İzleyici Sayısı 46.375
Hasılat 332.403 YTL
|
Halloween
|
|||||||
Yönetmen Rob Zombie
Oyuncular Malcolm McDowell, Brad Dourif, Tyler Mane, Daeg Faerch, Sheri Moon, William Forsythe, Richard Lynch, Udo Kier
Senaryo Rob Zombie, John Carpenter
Yapımcılar John Carpenter, Harvey Weinstein, Bob Weinstein
Görüntü Yönetmeni Phil Parmet
Prodüksiyon Tasarımı Anthony Tremblay
Kostüm Tasarımı Mary E. McLeod
Kurgu Glenn Garland
Özgün Müzik Tyler Bates
Yapımcı Stüdyo Dimension Films
Türkiye Dağıtımı Medyavizyon
Gösterim Tarihi 19 Ekim 2007
|
||||||||
Halloween Yapım Bilgileri
|
||||||||
Şeytani güçlerin de bir kaderi var.
Halloween'de, The Devil's Reject ve House of 1000 Corpses gibi filmlerin kült yönetmeni ve müzisyen Rob Zombie, korku sinemasının en ikonik filmlerinden biri olan John Carpenter imzalı Halloween'e yeni bir yorum getiriyor. 1978 tarihli korku klasiği, acımasız maskeli katil Michael Myers'ı da efsane haline getirmişti.
Rob Zombie, Michael'ın çocukluk yıllarına dönerek başladığı hikayesine, henüz 10 yaşındayken katlettiği ailesi ile olan hayatına bir pencere açarak başlıyor. Illinois'deki Haddonfield adlı küçük bir kasabada yaşayan Michael, işlediği vahşi cinayetlerden sonra Smith's Grove Sanatoryumu'na kapatılıyor. Burada kaldığı 17 yıl boyunca isim yapmış bir çocuk psikoloğu olan Dr. Samuel Loomis 2in gözetimi altında bulunan Michael'ın içindeki kötülüğün derecesini en iyi anlayan da yine Dr. Loomis olacaktır.
Aradan 17 yıl geçtikten sonra, bir Halloween gecesi Michael, Smith's Grove'dan kaçar ve geçmişte yarım bıraktığı şeyleri bir sonuca bağlamak için Haddonfield'e doğru çıktığı yolculukta önüne gelen herkesi öldürmeye başlar.
Korku sinemasının ustalarından John Carpeter'ın yönetmenliğini üstlendiği orijinal Halloween, 25 Ekim 1978'te gösterime girdi ve dünya çapında 55 milyon dolar gişe hasılatı getirdi. Bu, 25 yılda 8 kere beyazperdeye aktarılan ve dünyanın en ünlü korku figürlerinden biri olan bir marka için, sadece başlangıçtı.
Rob Zombie'nin Halloween'inde, A Clockwork Orange, HBO'nın Entrouge ve NBC'nin Heroes gibi yapımlardan tanıdığımız Malcolm McDonald Dr. Samuel Loomis rolünde; 1978 versiyonunda Jamie Lee Curtis'in oynadığı lise öğrencisi Laurie Strode olarak Sleepover'dan tanıdığımız Scout Taylor-Compton; Haddonfield Şerifi Brackett rolünde One Flew Over Cuckoo's Nest ile Oscar'a aday olmuş, The Lord of The Rings'den ve Deadwood dizisinde de izlediğimiz Brad Dourif; efsane Michael Myers rolünde X-Men'de Sabretooth rolünde ve Troy'da izlediğimiz Tyler Mane ve Michael'in gençliğini canlandıran Daeg Faerch rol alıyor.
Halloween'de, Rob Zombie önceki filmlerinden tanıdığımız kimi oyuncu ile de tekrar çalışma imkanı bulmuş: Annie Brackett rolünde Danielle Harris, Lynda rolünde Kristina Klebe gibi. Laurie'nin anne-babasını ise Pat Skipper ve Dee Wallace canlandırıyor.
Halloween'in senaryosu; John Carpenter ve Debra Hill'in yarattığı karakterlerine yola çıkılarak Rob Zombie tarafından yazılmış. Filmin yapımcıları Malek Akkad, Andy Gould, Rob Zombie ve Andy La Marca.
Filmde Rob Zombie The Devil's Rejects filmindeki ekip arkadaşlarının da bir kısmıyla bu filmde bir araya gelmiş. Bunlar görüntü yönetmeni Anthony Trembley, besteci Tyler Bates, özel makyaj efekti uzmanı Wayne Toth ve kurgucu Glenn Garland. Yetenekli kamera arkası ekipte, Resident Evil: Apocalypse ve 88 Minutes gibi filmlerin kostüm tasarımcısı Mary Mcleod da yer alıyor.
Halloween projesinin gelişimi
Yapımcılardan Malek Akkad ve Andy Gould, hiç şüphesiz ki filmle ilgili en detaylı geçmişe sahip olan iki isim arasında.
Akkad, Halloween'in onun için tam bir “aile işi” olduğunu belirtiyor. Babası Mustafa Akkad'ın yapımcığını yaptığı 1978 tarihli ilk filmin ardından, kendi çocukluğu da onu takip eden diğer filmlerin setinde geçen Malek Akkad için Halloween, bir aile yadigarı. Akkad ailesi aynı zamanda Halloween serilerinin her tür uluslararası hakkının da sahibi. Malek Akkad, filmi Rob Zombie'nin yönetmesinden ne kadar memnun olduğunu şöyle dile getiriyor: “Rob, filme taptaze bir hava getirdi. Hem ilk filmin hayranlarını tatmin edecek hem de seriye yeni hayranlar kazandıracak bir film olduğuna inanıyoruz.”
Yapımcı koltuğunda oturan Andy Gould, Rob Zombie'nin uzun süredir menajerliğini yapan, aynı zamanda House of 1000 Corpses ve The Devil Rejects gibi filmlerinin de yapımcılığını üstlenmiş bir isim. Gould, yönetmen Zombie'ye Halloween'in yönetmenliğinin önerilmesinin, The Devil Rejects'in başarısının ardından olduğunu söylüyor: “Film işine biraz ara verip bir albüm üzerinde çalışıp turneye çıkmaya hazırlanıyorduk.” diyor Gould. “Tam o sıralar, Bob Weinstein'dan bir telefon geldi. Rob'un çalışmalarını beğeniyle izlemişler. The Devil's Rejects'teki vizyonundan etkilendiklerini ve onlar için bir film çekmesini istediklerini söyledi.”
Gould, toplantıya gittiklerinde kendilerine “Hiç Halloween'i yeniden çekmeyi düşünüp düşünmedikleri sorulduğundaki ilk tepkilerinin “hiç düşünmedikleri” olduğunu söylüyor ve şöyle açıklıyor: “Çünkü Halloween bir klasik. Ve yeniden çevrimler genelde pek iyi olmaz. O nedenle biraz çekingendik. Ama bir sure sonra şöyle düşünmeye başladı: Belki de, hikayeye başka bir açıdan bakmak lazımdı. Aynı olay örgüsü içerisinde, anlatılacak başka bir hikaye daha vardı. Bu hikaye, yeniden çevirmiş olmak için anlatılan bir hikaye değildi.”
Zombie, birçok korku sineması düşkününü gönlünde taht kurmuş, hatırı sayılır bir hayran kitlesi bulunan Halloween'i yeniden çektiği zaman, bütün dünyanın gözlerinin üzerine çevrileceğinin farkındaydı. Andy Gould, Zombie'nin kutsal topraklar üzerinde yürüdüğünün bilinciyle işini çok ciddiye aldığını belirtiyor.
Yönetmen Rob Zombie de, önerilen bu yeniden çevrimin başlangıçta hiç ilgisini çekmediğini belirtiyor ve yeniden çevrimlerden, hele ki korku türündeyse çok hoşlanmadığını sözlerine ekliyor. “Önümde çok da başarılı olmayan örnekler vardı” diyor. “Özellikle de ilkinde başarılı olduğunu düşündüğüm filmlerin yeniden çevrimleri düşündüm. Bir anlamı olmadığını düşündüm. Derken, yeniden çevrim olup da beğendiğim filmler geldi aklıma. Scarface gibi Cape Fear gibi… Fark ettim ki, yeniden çevrilmiş olmasaydı, Dracula'nın hala sessiz versiyonunu izliyor olacaktık. O nedenle, ben de bu yönde düşünmeye başladım.”
Böylece Zombie, Carpenter'ın yarattığı orijinal öğelerin barındırmanın yanı sıra, daha geçmişe uzanan bir senaryo yazmaya başlar. “Orijinal filmde, olanları anlatıyorlar, ama hiçbirini görmüyorsunuz.” diye açıklıyor Zombie. “Bu olayları anlatıp, buradan yola çıkarak hikayeyi genişletmeyi düşündüm. İyi ve basit bir hikaye bu. İnsana bol malzeme sunan bir hikaye de aynı zamanda.”
İlk Halloween'in bundan otuz yıl önce gösterime girdiğini düşürsek, şimdiki seyircilerin çok daha sofistike olduklarını ve daha fazlasını beklediklerini de hesaba katmak gerekiyordu. İlk filmi bir klasik yapan birçok neden var ve bunlardan biri de, neredeyse tek damla kan görmüyor olmanız. Ama bugünün seyircisi daha fazlasını bekliyor.”
Zombie'nin daha önceki iki filmini görmüş olan Akkad, yönetmenin korku sinemasına son derece çağdaş bir stil getirdiğini ve bunun Halloween için tam aradıkları şey olduğunu belirtiyor: “Rob, harika bir senaryo yazdı. Bize gelip anlattığında, hikayenin orijinalindeki öğeleri korurken daha önce görmediğimiz yeni bir takım öğeleri nasıl ekleyeceğini de tam anlamıyla kurmuştu. Yani gerçekten de Halloween'i yeniden keşfetmiş, yeniden düşlemiş oldu.”
“Bir hikayeyi nasıl yeniden anlatabileceğinize iyi bir örnek olarak Batman Begins'i alabilirsiniz.” diyor yapımcı Andy Gould. “Karakterin geçmişini anlatıyor ve bazı boşlukları dolduruyorsunuz. Orijinal hikayeye baktığınızda, küçük bir çocuk olarak ilk cinayetlerini görüyorsunuz ama bizimki, hikayenin `nasıl` ve `neden` kısmını anlatıyor.” diyen Gould, kimi sahnelerde orijinal filme açıkça saygı duruşunda bulunulduğu, ama filmin bütününe Zombie'nin vizyonunun hakim olduğunu belirtiyor.
Akkad, “Rob'la çalıştıktan sonra, onun projeye ne kadar çok şey kattığına insan şaşırmadan edemiyor. Oyuncularla, bütün departmanlarla yüzde iki yüz verimle çalışıyor. Bunun bir Rob Zombie filmi olduğuna şüphe yok. Filmin her karesinde damgası var.” diyor.
Çekirdek ekibi oluşturduktan sonra, Zombie ve yapımcılar, 30 yıldır sinema izleyicisi olan yetişkin seyircilerin aşina olduğu karakterleri canlandırmaları için genç oyuncular bulmak için kolları sıvamışlar. Bu süreçte yaşadıkları çelişkilerin başında ise, tanınmış oyuncularla mı, karakter oyuncuları ile mi, yoksa tanınmamış genç oyuncularla mı çalışacakları olmuş. Zombie'nin hayal ettiği vizyonu yakalamak için çareyi ise, hepsinden bir parça ilave etmekte bulmuşlar.
Filmin, özellikle genç Michael Myers'ın konu edildiği kısmında, orijinaline kıyasla birçok yeni öge olsa da, yapımcılar filmin Michael'ın yetişkin halinin olduğu bölümlerinde, zaten çizilmiş olan orijinal karakterleri çok fazla değiştirmemeye özen göstermişler. Yapımcı Akkad, “Karakterleri ve kimi klasikleşmiş sahneleri korumamız gerekiyordu. Çünkü bunları değiştirecek olursak, film Halloween olmaktan çıkacaktı.” diye açıklıyor. “Karakter isimlerini fazla değiştirmedik. Dr. Loomis ve kızların bazı konuşmaları artık markalaşmış gibi. Bu öğeler orijinalinin aynısı. Ama hem oyunculuk hem de kurgu açısından farklılaşarak yeni ve taze bir hal alıyor.”
Michael'in hayatındaki üç evre...
Halloween, Michael'in hayatındaki üç evreye odaklanıyor: Henüz on yaşındayken, Haddonfield'de geçirdiği dönem, Dr. Loomis'in gözetimi altında sanatoryumda geçirdiği yıllar ve son olarak, buradan kaçtığı o malum gece.
“Michael'ın çocukluğu ve gençliği ile enstitüde geçirdiği döneme oldukça derinlemesine değiniyoruz.” diyor Akkad. “Bir bakıma boşlukları dolduruyor. İlk film, o kısımlara hiç girmiyordu o zaman için, bu son derece yerindeydi çünkü insanların boşlukları kendileri doldurmalarına imkan tanıyordu. Şimdiyse, geriye dönüp Micheal'ın ailesi hakkında biraz daha bilgi alıyoruz. Bence bu, fanatik Halloween hayranları için açılan taze bir pencere olacak. Sadece bu da değil. Aynı zamanda da, bugünün izleyicisi için Michael'I bebek bakıcılarına musallat olan bir seri katil olmaktan öteye taşıyacak. Michael Myers, artık çok daha ete kemiğe bürünmüş bir karakter.”
Rob Zombie, Michael Myers karakterinin bu kadar etkili olmasının nedenini şöyle açıklıyor: “Çok araştırma yaptım. Filmin gerçekçi olmasını istiyordum. Çünkü bu gibi olayların gerçek olduğunu hissettiğinizde, izlemek insani çok rahatsız edebiliyor. Michael'ı gerçek bir psikopat olarak resmetmeye karar verdik. Tabi bu, insanı cezbetmesine engel değil. O yüzden çocukluğunu bir nevi mutlu, arkadaş canlısı olarak anlattım. Çünkü araştırmalarım sırasında gördüm ki, psikopat olan birisi, karizmatik de olabiliyor, bir cazibesi de olabiliyor, ya da arkadaş canlısı da. Sadece doğru ve yanlış arasındaki ayrımı yapamıyorlar. Vicdanları olmuyor. Hiçbir duyguları olmuyor. Ben de o şekilde yorumladım.”
Henüz çok genç yaştayken, Michael'ın çok da normal bir çocuk olmadığı, okul müdürünün Michael'ın çantasında korkunç resimler bulması ve bir çocuk psikoloğundan yardım istemesi ile belli oluyor.
Çocuk psikoloğu, Dr Samuel Loomis, Oscar ödüllü emektar oyuncu Malcolm McDowell tarafından canlandırılıyor. Stanley Kubrick'in ünlü A Clockwork Orange'ı ile efsaneleşen McDowell, yakın zamanda da Heroes ve Entourage gibi dizilerde kamera karşısına geçti.
“Oyuncu seçimi, Rob'un en yetenekli olduğu konulardan biri.” diyor Gould. “Karakterleri kimin canlandıracağı konusundaki becerisi beni hep şaşırtıyor.. Daha ilk aşamalardayken, birgün arayıp dedi ki, `Dr. Loomis rolü için mükemmel birini buldum: Malcolm McDowell.` Ve tabii ki, muhteşem bir fikirdi. Kusursuz seçim.”
Hayranlarının da bildiği ve kendisinin de sık sık dile getirdiği gibi, A Clockwork Orange, Rob Zombie'nin en sevdiği film. O nedenle, zamanında Donald Pleasance'ın canlandırdığı doktor karakteri için McDowell'ı seçmek, Zombie için hem çok kolay bir karar, hem de bir onu olmuş. Zombie, “Daha ilk günden beri Dr. Loomis karakterini McDowell'ın canlandırmasını istiyordum.” diyor. “Çok sempatik bir karakter olmamasına rağmen, denge oluşturacak bir karakter olmasını istiyordum. Egoist ve sinir bozucu bir karakter ama karizmatik de. O yüzden sevmemeniz gerektiğini hissetseniz bile bir bakıma seviyorsunuz.”
McDowell, kariyerinin şu noktasında bir korku filminde oynamak konusunda başlangıçta çekingen davrandığını söylüyor ve “Ben, karakterin itici gücü oluşturduğu rolleri seviyorum” diyor. “Bence bu filmin başarısı burada yatıyor, özel efektlerde değil. Bu, karakterleri geliştirme ve o karakterlere inanıp inanmamanızla ilgili. Karakteri üç boyutlu hale getirdiğiniz zaman, küçük karakterler, en küçük roller bile özel efektlere ihtiyacınız kalmaz. Bizim filmimizin gücü de buradan geliyor.”
Aynı zamanda arkadaşı olan meslektaşı Donald Pleasance'ın karakterde sergilediği performansı tekrarlamak istemeyen McDowell, “Donald Pleasance'ın zayıf bir kopyası olmak istemiyordum. O yüzden Rob'la konuştum ve ikimiz de hemfikir olduk ki, bu karaktere biraz daha hafif bir taraf getirmemiz daha iyi olacaktı. Kast ettiğim, komik bir karakter olduğu değil, çünkü öyle değil. Biraz kendini beğenmiş biri. Doktor, ve biraz da egoist. Dalında en iyisi olduğuna inanıyor. Ben özellikle, loomis'in hastası ile ilgili çok yol kat etmiş olmasından yola çıktım. Çok satan bir kitap yazmış. Televizyonda demeçler veriyor. O nedenle, doktoru çok karanlık bir tip olarak yorumlamadığınızda, korku dolu anlar daha da korkunç olabiliyor.”
Doktor Loomis'in karakteri 17 yılı içeren bir dönemde olduğu için, saç ve makyaj departmanına da iş çıkmış. McDowell'ın saç ve makyajı, iki farklı döneme göre çalışılmış.
Michael Myers'ın 10 yaşındaki halini canlandıracak oyuncu için arayış, Daeg Farch adındaki genç oyuncunun bulunmasıyla sona ermiş. Zombie, genç Myers'ın bulunmasının en zor iş olacağını başından beri biliyormuş. “O konuda başarısız olursak, bütün filmin güme gideceğini biliyordum. Çünkü rolü çok önemli.” diyor Zombie.
Zombie, hal-i hazırdaki çocuk oyuncular içerisinde aklına gelen bir isim olmadığını söylüyor. “Gerçekten özel bir çocuk bulmak çok zor” diyen Zombie, “Hollywood tipi bir çocuk olmasını istemiyordum. Suratını bir anda korkunc hale sokan bir çocuk da istemiyordum” diye açıklıyor.
Daeg'i seçmelerde gördüğü anda Zombie onda aradığı Michael Myers'ı bulmuş. “Daha deneme çekimini görmeden, fotoğrafını gördüğüm anda işte bu dedim, bu çocuk mükemmel. Acayip bir havası var. Bir anda, hem de hiçbir gayret göstermediği halde, son derece korkunç görünebiliyor. Sonra bir bakıyorsunuz, dünya tatlısı bir çocuk. Kendine has garip bir yanı var. Son derece doğal.”
“Daeg'i bulmak tam bizim için büyük şanstı.” diyor Andy Gould. “ Filmde emeği geçen diğer insanlara haksızlık etmek istemem ama, bu çocuk muhteşem bir oyuncu. Bakışlarında, durusunda müthiş bir şey var. Sinemayı gerçekten çok seviyor. Sinema çalışıyor. Daha fazlasını öğrenmek istiyor. Ve, yönetmen direktiflerine son derece verimli cevap veriyor.”
“En çok komedi ve korku filmlerini seviyorum.” diyor Kanada doğumlu genç oyuncu. Daeg'in annesi, oğlunun ilk Halloween filmini izlemesine izin vermiş olsa da, senaryoda sadece kendisinin karakterinin olduğu sahneleri okumasına izin vermiş. Daeg, “Annem senaryoyu okuduktan sonra, `ı-ıh` dedi, `sen bunu okuyamazsın`. Ben de `kahretsin` dedim. Sanırım bir sürü cinayet ve görmemem gereken şey varmış.”
Buna rağmen, Daeg karakterinin özünü anlamaktan hiç geri kalmamış. “Psikopat, deli, kötü biri” diyor. “Bence Michael doğuştan kötü değil. Ama herkes ona o kadar kötü davranmış ki, bir yerde canına tak etmiş ve kötü olmuş. O yüzden okulda başı derde giriyor, sonra da önüne geleni öldürmeye başlıyor.”
Filmdeki diğer oyuncular
Michael'ın gençlik günlerinde, annesi Deborah'la da tanışıyoruz. Deborah'ı, Sheri Moon Zombie, onun işe yaramaz sevgilisini ise William Forsythe canlandırıyor. Hanna Hall'un canlandırdığı ablası Judith'in dışında, Michael'ın Boo adını taktığı henüz bebek olan bir kız kardeşi daha var.
House of 1000 Corpses ve onun devam olan The Devil's Rejects'de Baby Firefly karakteri ile akıllarda yer eden Sheri Moon Zombie, Michael'ın gündüzleri çalıştığı işin dışında, evini geçindirebilmek için geceleri de bir striptiz kulübünde çalışan annesi rolünde.
“Sheri'yle çalışmayı çok seviyorum” diyor Zombie. “Bir kere, karım. Ve Michael'ın annesini hep onun oynamasını istemiştim. Bunu çok iyi bir seçim olacağını biliyordum. Daeg'i bulduğumuzda anne-oğul olarak da çok yakıştıklarını fark ettim. Çok geçmeden, ikisi çok iyi anlaşmaya başladı. Gerçekten çok iyi seçim yaptık. Film onların varlığıyla farklı bir boyut kazandı. Çünkü, özellikle filmin başlarında Michael ve annesinin ilişkisini çok görüyoruz. Bu hiç söylenmiyor ama, Michael o kadar insanı, bir bakıma annesini korumak için öldürdüğü hissine kapılıyor insan. Bu hiç dile getirilmiyor ve ben de bunu bu şekilde açıklamıyorum ama, hissedilen bu.”
Sheri, Rob'un bütün filmlerinde rol aldı. Ve başından bugün geldiği yere baktığınızda, oyuncu olarak kendini çok geliştirdiğini fark ediyorsunuz.” diyor Gould. “Bu işi çok ciddiye aldığı ve her filmle oyuncu olarak kendini daha da ispatladığı açıkça görünüyor. Bu filmde de, öyle sahneleri var ki, insanlar onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anlayacak”
Michael'ın ablası Judith rolünde, Forrest Gump'da “Run Forrest, Run!' diye bağıran Jenny rolüyle akıllara kazınan Hanna Hall var. The Virgin Suicides'da da Kirsten Dunst ile kamera karşısına geçen Hall, ailenin istediğini elde etmek için seksapelini kullanan genç kızını canlandırıyor.
“Judith, çok manipülatif bir karakter. Bunu genelde seksapeli ile yapıyor. Bence bunu bir savunma mekanizması olarak geliştirmiş. Bir bakıma Michael gibi, o da çevresinin, yani onun en kötü özelliğini ortaya çıkaran bir aile ortamının ürünü.
Hall, öncesinde orijinal Halloween'i hiç izlememiş ve film için yaptığı ilk hazırlık da gidip hemen izlemek olmuş. Tarzı hakkında bilgi sahibi olmak için Rob Zombie'nin önceki iki filmini de izlemiş. “Rob çok yetenekli bir yönetmen ve izleyicisini nasıl etkileyeceğini çok iyi biliyor.” diyor Hall. “Korku çok benim tarzım değildi, ama Rob'un bunu izleyicilerini etkilemek için kullanma biçimini takdir ediyordum. Gerçek Rob Zombie ile tanışmak, ilginç bir deneyimdi çünkü filmlerini izledikten ve onu sahnede gördükten sonra, insanın kafasında belli bir imaj oluşuyor. Ama o, işine çok konsantre olan, donanımlı bir sanatçı ve hatta biraz utangaç olduğu bile söylenebilir.”
Yetişkin Michael Myers için ise, yönetmen ve yapımcıların seçimi Tyler Mane olmuş. Mane, bu rol için en başından beri Zombie'nin aklındaki tek isimmiş. İki metre boyu ve iri cüssesiyle, eski bir güreşçi olan Mane, X-Men'de canlandırdığı Sabretooth ve Tory'daki Ajax karakterleriyle de tanınıyor.
“Michael Myers karakteri başlı başına bir ikon haline geldi ve insanlar oyuncuya önem vermemeye başladı. Bir dublöre kıyafet giydirip kameranın önüne koymaya başladılar. Artık önemi yoktu. İzleyiciler korkmuyordu. O nedenle, sadece fiziksel varlığıyla değil, oyunculuğuyla da dikkat çekecek birini istiyordum” diyor.
Mane ise, sinema tarihinde birçok Michael görmüş olduğunu ve karaktere yürüme biçiminde öte bir şey katmak istediğini belirtiyor. Mane, “Bence maskenin ardında neler olduğunu biraz olsun bilmek işe daha da korkunç bir yan katıyor.” diye açıklıyor. “Herkese, eline bir maske ve bir kasap bıçağı tutuşturup gidip birini öldürmelerini söyleyebilirsiniz ama yüzde doksan dokuzu gidip birini öldürmeyecektir. Demek istediğim, Michael'ın kafasının içerisinde olan bir şeyler var ki, bu hale gelmiş.”
Rolüne hazırlanırken Mane sadece bütün Halloween filmlerini izlemekle kalmamış, Ted Bundy gibi ünlü seri katillerle ilgili kitaplar okuyarak, internette araştırma yaparak, bu insanların kafalarının içindeki düşünceleri, öldürme eylemini rasyonalize etme yollarını araştırmış.
Orijinal filmde Jamie Lee Curtis'in canlandırdığı Larie Strode karakteri için seçilen oyuncu ise Scout Taylor-Compton olmuş. İlk filmde Jamie Lee Curtis izleyiciler üzerinde öyle bir etki bırakmış ki, Zombie oyuncu seçimleri sırasında herkesin sorduğu sorunun `Laurie Storde'u kimin oynayacağı` olduğunu anlatıyor. “Komik olan…” diyor Zombie “… Scout seçmeler sırasında izlediğim ilk oyuncuydu. Doğal olarak, belki fazla heyecanlanmışımdır diye düşündüm ve seçmelere devam ettim. Ama en beğendiğim hep o oldu. Dünya kadar insanı denedik ama dönüp dolaşıp Scout'a geldik. Tek kelimeyle kusursuzdu.”
“Scout'un savunmasız bir yani var. Korkmuş rolü yaptığında, `bakın bu benim korkmuş yüz ifadem` demiyordu, gerçekten korkuyordu. `Bu da korkmuş çığlığım` demiyordu, çığlığı doğaldı. Benim de aradığım şey tam olarak buydu. Gerçek görünen, insani gibi insanlar. Korku filmlerinde insanların tepkileri konusunda bir takım klişeler var. Scout'un tarzı ise taze bir kandı.”
Genç oyuncu, Laurie'yi biraz kitap kurdu, biraz içine kapanık biri olarak tanımlıyorken, Rob Zombie ile yaptığı konuşmalar sonrasında onu biraz daha dışa dönük biri olarak yorumlamaya karar vermiş: “Hala iyi aile kızı, masum, ama arkadaşlarının yanında biraz daha açılıyor” diyor.
Yapım Hakkında
Amerika'da gösterime girdiği Labor Day hafta sonunda, o hafta sonuna özel gişe hasılatı rekorunu kırarak bir ilke imza atan Halloween'in çekimleri 2007 başında yapıldı. 29 Ocak 2007'de Los Angeles'ta başlayan çekimler, 38 gün sürdü. Tamamı gerçek mekanlarda gerçekleştirilen 8 haftalık çekim süresince hiçbir sahne stüdyoda çekilmedi.
Filmin büyük kısmı, tıpkı 1978 tarihli orijinali gibi, Güney Pasadena bölgesinde çekildi. Andy Gould, “John Carpenter'ın vaktinde çekim yaptığı yerlerde olmak bizim için önemliydi. Lokasyon olarak olsa da, ona bir çeşit saygı duruşu gerçekleştirmiş olduk.” diyor ve devam ediyor: “Hatta öyle sahneler var ki, ilk filmdeki sahnelerin çekildiği yerle bire bir aynı yerde çekildi.”
Film ekibi, kısıtlı bir bütçeleri olmasına karşın, çekimleri prodüksiyonun pahalı olduğu Los Angeles'ta gerçekleştirmek için büyük çaba göstermiş. Yapımcı Akkad, “Birçok korku filmi başka eyaletlerde ya da ülke dışında çekilir. Ama bizim Los Angeles'ta çekim yapmak istememizin özel sebepleri vardı. Birincisi, ilk filmdeki lokasyonları kullanmak istiyorduk. İkincisi ise, filmde önem verdiğimiz birçok karakter olması nedeniyle, istediğimiz gibi oyuncuları Los Angeles'ta bulmamız daha kolay olacaktı.” diyor.
Zombie, filme “zamansız” bir hava katmak için, hangi dönemde geçtiğini özellikle muğlak bırakmış. Filmin ilk bölümünün hangi yılda geçtiği belirtilmiyor. Sonrası ise, sadece “17 Yıl Sonra” olarak belirtiliyor. Filmin başlarındaki bölümlerde görülen otomobiller, 1970'ler olabileceği izlenimi uyandırsa da, filmde hiç tarih belirtilmiyor.
Filmin başlarında 70'ler havası olsa da, bu bölümlerin çekiminde sonraki bölümlere göre farklı bir teknik uygulanmamış. Ancak çekim sonrasında renklerle oynayan yaratıcı ekip, Michael'ın gençlik yıllarına renkler açısından daha sıcak bir hava katarken, film ilerledikçe renklerin soğumasına özen göstermiş.
Filmin, özellikle cinayet sahnelerindeki gerçekliği koruyabilmek için, çekimlerin omuz kamerasıyla yapılmasına dikkat edilmiş. Görüntü yönetmeni Phil Parmet, bir belgesel kameramanının çektiği görüntüleri izliyormuş izlenimi yaratmayı hedeflediklerini belirtiyor. The Devil's Rejects'in de görüntü yönetmenliğini yapan Parmet, aynı zamanda birçok belgesel için de kamera arkasına geçti.
Filmin gerçeklik duygusuyla ilgili bir başka örneği ise yönetmen Zombie veriyor: “Buna güzel bir örnek, Strode ailesinin katledilişi. Bütün ışıkların, evin içinde olacağı şekilde çektim. Işıl ışıl, güzel bir ev. Sonra bir bakıyorlar, katil evlerinin içinde. Görüntüsü bile tuhaf, beklenmedik. Birisi kapınızı çalıyor, açıyorsunuz, içeri giriyor. Birden, aileniz rehin alınıyor, katlediliyor. Bunun, herkesin ortak kabusu olduğunu düşünüyorum. Gerilimin arttıkça arttığı, artık dayanılmaz hale geldiği bir Polanski filmi gibi.” diyor yönetmen. (Not: Biz de, ister istemez Haneke ve Funny Games'i anmadan edemiyoruz.)
Zombie ile The Devil's Rejects'te de birlikte çalışmış olan yapım tasarımcısı Anthony Trembley, güneşli havasıyla dört mevsim bahar ve yaz yaşanan güney Kaliforniya'da, sararmış güz yapraklarıyla dolu bir Halloween havası yaratmak için birçok zahmete girmiş. “Kendi ağaçlarımızı ve yeşilliklerimizi getirmek zorunda kaldık. Doygunluğu alınmış filmle, yeşil rengi olabildiğince kısıp sarı tonlarını öne çıkarmayı ve insanların burasının Illinois olduğuna inandırmayı umuyorduk.” diyor Trembley.
Çevreye, sonbaharda bir Illinois mahallesi havası verebilmek için 200 adet 33 galonluk kuru ağaç yaprağı getirtilerek civardaki evlerin bahçelerine ve kaldırımlara serpilmiş. Birçok palmiye ise, daha az dikkat çekmeleri için budanmış.
Çekimlerin ardından ekip post-prodüksiyona girerken, filmin müziklerinin bestecisi Tyler Bates de, -ki kendisi son olarak 300 filminin soundtrack'ine attığı imza ile adından söz ettirdi-, John Carpenter'ın efsanevi müzik temasının varyasyonlarını da içeren müzikleri bestelemek üzere çalışmalara başladı.
Maskenin Ardında
Michael Myers'ı, Michael Myers yapan en büyük özelliklerden biri de, kuşkusuz maskesiydi. Rob Zombie, filmde bunun da hikayesini izleyiciler için biraz daha açtı. Malek Akkad, orijinal filmde maskenin John Carpenter tarafından bir gizem yaratmak için kullanıldığını, hiçbir zaman ardındakinin gösterilmediğini ve bu yolla izleyicilerin birçok şeyin izleyicilerin hayal gücüne bırakıldığını söylüyor, ve: “Bu sayede, Michael sinema tarihinin en büyük katillerinden biri oldu.” diyor. Star Trek dizisinin oyuncusu William Shatner'ın yüzü model alınarak yapılan maske, daha sonra Shatner Maskesi olarak anılmaya başlamıştı.
Rob Zombie'nin versiyonunda, filmin başlarında Michael'ın giydiği palyaço maskesi , aslında 1960'lardan kalma eski bir maske. Yapım tasarımcısı Anthony Trembley, vaktinde çocukların Halloween'de kullanması için üretilen bu maskeyi Ebay'den bulmuş. 12 dolara satın aldığı maskenin, makyaj departmanı tarafından replikaları da yapılmış ki, herhangi bir şekilde zarar görmesi halinde yedekleri hazır olsun.
“Michael Myers'ın o palyaço kostümünü giydiği akşam ipin ucunu kaçıriyor. “ diyor kostüm tasarımcısı Mary McLeod. “Daha sonra, Michael'ın yetişkin haline geçtiğimizde, 17 yıl boyunca, artık liğme liğme olmuş pijama ve sabahlığından başka bir şey giymeyen biri haline geliyor. Kaçtığında, öldürdüğü kamyon şoförlerinden birinin tulumunu giyiyor. Carhartt Coverall marka klasik bir tulumu aldık. Bunu taşlayarak, eskiterek, sonra tekrar boyayarak istediğimiz hale getirdik. Tüm bunları yapmak bile bir hafta sürdü. Filmdeki kostümlerin neredeyse tamamı eskitmeye tabi tutuldu. Bir tane temiz giyinen insan yok.” diye ekleyen Mclead, Michael'ın kostümünden 14 tane yapıldığını da sözlerine ekliyor.
McLead, filin 1970'ler havası taşımasından dolayı, kendisi ve beraber çalıştığı kostüm satın alımcıları, daha çok ikinci el kıyafet satan dükkanlardan ve eskicilerden alışveriş yapmış.
Ablasını öldürmeden önce, Michael ablasının erkek arkadaşının yatağın başucunda bıraktığı Halloween maskesini takıyor. Halloween hayranlarının yakından tanıdığı bu maske, Michael'ın simgesi haline geldi.
Rob Zombie, John Carpenter'ın orijinal filminden hiç değiştirmedikleri tek şeyin, Michael'ın dış görünüşü olduğunu söylüyor. “Aslında onu bile değiştirmek istedim” diye itiraf ediyor Zombie. “ Michael eve dönüp eski maskesini aldığında, aradan geçen 17 yılın etkisiyle maske artik çok eskimiş oluyor. İlk halinden farklı yani. Hala klasik maske ama eskimiş görünüyor.”
1978'de kullanılan maske ne yazık ki saklanmamıştı. O nedenle özel efekt uzmanı Wayne Toth'un doğaçlama yapması gerekiyordu. Zombie ile daha önceki iki filminin yanı sıra müzik videolarında da çalışmış olan Toth, Michael Myers'ın maskesini ilk filmdekinin bire bir aynısı olarak yeniden yaratmakla görevlendirildi. “Bunun en zor tarafı, elimde orijinal tasarımın olmamasıydı.” diyor Toth. “Sadece referans olarak alabileceğim fotoğraflar, filmden kareler ve sahneler vardı. Ve hepsinden de, farklı görünüyordu. Üstüne üstlük, ilk filmde maskeyi farklı zamanlarda faklı kişiler giyiyordu ve ışıktaki farklılıklar nedeniyle maske her birinde başka bir hal alıyordu. Elimden geldiği kadar orijinaline sadık kalmaya gayret gösterdim.”
Toth, maskeyi yaratmanın iki hafta aldığını söylüyor. “Önce alçıdan bir versiyon yaptık. Daha sonra lateks halini bitirdik.” Diye açıklıyor. “Maskeyi yaparken bizzat Tyler Mane'in yüzünün ölçülerini kullandık. Ve iki metrelik boyuna rağmen, Tyler'ın ölçüleri çok orantılı. En uzun zaman alan kısmı, saçları yapmak oldu. Krape edilmiş yün kullandık.” Toth, maskenin temiz halinden üç tane, yıpranmış yelinden ise altı tane hazırlamış. “Her zaman yedeğini hazır bulundurmak gerekir, ne zaman ne olacağı belli olmaz.” diyor.
|
||||||||