Hepsini Vur - Shoot'em Up
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 51.761
Hasılat 452.493 YTL
Hepsini Vur - Shoot'em Up
Yönetmen Michael Davis
Oyuncular Clive Owen, Monica Bellucci, Paul Giamatti, Stephen McHattie, Greg Byrk, Daniel Pilon, Ramona Pringle
Senaryo Michael Davis
Yapımcılar Michael Davis, Douglas Curtis, Toby Emmerich
Görüntü Yönetmeni Peter Pau
Prodüksiyon Tasarımı Gary Frudkoff
Kostüm Tasarımı Denise Cronenberg
Kurgu Peter Amundson
Özgün Müzik Paul Haslinger
Yapımcı Stüdyo New Line Cinema
Türkiye Dağıtımı Warner Bros. - Fida Film
Gösterim Tarihi 12 Ekim 2007
Film Arşivi
Hepsini Vur - Shoot'em Up Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
Clive Owen ve Monica Belluci, "Hepsini Vur"un başrollerinde...
İsmi yok, geçmişi yok, kaybedecek hiçbir şeyi yok.
“Shoot `Em Up / Hepsini Vur”  karanlık bir mizah anlayışı olan, izleyicileri dur durak bilmeyen yüksek tempolu bir maceraya sürüklemeyi vaat eden, oldukça sıradışı ve yaratıcı bir aksiyon filmi.
Clive Owen, dünyanın en sinirli ve sert mizaçlı adamıyken kendisini dünyadaki en masum şeyi yani yeni doğmuş bir bebeği korumakla yükümlü bulan Bay Smith'i canlandırıyor. Smith ateşli bir çatışmanın ortasında bebeği doğurtur. Kısa süre sonra anlar ki kimliği bilinmeyen bir güç bu bebeğe ilişkin tüm izleri silmek üzere, Hertz denen birinin (Paul Giamatti) liderliğindeki gizemli ve sonu gelmeyen bir tetikçiler ekibi göndermiştir.
Sayısız kurşun ve akla gelebilecek her türlü ateşli çatışma arasında Smith, DQ adında (Monica Bellucci) bir hayat kadınıyla güç birliği yaparak, oluşturdukları bu geçici ailenin tüm üyeleri kurşunlara hedef olmadan önce bebeğin hayatının neden tehdit altında olduğu muammasını çözmeye çalışır. Herkes bebeğin ölmesini istemektedir. Esas soru ise şudur: Neden
Başrollerini Clive Owen (“Sin City”, “Inside Man”), Monica Bellucci (“The Matrix Reloaded”, “The Passion of the Christ”) ve Paul Giamatti'nin (“Sideways”, “Cinderella Man”) paylaştığı “Shoot `Em Up/Hepsini Vur”un diğer önemli rollerinde Stephen McHattie ve Greg Byrk yer alıyor.
Yapım Hakkında
“Shoot `Em Up/Hepsini Vur”un esin kaynağı, John Woo'nun “Hardboiled” isimli filmindeki, filmin kahramanının (Chow Yun Fat) bir hastanede bir elinde silah diğer elinde bebekle çatışmaya girdiği sahneydi.
“Çok katı ve sert bir adamı dünyadaki en masum şeyle bir araya getirmek dramatik bir gerilim ve harika bir görüntü yaratıyor” diyen yazar-yönetmen Michael Davis'in ödüllü filmleri arasında “Eight Days a Week” ve “100 Girls” sayılabilir. Davis bu senaryoyu genişleterek, bir odadaki silahlı çatışmanın ortasında hikayenin kahramanının bir bebeği doğurtması fikrini şekillendirdi. “Bir film için harika bir açılış olacağını düşündüm” diyor hayalgücü geniş yönetmen.
Filmin orijinal senaryosunu da kaleme alan Davis, “`Shoot `Em Up/Hepsini Vur' Amerikan yapımı bir John Woo aksiyon filmine benziyor ve dünyanın en sinirli adamı Bay Smith'in ölümcül bir durumda bir bebekle uğraşmak zorunda kalmasını konu alıyor” dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir silahlı çatışma malzemesiyle yapabileceğiniz tüm yaratıcı ve zekice şeylere yer veriyor”.
Eski bir hikaye tahtası sanatçısı olan Davis, “Shoot `Em Up/Hepsini Vur” için bir dizi benzersiz, tuhaf ve kapsamlı alt senaryolar üretti. “Kolay olan kısmı bir silahlı çatışmayla yapabileceğiniz tüm o havalı şeylerdi” diyor Davis. Filmin başlangıcındaki bebek doğurtma ve silahlı çatışma sekansının yanı sıra filmde heyecanlı başka sahneler de yer alıyor: Smith ve paraşütçülerin bir uçaktan serbest düşüş yaptığı sahnede, bir keskin nişancı atlı karıncanın üzerinde yatan bebeği vuramasın diye Smith bir lunaparktaki atlı karıncayı kurşunlarla döndürmeye başlıyor; ve cinsellik ile şiddetin mükemmel şekilde karıştığı bir sahnede Smith ile bir hayat kadını olan suç ortağı DQ bir silahlı çatışma sırasında sevişiyorlar.
Clive Owen, "Hepsini Vur - Shoot'em Up"ın bir aksiyon sahnesinde...
“Ama hikayenin bütünlüğünü sağlamanın zor yanı kötü adamların neden bebeği istediği gizemini ve mantığını çözmekti” diye ekliyor Davis.
John Woo film bir ilham kaynağıydı. Fakat “Shoot `Em Up/Hepsini Vur”un tohumları onlarca yıl önce, Davis'in 6. sınıftayken bir daktiloda yazdığı kendi 100 sayfalık James Bond romanlarıyla atılmıştı. Ian Fleming'in tarzını taklit ettiği bu romanların adları Masquerade of Death ve Spearhead'di. “O zamandan beri, ister çocukluk romanlarımdan birini yazmak şeklinde olsun, ister şimdi bir senaryonun animasyonunu ve yazımını yapmak şeklinde olsun, baştan sona aksiyon yüklü bir film yapmanın hayalini kurdum” diyen Davis, filmin 11 aksiyon sekansı için, promosyon amaçlı kullanılmak üzere, 17.000 çizimden oluşan 15'er dakikalık animasyonlar hazırladı. Yapımcılar Susan Montford, Don Murphy ve (Davis gibi bir Bond fanatiği olan) Rick Benattar'ın yanı sıra, New Line Cinema yetkililerini ve oyuncuların büyük beğenisini kazanan bu animasyonlar etkili olduklarını böylece kanıtladılar. “Animasyon filmi gerçekten de esas filmin yüksek enerjisinin bir özetiydi. Çizgiye aktarılmış vizyonun filmin gerçek vizyonuna dönüştürülmesi sürecini görmek gerçekten heyecan vericiydi” diye ekliyor Davis.
Hollywood tüketimin hızlı olduğu bir yer. Buradaki en yetenekli yazar olabilirsiniz, ama bir çıkış yapamazsanız, uğraş veren bir sinemacı olmanın ötesine geçemezsiniz. İlahi bir müdahale Davis'e o çıkış şansını tanıdı: Güney Kaliforniya Üniversitesi'nden arkadaşı olan yapımcı Don Murphy (“Transformers”, “Natural Born Killers”, “League of Extraordinary Gentlemen”) ve ortakları Susan Montford ve Rick Benattar, Davis'e yardım eli uzattılar.
“`Shoot `Em Up/Hepsini Vur'un gerçekten özel, benzersiz bir sese sahip ve hayata geçmek için yalvaran bir senaryo olduğunu hissettik. Tam bizlere göreydi çünkü Amerika'nın büyük takıntılarıyla dalga geçiyordu: Sırasıyla, silahlar, göğüsler ve şiddet” diyen Don Murphy'nin şirketi Angry Films, yönetmenin filmdeki aksiyon sekanslarına ilişkin vizyonunu gösteren sunum ve animasyon tanıtım filminde Davis'le birlikte çalıştı. Susan Montford, “Bu inanılmaz animasyon fragmanının DVD'sini New Line Cinema'ya birinci tercihimiz olarak gönderdik ve onlar da buna bayıldılar” diyor.
Davis'in tanıtım filmini gördükten sonra, New Line Cinema yöneticileri filmdeki potansiyeli gördüler. Bu konuyu stüdyonun başındakilere açtıklarında kendilerine yeşil ışık yandı. “New Line şimdi sahip olduğumuz harika insanları kamera önü ve arkası ekibine katabilmemiz için gerekeni yaptı” diyor Murphy ve ekliyor: “Michael'ın, animasyon filminde de görüldüğü gibi, senaryo için vizyonu ve tutkusu vardı. Onun bu filmi yönetmek için doğduğunu düşündük”. Davis nihayet büyük fırsatı yakalamıştı.
Michael Davis “Shoot `Em Up/Hepsini Vur”u şöyle tanımlıyor: “Mavi yakalı bir James Bond filmi bu. Bay Smith, James Bond'un tam zıttı. Geçmişinde psikolojik sorun yaşamış, evsiz biri. Bu da size Rocky filminde olduğu gibi halktan biri izlenimini veriyor çünkü kendine ait kaynakları yok. Terk edilmiş bir binada yaşıyor. Hiçbir şeyi yok. Bond'un ise bir sürü araç gereci var. Bay Smith'in tek yeteneği ateş etmek; bu yüzden, gözlere faydalı olduğu için havuç yiyor. Ayrıca kapıları açması için eğittiği evcil bir faresi var; yani her şeyi teknolojiden uzak”. Smith aynı zamanda çok akıllı biri. “Bir adamın zor bir durumdan zekice kurtulduğunu, düşünce sürecinin ne olduğunu görmekten hoşlanıyorum. Bunu görkemli görsellerden daha heyecan verici buluyorum çünkü takdiri toplayan şey düşünce oluyor” diyen Davis, baştan beri zekice diyaloglarıyla öne çıkan, organik bir film yapma düşüncesindeydi.
"Hepsini Vur - Shoot'em Up"ın başrollerinde Clive Owen ile Monica Bellucci oynuyorlar.
Yapımcı Susan Montford'ın filme bakış açısı ise şöyle: “Sinemayı seviyorsanız bu filme bayılacaksınız; Sergio Leone'nin spagetti western'lerine, Melville'in Fransız gansgster filmlerine ve elbette John Woo'ya atıfta bulunuyor. Baş karakterler sinemanın, Michael Davis'in son derece çarpık hayalgücü aracılığıyla tekrar yaratılmış arketipleri: DQ trajik bir hayat kadını-anne. Smith kısa espriler yapan, sert ve yalnız efsanevi karakter. İkisi de hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapacak, klasik toplumdışı insanlar. Bebek ortaya çıkarak ikisini bir araya getiriyor ve hayatlarını allak bullak ediyor. Adamla kadın bebeği Hertz'den kurtarmak için güç birliği yapıyor. Diğer yandan, Hertz de gözlükleri ve tarağıyla fetişist bir gangster. BTK Katili'nin durumunda olduğu gibi, onu neredeyse sıradan bir aile adamı sanabilirsiniz”.
Sıra rüya oyuncu ekibini bir araya getirmeye geldiğinde, Michael Davis'in Bay Smith rolü için birinci tercihi, öncelikle “Sin City” ve “Inside Man” filmleriyle tanınan Clive Owen'dı. “Clive her şeyiyle tam bir aksiyon kahramanı ama onu filme dahil edebileceğimizi bir an bile düşünmemiştim” diyor Davis.
Ama tesadüfen, kısa süre öncesinde başka bir filmi geri çevirmiş olan Owen, Bay Smith'i oynamaya istekliydi. O ve Davis bir araya geldiler ve çok iyi anlaştılar. İngilizler kara mizaha yatkın olduğu için, Owen'ın bu sıradışı karakteri İngiliz aksanıyla oynamasına karar verdiler. Davis  bu konuda, “Smith İngiliz aksanıyla biraz daha sert oldu” diyor.
“`Shoot `Em Up/Hepsini Vur' kesinlikle çılgın bir film” diyen Clive Owen ise, sözlerini şöyle sürdürüyor: Uzun zamandır okuduğum en taze soluklu ve orijinal senaryolardan biriydi. Beni çok yüksek tempolu ve olağanüstü durumlara itiyor ve orada tutuyor. Bir düzine inanılmaz zekice tasarlanmış silahlı çatışma var filmde. Bunların hepsi de müthiş esprili bir dil ve mizahla harmanlanmış”.
Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Senaryoyu okuduğumda, hemen menajerimi aradım ve, `Eğer yönetmen bunun altından kalkabilecekse, olağanüstü bir film olur' dedim. Sonra Michael'la tanıştım ve yapabileceğini anladım. Her şeyden önce, bu filmi yapabilmek için yedi yıl beklemişti. Böyle bir filmin üstesinden gelmek özel bir düşünce biçimi ve özel bir insan gerektirir”.
“Smith'i oynayış biçimimden, onun hakkında fazla bir şey öğrenmiyorsunuz” diyor Owen ve ekliyor: “Çok gizemli biri ve çok iyi silah kullanıyor; bir şekilde, kimse onu anlamıyor gibi görünüyor. Gerçekten o durumda olmak istemiyor. Bir bebeği korumak zorunda kalıyor ve tüm film boyunca oradan oraya koşuşturuyor. Öte yandan, çocuğa karşı çok korumacı. Bu bir bakıma sembolik bir şey. Smith çok orijinal bir aksiyon kahramanı” diyor aktör gülerek.
“Clive, genç Sean Connery'nin prototipi gibi: Baskın bir erkek; seksi, zeki ve çok esprili bir adam. Abartısız, incelikli bir aktör oluşu sergileyeceği üst düzey aksiyonu çok iyi tamamlıyor” diyen yapımcı Don Murphy ve diğer yapımcılar, oyuncu ekibinin de senaryo gibi benzersiz olması gerektiğini düşündükleri için, daha yeni ve duygusal yoğunluğu daha fazla olan oyuncularla çalışmayı seçtiler.
Yapımcı Susan Montford şunu ekliyor: “Clive, Bay Smith'e gizemli ve düşünceli bir nitelik katıyor. Ayrıca, aksiyonların ve tehlikeli sahnelerin çoğunu kendi oynadı. Gerçekten muhteşem biri. Gözlerinizi ondan alamıyorsunuz”.
Monica Bellucci "Hepsini Vur"da...
“Bay Smith dünyanın en sinirli adamı” diyen Michael Davis ise, sözlerini şöyle sürdürüyor:  “Hayatında sıkıntı yaratan daha büyük bir şeye kızgın olduğu için, hayattaki tüm o küçük şeylere de sinirleniyor. Gerçek hayatta hepimizin sinirini bozan, birinin sakız çiğneyişi, bir sürücünün sinyal vermeyişi, birinin kahveyi höpürdeter içişi gibi tüm o ufak tefek şeylere tepkisini dile getiriyor. Sert biri ama onla özdeşleşebiliyoruz. Alt hikayelerden biri neden evsiz olduğunu ve bu kadar harika becerileri nereden elde ettiğini açıklıyor. Film kötü adamların neden bebeği öldürmek istedikleri konusunda gizemini uzun süre korurken, karakterin kim olduğunu da kademeli olarak açıklıyor. Alaycı ve öfkeli bir görüntü çizmesine karşın, Smith'in filmdeki en duyarlı kişi olması bir hayli ironik. Bir çok şeyin onu rahatsız etmesi de zaten çok duyarlı olmasından kaynaklanıyor”.
Clive Owen ise şu yorumu getiriyor: “Smith her şeyden nefret ettiğini söylüyor, ama aslında etmiyor. İnsanların onu öldürmeye çalışması canını sıkıyor. Bu durum onu kışkırtınca zaman zaman oldukça acımasız olabiliyor. Ama nihayetinde durumla başa çıkmanın yolunu her zaman buluyor”.
Smith'in yeni doğmuş bebeğe bakma ve koruma konusunda yardımına başvurduğu hayat kadını DQ rolünü İtalyan aktris Monica Bellucci canlandırıyor. “Monica inanılmaz güzel ve duygulu, kısıtlamalara yer vermeyen bir aktris” diyor yapımcı Susan Montford ve ekliyor: “Onu DQ rolünde bir kez hayal ettikten sonra, başka kimseyi düşünemez olduk”.
Michael Davis de benzer bir görüş dile getiriyor: “Monica rol için harika bir seçimdi çünkü DQ, Smith'in güçlü kişiliğiyle etkileşim içinde olacak güçte bir karakter. Aynı zamanda çok seksi ve filmde Smith'e pabuç bırakmayan tek kişi. DQ her şeyde ona bağırıyor. Monica'nın harika bir başka yönü de İtalyan ailelerinde annelerin çok güçlü birer figür olması. Smith ona kısaca DQ diyor ama isminin açılımı Donna Quintana. O gerçekten de filmin duygusal merkezi. Her zaman dürüst; her zaman ne hissettiğini söylüyor ve sonunda Smith'in değişim geçirerek biraz daha açık ve şefkatli olmasını, duygusal yaralarının iyileşmesini sağlıyor”.
Bellucci senaryonun orijinalliğine ve farklı öğeleri buluşturmasına ilgi duyduğunu söylüyor. “`Shoot `Em Up/Hepsini Vur' şiddet içerikli, rock'n roll dolu, seksi, karanlık ve ürkütücü ama bir o kadar da insani ve mizahi bir film. Tüm bu öğeleri bir arada bulmak kolay değil” diyen aktris, filmdeki sıradışı aşk hikayesinin de kendini çektiğini belirtiyor: “Film başladığında, ne Smith ne de DQ nasıl sevileceğini ya da aşkın ne demek olduğunu biliyor. Hayatlarına tesadüfen giren bebek sayesinde, gerçekte kim olduklarını keşfediyorlar; ve bebeğe sevgilerini aktarırken, birbirlerini sevmeyi de öğreniyorlar”. Bellucci canlandırdığı karakteri sevdiğini de sözlerine ekliyor: “O bir hayat kadını ve çok müstehcen bir özelliği var. Onu canlandırmayı sevdim çünkü  tamamen özgür bir karakter. Oyuncu bir şekilde tehlikeli, karanlık ve kirli şeyler yapıyor”.
Michael Davis bunun bir kaç yıl öncesinde Alfred Kinsey hakkında bir senaryo yazmıştı. “İnsan cinselliği üzerine çok kapsamlı bir araştırma yaptığım için, tüm senaryolarım seks hakkındaki nica harika şeyden çok etkilendi. Kinsey senaryosunu yazmamış olsam, göğsünden süt gelen bir hayat kadınına senaryoda asla yer vermezdim. `Shoot `Em Up/Hepsini Vur'da, baş kahraman bir bebekle baş başa kalıyor. Yardım için kime gidecek? Bebeği gerçekten besleyebilecek bu kadına neden gitmesin? DQ, Smith için mükemmel bir tamamlayıcı oluyor çünkü yardım ediyor. Nasıl hayatında olmuş bir şey yüzünden Smith'in paramparça olduğu  belliyse, DQ'nun da kendini aynı şekilde paramparça etmiş bir tecrübesi var. Bir araya gelip, geçici bir aile oluşturan bu iki kırık kalpten, filmin öyküsünü pekiştiren, hakikaten güçlü bir aşk hikayesi doğuyor” diyor Davis.
Paul Giamatti, "Hepsini Vur"un aksiyon yüklü bir sahnesinde...
Clive Owen ise rol arkadaşı Belluci ve DQ için şunları söylüyor: “Monica harika bir aktris ve bugüne dek inanılmaz işler çıkardı. Filmde elbette DQ'yla bir geçmişimiz var. Yardım için ona gidiyorum çünkü bebeğin beslenmesi gerekiyor. Çok sert bir ilişkimiz var, ama birbirimize çok düşkün olduğumuzu gerçekten hissedebiliyorsunuz. DQ bebeğe karşı çok şefkat dolu. Böylece çok tuhaf bir aile birimi oluşturuyoruz”.
Paul Giamatti amansızca Smith'in peşinden giden kötü adamların lideri Hertz'i canlandırıyor. “Kötü adamların ilginç bulduğum yönü günün yirmi dört saati kötü olmamaları” diyen Michael Davis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kötü adam olduklarını düşünmüyorlar. Dolayısıyla kendime şunu sordum: Bir kötü adam karakterinin kendini kötü gibi hissetmemesini nasıl sağlarım? Bu yüzden, hikaye boyunca, Hertz'in sürekli olarak evini arayıp sanki bir borsacıymış gibi karısıyla  konuşmasına karar verdim. Geç saatlere kadar çalışması gereken bir adam. Son derece vahşi biri, ama aile adamı yanı bu özelliğiyle tezat oluşturuyor”.
Davis sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir gerilim filmi kötü adamınız ne kadar başarılıysa o kadar başarılıdır. Dolayısıyla, Hertz için güvenli bir yola başvurmak istemedim. Bu rolün üstesinden gelebilecek ve Herzt fikriyle bütünleşecek bir aktöre ihtiyacım vardı. Fikir içimde büyüdü çünkü tipik olmaktan uzaktı. Fiziksel olarak bir kötü adam kadar iri olmasa da, zihinsel açıdan öyle. Hertz'in kendisinin olan her şeyde büyük olanı tercih etmesi daha eğlenceliydi: Büyük silahı, büyük arabası, büyük kemer tokasıyla ufak tefekliğini telafi ediyor. Böylesine çok boyutlu birini canlandırmanın üstesinden gelebilmesi için büyük bir oyuncuya ihtiyacınız var”.
“Paul genellikle öfkeyle hareket eden karakterler oynar ama bu kez, BTK Katili gibi çok sıradan görünümlü bir kötü adamı canlandırıyor. Hem çok komik hem de ürkütücü” diyor yapımcı Susan Montford.
Daha önce hiç kötü adamı oynamamış ve hiç silah kullanmış olan Giamatti, filmde yer almayı neden istediğini neşeli bir şekilde açıklıyor: “Sonlara doğru Smith'in tüm parmaklarını kırdığım, Gestapovari bir sahne var. Senaryoyu ilk okuduğumda, bu sahneyi oynamayı gerçekten istedim. Sahne uzadıkça uzuyor ve gerçekten de parmakları teker teker ve özenle kırıyorum. Eğlenceli bir sahneydi. Smith'in cesaretini yok etmeye çalışıyorum. Bir başka harika sahnede de Monica Bellucci'ye işkence etme fırsatım oluyor. Ona işkence yapmak harikaydı. Muhteşem biri ve inanılmaz ilginç bir aktris”.
Giamatti şöyle devam ediyor: “Clive ruhu yaralı adamları oynamada çok başarılı. Çok ilginç bir kahraman portresi çiziyor ve Bay Smith'e karanlık bir yön katıyor. Komik olan şu ki ben de kendi karakterimi neredeyse neşeli bir şekilde oynuyorum. Tuhaf bir rol değişimi”.
Owen'ın buna yanıtı ise şöyle: “Hertz filmin başından sonuna gerçekten çok vahşi bir karakter. Tam bir kötü adam. Senaryo çarpık esprilerle doluydu ve Paul bu rolü çok kararlı ve düz bir şekilde oynayarak rolüne mükemmel bir şekilde büründü. Hertz hakikaten çok aşağılık bir adam, ama Paul'ün onu canlandırışını izlemek inanılmaz eğlenceliydi”.
Rick Benattar aktörün sözlerine şunları ekliyor: “Paul bu filmde mükemmel bir kötü adam oldu; onu daha önce hiç böyle bir rolde görmedik. O kadar müthiş bir aktör ki Hertz'in komplekslerini karikatürize etmeden dışa vurmayı başardı. Bu zorlu bir iştir”.
Giamatti ise karakteri için şunları söylüyor: “Süper sezgileri olan, dahi ama yoldan çıkmış bir FBI profilcisini oynuyorum. Bunun altında yatan düşünce, Hertz'in gelenekselin dışında bir kötü adam olmasıydı; bu yüzden, onun muhasebeci gibi görünmesine karar verdik. Dışarıdan bakıldığında, Hertz dümdüz, hiç kimse olmayan, ufak tefek bir adam. Michael insanları öldüren ama bir ev ve aile hayatı olan bir adam istedi”. Aktör, Hertz'in inanılmaz bir şiddetin ortasında karısıyla tatlı tatlı konuştuğunu söylüyor. “Hertz birisini kafasından vurduğunda mutlu olabilen biri” diyor gülerek ve ekliyor: “Filmde insanların birbirini vurduğu büyük ve etkileyici sahneler var”.
Giamatti karakterinin görünümü konusunda da çok şevkliydi: Berberine saçının tepesini kazımasını, yanda kalanları biraz uzun bırakıp üste doğru taramasını söyledi; ayrıca sakal bıraktı. Saç stilisti aktörün saçına şekil verirken, briyantinin de yardımıyla saça `yağlı' bir görünüm kazandırdı.
“Paul Giamatti sanki yan komşunuz. `Herkes' gibi biri; bu yüzden de herkes onu seviyor. `Shoot `Em Up/Hepsini Vur'da adeta kendini aşma fırsatı gördü. O asla olmayan en harika Bond kötü adamı” diyor yapımcı Don Murphy.
Giamatti canlandırdığı karaktere ilişkin yorumlarını şöyle sürdürüyor: “Hertz kendini diğer herkesten daha zeki görüyor. O tüm askerleriyle gidip insanları öldürmeye çalışan bir görev adamı. Her zaman sorumluluk alıyor. Çoğunlukla bir limuzinin arka koltuğuna yaslanıp, telefonda insanlara birilerini öldürme emri veriyor. Clive'ın karakteriyse yorucu. Gerçek aksiyonda aslan payı ona düştü”.
Owen şu sözleriyle meslektaşını doğruluyor: “Çok fiziksel bir rol üstlendiğimden dolayı bu film için çok formda olmam gerekiyordu. Filmdeki aksiyonun en önemli özelliği sürekli olarak ivme kazanması. Asla durağan değil. Sanırım bunu diğer aksiyon filmlerinden ayıran özellik mizahı. Bu filmdeki aksiyonun çok esprili bir yanı var. Hem beklenmedik, hem komik hem de çok hoş”.
Yazar-yönetmen Michael Davis, “Oyuncuları aksiyon çok gerçekmiş gibi oynattım” diyor ve ekliyor: “'Coşkun' kelimesini kullanmak hoşuma gidiyor çünkü bu filme çok yakışıyor. Çok fazla aksiyon filminde patlamalar, yıkımlar, yerle bir olan dev yapılar var, ama bu filmde bireyler ve aksiyonun kişiselliği ön planda. `Shoot `Em Up/Hepsini Vur'un en harika yanı birinci sınıf oyuncuların muazzam bir aksiyon filmi yapmaları ve bunu yaparken de deli gibi eğlenmeleri”.
Oyuncuların hepsi filmde Davis'le çalışmaktan büyük keyif aldıklarını söylüyorlar.
Clive Owen bu konuda, “Michael dahice bir aksiyon filmi yazmış. Aksiyonları çekerken inanılmaz bir disiplin var, ama diyebilirim ki Michael tüm kariyerim boyunca çalıştığım en organize yönetmenlerden biri. Neyin gerektiği ve gün boyunca baştan sona ne istediği konusunda son derece net. Muazzam ölçüde sahne hazırlığı yaptık ve Michael her seferinde çok titizdi” diyor.
Monica Bellucci de aynı görüşü paylaşıyor: “Michael Davis'le çalışmak çok zevkli çünkü müthiş yetenekli. Senaryoyu da yazdığı için, ne istediğini tam olarak biliyor. Filmle ilgili vizyonu muhteşem”.
Paul Giamatti'nin yorumu ise şöyle: “Michael'ın gerçekten de film için adeta egzantrik bir vizyonu vardı. Filmde bol bol kara mizah vardı ki bu iyi bir şey. Hakikaten bir an duraklamayan, dinamik bir film”.
“Bana öyle geliyor ki Michael Davis bu filmi yönetmek için doğmuş” diyen yapımcı Susan Montford ise sözlerini şöyle sürdürüyor: “Filmi yazdığında, kişiliğinin tüm öğeleri sanki farklı karakterlerde kendini göstermişti; acayiplikleri, takıntıları ve sevgilerinde hayat bulmuştu. Dolayısıyla sıra yönetime geldiğinde, gerçekten de tüm karakterleri hayata geçirebildi, çünkü onlar kendisinin önemli bir parçasıydı”.
Davis'in elde çizdiği animasyonlardan oluşan 15 dakikalık tanıtım filmi, “Shoot `Em Up/Hepsini Vur”un New Line Cinema'ya satışında ve Clive Owen'ın rolü kabul edişinde kilit rol üstlendi. Altı ayı aşkın bir süre boyunca, filmin 11 büyük aksiyon sekansını elde çizdi. Toplamda 17.000 çizim yaptı. Davis'in de dediği gibi, “Sanki kare kare gerçek filmi izliyormuş gibisiniz, ama animasyon olarak”.
Davis, başlangıçta, animasyonların bu kadar büyük bir satış silahı olacağını asla hayal etmemişti. “Sadece bir hobi olarak başladı. Bilgisayarımdaki iMovie'de ne yapabileceğimi görmek istedim. Öylesine oynamaya başladım. Elimde sevdiğim bir senaryo vardı ama hayata geçirmekte zorlanıyordum. Bir film yapmak için yanıp tutuşuyordum ve animasyonlar da bir bakıma bu ihtiyacı giderdi”.
“Serbest düşüş sırasında silahlı çatışma yapılan ilk sekansın animasyonunu yaptıktan sonra, çok güzel olduğunu düşündüm. Bir ekibim olmadan yönetmenlik yapıyordum. Bunun üzerine bir sahnenin daha animasyonunu yapmaya karar verdim. Kafamın bir köşesinde, eğer bir gün filmi yapma fırsatım olursa, animasyonların, görüntü yönetmeninden yapım tasarımcısına filmde görev alan herkese sahnenin nasıl olmasını istediğimi anlatmanın harika bir yolu olacağını düşündüm”.
Bu tanıtım filmlerinin müthiş birer satış aracı olacağını ancak sonradan keşfetti. Vizyonu o kadar heyecan verici ve tanımlayıcıydı ki New Line, Davis'in bağımsızdan stüdyo sinemacılığına sıçraması için kendisine bir şans tanımaya karar verdi.
Animasyonlar ve senaryo yetenek avcılarının da dikkatini çekti ve bazı yıldız oyuncular projeye ilgilerini dile getirdiler. Hem New Line yetkilileri hem de Davis, başrol için Clive Owen'ı istedi. Senaryonun çarpıcılığı ve animasyonlar aktörü projeye katılmaya ikna etti.
Filmde önemli yer tutan bebek rolü için iki çift ikiz, bir üçüz ve beş kopya gerekiyordu. Ana çekimler başlamadan önce, Torontolu Eva Mende Gibson biri erkek biri kız olan (Sydney ve Lucas) ikizlerini doğurmasına iki hafta kala bir menajerden telefon aldı. Kendisine bebeklerinin bir filmde yer almasını isteyip istemediği soruldu. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra, `neden olmasın?' diye düşündü. Böylece bebekleri ilk aksesuarlarına sahip oldular: Henüz iki haftalıkken başlarına birer çorap yerleştirildi. “Sanırım on beş dakikalığına şöhret oldular” diyor Mende Gibson ve ekliyor: “Şimdiden bebeklik güncelerinin ölümsüzleştiğini söylemek mümkün. İleride büyüdüklerinde DVD'yi izleyip bebekken nasıl göründüklerine bakabiliriz. Bebeklik görüntüleri sonsuza dek yaşayacak”. Gerçek bebekler filmde birbirleriyle ve yapay bebeklerle dönüşümlü yer aldılar. Ne var ki, 11 haftalık çekimlerin sonunda ikizler çok büyüdü ve onların yerine üçüzlerden bir bebek seçilerek son birkaç gündeki çekimlerde oynadı.
Kendisi de bir baba olan Clive Owen, “Bebekler inanılmaz” dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir durumun merkezine ne zaman bir bebek koysanız, her şeyin merkezi hâline geliyor. Bir aksiyon filminin ortasına öncelikle korunması gereken bir bebek koymak inanılmaz zekice bir fikir. Herkes yeni doğmuş bir bebeğin üzüldüğünü, korktuğunu, endişelendiğini ya da tehlikede olduğunu gördüğünde anında ve içgüdüsel bir tepki verir. Hele hele tüm film boyunca bebeğin çılgınca bir aksiyonun ortasında tehdit altında oluşu inanılmaz güçlü bir etki yaratıyor”.
Protez ve animatronik uzmanı Paul Jones ve ekibi diğer beş bebeği yaptılar. Bunların hepsi filmdeki Oliver adlı bebeğe dublörlük yaptı. Yapay bebeklerden ikisi telsizle kontrol edilen animatronik robotlardı; diğer üçü ise hareketsiz dublör bebeklerdi.
“Bebeğin, tekme attığını, bağırdığını, kollarını ve başını hareket ettirdiğini görüyor, ve hatta onu kucağınıza alıp, gezdirebiliyorsunuz” diyen Jones'un ekibi ilk önce bebeğin başını Jones'un bebeğinin fotoğrafları doğrultusunda hazırladı çünkü ikizler henüz doğmamışlardı! Doğumdan sonra, Jones animatronik bebeğin ten rengini ve saç yapısını ikizlere göre değiştirdi. “Bazı bebekler saçsız doğar. Bu yüzden, son dakikada birkaç set bebek peruğu hazırlandı” diyor Jones gülümseyerek ve ekliyor: “Yapay bebeklerin gerçekçi olmaları için tüm yapay yüzleri görsel efektler ekibi Bay X hazırladı”.
İnandırıcı animatronik bebekler hazırlayabilmek için, Jones bebekleri araştırdı, hareketlerini videoya kaydetti ve tenlerine dokundu ki yumuşak bebeklerin tenini silikon takviyesiyle olabildiğince gerçekçi şekilde yapabilsin. Ekip, ayrıca, Bay Smith'in filmin başında kucağında taşıdığı annenin de tam boyutlu bir kuklasını hazırladı. Jones bu konuda gülerek, “İngiltere'deki Makeup Company'den beş galon `iyi' ve gerçekten inandırıcı kan sipariş ettik. Film için en iyi kanı onlar yapıyor. Oyuncularda `iyi' kanı kullandık, vurulup düşen diğer 85 ceset içinse şurup ve gıda boyasıyla kendi kanımızı yaptık” diyor.
Jones, Hertz'in Bay Smith'in parmaklarını kırdığı sahne için, Owen'ın Amerika'ya gelmesinden önce, İngiliz meslektaşlarından aktörün ellerinin kalıbını çıkarmalarını rica etti. Kalıplar hazırlandıktan sonra, Jones yakın çekimler için silikondan yapay eller hazırladı. Bu sahnenin başarılı olması için, kamera kesimlerle Owen'ın gerçek parmaklarından yapay olanlara gidip geldi.
Hiçbir aksiyon filmi, özellikle de “Shoot `Em Up/Hepsini Vur” gibi aşırı uçta olanlar, silahsız olmaz. Silahlar çekimlerde çok büyük yer tuttular. Silah uzmanı Charles Taylor yaklaşık 80 farklı silah temin etti. “Clive kötü adamları haklarken 18 farklı silah kullanıyor. Hertz 50 kalibrelik kocaman bir silah kullanan küçük bir adam. Hertz'in çetesi de tabancadan makineliye karışık standart silahlar taşıyorlar. Hammerson ve Lone Man daha yüksek kalibreli ve özel yapım otomatik tabanca ve makineli tüfekler kullanıyorlar” diyen Taylor, ana çekimlerden önce Clive Owen ve Paul Giamatti'ye bir atış poligonunda temel silah güvenliği, sette silah tutma ve ileri taktik silah eğitimi verdi.
Silahların hepsini kurusıkı atacak şekilde değiştirten Taylor, “Temelde oyunculara ateşli silahları bir tetikçiye yakın ustalıkta tutmayı, hareket hâlindeyken nişan almayı ve ateş etmeyi, ve ileri silah taktiklerini öğrettim çünkü her karakter için silahları kendi seçen yönetmenimiz, Clive Owen'ın oldukça gösterişli şeyler yapmasını ve şehir çatışmasında usta görünmesini istedi” diyor. Taylor çekimler boyunca yaklaşık 25.000 şarjör kurusıkı atıldığını tahmin ediyor.
Taylor'ın silahlarından biri teknolojik açıdan öylesine gelişmişti ki sadece sahibinin baş parmak iziyle aktive oluyordu. Bu yüzden, şiddetli bir sahnede, Smith'in ölü saldırganlardan birinin parmağını kesmesi gerekti.
Paul Giamatti'nin silah konusundaki yorumu şöyle: “Desert Eagle adında İsrail yapımı bir silah taşımam gerekiyordu ki kimsenin böyle bir silahı gündelik silah olarak taşıyacağını sanmıyorum. Bence kullanışsız. Elli kalibrelik, çok büyük ve ağır bir silah. Harika görünüyor ama kullanımı zor çünkü dev gibi bir şey. Kılıfından çıkarmak bile başlı başına bir iş. O koca şeyden sonra su tabancası gibi gelen küçük silahlar kullandığımda daha mutlu oldum. Kullanımları çok daha rahattı. Elli kalibrelik tabancayla hiç gerçek kurşun sıkmadım çünkü sanırım kolumu kırabilirdim!”
Owen ise, “Daha önce filmlerde ateş etmiştim. Dolayısıyla, silah tutmaktan rahatsız olmuyorum ama bu filmde pek çok farklı silah kullanmam gerekti. Çılgın bir şeydi. Smith sürekli olarak silahını kaybediyor ve yeni bir tane bulması gerekiyor. Buradaki arkadaşlar çok deneyimliler ve işlerini iyi biliyorlar. Bu yüzden, onlarla bolca zaman geçirmem yeterliydi”.
Patlayan silahlar beraberinde kurşun delikleri, kıvılcımlar ve keşmekeş de getiriyor. “Michael Davis bana her zaman özel efektlerin filmin yıldızlarından biri olduğunu söyledi” diyen Oscarlı özel efektler Koordinatörü Colin Chilvers, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Filmin çok heyecanlı, hızlı tempolu, yüksek enerjili ve büyük olmasını istedi! Kurşun ne kadar büyük delik açarsa, o kadar fazla etki yaratır ve filmin görüntüsüne o kadar katkıda bulunur. Bu yüzden, her şeyi biraz abartılı yapmaya odaklandık”.
Filmde 85 kişinin ölmesine karar verildi. Bazı sahnelerde bir kerede 150-200 piroteknik fişek yerleştirilmesi gerekti. Piroteknik fişek arkasına ne konursa patlatan küçük bir aygıttır. Chilvers'ın işindeki zorluk gerçek kurşunun normalde vereceği hasarı vermeden sahnelerin gerçekçi görünmelerini sağlamaktı. Oyucular ve dublörler aygıtın arkasına yerleştirilen metal bir plaka sayesinde korundular. BYG büyüsü de filme yüzlerce kurşun ekledi.
Çekimler sırasında 6.000 fişek ve 15 galon kan harcandığını tahmin eden Chilvers, “Sanırım bütçemin makul bir bölümünü fişeklere harcadım” diyor ve ekliyor: “Bu filmde daha önce yaptığım filmlerin çoğunun toplamından daha fazla kan kullanmış olabilirim!”
“Shoot `Em Up/Hepsini Vur” için yapım ekibinin oluşturulduğu sırada, yapımcı Susan Montford, Michael Davis'e, “Madem ki Amerikan tarzı bir John Woo filmi yapmaktan söz ediyorsun, neden bunun nasıl yapılacağını en iyi bilen Hong Konglu bir görüntü yönetmeniyle çalışmıyorsun?” diye sordu. Çok geçmeden, Peter Pau ekibe katıldı.
Pau'nun ilgisini çeken şey, Clive Owen'ın canlandırdığı karakter ve yüksek tempoydu. “Yumuşak kalpli ama soğuk yüzlü, ayakları yere basan baş karakter ile filmin müthiş hızlı temposu ilgimi çekti” diyen Oscarlı görüntü yönetmeni, günde ortalama 35-55 düzenleme yaptı ve iki kamerayla tam zamanlı kayıt gerçekleştirdi.
“Filmi Peter Pau'suz yapamazdım” diyen Davis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu film çok fazla düzenleme gerektiriyor ve Peter da yıldırım kadar hızlı. Ayrıca, benim aksiyon dansıma zarafet ve son derece şiirsel hareketler kattı. Kırmızı-yeşil renk paletini oluşturmama yardımcı oldu. Örneğin, Smith'in barınağına, yeşile çalan flüoresan ışığı ekledi. Gece mavisi yerine de, zaten var olan sodyum buhar ışığından sarımsı yeşile yöneldik”.
Pau ise, “Michael'ın kafasında zaten bir renk paleti vardı” diyor ve ekliyor: “Mavide solgun, yeşil, turuncu ve kırmızı da parlak tonları tercih ettik. Dolayısıyla, genelde renklerimiz sıcak ama az miktarda soğuk renkler de var. Öte yandan, `Shoot `Em Up/Hepsini Vur' çok yüksek enerjili bir film. Hız hissi yaratmak için, dramatik sahnelerde bile yavaşlamamaya çalıştık; Bu, Michael'la birlikte yaratmaya çalıştığımız yeni bir sinema stili”.
Pau'nun ekibi ışıklandırmanın yüzde 70-80'ini önceden kurdu ve uzaktan kumanda sistemiyle lambalar hızlı bir şekilde yakılıp söndürülerek çekimin hızlı yapısına katkı sağlandı.
“Shoot `Em Up/Hepsini Vur”un görünümü de erken bir aşamada Michael Davis ile yapım tasarımcısı Gary Frutkoff'un yaptığı toplantıda şekillendi. Frutkoff toplantıda Toronto ve Montreal'dan derlediği terk edilmiş şehir görüntülerinden oluşan bir slayt gösterisi yaptı. Sonraki aylarda paylaştıkları görsel dilin temeli büyük ölçüde bu görüntülerdi.
Bunlardan yola çıkarak setleri tasarlamaya koyulan Frutkoff, “Michael hikayeye bakışını büyük bir aksiyon sekansı, büyük bir kovalamaca… büyük bir silahlı çatışma şeklinde tanımlıyor” diyor. Davis, Smith'in dünyasının hikaye boyunca bütünleşen bir vizyon olmasını istedi. Setler ve mekanlar bu dünyayı yansıtmaya yardımcı olacak şekilde tasarlandı ve seçildi; mimarisi hikaye boyunca giderek hızlanacak aksiyonu destekleyecek şekilde geliştirildi. Yönetmen ile yapım tasarımcısının işbirliği, her karakter için, sırlarını fazla ifşa etmeden, ayrıntılar yaratmayı da içeriyordu. Davis karakterlerin çoğunun geçmişini gizli tutmak istedi; bunun izleyicinin sürekli tahminlerde bulunmasını sağlayacağına inanıyordu. Davis, ayrıca, filmin tamamında bir mizah anlayışının hâkim olmasını arzu etti. Mizah Smith'in dünyasında bir diğer önemli öğeydi.
“Filmde kentsel, karamsar bir gerçekçilik var ama üst düzeydeki aksiyonu desteklemesi için üst düzeye çıkartılmış, abartılı bir stil yaratılıyor” diyen Frutkoff, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Smith'i bir karakter olarak tanımlamaya çalışıyoruz. O duygusal açıdan yaralı bir adam ama yeri geldiğinde kahramanca gayretiyle ayağa kalkıyor ve başarılı oluyor. Öte yandan, bu adamın gizemini kademeli olarak açığa çıkarmaya çalışıyoruz. O bir dahi, James Bond gibi efsanevi bir karakter ama çok daha farklı bir sosyoekonomik dünyada faaliyet gösteriyor. Çevresi kafasından neler geçtiğini büyük ölçüde anlatıyor. Kentsel kasveti yansıtan bir görüntü yaratıp bunu mizahla üst üste oturtmayı hedefledik”.
“Smith'in dünyası sokaklardan topladığı şeylerden, metal ve tahta parçaları, ipler, kablolar ve kordonlardan oluşuyor. DQ'nun alanı ise daha şehvet içerikli, sofistike ve renkli” diyen yapım tasarımcısı, kırmızı, yeşil ve altın rengi bir palet kullandı. “Setleri, dikkati dağıtmayacak şekilde, her zaman zorlayıcı kılmaya çalışıyorduk” diyor Frutkoff.
Bay Smith'in dünyası şaşalı değil; bu yüzden, ihmal edilmiş, metruk bir dünyada yaşayan,  terk edilmiş, haksızlığa uğramış bir karakter. Bu benimsediği bir dünya, ama aynı zamanda kişiliği ve yeteneğiyle etki de yarattığı bir dünya.
“Steven Soderbergh'ün `The Limey' ve `Out of Sight' adlı filmlerinde de çalışmış olan Gary Frutkoff, filmdeki karakterlerin yaşadığı çevreye kasvet havası getirebilecekti” diyor yapımcı Don Murphy.
“Estetiği korumaya çalışırken, tekrarlayan aksiyonlar için tasarım yapmamız gerekiyordu” diyen Frutfkoff ise, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Her şeyin patlayacak şekilde tasarlanması zorunluydu, ve sonra bunları olabildiğince kısa sürede tekrar eski hâline getirmemiz gerekiyordu. Her setin bazı parçaları, üzerinden kayılacak, sıçranacak ve parçalanacak şekilde hazırlanıyordu. Lojistiği takip etmek tam zamanlı bir görevdi”.
Aynı şekilde, kostüm departmanı da aynı kıyafetten bir çok numune hazırladı. Clive Owen'ın 14 kot pantolonu, 14 kazağı ve 6 adet deri ceketi vardı. Kostüm tasarımcısı Denise Cronenberg bu konuda, “Clive film boyunca aynı kıyafeti giyse de, aynı kıyafetin fotoğraf kopyası, dublör kopyası, ikinci dublör kopyası ve çekim kopyası vardı; yani günde dört kıyafet kullanılıyordu” dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Üstüne üstlük, kıyafetleri farklı aşınmışlık aşamalarından geçiyordu ki bunlardan bazılarında kurşun deliği de oluyordu. Ayrıca, sokaklarda yaşadığı ve çatışmalara girdiği için, Bay Smith'in kıyafetleri de kademeli olarak kirleniyordu”.
Lone Man'in 16 adamı aynı tarzda gri takım elbise, beyaz gömlek ve yağmurluk giyiyor, siyah kravat takıyorlar. Cronenberg 20 gri takım elbiseyi, 20 kravatı ve 20 yağmurluğu Toronto'dan getirtti. Cronenberg, Hertz'in adamları için de, farklı tarzlarda 80 tane deri ceket satın aldı. “Tetikçilerin hepsi simsiyah giyiniyorlar; bazıları siyah güneş gözlüğü de takıyor” diyen tasarımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Monica'nın canlandırdığı karakter bir hayat kadını ve filmdeki tek kadın. Onun bir hayat kadını gibi görünse de klas bir havasının olmasını istedim”. Aktrisin, Fendi marka, fuşya, pembe ve mor karışımı bir etolü, siyah deri şeritli eteği ve renk paletine uygun, kırmızı ipek bir korsesi vardı. Genelevde zümrüt yeşili, seksi bir elbise giyiyordu. Filmin sonunda ise, aktrisi, pembe bir Dairy Queen kıyafet içinde görüyoruz. Paul Giamatti mor gömlekle tamamlanan kahverengi takımının hoşuna gittiğini belirtiyor: “Karakterime belli bir sıradışılık katmak istedim” diyor aktör.
Michael Davis, Bay Smith'in maceraları arasında yer alan, serbest düşüş sırasındaki ateşli çatışmayı içeren sekansın sinema tarihindeki en büyük silahlı çatışmalar arasına gireceğini umuyor. Bunun filmdeki en kapsamlı sahnelerden biri olduğuna şüphe yok. Animasyonun çok belirgin bir koreografisi olduğu için, Davis bu sekansı çekmenin en uygun yolunun yeşil perde olduğunu düşündü. Bu ayrıntılı sekansın yeşil perde önündeki çekimi bir haftadan uzun sürdü ki hiçbir aksiyon sekansına bu kadar süre ayrılmamıştı. Çekimde Davis'in çizim tahtası kare kare hayata geçirildi. “Bunun yakın geçmişteki aksiyon filmlerindeki en taze soluklu silahlı çatışmalarından biri olacağını umuyorum” diyor coşkulu yönetmen.
Sekanstaki çok sayıda hareketin koreografisini hayata geçirmek için, Clive Owen çeşitli makaraların ucuna bağlandı; bu makaralar, üzerine kameralar yerleştirilmiş vinçlerin kontrolündeydiler ve Owen'ı bir kukla oynatırmışçasına etkili bir şekilde hareket ettirdiler; bir yandan da rüzgar makineleriyle aktörün saçlarının ve kıyafetlerinin uçuşması sağlandı. Yeşil renkli makaralar, bazen yeşil bir sütunun üzerinde dönen, bazen de zarif bir şekilde havada sallanan, taklalar atan, dalış yapan, baş aşağı duran ve aynı zamanda silahla ateş eden Owen'ın havada baleyi andıran hareketlerine destek verdiler. Diğer oyuncular da havada uçtular. Tüm bunları yönetmen ile görüntü yönetmeni birlikte organize ettiler. Oyuncuların bıraktığı yerden dublörler devam etti.
Bu sekans için, İkinci Birim Yönetmeni Eddie Perez (“Blade: Trinity”) vücudu destekleyen ve vücudun dönmesini ve fazla yardım almadan rahatça hareket etmesini sağlayan ayırma sopasının (spreader bar) tasarımı için Cirque du Soleil'le anlaştı. Perez, ayrıca, Owen'a ve dublörüne uyacak bir dizgin takımı tasarladı çünkü bu iki adam Cirque'in performansçılarından daha yapılıydılar.
“İsmi bilinmese de, Eddie Perez en büyük aksiyon uzmanlarından biridir” diyor Don Murphy ve ekliyor: “İki şeyi iyi bilir: Bol miktarda kinetik hareket nasıl elde edilir; ve herkesin her zaman güvende olması nasıl sağlanır. Böyle bir filmde isteyeceğiniz iki şey zaten bunlardır”.
Owen yapım öncesinde gökyüzü dalışı için günlerce kablolarla çalıştı. Michael Davis aktör için, “Bu spora doğal bir yeteneği vardı; sanki Cirque du Soleil'de çalışan biriymiş gibi duruyordu. Atletik açıdan gerçekten becerikli” diyor.
Oyuncu kadrosu ve yapım ekibi sadece yeşil duvarlar ve güvenlik makaraları görmüş olsalar ve gözlerinin olduğu yerdeki delikler hariç baştan aşağı dijital yeşil kıyafetleri içinde uzaylı gibi görünseler de, Toronto merkezli görsel efektler şirketi Bay X Inc.'in ürettiği BYG sayesinde, izleyiciler bu nefes kesen sekansların ardında üç farklı tipte gökyüzü aksiyonu görecekler. “Ayrıca, kabloyla yapılması imkansız hareketler için tam kapsamlı BY karakterler yaratacağız” diyor Bay X Inc.'ten Brendon Taylor.
Görsel Efektler Amiri Edward Irastorza, “Başlangıçta izleyiciler yeryüzünü 12.000 metreden izleyecekler. O yükseklikte bir uçakla uçtuğunuzda ne görürseniz onu görecekler: Altın rengi  güneş ışığının aydınlattığı bulut katmanları” diyor ve ekliyor: “Smith kendini bulutlara bırakıyor; ardından da peşindeki paraşütçüler uçaktan atlıyorlar”.
Çatışmanın ikinci bölümü bir bulutun içinde geçiyor. Smith ve paraşütçüler karşılıklı ateş açtıklarında ufak bulut parçaları kopuyor. Bulutların üst kısmını güneş ışıkları aydınlatıyor; aşağıdaki katman ise griye çalıyor.
Sekansın üçüncü kısmında, Smith'in bulutları yarıp peşindekilerle son savaşını vereceği şehre inişi görülüyor.
Gökyüzünün güzelliği ile gökyüzünde gerçekleşen şiddet ve ölümü birbirine harmanlama fikri, “King Kong”ta resmedilen ayrıntılı gökyüzünden esinlenen görüntü yönetmeni Peter Pau'nun hoşuna gitti.
Filmde yer alan bir diğer tehlikeli sahnede ise iki araç kafa kafaya çarpışır. Owen'ın canlandırdığı karakter kendi aracından diğer araca uçarken ateş ederek arabanın camını patlatır, ve minibüs tarzı arabanın içine dalarak içindeki kötü adamlara ateş açar. Çarpışma gerçekti. İki araç saatte 13 km. hızla birbirlerine doğru ilerlemeye başladılar. Çarpışma anında hızları saatte 25 kilometreydi. Emniyet tedbirleri semeresini verdi. Başları kasklı ve vücutları yastıklarla sarılmış dublörler araca sıkı bir şekilde bağlanmışlardı. Çarpışmadan sonra ise arabadan çizik bile almamış olarak çıkıp gittiler. Bu tehlikeli sahnenin ikinci bölümü ise yeşil perde önünde çekildi. Bir dublör kabloya bağlı olarak bir araçtan diğerine uçtu.
Bir diğer arabalı kovalamaca sekansında ise, Bay Smith bir köprüden uçar ve cam bir çatıdan içeri dalar. Bu sekans için, Owen'ın dublörü aşağı eğimli bir kabloda ilerledi ve özel olarak çok büyük şekilde tasarlanmış cam tavandan içeri atladı.
Görsel efektler sadece arka plana eklenen ortamları yaratmada değil, aynı zamanda canlı bebeğin yüzünün animatronik bebekler için dijital yüze dönüştürülmesinde de kullanıldı. Ayrıca, Owen'ın yüzünü dublörlere aktarmak gibi diğer artistik başarılar da görsel efektlerin marifetiydi. Bunların haricinde, takla atan araba için BY bir araba, gökyüzü dalışı için BY bir uçak, Smith ile Hertz arasındaki dövüş sahnesinde Smith'in elini doğrayan BY bir neşter yaratıldı.
Her ne kadar “Shoot `Em Up/Hepsini Vur” John Woo etkisinde bir film olsa da, yazar-yönetmen Davis orijinal ve akıl almaz yaratıcılığıyla, bu sinema türünü, en isteksiz sinema seyircisini bile heyecanlandıracağı kesin olan bir düzeye getirdi.
Çizdiği animasyonlara bire bir sadık kalan Davis, “Pek çok aksiyon filmi aralarında 20 dakikalık diyaloglar olan dört tertip aksiyondan oluşur. Bu film ise gerçekten hareket ediyor. Toplamda 11 aksiyon sekansı var; ve aralardaki diyalog sahneleri de adeta hareketliymişler izlenimi uyandıracak. Bunun `Run Lola Run/Koş Lola Koş'un silahlı versiyonu olduğunu söyleyebiliriz ki bu benim çok hoşuma gidiyor çünkü filmim hareketli grafikler hakkında sinemaya söylenen bir aşk şarkısı”.
Monica Bellucci, “Bay Smith, James Bond'un serseri bir hâli gibi ve ben de tuhaf bir James Bond kızını andırıyorum. Gerçekten hoş ve seksi bir film olacak” diyor.
Michael Davis'in yorumu ise şöyle: “Filmin amacı harika bir eğlencelik sunmak. İnanıyorum ki her film kendi ortamını, kendi dünyasını ve kendi kurallarını yaratıyor. Buna sadık kaldığınız sürece, bence insanlar duygusal açıdan tatmin olur. Ben büyük aksiyon dansları izlemeye bayılan sinemaseverleri mutlu etmeyi amaçlıyorum. Aslında filmin en hoş yanı Clive Owen'ın silah tuttuğunu görmek. Bir aksiyon kahramanı olarak ayakları yerden kesiyor”. Yönetmen yüzünde koca bir tebessümle şunu ekliyor: “Çocukken James Bond olmak isterdim… şimdi ise Clive Owen olmak istiyorum!”
“`Shoot `Em Up/Hepsini Vur' izleyicinin beklediği tüm aksiyonu sunacak, ama umuyorum ki filmdeki tüm o kara mizah, ve biraz tuhaf ve ilginç karakterler bunu farklı türde bir aksiyon filmi hâline getirecek” diyor Paul Giamatti.
Owen meslektaşının sözlerine şunları ekliyor: “`Shoot `Em Up/Hepsini Vur'un daha önce kimsenin görmediği türde bir film olacağını garanti ederim. Aksiyonu seven insanları gerçekten memnun edecek”
Yapımcı Don Murphy tüm bunları şu sözlerle özetliyor: “Erkekler aksiyona bayılacaklar, Clive olmak isteyecek ve Monica'yla ilgili fanteziler kuracaklar. Kadınlar ise Clive ve Paul'a bayılacak, Clive ile Monica'nın ilişkisini seksi bulacaklar. Sinemaseverler ise filmin her şeyiyle çok sevecekler!”
Prodüksiyon bilgileri Warner Bros. Türkiye tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.
Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us