İzleyici Sayısı 57.227
Hasılat 531.071 YTL
|
Çık Aramızdan - License to Wed
|
|||||
Yönetmen Ken Kwapis
Oyuncular Robin Williams, Mandy Moore, John Krasinski, Eric Christian Olsen, Roxanne Hart, Christine Taylor
Senaryo Kim Barker, Tim Rasmussen & Vince Di Meglio
Yapımcılar Bradley Fischer, David Thwaites, Kim Zubick
Görüntü Yönetmeni John Bailey
Prodüksiyon Tasarımı Gae Buckley
Kostüm Tasarımı Deena Appel
Kurgu Kathryn Himoff
Özgün Müzik Christophe Beck
Yapımcı Stüdyo Warner Bros. Pictures
Türkiye Dağıtımı Warner Bros.
Gösterim Tarihi 14 Eylül 2007
|
||||||
Çık Aramızdan - License to Wed Yapım Bilgileri
|
||||||
Nerden çıktı bu adam!
Yeni komedi filmi “License to Wed”in başrollerini Robin Williams, Mandy Moore ve John Krasinski paylaşıyor.
Yeni nişanlanmış olan Ben Murphy (John Krasinski) ve Sadie Jones (Mandy Moore) ortak hayatlarına başlamak ve sonsuza dek mutlu yaşamak için sabırsızlanmaktadırlar. Sorun şudur ki Sadie'nin aile kilisesi St. Augustine'i Peder Frank (Robin Williams) idare etmektedir ve patenti kendisine ait olan “sağlam” evliliğe hazırlık kursunu bitirmedikleri takdirde, Ben ve Sadie'nin birlikteliğini kutsamayacaktır. Peder Frank'in insafsız dersler, tuhaf ev ödevleri ve bazı mahremiyet ihlallerinden oluşan katı ders programı Ben ile Sadie'nin ilişkisini sınava tâbi tutar.
Sonsuza dek mutlu yaşamak bir yana, acaba ilişkileri mihraba gidebilecek kadar güçlü müdür?
Mihraba Yürümek
“Ehliyet sahibi olabilmek için saatlerce ders almanız, yeterlilik belgesi çıkartmanız, direksiyon dersi almanız ve daha pek çok şey gerekiyor. Ama evlilik ehliyeti almak için tek yapmanız gereken nikah dairesine gitmek ve para ödemek. Bu sayede damatla gelin hakikaten önemli olan şeylere, örneğin doğru düğün yerini, en iyi fotoğrafçıyı, en popüler DJ'i vs. bulmaya odaklanabilirler” diyor yönetmen Ken Kwapis gülümseyerek ve ekliyor: “Uğrunda ölünebilecek bir düğün pastanız olduktan sonra, bir yıl geçmeden boşanma duruşmasına çıkmanız kimin umurunda?”
“License to Wed / Çık Aramızdan”da Ben Murphy ve Sadie Jones genç, birbirlerine delice aşık ve hayatlarını sonsuza dek birlikte geçirmeyi yürekten isteyen bir çifttir. Ne var ki, birçok genç çift gibi, nasıl bir işe kalkıştıklarının kesinlikle farkında değildirler. Neyse ki, Peder Frank muazzam başarılı evliliğe hazırlık kursuyla onlara yardım etmek için hazırdır.
Yapımcı Robert Simonds bu konuda şunları söylüyor: “Bu çok gerçek bir yaşam durumu. Evliliğin ortak ve kaçınılmaz belli zorlukları var. Etraflarında dans edip, her şeyin yolunda gideceğini ummak yerine, bu zorlukları evlilik öncesinde keşfetmelerine yardımcı olmak evliliklerin yürüme olasılığını arttırabilir ayrıca ortaya oldukça komik durumlar da çıkartabilir”.
Yapımcı Nick Osborne ise meslektaşının sözlerine şunları ekliyor: “Son zamanlarda, çiftlere adil bir şekilde iletişim kurma, bütçeyi dengeleme ve aşkı ayakta tutma gibi konuları öğreten evliliğe hazırlık kurslarında bir hareketlenme oldu. Filmimizde, Peder Frank bu kursu veren ve ilişkinizdeki bam telini bulup koparana kadar basan kişi. Onun yaptığı şey kötü çiftleri tespit ederek boşanmaların önüne geçmeye çalışmak”.
“License to Wed / Çık Aramızdan”danın hikayesine ilham veren kişi, ortak yazar Kim Barker'ın evlenmek üzere olan ve bir evliliğe hazırlık kursuna devam ettiğini söyleyen bir arkadaşıydı. Barker bu konuda, “Arkadaşım ve nişanlısının evlenmek istedikleri belli bir kilise vardı ama kilisenin pederi onları evlendirmeden önce, evliliğe hazırlık kursundan geçmelerini istedi. Arkadaşlarım onun biraz tuhaf biri gibi göründüğünü çünkü ilk görüşmelerinde biraz küfürlü konuştuğunu söylediler. Bu beni güldürdü” diyor.
Bunun üzerine, yaratıcı içgüdülerinin peşinden giden Barker, Wayne Lloyd'la birlikte, işini fazlaca ciddiye alan bir papazın etrafında dönen kurgusal bir hikaye yazdı. “Tuhaf insanlar her zaman ilgimi çekmiştir, özellikle de işleri kendi usullerince halletmekten korkmayan kişiler. Bence çoğu insan öyle veya böyle saplantılı tavırlar sergiliyorlar; Peder Frank de böyle biri. Onun saplantısı mutlu ve ömür boyu süren birlikteler yaratmak... ya da en azından boşanmaları önlemek” diyor Barker.
Proje için doğru yönetmeni seçme konusunda ise, Simonds şunları söylüyor: “Hikayede hem basit komedi öğeleri hem de karmaşık duygusal yönler var. Senaryoda bol miktarda fiziksel komedi unsurları bulunuyor ama biz izleyicinin karakterlere duygusal anlamda da bağlanmalarını istedik. Önceki projelerine bakılınca, Ken Kwapis'in komedi ile duyguyu karıştırarak çok büyük bir etki yarattığını görmek mümkün”.
Yönetici yapımcı Kim Zubick bunu doğruluyor: “Ken'in geçmişinde harika filmler var ve çok farklı malzemeleri kullanabiliyor. İster `The Sisterhood of the Traveling Pants' ister `The Office'teki gibi olsun, malzemeyi başarıya ulaştırmayı biliyor. Peder Frank'in bu filmde yaptığı şey çok sıradışı; gerçek hayattaki evliliğe hazırlık kurslarının pek çoğunun böyle olduğunu sanmıyorum; en azından umarım değildirler. Ama biz onu tamamen gerçekmiş gibi gösteriyoruz. Ken bunu başarmak için mükemmel yönetmendi”.
Kwapis, senaryoyu okuduğunda, `License to Wed/Çık Aramızdan'ın birçok temasını kendine çok yakın bulduğunu ifade ediyor: “Bugünlerde evliliklerin yarısının yürümesi bile beni şaşırtıyor. Çoğu insan evliliği kumsalda bir gün gibi görüyor. Peder Frank bize evliliği yürütmek için gereken tüm o kan, ter ve gözyaşını gösteriyor. Filmimiz genç ve nişanlı çiftler için bir uyarı niteliğinde: Yüzmeyi bilmiyorsunuz, suya atlamayın”.
Düğün Başlıyor
Peder Frank'in cüppesini giyecek doğru oyuncuyu bulmak uzun sürmedi. Yapımcı Mike Medavoy, “Senaryoyu okuduğumda, bu rol için Robin Williams'ın ideal olacağını hemen anladım. İnanılmaz eğlenceli bir aktör ve komedyen olmanın yanı sıra, tutkulu ve sıcak bir insan. Peder Frank, Ben ile Sadie'yi gerçekten zorlu bazı durumlara soktuğu için bu karakterin formülünde sevimliliğin olması esastı” diyor.
Oscar ödüllü aktör ve komedyen Robin Williams projeye sıcak bakma nedeni olarak özellikle karakterler ve Peder Frank'in insanlara gerçekten yardım etmeye çalıştığı gerçeğini gösteriyor ve “Peder Frank genç çiftlerin evlenene kadar karşılarına çıkmayabilecek -ki o zaman artık çok geç olur- ya da hayal bile edemeyecekleri durum ve senaryoları önceden yaratıyor. Ama çift kursu bırakmayıp mezun olursa, sonsuza dek mutlu yaşamaya bir adım daha yaklaşmış oluyorlar” diyor.
Kwapis'in aktörle ilgili yorumu şöyle: “Robin Williams kurallara kulak asmayan pederi yaratmak için mükemmel seçimdi. Onun kendinden replikler ekleme özelliği zaten bir efsane. Yoluna çıkan her şey için bir şeyler uydurabiliyor ki bu durumda çoğunlukla o şey bendim. Kwapis isminin kaç farklı şekilde söylenebileceğini tahmin edemezsiniz. Peder Frank'in çılgınlığında belli bir yöntem var. Taktikleri ne kadar delice olursa olsun, amacındaki asalet sabit: Çiftleri bir arada tutmak”.
Filmdeki gelin adayı Sadie Jones uzun zamandır St. Augustine Kilisesi'nde evlenmeyi hayal etmiştir ve hiçbir şeyin bu rüyasını gerçekleştirmesine engel olmasına izin vermeyecektir. Anne babası orada evlenmiştir, kendisi orada vaftiz edilmiştir. Her iki tören de Peder Frank tarafından yönetilmiştir. İşte bu nedenlerle herhangi bir damadın Sadie'nin isteğine meydan okuması pek olası değildir.
Kwapis bu konuda, “Sadie rolü için çok sevimli ama güçlü birini istedim. Sadie erkeklerin uğruna her şeyi yapabilecekleri türde bir kız; buna Peder Frank'in patentli evliliğe hazırlık kursunun çılgınlıkları da dahil. Mandy Moore bu rolde olabildiğince çekiciydi ve ayrıca komedi yeteneğini sergileme fırsatı da buldu. Mandy hem kaçık hem gerçek; her kadın nasılsa o da öyle ama tabi daha komik bir versiyonu” diyor.
Moore ise, “Bu senaryonun bana en çarpıcı gelen ve filmin bir parçası olmayı çılgınca istememe neden olan yönü, çiftin kendilerini içinde buldukları durumların çok gerçekçi ve özdeşleşilebilir olmasıydı” diyor ve ekliyor: “Henüz evlenmediğim için gerçek hayatta kendimi böyle durumlar içinde bulmadım ama evleneceğim zaman kesinlikle çok daha hazırlıklı olacağım!”.
Evlilik denklemindeki diğer isim, Sadie'nin nişanlısı Ben Murphy'ydi. Kwapis bu rol için kimi istediğini çok iyi biliyordu. Yönetmenin bu konudaki açıklaması şöyle: “`The Office' projesinin hayata geçirilmesine yardımcı olmuştum ve John Krasinski'yle çalışmaya başladığım anda kendisinin ender bir keşif, komedi oyuncusu ile başrol oyuncusunun mükemmel bir karışımı olduğunu anlamıştım. Ben rolü için ilk tercihimdi. John hem komik hem de gerçekçi olma yeteneğine doğuştan sahip. `The Office' hayranlarının da doğrulayacağı gibi John uygunsuz bir duraklama anında ne yapması gerektiğini iyi biliyor”.
Krasinski ise, “Bu filmde yer almayı gerçekten istedim. Yönetmenlik görevinin Ken'e verildiğini öğrenince, daha da heyecanlandım. Bu filmde bana rol verdiği için ona kendimi yüzde yüz borçlu hissediyorum” diyor.
Osborne'un bu konudaki yorumu ise şöyle: “John, Ken için hep bir numaralı tercihti ve Mandy ile John'un deneme kaydını yaptığımızda, onunla tamamen hemfikir olduk. Aralarındaki gerçek bir elektriklenme gördük. İyi günde, kötü günde, kurs boyunca mücadele veren bir çift olarak yansıdılar ekrana”.
Moore'la ilk kez kamera karşısına geçen Krasinski, “Mandy'yle çalışacak olmaktan dolayı oldukça heyecanlıydım. Çok tatlı bir insan; sete muazzam bir sıcaklık kattı” derken, Moore da rol arkadaşı için şunu söylüyor: “John konusunda çok şanslıydım. Gerçekten çok iyi bir ilişkimiz var. Çok yetenekli ve cana yakın bir insan; onunla çalışmak harika bir ödüldü”.
Filmde, Ben büyük bir cesaret örneği sergileyerek, Sadie'nin anne babasının 30. evlilik yıldönümlerinde tüm Jones ailesinin önünde Sadie'ye evlenme teklif eder. Sadie evet der, ama bu keyifli an, düğünün nerede yapılacağına ilişkin tartışmanın hızla büyümesiyle, evlilik konusunda bir engele dönüşür.
“Sadie'yle evlenmek için gereken şartı bilmeyen Ben, Karayipler gibi egzotik bir yerde, sade ve gösterişsiz bir düğün istiyor” diyor Krasinski.
Moore ise, “Sadie tüm hayatı boyunca St. Augustine Kilisesi'nde evlenmenin hayalini kurmuş çünkü aile geleneğini sürdürmek istiyor. Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmeye çok kararlı ve bu talebinde ısrarlı” yorumunu yapıyor.
Sadie, kiliseden gün almak için Ben'i Peder Frank'le tanıştırır. Peder Frank genç çifti St. Augustine'in iki yıl boyunca dolu olduğu konusunda bilgilendirir. Ama talih bu ya, bir iptal olmuştur ve üç hafta sonra boş bir gün olacaktır. Sadie bu yakın tarihli düğün gününü heyecanla kabul eder. İşte bu noktada peder kendi hazırladığı ve zorunlu koştuğu evliliğe hazırlık kursunu bitirmeden onları evlendiremeyeceğini söyler.
Hazırlık kursu sahnelerinin tasarımı ve çekimi için, “Evliliği bir lunapark olarak hayal edin. Korku trenleri çiftlerin evlilikte yaşadıkları çeşitli sınavları ve zorlukları temsil ediyor. Ben filmdeki evliliğe hazırlık kursunu bu şekilde algıladım. İzleyicilerin otuz yıllık bir evliliğin üç haftaya sığdırılmasını duygusal bir korku treni olarak hissetmelerini istedim” diyor Kwapis.
Moore ise şunu söylüyor: “Sadie bu tür meydan okumalara kucak açıyor. Ona göre, bu kurs onu ve Ben'i daha da yakınlaştıracak, aşklarını pekiştirecek bir şey”.
Ben ise kendini biraz tedirgin hissetmenin önüne geçememektedir özellikle de Peder Frank mutlaka izlenmesi gereken iki önemli kural öne sürünce: Bir Numaralı Kural her birinin ilk kez düğün töreninde okuyacakları evlilik yeminlerini kendilerinin yazmalarıdır; İki Numaralı Kural ise, o andan itibaren geçerli olmak üzere balayına kadar sevişmemeleridir.
“Hiç kuşkusuz, İki Numaralı Kural modern çiftlerin uymakta en zorladıkları kural ve hazırlık kursunun güzelliği de burada” diyor Williams ve ekliyor: “Ben özellikle genç bir çiftin ilişkisini bu şekilde sınama fikrinden hoşlanıyorum. Bakalım bu aleti alet çantanızdan çıkardığınızda, elinizde ne kalıyor”.
Williams sözlerini gülerek sürdürüyor: “Tipik bir ilişkinin başında, her an sevişilir ama 15-20 yıl sonra durum değişir. Peder Frank kurslarının yüksek başarı oranını, çiftlerin ilişkilerin uzun yıllar sürmesini sağlayacak gücü nasıl bulacaklarını keşfetmelerine yardım etmesine bağlıyor”.
Ben daha sınandığını fark edemeden, Peder Frank onu pek de incelikli olmayan bir şekilde sinir bozucu kişisel sorularla bunaltır. Krasinski bu konuda, “Peder Frank'in Ben'e uyguladığı sınavlardan biri soru-cevap. Ben öylesine sohbet ettiklerini düşünürken, Peder çok kişisel soruları sıralamaya başlıyor: Sadie ve Ben ne kadar zamandır çıkıyorlar, birlikte oluyorlar mı gibi sorular bunlar. Bence Peder Frank'in burada yaptığı şey, Ben'in Sadie'ye layık olup olmadığını tespit etmekten çok, Ben'in kendisine ve Sadie'ye bunu kanıtlaması. İstiyor ki Ben neden evlenmeyi arzu ettiğini iyice anlasın ve ilişkiye daha gerçekçi bir gözle baksın”.
Peder Frank'in kursundaki bir başka egzersiz ise tüyler ürpertici yaratıkları andıran, ürkütücü animatronik bebeklere bakmayı ve beslemeyi içermektedir. Gerçek hayat deneyimlerinden esinlenen Kim Barker öğrencilere ebeveyn olma sorumluluğunu öğretmek için tasarlanan bir lise ödevini şöyle aktarıyor: “Derslerden birinde, bir hafta boyunca günde 24 saat, sanki bir bebekmiş gibi yanımızda taşımamız gereken yumurtalar olduğunu hatırlıyorum. Onlara bakmamız gerekiyordu; okul dolabınızda bırakmanıza izin verilmiyordu. Bu fikirden yola çıkarak, Ben ve Sadie'nin 7 gün 24 saat bir şeyin sorumluluğunu alacağı bir stres sınavı yaratmak istedik. Başlangıçta, bebek çağrı cihazı gibi bir şey kullanma düşüncesindeydik ama sonradan robot ikiz bebekler fikri oluştu".
Makyaj ve özel efekt şirketi Drac Studios tarafından tasarlanan animatronik bebekler telsiz dalgaları sayesinde uzaktan kontrol edildi. Göz hareketleri, el hareketleri, ağız hareketleri ve hatta bağırsak hareketleri bile bağımsız olarak kontrol edildi. Her fonksiyon her sahne için kesin olarak koordine ve prova edildi.
Moore bu konuda şunları söylüyor: “Bebeklerle başa çıkmak oldukça zordu. Umarım bu bebekler gerçek bebeklerden daha huzursuzdurlar çünkü çok fazla ilgi ve pil gerektirdiler. Ayrıca oldukça ağırdılar ve tuhaf kokuyorlardı. Onların çalışması için kamera arkasında verilen uğraş karşısında da şaşkınlığa düştüm. Bir tek bebeğin kontrolü için dört ayrı insan çalıştı. Zavallı John... Onun bebeklerle benden daha çok sahnesi vardı”.
Krasinski bu görüşe katıldığını şu sözlerle ifade ediyor: “Bir sahne var ki Sadie ve Ben düğün kayıtlarını yaptırmak için bir devlet dairesindeler ve ben iki bebekle uğraşırken, Sadie yemek tabaklarını seçiyor. O an iki bebek de deli gibi ağlamaya karar veriyor”.
Ben'in bilmediği şey, emekleme çağındaki iki robot bebeğin Peder Frank'in temkinli bir peder adayı olan sağ kolu tarafından uzaktan kumanda edildiğidir. Bu stajyerin senaryodaki adı Koro Çocuğu. Josh Flitter'ın canlandırdığı Koro Çocuğu animatronik bebeklerin “Robot Modu”nu “Sakin” ve “Çıldırmış” düğmelerine getirirken, aradaki “Az Huysuz”, “Huysuz” ve “İyice Huysuz” aşamalarını tamamen es geçmektedir.
“Oyuncu seçiminde en zor rol Koro Çocuğu'ydu” diyen Kwapis, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “O adeta minyatür bir haydut; Peder Frank'in tüm kirli işlerini yapan küçük bir tetikçi. Seçmelere gelen adayların çoğu rolü küçük bir melekmiş gibi okudu. Josh Flitter ise içeri girdi ve bize Edward G. Robinson'dan James Gandolfini'ye kadar tüm Hollywood sert adamlarını yaşattı. Josh'ın bu evlilik dayatıcı tiplemesi kayıtsız kalınamayacak derecede karşı konulmazdı”.
Flitter ise, “Koro Çocuğu, Peder Frank'in `Yarınların Pederleri' programında yer alıyor ve hayattaki amacı büyüdüğünde gelmiş geçmiş en iyi peder olmak. Peder Frank'in yarattığı hazırlık kursuna tüm kalbiyle inanıyor ve perde arkasından işleri yürütüyor” diyor.
Koro Çocuğu, Ben ve Sadie'nin yatak odasına gizlice mikrofon yerleştirir. Böylece Peder Frank günün yirmi dört saati çiftin konuşmalarını dinleyebilmektedir. Bir keresinde, gizli mikrofon Peder Frank'in çok korkulan İki Numaralı Kural'ının ihlal edilmesinin de önüne geçer.
İki Numaralı Kural'ın yanında, Peder'in kursunun belki de en stresli sınavlarından biri karşı tarafın ailesiyle yapılan kelime çağrıştırma egzersizidir. Şarap ve peynir tatma kisvesi altında gerçekleştirilen bu sınav Ben'in müstakbel akrabalarıyla iletişimini geliştirmek üzere tasarlanmıştır. Bu akrabalardan biri de Sadie'nin yeni boşanmış, şirret ablası Lindsey'dir (Christine Taylor).
Taylor karakteri için şunları söylüyor: “Kısa süre önce şiddetli bir boşanma yaşayan Lindsey çok alaycı ve küskün. Evliliğe ya da erkeklere hiç inancı yok ve Sadie'nin bu kadar ani bir kararla evlenecek olmasına çok temkinli yaklaşıyor. Anne babasının ve büyükanne babasının başarılı evlilikleri, şimdi de Sadie ve Ben'in nişanı yüzünden kendini ailenin kara koyunu olarak görüyor. Ben'e karşı biraz soğuk davranmadan edemiyor ve bu durum müstakbel akrabalarla yapılan egzersizde gerçekten çok belli oluyor”.
Şarap ve peynir tatma partisine davet edilen bir diğer kişi ise Sadie'nin çekici, sofistike, varlıklı - ve erkek - en iyi arkadaşı Carlisle'dır (Eric Christian Olsen). “Carlisle, Sadie'nin gelmiş geçmiş en iyi arkadaşı. İkisi birlikte büyümüşler, birlikte banyo yapmışlar ve birbirleri hakkında her şeyi biliyorlar. O kesinlikle Sadie'nin ailesinin bir parçası. Bu durum, Carlisle'ın sadece varlığını bile kendi bölgesine tehdit olarak algılayan Ben için ilginç bir dinamik oluşturuyor. Aslında Carlisle etraftayken biraz güvensiz hissettiği için Ben'i pek suçlayamazsınız. Sadie'nin ailesiyle iyi bir ilişkisinin olması bir yana, Carlisle çok çekici, çok yetenekli ve harika dişlere ve elmacık kemiklerine sahip” diyor Olsen gülerek.
Sadie hemen hemen her konuda Carlisle'a açılıp, akıl sorarken, Ben de kendisine biraz farklı bir bakış açısı sunan en iyi arkadaşı Joel'den medet umar. Aktör - komedyen DeRay Davis'in canlandırdığı Joel bir süredir evlidir, iki çocuk ve bir çim kesme makinesi sahibidir ve sıradan bir erkek olarak tanımlanabilir. Davis canlandırdığı karakteri “Erkeklerin tekrar kral olması gerektiğini düşünen tipik bir erkek” olarak niteliyor ve “Joel evli biri olarak kendi efendisi olduğu günlerin çok geride kaldığını biliyor. Bu yüzden, başkalarının yaşadıklarıyla yaşayan biri olarak içten içe Ben'in bir süre daha özgür bir adam olmasını istiyor” diyor.
Ben ve Sadie çatışan etkiler ve hazırlık kursunun zorluklarından oluşan çapraz ateş altında kalınca, gerçek kişilikleri ortaya çıkar ve aralarındaki uyum için en büyük sınav işte o zaman verilir.
Krasinski bu konuda şunları söylüyor: “Peder Frank'in kursuna başlamadan önce Ben ve Sadie hiç kavga etmemişler ama dersler başlar başlamaz yaşanan baskıyla Sadie'nin A tipi kişiliği gerçekten su yüzüne çıkmaya başlıyor. Sadie çok organize, işlerini düzgün yapan ve belirli şekillerde yapılmalarına ihtiyaç duyan bir kadın; oysa Ben bir gülümsemeyle uyanıp, günü geldiği gibi yaşayan biri. Sadie, Carlisle'ın görüşlerini kayırmaya, Sadie'nin ablası da Ben'in pasif kişiliğine yüklenmeye başlayınca, genç adam herkesin kendisine karşı birleştiğini düşünmekten kendini alıkoyamıyor”.
Bazen gerçekler acı verir ama diğer zamanlarda da hakikaten komik olabilirler. “Peder Frank, Lindsey'den Ben'le kelime çağrışımı oyunu oynamasını istediğinde, Lindsey kendine özgü alaycılığıyla ona “iddialı” diyor, yani onun hakkında asıl düşündüğü şeyin tam tersini söylüyor. Lindsey gerçekte Ben'in parmakta oynatılabilecek biri olduğuna ve Sadie için pek de doğru bir seçim olmadığına inanıyor. Ben'de Lindsey'ye `sarışın' diyor ve Lindsey bu lafın üzerine karşı saldırıya geçiyor. Gerçekten çok komik bir sahneydi. Sürekli olarak tekrar yapmak zorunda kaldık çünkü masanın etrafındaki herkes birbirini kahkahaya boğdu” diye anlatıyor o günü Taylor.
Sette Robin Williams gibi bir kahkaha makinesi olunca, Kwapis herkesi beklenmeyeni beklemek konusunda cesaretlendirdiğini söylüyor: “Karşınızda yaratma arzusu sınır tanımayan Robin varken, kamerada bol bol film olduğundan ve doğaçlamalar başladığında ayak uyduracak bir oyuncu grubunuz olduğundan emin olmalısınız”.
“Benim içim Ken'le çalışmanın en güzel yönlerinden biri size topu vermesi ve anı yakalamanız için fırsat ve özgürlük tanıması” diyen Moore, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sahneye başlamak için `Motor' demiyor sadece `Hadi Bakalım' demekle yetiniyor. Çok rahat ve sohbetvari bir yaklaşım. Her ne kadar Ken bize çok destek verip, doğaçlama yapma konusunda bol bol özgürlük tanısa da, Robin'in önünde denemeler yapmaktan çok korktum çünkü o bir komedi efsanesi. Öte yandan, diğer oyunculara çok düşünceli davrandığı ve çok dayanışmacı olduğu için kendisinden çok etkilendim”.
Çok daha gençken Robin Williams'a mektup yazıp imzalı resim isteyen ve alan Krasinski için de aktörle çalışmak büyük bir fırsattı. “Robin'in çok büyük hayranıydım ve tüm filmlerini izlemiştim. Oyuncu olmayı istememden bile önce, onun çalışmalarını izlemeye tek kelimeyle bayılırdım. Şimdi onunla aynı filmde rol alıyor olmak kesinlikle gerçeküstü bir deneyim. Ayrıca gerçek hayatta filmde olduğundan bile daha komik ve coşkulu” diyor Krasinski.
Belki de fazla komik. Kwapis'in dediği gibi, “Böylesine hazırcevap bir komedyen grubunu bir araya getirmenin en büyük olumsuzluğu bir çekimi kahkahalara boğulmadan tamamlamanın çoğu zaman imkansız olması. Özellikle Robin'in espri bombardımanıyla karşı karşıya olan John için ciddiyetini korumak devasa bir zorluktu”.
Öte yandan, hem Kwapis hem Krasinski, “The Office”ten rol arkadaşlarının olduğu sahneler çekilirken kendilerince bir “ofis” partisinin tadını çıkardılar. O filmde yer alan Brian Baumgartner bu filmde Ben ve Sadie'nin hazırlık sınıfından patates kabuğu seven arkadaşları Jim'i; Mindy Kaling, Joel'ın talepkar karısı Shelly'yi; Angela Kinsey ise mücevher mağazasındaki tezgahtar Judith'i canlandırdı.
Chicago'da Palmiye Ağacı Yoktur
Hikaye Chicago'da geçse de, film ağırlıklı olarak Los Angeles içinde ve çevresindeki mekanlarda çekildi.
Mekan sorumlusu Tom Hillman şunları kaydediyor: “Ken'in başlangıçta bu film için öngördüğü mekan Anytown'du. İlk düşüncesi Chicago değildi ama şehrin ve banliyölerinin mimarisi ve ambiyansını beğendi”.
Ne var ki, ön yapım süresi oldukça kısa olduğu için, yapımcılar Chicago'yu Los Angeles'ta çekmeyi yeğlediler. Hillman ve ekibi, çok büyük bir şehir olan Los Angeles'ı tarayarak şehrin Chicago'ymuş gibi görünebilecek semtlerini belirledi.
Ortak yapımcı Christine Sacani bu konuda, “Los Angeles'te Los Angeles'i çekiyorsanız sorun olmaz ama Chicago'yu Los Angeles'te çekecekseniz göz önünde bulundurmanız gereken şeyler var... Palmiye ağaçlarını kare dışında bırakmak gibi” diyor.
Hillman ise, “Chicago'da hakiki palmiye ağacı yok” dedikten sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Los Angeles'te Adams semtine giderseniz, Craftsman* tarzı evler görürsünüz, ama onlarca yıl önce oraya yerleşmiş olan insanlar Los Angeles'ta yaşıyor olmaktan gurur duydular ve Los Angeles'e özgü olmamasına rağmen her yeri palmiye ağaçlarıyla donattılar. Ama Pasadena ve Güney Pasadena'ya gittiğinizde, oraya yerleşenlerin daha çok yaprak döken ağaçlar diktiklerine tanık oluyorsunuz ki bu ağaçlar daha çok Ortabatı Amerika'yı anımsatıyor”.
Hikayenin en önemli mekanlarından biri de St. Augustine Kilisesi'ydi. Birçok mekan taradıktan sonra, yapımcılar Long Beach-Kaliforniya'daki First Congregational Kilisesi'ni seçtiler. 1914 yılında inşa edilmiş olan bu yapı hâlâ o günkü görünümünü büyük ölçüde koruyor.
“Çok tuhaf ama Chicago dediklerinde benim aklıma gelen kilise burasıydı. Kendimizi Los Angeles merkezindeki başka bir kiliseye ikna etmiştik ama ilahi müdahale diyebileceğimiz bir şekilde, o kiliseyle ilgili sorunlar çıktı ve oradan vazgeçtik” diyen Hillman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O zaman yapımcıları ilk tercihim olan ve sonuçta bizim için çok daha iyi olduğu anlaşılan kiliseye götürdüm. Long Beach'teki kilise çok daha sıcak, çok daha küçük ve kontrolü daha kolay bir yerdi. Ken ve yapımcılar orayı bizzat gördüler ve `Vay canına, şu pencerelere bak. Ne kadar güzeller!' dediler”.
Filmin finali egzotik bir yerde geçtiği için, yapımcıların vermesi gereken bir karar daha vardı. “Bence Jamaika, Ken'in aklından geçen yerdi. Bir şaraphaneye ihtiyaç duyduğumuz bir an geldi ama burası doğru atmosfere sahip değildi. Kaliforniya kıyıları hâlâ Kaliforniya kıyıları” diyor Hillman ve ekliyor: “Orasını tropikal bir yere dönüştürmek için çok fazla yeşillik getirmeniz gerekir. Bunu yapmak mümkün ama çok fazla set dekorasyonu kullanmanız şart olur”.
İlk başta, çekim programı göz önünde bulundurulduğunda bu sahneleri Jamaika'da çekmek pek pratik olmaz diye düşünüldü. Kwapis eski bir stüdyo atasözünü hatırlatıyor: “Ağaç ağaçtır; o yüzden hadi Malibu'da çekim yapalım”.
Ama sonunda, gerçek olanın yerine geçecek bir şey bulunamadığı için, yapım şirketi çekimlerin son haftası için Jamaika'daki Sandals Grande Ocho Rios Beach & Villa Resort'a gitti.
Kwapis sözlerini şöyle noktalıyor: “Batı Kıyısı'nda Jamaika'ın yerini tutabilecek başka bir yer yok. Karayibler'in mavisi çok özeldir; aslında turkuaz rengidir ve başka yerde pek görülmez. Burası filmin büyük finali için mükemmel bir fondu”.
* Viktorya tarzına karşı bir akım olarak doğmuş, yöresel ve doğal malzemelerin kullanımına ağırlık veren sade mimari stil.
|
||||||