.
Nişanlısıyla birlikte Dockland'deki ufak dairesinden ayrılan Gene Dekker (Danny Dyer) evlenmek için yol almaktadır. Yolda giderlerken yanlarında bir araba durur ve bir grup serseri müstakbel eşine kaba yorumlarda bulunur. Bir yarışa zorlanan Gene, onu kavgaya zorlayan bu kişilerden kaçmaya çalışır. Başta onları atlattığını düşünen Gene, daha sonra onu takip ettiklerinin farkına varır. Arabadan çıkar ve onlarla konuşmaya çalışır ama bunun sonucunda feci halde dövülecektir.
Gene bir bara gittiğinde dahi saldırganlar tarafından bulunur. Bu sefer silahı vardır ve ele başlarının kafasına silahı dayar ama onun bunu yapabilecek cesareti olmadığını söyler. Arbede esnasında elinden silah düşer. Birden uyanır, irkilir, yatakta doğrulur ve bunların hepsinin bir kabus olduğunun farkına varır.
Sabah kahvaltı ederken bir yanda da haberleri izler. Dinlediği haberde Irak'tan dönen askerlerin yaşadığı travmalardan ve hayal kırıklıklarından bahsedilmektedir. İşte bu askerlerden biri Danny Bryant; eski bir paraşütçüdür ve ordudan ayrılmış eve dönmüştür. Bir anda kilidin değiştirildiği fark eder ve pencereden baktığında da karısının başka bir adamla beraber olduğunu görür.
Bir anlık şaşkınlık yerini sokağın köşesinde duran bir grup gencin tacizine bırakır. Bir an aklından onlara karşı çıkmak geçer ama arkasını döndüğünde dağıldıklarını fark eder.
Londra'nın başka bir köşesinde; avukat Cedric Munroe (Lennie James) hamile karısına veda öpücüğü vermektedir. Kapısının önündeki arabaya biner ve onu mahkemeye götürmekle görevli polis memuru Walter Lewis (Bob Hoskins)'le yola çıkar. Uyuşturucu baronu Manning'e karşı olan davada görevlidir. Mahkemenin tuvaletlerinden birinde Cedric, onu evinde de izleyen Manning'in adamlarından biri tarafından tehdit edilir. Karısının ve doğmamış çocuğunun güvenliği için davadan çekilmesi söylenir. Bu huzurunu kaçırmış olsa dahi sesini çıkarmaz. Bu tehdidin arkasında olan kişinin Manning olduğunun farkındadır.
Bu arada televizyonda haberlerde korkunç bir saldırıya uğrayan Cambridge öğrencisi olan Sandy Mardell (Rupert Friend)'ın daha tedavisi bile tamamlanmadan önce ona saldıran kişilerin serbest bırakıldığından bahsedilmektedir. Bu korkunç tecrübe sonrası Sandy dışarı çıkmaya korkmaktadır. Dava haberlerde “adalet adına son derece üzücü bir gün” olarak nitelendirilir.
Gene arabayla gitmektedir. Tıpkı rüyasındaki gibi trafik ışıklarına takılır. Tıpkı rüyasındakine benzeyen bir grup genç arabası hakkında yorumlar yaparlar. Trafikte ilerlemeye başladıktan sonra iki iri yapılı adam; önce pahalı arabasına vurur daha sonra da Gene'i darp eder.Bu arada Manning'in tehdidi gerçekleşir ve Cedric'in eşi Marcia evinde saldırıya uğrar. Çıkan arbede de bıçak Marcia'nın karnına saplanır.
Bryant ucuz bir otelde bir oda kiralar ve tuhaf güvenlik görevlisi Simon Hillier (Sean Harris)'in dikkatini çeker. Bu adam oteldeki her odayı kameralarla izlemektedir.
Otel müşterilerinin cinsel yaramazlıklarını izlemekten sıkılmışken Bryant'ın silahlarından etkilenir. Bu eski askerle arkadaş olmaya çalışır ve hep asker olmak istediğini ama sabıka kaydının buna müsaade etmediğini anlatır. Haberlerde yaşanılan trajedileri, şiddeti ve kargaşayı göre göre, Hillier ve Bryant toplumdaki çöküşe isyan ederler. Hillier; Bryant'a Cedric'le olan bağlantısını ve karısına olanları anlatır. Bryant eski kumandanını arar, kendisi aynı zamanda dövülen Cambridge öğrencisinin de babasıdır. Bryant döndükten sonra yaşadığı sıkıntıları anlatır.
Yavaş yavaş aklında bir plan belirmeye başlar; bu çeşitli acılar yaşamış adamlarla birlikte bu kanun tanımayan topluma panzehir olacaklardır. Beraber benzersiz ekip kanunsuzluğa karşı elbirliğiyle savaş açmaya karar verirler.
Sosyal yapıdaki bu çürüme karşısında şaşkına dönmüş olan Lewis'inde yardımıyla; önce Sandy'yi döven kişileri bulurlar. Sonra da Manning'in suç aktivitelerini engellemeye çalışırlar.
Şehrin acımasız sokaklarında, bu kanunsuz çete görevlerine başlamışlardır.
Outlaw Hakkında
Outlaw önceki filmleri Goodbye Charlie Bright, The Football Factory ve the Business'den ton ve stil açısından belirgin şekilde farklı olarak, yazar-yönetmen Nick Love'ın çatışmalar yumağı bir toplumdaki güncel olaylara tepkisinin bir dışavurumu. Ancak aynı zamanda Dekker, Bryant, Mardell ve Munroe'nun en çok sevdiklerini korumaktaki beceriksizlikleri vasıtasıyla modern, kanunlara-uyucu, orta sınıf erkeğin eril kuvvetten düşüşü duygusunu yansıtan evrensel ve ilksel bir öykü.
Love açıklıyor: 'Filmin, öc ve şiddet hakkında doğrudan her şeyi içermesi gerekmiyor, bana göre bu mesele birkaç değişik bağlamda işliyor. Ben de dahil birçok erkeğin şiddet korkusu var. Bence birçok erkek ayakları üzerinde duramamak/kendilerini savunamamak noktasında bir iktidarsızlık korkusunu paylaşıyor.
Ancak benim için daha büyük sorun bir bütün olarak sorunun sosyal yanı, bu kadar çok kişinin kanun tarafından hayal kırıklığına uğratıldıkları/ bir başlarına bırakıldıkları nokta. Uzunca bir zaman merak ettim, acaba insanlar ne zaman kanunu kendi ellerine/ inisiyatiflerine alacaklar diye; çünkü polisi aramanın manasız olduğunu hissediyorlar.
Filmdeki diğer mesele, hayatlarında 'Bunun amacı ne/bu neye hizmet ediyor? Bizler niçin bütün bunları yapıyoruz?' gibi varoluşsal sorularla karşılaşan erkekler. Özellikle sona doğru filmde bir mücadele var, sınayarak hayatlarıyla baş etmeye çalışarak verdikleri. Bu yüzden, bir ihtişam alevi içinde yitip gidiyorlar.Bu filmin, Love'ın vurgulamaktan kaçmadığı politik bir yüzü de var. Tartışmalı bir savaşın sebep olduğu meselelere ve onun sahip olduğu değerleri savunmak için savaşan erkekleri aldırmaz görünen bir toplumun eve dönen askerlere karşı olan tavrına göndermeler yapılıyor. Bu yabancılaşma hissi Amerikan filmlerinde, Coming Home, The Deer Hunter gibi Vietnam sonrası filmlerde etraflıca incelendi fakat bu tema İngiliz filmlerinde çok daha az yaygın.
“İlk filmim Goodbye C.B.'da,” Love anımsıyor, 'Falklands'de görev yapan bir karakter vardı. Şimdilerde anladım ki, savaştan eve dönen askerlere böyle bir ilgim var. Ayrıca farkına vardım ki, bu ilgimin sebebi bir arkadaşımın babasının Falkland'den eve dönmesi ve yavaş yavaş ölümüne içmesi. Ailesinden uzaklaştı; sosyal olarak yeniden bağlantı kuramadı. Hatırlıyorum, bir metal hurda/ döküntü deposunda çalışıyordu. Yaşadığı tecrübe onu öylesine sindirmişti ki daha da fazlası, hatırlayabildiğim kadarıyla, ona hiçbir zaman bununla baş etmesi için bir yol gösterilmedi.
Sean Bean'in karakteri, hayatlarını birer hayalet gibi sürükleyen, hiç kimseyle iletişim kuramayan yalnız ve çaresiz birçok erkeği temsil ediyor. Erkeklerin kendilerini kolayca ifade edebildikleri/dile getirebildikleri bir kültüre mensup değiliz. Eski komutanı Kaptan Mardell'i görmeye gittiğinde, evde her şeyin iyi gidip gitmediği sorulduğunda, 'evet,'diyor. Gerçeği anlatamıyor; 'karman çormanım. Bir serseri gibi garip bir otelde acayip bir koruma görevlisiyle yaşıyorum' diyemiyor.
Ancak, erillik meselelerinin Love'ın diğer eserlerinde yankı bulduğu noktada, daha tekin bir film yapımcısının izlerini buluyoruz; The Football Factory ya da The Business gibi filmleri görmezden gelenleri hayrete düşürecek duygularla yakın temas içinde bulunan bir adamım. 'Yaşlanıyorum,' Love ekliyor ve sanırım bir film yapımcısı olarak olgunlaşıyorum; bu filme de yansıyor. Outlaw'ı gayet kolaylıkla The Football Factory tarzında yapabilirdim. Hatırlıyorum çekerken filmin daha çok her taraf da volta atan kanunsuz gangsterleriyle bir Mad Max olduğunu düşünüyordum.
'Daha ölçülü bir duygudan farklı olarak, film delikanlıların bu konudaki davranışlarının işleyebilirdi. Bazıları bunu ölçülü bulmayacaklar fakat filmde varolan şiddetten ötesini düşünmeye hazır olanlar bunu daha çok düşünceyi provoke edici bulacaklardır. Sanırım, bu iş daha olgun bir şekilde kotarıldı."
Love'ın kararlı olarak üzerine gittiği bir diğer noktaysa filmin bir yandan önemli güncel temaları işlerken, diğer yandan da stilize heyecanlar aktarması. Gerçeklik apaçık ortada ancak abartılmış ve bazen şakacı bir tavırla ele alınmış. Bu yüzden, Love'ın önceki filmografisini sevmiş olan seyirci Britanyalı yönetmeni yeni keşfedenler kadar eğlenebilecekler.
"Outlaw'ı diğer filmlerimle karşılaştırıldığında beni daha kolay bir yolculuk bekliyor. Çünkü film salt müzik ve şiddet üzerine kurulu değil; daha çok insana sesini ulaştırıyor. Daha geniş bir hedef seyirci kitlesi var sadece belli bir toplumsal kitleye pazarlamıyor kendini. Filmde, hayatın değişik hayatlardan gelen karakterler var."
"Filmi kaleme alırken aklımda yalnızca Guardian ve İndependent yoktu. Nuts ve Zoo'yu okuyan, diğer filmlerimin dvd'lerini almaya giden delikanlılar vardı. Filmde, bu tip iyi tek replik kapıcıların seveceği anlar var. Böylece köklerimden yavaş yavaş uzaklaşıyorum ama onlardan tamamen kopmuyorum."
Hazırlık ve Araştırma Aşaması
Nick Love; Outlaw'i güvenilir bir gerçekçilikle yapabilmek için hayatlari suç islemekle geçmis, korku içinde yasayan isledikleri suçlari hala kendilerini takip ettigi insanlarin içlerine girerek arastirma yapmis. Outlaw Love'a göre toplumdaki hastaligin manifestosu olarak kabul edilebilir.
Bu manifesto devlet politikalarina dayanir. Bir zorlama yada kurgu degildir. Hükümet politikalarina baktiginiz zaman görünen gerçeklerdir. “Outlaw çok önemli bir hikayeyi anlatiyor” diyor Love. “Çünkü bizim su andaki hükümetimizin üretimi olan bir dünyayi gösteriyor. Çogu insan bu hükümetin bizi evimizde ve sokaklarda daha güvenli hissettirmektense; görüntüdeki bir refahla ilgilendigini düsünüyor. Çünkü birçok yönden yazmasi kolay bir film oldu.
Senaryonun temeli gerçek hayatlara ve gerçek öykülere dayaniyor. Ama bende bazi yerlerde öyküyü biraz uçlastirmak istedim. En nihayetinde bu bir film. Ama genel olarak arastirmaya dayali kaldik. Sonuçta bunun özü halihazirda varolan birsey. Elinize bir gazete aldiginizda görüyorsunuz ki, su anda karanlik ve belirsiz bir süreç içerisindeyiz. Suç oranlari artik kontrolden çikmis bir sekilde ve halk kendini çaresiz hissediyor.”
Yazar- yönetmen Outlaw'un politik bir alt metni oldugunu, sadece ve sadece bir film olmadigina isaret ediyor. Bu bir karakter çalismasi. Karakterler ilk bakista çok normal gözükebilir ama bu karakterler modern toplumun içinden çikmis ve asiri tepkiler göstermeye zorlanmislar.
Love söyle devam ediyor; “Outlaw hayal kirikligina ugramis bir grup insanin kader sonucu bir araya gelmesiyle ilgili. Bu insanlar kendilerine karsi yanlislar yapan kisilere karsi intikamlarina almaya karar veriyorlar. Iyi bir haber buldugunu hisseden medya bu çeteye kucak açtigi bölümde; polis de kendilerine karsi hareket etmeye baslayinca fark edildi ki; artik çizgiyi astiklarini anladilar ve dagilmayi denediler. Ama artik çok geçti. Çünkü kafa yapilari olarak degismislerdi. Eski yasamlarina artik dönemezlerdi. Sonuçta son bir kez daha toparlanmaya karar verdiler. Içten içe bu hatanin sonucunun ne olacagini da biliyorlardi.”
Prodüktör Allan Niblo daha Love'in projesini duydugu andan itibaren en büyük destekçisi oldu. “Nick Outlaw'dan bana ilk bahsettiginde bu fikri hemen tuttum. Öykü beni hemen etkiledi. Burada modern izleyicinin vicdanina dokunacak bir proje var. Nick'in filmi direkt olarak izleyiciye sesleniyor ve onlarin korkularini ve karamsarligini kesfediyor.
Love devam ediyor “Allan'in senaryoyu bana ilk verdigi ani hatirliyorum. Daha tam olmayan 200 sayfaydi ama hiçbir yeri atilmamisti. Outlaw'un tohumlari buydu. Iki saat sonra beni çagirdi ve harika bir sey oldugunu söyledi. Sorun su ki, artik kendimizi bir toplum olarak görmüyor, birbirimize güvenmiyorduk. Bugünlerde her sey kötü adamin istedigi gibi gidiyordu.
“Ben bir orta sinif korkagiyim. Siddetten hiç hoslanmam. Ama su anki gidisattan gerçekten korkuyorum. Buradaki ana fikir topluma birsey anlatan ama ayni zamanda da eglenceli bir gerilime imza atabilmekti.
Oyuncu Seçimi
Nick Love Bryant rolü için en uygun aktörün Sean Bean olacagini en basindan beri hissetmisti. “Ilk yaklastigim kisi Beano oldu. Çünkü bu karakter sessiz sakin, oldukça düşünceli ama yeri geldiğinde de çok sert biri olacaktı. İşin aslı bunu yazarken Sean'ı hiç aklımdan çıkaramamıştım ve senaryoyu yazdıkça kafamda Sean'a tam uyan bir kişilik çıktı.”
Sean'ın başka nereli olduğunu düşünebilirsiniz ki? Kaba bir Kuzeyli. Gerçekten Afganistan'dan çıkmış olabileceğine başka kime inanacaktınız? Ray Winstone? Gary Oldman? Tim Roth? Sakin görünen ama patlayabilecek biri olmalıydı. Şanslıyız ki, senaryoyu okudu ve ben varım dedi. Sean Bean'i filminizde gördüklerinde diğer oyuncuları buraya çekmek daha kolay olacaktı.
Sempatik ve yaşamı boyunca hayal kırıklığına uğramış polis memuru Walter Lewis rolünde Bob Hoskins de, can alıcı bir karakterdi. Ona da ağırlık vermek gerekti.
“ Bob ve ben İngiltere'nin artık eskisi gibi olmadığını ve sokaklarda kendimizi güvende hissetmediğimizi çok konuştuk. Bu duyguyu kendisi de hissediyor ve paylaşıyor ve nerede yanlış yaptığımızı merak ediyor.” Bob muhtemelen bu öfkeyi paylaştığı için onu bu projeye katmak kolay oldu.
Ve tabii ki Danny Dyer, yönetmenin her filminde ayrılmaz bir parçası oldu. Love şöyle diyor; “İşin ilginç yanı Danny başta Hillier'ı oynayacaktı. Goodbye Charlie Bright, Football Factory ve The Business yaptıktan sonra kendimi sarsmamam gerektiğini hissettim. Kendimi yeni bir ekiple ve yeni bir kadroyla yenilemek istedi. Bu benim için bir doğum oldu denebilir. Çünkü Outlaw benim için diğer filmlerime göre daha ciddi ve daha gelişmiş bir film.
Ama sonra o sanki benim tılsımımmış gibi hissettim ve çalıştığım tüm aktörler içinde o açık ara en az egoya sahip, birlikte en çok uzlaşabileceğim aktördü. O her repliği ondan istendiği şekilde aktarmasını bilen biridir. Hiçbir zaman tekrara gerek bırakmaz. Ama düşündüm ki onu biraz daha farklı bir role koymam gerekiyordu. Onu The Business'deki Frankie yada Football Factory'deki Tommy Johnson gibi koyamazdım. Aslında onu garip bir güvenlik görevlisi olarak oynatacaktım ama bir gün ortaklarımdan biri dedi ki, o tıpkı Gene Dekker! Orta yolcu ve mülayim bir adam.
“Danny şiddetten hoşlanmayan, korkan ve sakin bir hayat sürmek isteyen biri. Tıpkı Gene Dekker gibi. Böylece onun karakterini değiştirdim. Danny'ye bunu söylediğimde klasik bir şekilde “Tamam yaparım. Benim için önemli değil” dedi. Ve sonuç olarak gayet iyi bir iş ortaya koydu. Çünkü önce kolayca alt edilebilecek biriyken, birden birini vurabilecek birine dönüşmek ve buna inandırabilmek çok önemli ve geriye kalan karakterlerse kolaylıkla yerine oturmuş oldu.”
Love ekliyor “Sean Harris seçmelere girdiğinde onun hakkında hiçbir fikrim yoktu. Prodüktörüm Allan Niblo beni onunla tanışmam için çok zorladı. Aklında başka Hillier'larda vardı ama Sean içeri girdi ve beni büyüledi.
“Lennie James avukat Cedric Munroe rolü için listemin en üstlerindeydi. Onu televizyondaki işlerinden biliyor ve çok iyi bir aktör olduğunu biliyordum. Onun öyküsü filmin en duygusal parçası. Bir aktör kötü oynasa film mahvolabilirdi. Ama Lennie öyle bir oyun çıkardı ki unutulmazlar arasına girdi.
“Sandy Mardell rolü için gerçekten büyük bir çekişme yaşandı.” diyen Love açıklıyor: “Rupert Friend geldi ve bu karakteri abartılı bir şekilde ağlayan bir çocuk gibi oynamayan tek aktördü. Bu çok zor bir roldü. Nerdeyse birkaç kelimelik rolü var ama film içerisinde her zaman izleyen ve hisseden bir yerde. Ve kendini yenileyen bir deneyim yaşadı. Rupert sertle yumuşak arasında mükemmel bir denge kurdu.
Çekim Aşaması
“Outlaw”ı yaparken daha önce hiçbir film setinde bu kadar eğlenmemiştim.” diyor Love. Bu konunun ciddiyetine göre çok ironik bir durum. En nihayetinde oyunlarında en üst noktada olan bir ekiple çalışıyordum.”
Şimdiye kadar Love tüm filmlerinde aynı kadroyla çalıştı. Ama Outlaw farklı bir estetik anlayışı, farklı bir görüntü aktarımı gerektirdiği için o artık o kendi alıştığı rahat bölgesinden farklı bir bölgeye adım atmak istedi ve yeni bir kadroyla çalışmaya karar verdi.
“Daha önce hiç görüntü yönetmeni Sam McCurdy çalışmamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse müthiş bir sezgisi vardı ve duygusal bir drama yakalamakta ve sezdirmeden konuyu aktarmakta o ve ekibi tüm gelenekleri bozdu. Bir filmin görüntüsü ve vermek istediği duygunun hikaye kadar önemli olduğunu anlamış bir ekip ve her şeyin mükemmel olması için yorulmak bilmeden çalıştılar. Yine de hava bizim aleyhimizdeydi. Güneşli İspanya'da çektiğim son filmle kıyasla tabii. Ama Sam ve ben özellikle böyle bir bakış açısı yakalamak için çok çalıştık.
En zorlandığımız bölümler herhalde dövüş sahneleri ve dış çekimler oldu. Bizim her çekimi ilk seferde iyi bir şekilde yapmamız gerekiyordu. Bu nedenle öncesinde bir sürü hazırlık ve prova yaptık. Kır evinin etrafındaki ağaçlık bölgede geçen çekimler 2 günde gerçekleştirildi. Bu iyi bir ekip ve incelikli bir planla fazla zorlanmadık.“
Love ve onun ekini dar bir bütçeyle çalışmaya yabancı değillerdi. Bu yüzden çok yaratıcı olabildiler. “Yer arayacağımıza bir otel koridoru ve güvenlik odasını kendimiz yapmaya karar verdik. Bu ilk bölümün ana merkez yeri oldu. Mümkün olduğunca kontrolümüzde olmasını istiyorduk. Güvenlik odasının garip bir atmosferi vardı. Çok sessiz sakindi ve muhtemelen Sean Harris'in de işe yaradı. Oranın sahibiymiş gibi davranıyordu.
“Bu filmi sekiz haftada tamamladık ve bunun dört haftasında Sean bizimle olabildi çünkü geri kalan günlerde Amerika'da başka bir film çekiyordu. Bu nedenle de onun yer aldığı bölümleri ilk dört haftada çekmek durumunda kaldık. Çok yorucu bir süreç olmasına rağmen bütün çekimleri kimseye zarar gelmeden bitmesi bizi çok rahatlattı ve güven aşıladı.
Diğer haftalarda performans çekimlerine odaklandık. Sonunda çekimleri tamamladığımızda kendimi çok bitkin hissediyordum ama adrenalinim o kadar yükselmişti ki birkaç hafta daha devam edebileceğime eminim.
Sean Bean, Danny Bryant Rolünde
Nick'le görüşmem beni projesiyle ilgili çok heyecanlandırdı. Canlandırmamı istediği karakter ve izleyiciye geçirmek istediği ana fikir beni çok etkiledi. Onunla görüştüm ve bana direkt ne yapmamı istediğini söyledi. Her şeyin kafasının içinde olduğunu söylemişti ve şimdi onunla çalıştım ve biliyorum ki gerçekten de öyle.
“Senaryoyu kelimesi kelimesine avucunun içi kadar biliyor ve her karakterin içini dışını, neler amaçladığını öğrendiğimde çok etkilendim. Böyle fikirlerin çok sık ortaya çıkmasını düşündüm. Yaratmak istediği şeye bu kadar bağlı ve istekli kişilerin her zaman bulunmadığını da biliyorum. Geldi ve dedi ki üç hafta sonra geleceğim ve senaryo tamamen hazır olacak dedi. Bunu aynen yaptı. Benim gerçekten de düşündüğümden çok daha iyi, çok daha detaylı olduğunu gördüm. Şiddet ve öfke kadar acının da hikayede olduğunu gördüm.”
“Fakat bu şiddet çok köklü bir kaynaktan gelen ve sağlanan bir şiddet. Bu karakterlerin toplumdan izole edildiği, yabancılaştığı hayal kırıklığına uğramış kızgın kişiler olduğu açıkça gözüküyor. Hareketlerinin nereden geldiği anlaşılabiliyor. Bu yüzden projeyle ilgilendim. Nick'le görüşüp, gözündeki heyecanı gördüğümde bende heveslendim.”
“Daha önce asker rollerinde oynadığımdan bu tarz rollere alışkındım. Ama fazla bir araştırma aşaması olmadı. Filmin teması bizim etrafımızdaki kişilerle ilgili. Sadece bir gazete almamız, bir bara gidip konuşmamız yeterli. Araştırma da budur. Etrafımızdakilerle konuştuk. Halk bunun sosyopolitik bir konusunun olduğundan haberdardı ve bence bizim yanımızdalardı.”
“Outlaw harika bir kasta sahip. Aktörlerin oyunculuğu şaşırtıcı performanslara varıyor. Bunlardan bazıları korkunç deneyimler yaşıyor. Özellikle de Lennie ve Rupert'ınkiler. Bu karakterlerin yaşamı onlar ne kadar doğru yollardan gitseler de, mahvolmuş durumda. Bizler hep düzgün yollardan gittik ama hepimizde başarısızlığa uğradık ve bence bu insanların anlayabileceği birşey. Ne yapabilirlerdi ki? Siz ne yapardınız? Bu insanlar çaresiz. Biz doğru şeyler yapmak istedik ama bazen bu işe yaramadı. Bence bu hikayenin ana fikri de bu.
Bob Hopkins, Walter Lewis Rolünde
Walter gerçekten de sıradan biri, bir polis memuru ve doğru biri olmak onu bir yere götürmediğini anlamış biri. Meslektaşları tarafından unutulmuş ve geride bırakılmış biri. Polis merkezinde gördüğü yozlaşmaya artık tahammülü kalmamış. Bu uyanıklar bir araya geldiğinde o da merkezden elde ettiği bilgileri onlara yardım etmek için sızdırmaya karar veriyor. Ve onları içeriden koruyor.”
“Senaryoyu önce menajerim gönderdi. Çok iyi bir senaryo olduğunu söyledi bende okudum. İlk testi başarıyla geçmişti. Posta kutuma senaryo geldiğinde ilk işim tuvalette ne kadar kaldığımı ölçmek olur. Uzun kalmış ve okumaya dalmışsam senaryo tamamdır. Ben bir filmde oynamaya böyle karar veririm.”
“ Nick Love'la tanıştım ve onun filme bakış açısından hoşlandım. Çalışmaya başladığımızda da haksız çıkmadığımı gördüm. Drama özel anları yakalamaktır. Normal şartlarda göremediğin şeyleri, gösteremediğin duyguları göstermektir. Genel olarak ifade edersem seyircilerde bu noktada bir tür gözetleyici oluyorlar. Nick'in çekim tarzı da kamerayı yerleştirişi de bir çeşit gizli gözlemci sayılabilir. Ve bu bence cezbediciydi.”
“Öncelikle kafasında bir resim bunu tamamladığında kağıda döküyor. İstediğiniz şeyi yapabilirsiniz ama kafanızdaki şablon senaryoya uymuyorsa olmaz. Nick bu hikayeyi size geçirmeyi iyi biliyor ve bu çok fazla yönetmenin yapabildiği bir şey değildir.”
“Outlaw'un hikayesine gelirsek bu dışarıda insanların konuştukları şeylerin bir yansıması diyebiliriz. Bu hikaye bir alarm değil, bir kehanet! Ve hikayedeki her şey halka dayanıyor. Vergi veriyorlar. Ucuz sebeplerden cezalandırılıyorlar. Sonuçta insanları istatistik aracına dönüştürüyorlar.
Bu toplum düzeninde özgürlüğü elinde bulunduran kişiler yalnızca suçlular gibi görünüyor ve sıradan insanlarda artık çileden çıkmaya başlıyor. Bence bu bakışla Nick, gördüğünü kaydeden biri diyebiliriz ve bu ileride neler olabileceğinin bir uyarısı denebilir.
Danny Dyer, Gene Dekker Rolünde
“Nick'in kaybolduğu bir an vardır. Dünya'dan elini eteğini çeker ve senaryo yazıp geri döner. Ne getireceğini asla bilemezsin. The Business filmini izlemeniz için bir yetişkin olmanız gerekmiyor. Temelde gangster filmlerine bir saygı duruşunda bulunuyor.”
“Elinde Outlaw'un senaryosuyla döndüğü zaman elinde gerçekten bir şeyler söyleyen bir film vardı. Senaryoyu okuduktan sonra; neden daha önce kimse böyle bir fikirle ortaya çıkmamış diye düşündüm.
Nick'in tarzı söylemek istediğinde oyalanmadan, saçmalamadan ve hiçbir zamanda size bir mutlu son vaat etmeyen bir tarz.”
“İlginç olansa bana senaryoyu verdiklerinde Hillier rolü benimdi. Açıkçası bundan çok memnumdum. Sonra beni aradı ve fikrini değiştirdiğini söyledi. Bu benim için büyük bir andı. Çünkü ben Hillier rolüne kendimi kaptırmıştım. Ama bana Dekker rolü için kimseyi bulamadığını söyledi. O ana kadar Dekker karakteri ile ilgili hiçbir fikrim yoktu. Sonra senaryoyu tekrar okuduğumda Dekker rolünün izleyicilerinde özdeşleşebileceği biri olduğunu gördüm. Sanki içimizden biriydi.”
“Bu filmde etrafım farklı geçmişlere sahip aktörlerle çevriliydi. Lennie James gibi çok uzun yıllardan beri bu sektörde yer alan biri, Sean Harris gibi bir metot oyuncusu. Ve Sean Bean gibi Hollywood'da yer almış birinci sınıf bir oyuncu. Hiçbir ortak noktası olmayan bir sürü oyuncu bir aradaydık.”
“İlk kez bir araya gelişimizi hatırlıyorum da Nick büyük bir şeydi. Bir akşam yemeğinde buluşmuştuk. Açıkçası çok rahatsız bir durumdu. Nick'e göre çok değişik bir yaklaşımdı. Hatırlıyorum da yarım saat öylece oturup mönüye bakmıştık. Sonra herkes birbiriyle konuşmaya başladı. Hepimiz çok iyi bir iş çıkartmış ve filmi yükseltmiştik. Bence aramızda da güzel bir rekabette yok değildi.
SEAN BEAN (DANNY BRYANT)
Son yıllarda Sean Bean daha büyük ölçekli rollerde oynamaya başladı. Lord of The Rings: The Fellowship of The Ring'deki Boromir'den; National Treasure, Troy ve North Country gibi filmlere dek uzanıyor. Onu hala Bernard Cornwell'in Napolyon dönemi kahramanı Richard Sharpe olarak da hatırlayabiliriz.
Son olarak da Sharpe's Challenge da izlemiştik. Royal Kraliyet Akademisi Dramatik sanatlar bölümünden mezun oldu. İlk filmini 1984 yılında Winter Flight'la yaptı. Onun ilk dikkat çektiği filmler ise; The Field ve Patriot Games. Sahnedeki hatırlanabilecek en son rolü 2002 yılında Macbeth'le yaptı. Sahnede olsun televizyonda olsun, sinema perdesindeki işleriyle Britanya'nın en çok tanınan sinema yüzlerinden biridir. Aynı zamanda da Sheffield United'ın iyi bir fanı olduğu da bilinir.
Danny Dyer (Gene Dekker)
Nick Love'ın her projesinde yerini alan Dyer, aynı zamanda diğer filmleriyle de başarıya ulaşmıştır. En çok göze batan performansları 1999 yılı hiti Human Traffic, William Boyd'un filmi The Trench, Greenfingers ve Mean Machine. Ayrıca Love'ın filmleri Goodbye Charlie Bright, The Football Factory ve The Business. Şu sıralarda Pathe çıkışlı Christer Smith imzalı korku komedi; Severance. Yakin bir zamanda da gerilim filmi Straightheads`de Gillian Anderson'la kamera karsisina geçecek.
Rupert Friend (Sandy Mardell)
Joe Wright'ın Pride & Prejudice'ında kötü kalpli Bay Wickham'ı rolüyle Elizabeth Bennet rolündeki Keira Knightley'nin etkileyici bir anti kahraman portresi çizmiştir. Kısa zaman önce Johnny Deep'in The Libertine'in oynadı. Bundan sonra da Joan Plowright'la birlikte Mrs Palfrey at The Claremont filminde karşılıklı rol aldı. İlerideki projeleriyse David Leland'ın Decameron: Angels and Virgins ve Ben Kingsley ve Colin Firth'le birlikte rol alacağı The Last Legion.
Sean Harris (Simon Hillier)
Harris kendine tehlikeli şahsiyetler ve yaralı ruhlu kişileri canlandırarak kendine bir yer edinmiştir. Şöhrete 24 Hour Party People filminde Joy Division kötü kaderli solisti Ian Curtis'i canlandırarak kavuştu. Ayrıca Creep, Frozen, Trauma ve Asylum filmlerinde önemli yardımcı rollerde yer aldı. Greg Loftin ilk filminde Saxon'un da prodüksiyonunda yer almıştır. Birçok televizyon projesinde yer aldı. Çocuk katili İan Brady rolünü oynadığı See No Evil: The Story of The Moors Murders buna dahil.
Lennie James (Cedric Munroe)
Çok yönlü ve saygı duyulan bir aktör olan James, tv için çekilen Storm Damage adlı yapımda aldığı rolle BAFTA ödüllerine aday oldu. Bu uluslararası arenada olumlu tepkiler aldı.
Lost in Space, Snatch, Lucky Break, 24 Hour Party People ve Hollywood macerası Sahara ile ne kadar geniş bir skalasi oldugunu gösterdi. En son rol aldigi yapimlarda BBC için yaptigi üç bölümlük seri The Family Man, Imelda Stauntan'la beraber oynadigi A Midsummer's Night Dream. Yakin zamanda da CBS yapimi olan Jericho seriyle izleyiciyle bulusacak.
Bob Hoskins (Walter Lewis)
MGM stüdyo yapımcısı Eddie Mannix olarak Hollywoodland izlediğimiz Hoskins Amerikan karakterlerini ustaca oynayarak kendini kanıtlamıştır. Başlarda şöhreti televizyonda yakaladı. Dennis Potter'ın Pennies From Heaven müzikalinde oynadı.1980'de azimli doğu yakası gangsteri Harold Shand tiplemesiyle The Long Good Friday filminde unutulmaz bir performans çıkardı. Önemli filmleriyse; The Honorary Consul, Mona Lisa, The Cotton Club, Who Framed Roger Rabbit?, Mermaids, Hook ve Nixon. Hoskins aynı zamanda The Raggedy Rawney ve Rainbow adında da iki film yönetti. Vanity Fair, Unleashed, Mrs Henderson Presents ve Garfield: A Tail of Two Kitties filmlerinde de rol aldı.
Ekip Biyografileri
Nick Love (YAZAR-YÖNETMEN)
Bournemouth Film Okulu'ndan mezun olan Love; Paul
Nicholls, Roland Manookian ve Danny Dyer Goodbye Charlie Bright (2001)'la başladığı film kariyerine. Dört uzun metrajlı film yazıp yönetti. Love'ın ilk uzun metrajlı filmi; Güney Londra sert ortamından iki yeni yetmenin arasındaki komik ve kalp ısıtan arkadaşlık öyküsünü anlatıyordu.
Bir sonraki filmi; Danny Dyer, Frank Harper, Tamer Hassan'ın rol aldığı The Football Factory'de (2004) yirmili yaşlarında olan ve hafta sonu seks, bira, uyuşturucu ve arada sırada birilerini dövmek için yaşayan Tommy Johnson'ın çevresinde geçenleri konu etmektedir.
Dvd olarak piyasa sürüldüğünden beri 950 bin kopya satarak İngiliz bağımsız filmleri arasında en başarılarından biri oldu. Love'ın üçüncü filmi olan The Business (2005) Danny Dyer,Tamer Hassan, Geoff Bell, Georgina Chapman ve Geoff Bell'in oynadigi bir gangster öyküsü. Bu filmde bir degisiklik yaparak 80'lerde geçen Costa Del Sol'da yasayan Ingiliz üst sinif suçlularin hayatini anlatmaktadir. Iste yasal bosluklarin kapatilmasindan sonra buradaki yasamin nasil hizla degistigi gösteriliyordu. The Business'in gisedeki basarisi Love'in basarisini onaylayarak ticari açidan en popüler Ingiliz yönetmenlerinden biri yapti. Halen The Sweeney'in senaryosunu yazmaktadir.
James Richardson (Prodüktör)
Vertigo Film'in Allan Niblo ve Rupert Preston ile birlikte kurucusudur. Richardson The Football Factory'tan beri Love'ın bütün filmlerinin yapımcısı oldu. It's All Gone Pete Tong ve gösterime girecek olan Waz'ın yapımcılığını da yapmıştır.
Allan Niblo (Prodüktör)
National Film ve Televizyon Okulu'ndan mezun olan Niblo, sektörde kameraman yönetmen ve yapımcı olarak çalıştı. İlk filmi Human Traffic'tir. İkincisiyse övgü alan South West Nine. Aynı zamanda It's All Gone Pete Tong, The FootballFactory ve The Business'ın da yapımcılığını yapmıştır.
|
|||