İzleyici Sayısı 26.878
Hasılat 236.695 YTL
|
Aşkın Kitabı - Becoming Jane
|
|||
Yönetmen Julian Jarrold
Oyuncular Anne Hathaway, James McAvoy, Julie Walters, James Cromwell, Maggie Smith, Joe Anderson, Lucy Cohu, Laurence Fox
Senaryo Kevin Hood, Sarah Williams
Görüntü Yönetmeni Eigil Bryld
Prodüksiyon Tasarımı Eve Stewart
Kostüm Tasarımı Eimer Ni Mhaoldomhnaigh
Kurgu Emma E. Hickox
Özgün Müzik Adrian Johnston
Yapımcı Stüdyo Blueprint Pictures
Türkiye Dağıtımı Bir Film
Gösterim Tarihi 7 Eylül 2007
|
||||
Aşkın Kitabı - Becoming Jane Yapım Bilgileri
|
||||
Sevgi arzu edilir, para ise zorunluluktur.
Genç yazar Jane Austen'in, İrlandalı Tom Lefroy ile yaşadığı - romanları için en büyük ilham kaynağı olduğu kabul edilen - bir aşk hikayesi.
Jane Austen (Anne Hathaway) aşka inanmaktadır. Anne ve babası (Julie Walters ve James Cromwell) onun 1795 İngiltere'sinde adet olduğu üzere, para karşılığı bir evlenme yapmasını arzular. 20 yaşındaki Jane büyüleyici, genç bir İrlandalı olan Tom Lefroy ile tanıştığında, (James McAvoy), zekası ve cüretkarlığı genç kızın merakını uyandırır. Jane, Lady Gresham'ın (Maggie Smith) yeğeninin teklifini geri çevirip, ailesinin otoritesine ve sosyal adetlere karşı gelebilecek mi? Becoming Jane'de, edebi dehanın basamaklarındaki genç bir kadının, hayatını ve eserlerini aşk için riske atması anlatılıyor.
Jane Austen (Anne Hathaway) dünyayı kendi sözleriyle şekillendirir, nükte ve zeka. Fakat hayatı tamamen tutku ve romantizmin etkisi altındadır. Yirmi yaşındayken, Tom Lefroy ile tanışıp aşık olur (James McAvoy) ve ilişkileri, hemen hemen romanlarındaki kadar duygulu bir hikayeye malzeme olur.
1795 İngiltere'sinde, para için evlenmek oldukça yaygındır. Sınıf farklarıyla dolu bu dünyayı döndüren tek şeydir para. Evlenme çağında kızları olan Bay ve Bayan Austen (James Cromwell; Julie Walters), bunun pekala farkındadırlar.
Fakat onların Jane'i, satılık değildir. Özgür ve alıngan bir ruha sahip yirmi yaşındaki genç kız, dünyanın ticari olmayan tarafını da görebilmektedir. Aşık olduğu adamla evlenmek istemektedir.
Aslında ailesi Jane için en iyi olanı ister - hali vakti yerinde bir eş. Bu eş, bölgede oturan saygıdeğer soylulardan Lady Gresham'ın (Maggie Smith) yeğeni Bay Wisley olabilir. Ama tüm iyi niyete ve çabalara rağmen, Jane tüm teklifleri geri çevirir.
Sonra genç İrlandalı Tom Lefroy ile tanışır. Jane'in ağabeyi Henry'nin arkadaşı, genç hukuk öğrencisi Londra'dan Hampshire'ı ziyarete gelmiştir. Akıllı, yakışıklı ve fakirdir. Eğitimsiz taşra halkını küçümseyen bir tavrı vardır. Fakat bu genç hovarda, Jane'in yeteneğinde ve özgür ruhunda, beklediğinden fazlasıyla karşılaşır.
Yolları gitgide kesişir. Korulukta uzun tartışmalara girerler, balo salonunda dansederler, Jane onu krikette yener ve Tom ona okuması için Tom Jones'u verir. Aşık olurlar.
Ama gözler üzerlerindedir. Jane'in kuzeni Eliza ve kızkardeşi Cassandra, onu aşkının doğuracağı sonuçlar hakkında uyarırlar. Bay Wisley'in umutları ve Lady Gresham'ın soğuk davranışları devam eder. Tom'un geleceği için oldukça yüklü yatırımlar yapan amcası Yargıç Langlois (Ian Richardson), emeklerinin boşa gittiğini görmek istememektedir. Bay ve Bayan Austen ise umutsuzca kızlarının aklını çelmeye çalışır.
Çift bir karar vermek zorundadır. Tom, korkunç sonuçlar doğurabilecek olmasına rağmen, kaçmayı teklif eder. Jane'in ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için, hayatını utanç ve yoksulluk içinde geçirebilir. Lefroy'un İrlanda'daki ailesi ise, geleceklerini finanse etmesi konusunda ona güvenmektedirler. Kaçtıkları takdirde herşeyi kaybedeceklerdir: Aile ve gelecek. Bu son adımı atacak, sağduyu ve duyarlılığa kulak verecekler mi?
Becoming Jane, Jane Austen'ın hayatındaki kilit noktalarından biri hakkında, bir romantizm, entrika ve görev duygusu hikayesi. Aile, arkadaşlar ve gelecek üzerine. İyilik, büyüklük ve deha üzerine odaklanıyor. Jane olmak hakkında.
Becoming Jane, Kevin Hood ve Sarah Williams tarafından yazıldı ve Julian Jarrold tarafından yönetildi. Oyuncular arasında Anne Hathaway (Jane Austen), James McAvoy (Tom Lefroy), Julie Walters (Bayan Austen), James Cromwell (Bay Austen) ve Lady Gresham rolünde Dame Maggie Smith var. Becoming Jane Graham Broadbent, Robert Bernstein ve Douglas Rae tarafından, Ecosse Films ve Blueprint Pictures için yapımlaştırıldı. Yapımcı firmalar arasında Scion Films, UK Film Council's Premiere Fund ve Irish Film Board da yer almakta. ABD'deki dağıtımcısı Miramax Films olacak.
Yapım Öyküsü2003 yılında, biyografist Jon Spence edebiyat dünyasını ve Jane Austen hayranlarını, yazarın gerçekten de romantik bir ilişki yaşadığı iddialarıyla sarstı. Bu az bilinen bir iddiaydı, daha önce yazılmış çeşitli kaynaklarda bu ilişkiye atıfta bulunulmasına rağmen, John Spence araştırmalarını yazdığı biyografi `Jane Austen Olmak'ta daha ileriye götürdü. Yazdığı kitap, Jane Austen ve Tom Lefroy'un 1795'te, Noel tatili için Hampshire'da buluşmalarından sonra bir daha görüşmedikleri iddiasını çürüttü. Aynı zamanda da, daha önceki biyografi yazarlarının iddia ettiği gibi `kısa süreli ve basit' bir ilişki olmadığını da ortaya koydu.
Bu romantik ilişkiden etkilenen yazar Sarah Williams, Ecosse Films'den Douglas Rae ve Robert Bernstein ile görüştü. Jane Austen'in, 20 yaşındayken Tom Lefroy adındaki İrlandalı bir gençle tanıştığını okumuştu. Bu buluşma, sonraki iki yüz yıl boyunca işlenecek romantik bir edebi temaya ilham kaynağı oldu. Ecosse Films projeyle hemen ilgilendi. “Bu Jane Austen'in hayatında az bilinen ama çarpıcı bir ilişkiydi,” diyor Robert Bernstein. “Bu ilişki tüm hayatını değiştirdi. Jane Austen, sert dış görünüşünün altında ateşli bir yapıya sahipti ve bu da gelmiş geçmiş en büyük kadın yazarlardan biri olmasını sağladı.”
Jon Spence, Becoming Jane için bir tarih danışmanını işe aldı. “Benim rolüm, zaten meydanda olan öykünün ana hatlarını bozmadan kendimce bir yorum katmaktı.”
Jon Spence'e göre, öykünün kilit noktaları şu şekilde:
Jane Austen, 1795'te ikisi de 20 yaşındayken, Hampshire'a akrabalarını ziyarete gelen Tom Lefroy ile tanışır.
JA 1796'da Londra'ya yaptığı kısa bir ziyaret sırasında Tom Lefroy'ûn amcasının evinde kalır. Tom da o sıralarda burada yaşamaktadır.
Tom 1798 yılında hukuk çalışmak için İrlanda'ya döner, bir okul arkadaşının kız kardeşiyle evlenir ve kızının adını Jane koyar.
Rae ve Bernstein Williams'ı bir senaryo yazmak üzere ikna etti. 2004 yılında Ecosse Films Kevin Hood'u işe alır. “Kevin romantik bir hassasiyete sahip,” diyor Bernstein. “Tarzı, Jane için de önemli olacağını düşündüğüm şiirsel bir yetenek içeriyor.”
Kevin Hood çok heyecanlanmıştı. “Çok etkilenmiştim çünkü proje Aşk ve Gurur için ilham kaynağı olmuş bir öyküyü anlatıyordu,” diyor Hood. “Jane Austen çok yetenekli bir dahi olmasına rağmen, onun tarzını biçimlendiren Tom Lefroy olmuştu. Bazıları, bu ilişkiyi yaşamasaydı yazar olamayacağına inanıyor. Evlilik öncesi yaşam, çok işlediği bir tema. Kendi tecrübelerine dayanarak yarattığı genç ve çekici adam tipi de de öyle.”
“Film, romanlarındaki karakter ve olayların, yazarın hayatıyla tesadüf eseri kesişemeyecek kadar çok olduğu üzerine”, diyor Kevin Hood. “Bazı ayrıntılar ise, atmosfere uydurmak için Austenvari bir şekilde değiştirildi.”
Yapım ekibinin üçüncü üyesi, Graham Broadbent (BluePrint Pictures'dan) 2004 Mayıs ayında projeye dahil oldu. Senaryonun değişik tarzı karşısında hemen etkilendi. “İlk okuduğumda oldukça çarpıcı noktalarla karşılaştım.Bunlardan ilki, Jane Austen'in yaşlı bir kızkurusu değil, bir zamanlar yirmili yaşlarda olan ve büyük bir aşk yaşamış biri olarak tasvir edilmesiydi. Kevin Hood'un yaptığı, bu aşk ilişkisini başarıyla Austen'in hayatına ve çevresine adapte edebilmekti.”
2005 yılında Julian Jarrold, Ecosse Films tarafından filmi yönetmek üzere işe alındı. “Modern ve tarihi stilleri birleştirebilmesi, bende doğru insan olduğu kanısını yarattı,” diyor Robert Bernstein. “Bu proje hem gerçeklere hassas bir biçimde sadık kalarak, hem de kafi miktarda yorum katarak gerçekleştirilmeliydi. Julian bunu başardı.”Jarrold, Becoming Jane'e başlamadan Kinky Boots'u bitirdi. Aşk ve Gurur, Sağduyu ve Duyarlılık ve İkna romanlarını tekrar okudu. Jane Austen Olmak dahil, bir çok biyografiyi tekrar inceledi. Ama asıl çıkış noktası, Kevin Hood'un senaryosu oldu.
“Konuyu iyi bilen biri tarafından yazıldığı belli olan bir senaryoydu. Bir aşk hikayesi olmasına rağmen, içerdiği yaratıcı ve dahice noktalardan çok etkilenmiştim.”
“Jane'in Tom Lefroy ile olan ilişkisi çok şaşırtıcıydı.Büyük bir yazar haline gelmesinde etkili bir faktör olduğu belliydi. Senaryo hoşuma gitti. Çünkü Jane'i hem hayat dolu bir genç kadın, hem de sanatının sorumluluğundaki bir yazar olarak tasvir ediyordu. Normalde Austen hakkındaki bir filmde göremeyeceğimiz sahneler içeriyor. Boks sahneleri, kriket sahneleri, semt pazarı gibi görüntüler içeriyor.”
Filmin yapımcıları, herkesin aklındaki Austen imajının farklı olmasına şaşırmış. “Çoğu insan onu yaşlı bir kızkurusu sanıyordu. Aslında bu kadar fazla sayıdaki biyografiye rağmen, Jane Austen hakkında çok az şey biliyoruz. Mektupları önemli kaynaklar olabilirdi ama ne yazık ki çoğu kaybolmuş. Cassandra'nın, Tom Lefroy ile ilgili olan mektubu bir şekilde kurtulmuş. Bu filmde Jane'i etten kemikten biri olarak görmek istiyorum. “
Jarrold dönem filmleri üzerinde çalışırken başka bir harika yazardan daha etkilenmiş. “Henry James, geçmişin bize tanıdık gelebileceğine dair bir şeyler yazmış,” diyor. “Dönem filmi yaparken dikkat edilmesi gereken noktalar olan kostüm ve mekan seçimi dışında, herşeyin belli bir dengeye oturması için de özel bir çaba gösterdik.”
Becoming Jane merkezinde Jane Austen'in kendisinin olduğu bir aşk hikayesi. Ünlü yazarı, evinde kendi halinde bir yaşam süren yaşlı ve bekar bir kız yerine, ailesi ve arkadaş çevresiyle tasvir edilen genç bir bayan olarak sunuyor. Jane Austen'i tıpkı romanlarındaki gibi bir atmosfere koyuyor. Ailesi ve arkadaş çevresiyle tanışıyoruz. Julian Jarrold şöyle diyor: “Umarım romanlarındaki kadın kahramanları ve kendi hayatındaki mutsuzlukların oluşturduğu tezat izleyicinin dikkatini çeker. Jane'i sosyal çevresi ve duyguları olan bir insan olarak algılamalarını umuyoruz, yazıyla yaşamını sürdüren bir kız kurusu olarak değil.”
Becoming Jane İrlanda'da, 2006'nın Mart ve Mayıs ayları arasında, Wicklow, Dublin ve Meath illerinde filme alındı.
Casting Öyküsü
Jane Austen
“Hayat ve gençlik ateşi ile dolu. Sıkı cemiyet kuralları olan bir şehir olan Hampshire'da, mizahı ve zekasıyla tutunmaya çalışıyor.” (Julian Jarrold, Jane Austen hakkında)
Yazar hakkındaki genel kanı, kitaplarıyla evli olan sert ve ciddi bir yaşlı hanım olduğu yolunda. Becoming Jane'de, William Shakespeare'dan bu yana gelmiş geçmiş en
iyi yazar olarak kabul edilen birinin başka taraflarını da görüyoruz. Bu genç bayan, kitaplarındaki kadın kahramanlarına tanıdığı özgürlüğü kendi hayatında da yaşamak istiyor.
Jane, Austen ailesinin en küçük kızı. Altı ağabeyi ve bir kızkardeşi var. Becoming Jane filminde, ailesi tarafından maddi çıkarı olan bir evlilik yapması istenen yirmi yaşında, özgürlüğüne düşkün, kadınlığına getirilecek kısıtlamaları reddeden bir insan portresi çiziyor. Para için evlilik yapması gerektiği iddialarını asla kabul etmiyor. Kendine denk ve entellektüel birini arıyor. Genç ve karizmatik Tom Lefroy ile tanıştığında, içinde gizli olan ateş yanmaya başlıyor.
“Asla sadık kalmak istedik,” diyor Robert Bernstein. “Mrs Brown filminde Kraliçe Victoria'ya yaptığımız gibi. O yüzden tüm oyuncular, Jane'i ve arkadaşlarını canlandıran tüm aktörler ve aktrisler yirmili yaşlarda.”
The Devil Wears Prada filmini henüz bitiren Amerikalı aktris Anne Hathaway, Jane Austen karakteri için uygun bir seçim gibi görünmese de, The Princess Diaries filmindeki prenses adayı ve Brokeback Mountain'daki katı iş kadını rolüyle her kalıba girebileceğini kanıtladı.
Julian Jarrold için, Anne Hathaway Jane'in karakter özelliklerine sahip biri gibi. “Onunla ilk karşılaştığımda çalışkanlığı ve kendini işine adamasından etkilendim. Aynı zamanda Jane Austen kitapları konusunda neredeyse bir uzman,” diyor.
İngiliz aksanıyla konuşma, piyano, dans ve dönemin görgü kuralları konusunda ders alan oyuncu aynı zamanda filmde erkek kardeşini oynayan Philip'ten işaret diliyle konuşmayı öğrendi. Annie evlilik pazarının ve dönemin diğer katı kurallarına karşı koyacak birini oynayabilir. Brokeback Mountain'daki performansını çok beğenmiştim.”
Robert Bernstein da ekliyor, “Brokeback Mountain filminde, özellikle telefon sahnesinde oldukça iyiydi. Julian ile sıkı bir çalışma dönemi geçirdiler. Jane Austen kitaplarının tümünü zaten okumuştu. Annie tıpkı Audrey Hepburn gibi, kırılganlık ve sertliği aynı anda yansıtabilen bir karakter.”
Anne Hathaway'i ikna etmeye gerek yoktu. Zaten 14 yaşından beri Jane Austen kitaplarına hayrandı. “Aşk ve Gurur ve Sağduyu ve Duyarlılık üzerine ödev hazırladım,” diyor. Özellikle de soğuk ve ciddi bir bayan olarak tanınan Jane'in tutkulu tarafı, Tom Lefroy ile olan ilişkisi hakkında bir şey bilmemesi, senaryoyu okuduğunda onu şaşkınlığa sürüklemiş. “Öykünün ne kadar tutku dolu olduğuna dikkat etmemiştim. İngilizler zaten tutku ile özdeşleştirilen bir millet değil. Birbirlerine delicesine aşık olan genç bir çifti anlatıyor. Mutlu bir sonu olmayacağını anlamıştım zaten. Ama o kadar iyi yazılmış bir drama ki bu ona CASABLANCA stili bir klasik olma özelliği kazandırıyor.”
2005'in ilkbaharında Anne Hathaway, Julian Jarrold ile tanışmak için Londra'ya gitti. Daha sonra da ön seçimler için New York'a uçan oyuncu, evine iyi haberlerle döndü. “Anneme haberi verdiğimde, Jane Austen ile aramda bir bağ olduğunu, onun okuyup da bir kenara atmadığım ender yazarlardan olduğunu söyledi. Annemin bu yorumu, bu rolü ne kadar çok istediğimi anlamamı sağladı.”Hathaway, dönem üzerine çeşitli araştırmalar yapmış ve Jane Austen kitaplarını tekrar okumuş. “Yazar hakkında eleştiriler ve dönem hakkında bilgi veren kitaplar okudum. Sonunda Julian elimde gördüğü her kitabı kapmaya başladı çünkü sürekli senaryoda kaçırılan detaylar olduğunu iddia ediyordum.”
Anne Hathaway için hayattaki idolünü beyazperdede canlandırmak zor bir işti. İngiliz edebiyatının en sevilen yazarlarından birini oynamak zorlayıcı bir tecrübeydi. “Daha önce Nicholas Nickleby filminde İngiliz aksanıyla konuşmuştum ama bu kadar geniş bir rol değildi. Yapmam gereken şey hem bu kadar sevilen bir yazarı hayal kırıklığı yaratmayacak şekilde canlandırabilmek, hem de dönem hakkında çok fazla araştırma yapmaktı. Her gerçek Jane Austen hayranının yapacağı gibi, rolün hakkını vermek istedim.”
Hathaway yönetmen ve senaristle beraber, Jane Austen ve onun geleneksel dünyasına nasıl yaklaşması gerektiğini konuşmuş. “Mesela bazı mektuplarında, katıldığı bir balodan dolayı nasıl akşamdan kalma olduğunu yazıyor ki bu Jane Austen hakkında akla ilk gelen şey değil. Fakat etten kemikten bir genç kadını canlandırma fikri, soğuk, kibirli, damarlarında çay dolaşan birini canlandırma fikrinden daha çekiciydi,” diyor.
Filmdeki tutku, bir sahnede kendini iyice belli ediyor. Austen'ların, Jane'in nişanlısı olmaya da gencin teyzesi, Lady Gresham'ı ziyarete gittiği sahnede. Jane, Bay Wisley ile karşılaştıktan sonra şöyle diyor: “Onun küçük şansı beni satın almaya yetmez!'” Bu zamana ters olan bir tavır. “Onun zamanında bir kadının yapması gereken ilk şey evlenmekti,” diyor Anne Hathaway. “Miras bırakılmayan kadınların ekonomik olarak yapabileceği çok şey yoktu. Jane gibi, fakir ama saygın bir aileden gelen birinin Bay Wisley gibi bir kısmete dört elle sarılacağı düşünülse de bu olmadı. Bence bu karakteri hakkında önemli bilgiler veriyor. Aşkın değerini biliyordu ve para için yapılacak bir evliliğin ne kadar güvenilir olacağını sorguluyordu.”
Jane Austen'ın Tom Lefroy ile olan ilişkisi başlarda, ikisinin de karakter sahibi olmaları nedeniyle zorlu geçer. “Filmin ilk yarısında herşey çok canlı. Şakalaşıyorlar, tartışıyorlar, dansediyorlar,” diyor Julian Jarrold. “Duygularının şiddeti ikisini de hayrete düşürüyor ve ailelerinin ekonomik durumunu göz önüne aldıkları zaman trajik sonuçlar doğuruyor.”
“Birbirlerinin zıt yanlarını çekiyorlar,” diyor Anne Hathaway. “Bir mıknatısın iki ucu gibi. Tek yapmanız onları birbirine yaklaştırmak. Kesinlikle bir şeyler alevleniyor. Jane'in Hampshire'daki hayatının ne kadar yalnız geçmiş olabileceğine de değindik. Onunla aynı entellektüel seviyede olmayan insanlarla, çalışmalarında onun kadar disiplinli olmayan insanlarla ve dünyayı onun gibi görmeyenler ile çevrilidir. Belki çevresindekilerle içinden geldiği gibi konuşmak istedi ama onların seviyesi onu anlayabilecek düzeyde değildi. Aniden Tom Lefroy hayatına giriyor, onun tam bir dengi. Başlangıçta birbirlerinden olmasa bile, birbirleriyle konuşabilmekten hoşlanıyor olsalar gerek. Beraberken kendileri olabiliyorlar.”
Jane'in ailesinin ona olan sevgileri, yaşadıkları çağın geleneklerini yerine getirmeleri gerektiği dürtüsüyle çakışıyor. Bir genç kızın ne olursa olsun evlenmesi gerektiği gibi. “O zamanlarda kız evlat olmak kolay olmasa gerek,” diyor Anne Hathaway. “Jane'den beklenen çok şey vardı. Bence babasıyla arasında büyük bir sevgi vardı ve onunla annesinden daha kolay anlaşabiliyordu. Annesinin sevgisi saman alevi gibiydi. Ama geldiği kökenlere bakılırsa, tek düşündüğü Jane'in yapacağı karlı bir evliliğin onun için en iyi olacağı fikriydi. Jane buna katılmadı ve bir çok duygusal çatışma ortaya çıktı.”
Jane'in gerçek aşkına bir diğer engel de Lady Gresham'dı - Austen ailesinin evine yakın bir yerde yaşayan, zengin bir soylu. “Lady Gresham gerçek bir karakter değil. Ama insanların parayla satın alınabileceği fikrini temsil eden birisi,” diyor Hathaway. “Eğer paranız ve prestijiniz varsa, insanların hayatına müdahale etme hakkını kendinizde görüyorsunuz. Kötü bir huy değildi o devirler için, sadece olması gerektiği gibiydi.”
Hathaway, kendisinin de 21. yüzyıl'ın gürültülü atmosferinden çok, o devrin İngiltere'sine yakın görüyor. “Bu yüzyıla ait sayılmam,” diyor. “Mesaj çekmeyi, e-posta yazmayı sevmem, elime aldığım bilgisayarı bozarım. İşlerin daha yavaş ilerlediği bir dünyayı seviyorum. Mektup yazmayı, bir şeyler çizmeyi, bir müzik aleti çalmayı seviyorum. Tabii bunlar Jane'in zamanında evlilik için yeterli kriter sayılmamalıydı. O devirlerde bir büyü var, o atmosferde birkaç ay geçirmek gerçekten güzeldi. Tabii korseler olmadan daha iyi olurdu.”
Tom Lefroy“Tom Lefroy hakkında bildiklerimiz, Jane'in mektuplarında aktardıklarından ibaret,” diyor Jon Spence. “Tom Jones'un en sevdiği roman olduğunu yazıyor, belki bu yeterli kanıttır.”
Becomig Jane'de Lefroy hırslı, genç bir İrlandalı. Julian Jarrold için, karakterin Jane ile olan ilişkisi boyunca nasıl şekillendiğini göstermek önemliydi. Channel 4'te gördüğü İskoç aktör James McAvoy aklına takılmıştı. “James'in uzun yıllar hayranı oldum,” diyor. “Yetenekli ve akıllı bir aktör. Tom Lefroy gibi karizmatik, zeki ve aynı zamanda da burnu havalarda birini oynamak kolay olmasa gerek. Jane ile başa çıkabilecek espri yeteneğine, entelektüel yeteneğe sahip olması, en önemlisi de bir gelecekleri olmadığını bilmesine rağmen ona delicesine aşık olması gerekliydi. O bunu zorlanmadan yaptı.”
Robert Bernstein bu fikre katılıyor. “James çok iyi bir seçimdi,” diyor. “Karakterinin büyüsü ve espritüel, iğneleyici tavrı, tıpkı Jane gibi birinin aşık olabileceği kişinin özellikleriydi. Çok karizmatik ve Anne Hathaway ile aralarında gelişen uyum mükemmel.”
James McAvoy senaryoyu okuduğunda Austen'in yeteneğinden etkilenmiş. “Aşk ve Gurur ile hemen bir bağlantı kurdum,” diyor. “Fakat senaryo Aşk ve Gurur'un bir kopyası değil, sadece bazı tarafları ondan esinlenmiş bağımsız bir hikayeydi. Aslında benim oynadığım karakterin bazı özellikleri de Darcy'yi andırıyor.”
McAvoy'a göre, Julian Jarrold'un ellerinden geçen film sıradan bir Jane Austen adaptasyonu değil. “Başka bir yönetmenin ellerinde film tıpkı Aşk ve Gurur'un kopyası olurdu.” diyor, “Julian ile daha önce de çalıştım. Julian ne olması gerektiğini ve nelerden kaçınması gerektiğini çok iyi biliyor. Yani başımızda ne yaptığını bilen ve hikayenin temelinde yatan romantizmi görmezden gelmeyecek biri vardı.”
1795 yılında Jane Austen Tom Lefroy ile tanıştığında, o Londra'da okula gidiyor ve parlak bir sosyal yaşam sürüyordu. İrlanda'daki ailesi, bir gün onlara finansal destek sağlayacağı konusunda ona güveniyorlardı “Üstünde büyük baskı olan biri. Ailenin en büyük oğlu olması sebebiyle, üstüne yüklenen sorumluluktan, erken yaşlardan beri haberdar. Amcası Yargıç Langlois tarafından daha küçükken eğitim görmesi için Londra'ya götürülüyor. Aslında kurallara bağlı biri değil ama sorumluluğun yükünü omuzlarında hissediyor. İçsel çatışmaları olan her insan gibi garip davranışlar sergiliyor.”
Tom Lefroy ile ilk defa Londra'da, bir centilmenler kulübünde tanışıyoruz. Don Dogarty adında bir İrlandalı tarafından sıkı bir dayak yerken. Tom, dönemin İngiltere'sinde, boksun nasıl bir yeri olduğunu iyi biliyor.
Tom Lefroy ruh ikiziyle Hampshire'ın vahşi doğasında karşılaşmak üzere. “Lefroy çocukluğunda ve yirmili yaşların başında normların dışına çıkmış, ” diyor McAvoy. “Sonra Jane Austen ile tanışıyor. İkisi de kural tanımayan insanlar. Ve filmimizde birbirlerine aşık oluyorlar.”
Film, Jane olmak üzerine olduğu kadar Tom Lefroy olmak üzerine de kurulu. Genç İrlandalı, 1790 yılının İngiltere'sinde tutunmanın zor olduğunu biliyor. “Filmin ilerleyen dakikalarında yaşlanıp tümüyle kurallara bağlı biri haline geldiğini görüyoruz,” diyor McAvoy. “Fakat Jane, yazdığı kitaplarla yaşıyor, bu daha devrimci bir tavır. Bu biraz tuhaf, çünkü ilk tanıştıklarında Tom kuralları hiçe sayan biriyken, Jane geleneklerden kopmayı daha zor buluyor. Bu noktada kesinlikle bir çatışma olduğunu görebilirsiniz”
Anne Hathaway ile çalışmak, James için ilginç bir deneyim olmuş. “Annie harika biri,” diyor. “Gerçekten, gerçekten, gerçekten çok sıkı çalıştı. Aslında Jane Austen'i oynayabilecek daha iyi birini bulmamızın imkansız olduğunu düşünüyorum. Eğlenceli biri ve onunla geçinmek çok kolay. İnsanlar Amerikalı bir kızın Jane Austen'i oynaması hakkında ne düşündüğümü soruyorlar. Ben bir İskoç'um ve İrlandalı birini oynuyorum! Film piyasasında olması gereken bu, en iyi olan işi almalı. Ve Anne gerçekten bu iş için biçilmiş kaftandı.”
“İki zeki genç insan arasında geçen bir aşk hikayesi,” diyor Robert Bernstein. “İlişkilerinde mizah duygusu da yok değil ama genel olarak bu akıllı ve birbirleriyle olamayacaklarının farkında olan genç bir çiftin aşk hikayesi. CASABLANCA'nın daha genç bir versiyonu gibi. Karakterler, toplumdan daha sofistike bir yapıda olmalarına rağmen, her sıradan insanın başa çıkması gereken sorunlarla boğuşuyorlar.”
Bay ve Bayan AustenJane'in annesi, Cassandra Leigh, Julie Walters (Educating Rita; Billy Elliot) tarafından canlandırılıyor. “Julie bu tür bir stereotipin sınırları içine sıkışıp kalmadı,” diyor Julian Jarrold. “Kızıyla çatışmada olan bir karakteri canlandırmasına rağmen Julie annesinin Jane'e olan sevgisini de yansıtabildi. Patates tarlasında, Jane'in Wisley ile evlenmesi gerektiğine dair olan tartışma sahnesinde çok dramatik bir portre çizdi.”
Julie Walters aşk evliliği yapan bir kadın portresi çiziyor. Dönemin İngiltere'sinde bu popüler veya çıkar sağlayan bir davranış biçimi değil. Bayan Austen kızı için en iyi olanı istiyor, aynı yolu izlemesini değil. “Kızının kendisine iyi bakabilecek biriyle olmasını istiyor,” diyor Walters. “O zamana bakarsak, yalnız bir kadının hayatta kalabilmesi için para gerekliydi. Bayan Austen'in kararı olarak hırsı yüzünden alınmış değildi. Sadece Jane'in iyi olacağından emin olmak istiyordu, çünkü yazarlıktan para kazanılabileceğine inanmıyordu.”
Julie Walters başlangıçta Jane Austen pek bir şey bilmiyormuş. “Kitaplarını okumamıştım ve hayranı olduğum birisi sayılmazdı. Daha sonra erkek kardeşim bana Aşk ve Gurur'u verdi, mizahi üslubundan ve olayların kurgulanış biçiminden çok etkilendim.”
Bayan Austen'i oynayabilmek için, kızını seven ama toplum kurallarına da bağlı bir annenin kalıbına girmesi gerekmiş. “Kızı ve annesi birbirine çok benziyordu, belki de bu kadar çatışmaya girmelerinin nedeni budur. Bayan Austen zamanında çok şiir yazmış ama bunlar yayımlanmamış. Ben yapamadıysam, Jane de yapamaz, diye düşünüyor. Yine de Jane'e olan sevgisi, onun için en iyi olanı istemesine neden oluyor. Austen'ların çok fazla parası yok, bu nedenle Jane'in geleceği için istedikleri gerçekten gerekli.”
Bu nedenlerle Bay Lefroy, en küçük kızı Jane için uygun bir seçim değil. “Bir çok nedenden ötürü,” diyor Walters. “Aslında Wisley'ye çoktan göz koymuştu. Tom'un yaptığı sadece onun yoluna çıkmaktı.”
Julie Walters büyü mutlu aile tablosu fikrinden hoşlanmış. “Aile toplantıları ve balo sahnelerinde çok eğlendik,” diyor. “Hiç birimiz dans konusunda iyi değildik.” Dönemin moda anlayışı da çeşitli esprilere neden olmuş. “Tanrım, o dönemde kadınlar korse yüzünden çok çekmiş olmalı. Kendi ayakkabılarımı bile bağlayamıyordum. Korkunçtu.”
Bayan Austen'in kocası, yörenin papazıydı. Orta halli, sekiz çocuğuyla gurur duyan, özellikle en küçük kızına çok bağlı bir baba. George Austen filmde James Cromwell tarafından canlandırılıyor. Babe filmindeki yumuşak kalpli çiftçi, La Confidential'daki ruh hali bozuk polis veya The Queen'daki Prens Philip gibi. “Bay Austen iyi eğitim görmüş ve çoğunlukla Jane'e destek çıkan biri. Finansal durumu onu zaman zaman üzse de, karısına hala aşık ve onun, eğer evlenmezlerse kızlarına ne olacağı konusundaki endişelerini anlıyor.” diyor James Cromwell.
“Jane, kadınların eğer evlenmezlerse hayatlarını sürdürme şanslarının ya çok az, ya da hiç olmadığı bir dönemde yaşıyor. O nedenle bir an önce evlenip kurtulmaları daha iyi. Bayan Austen gözlerini Lady Gresham'ın yeğenine dikmiş durumda ama Jane çok yakışıklı ve hovarda ruhlu, kendi problemleriyle boğuşan genç bir adama aşık oluyor. Bu Tom… Jane onun ailesine karşı olan sorumluluklarını, onların Tom'dan neler beklediklerini bilmiyor.”
“Jane Austen çok kontrollü, kuralcı ve baskıcı bir çevrede yetişiyor. Fakat hayalgücü ve yeteneğiyle en azından aklında, bu durumu başka bir şekle sokabiliyor. Romanlarında aşk ve mutluluk öğeleri her zaman iyi sonuçlanan olaylara neden olsa da, gerçek hayatında durum böyle değil. Yazar hepimize, kendimizi görebileceğimiz bir ayna tutuyor.”
James Cromwell ekrandaki eşinden oldukça memnun. “Julie bir harika,” diyor. “Harika bir aktris, enerjisi ve espri anlayışıyla olduğu kadar profesyonelliği ile de beni çok etkiledi.”
Aile, Arkadaşlar ve Rakipler
İki Oscar ödüllü Maggie Smith (The Prime of Miss Jean Brodie and California Suite) katı Lady Gresham rolü için seçildi. “Daha önce Maggie Smith ile çalışmıştım, bu nedenle de Lady Gresham'ı ondan başkasının oynayamayacağını biliyordum,” diyor Julian Jarrold. “Aşk ve Gurur romanındaki Lady Catherine De Burgh ile arasında pek çok benzerlik var. Filmde de aile üyelerine, özellikle yeğeni Wisley'e olan annelik duygularıyla tanışıyorsunuz.”
Anna Maxwell Martin Cassandra'yı, Jane'in tek kız kardeşi ve sırdaşını canlandırıyor. “Çok iyi bir insan, ailesine düşkün ve sır tutmayı bilen biri,” diyor Maxwell Martin. “Çok ahlakçı olmasına rağmen Jane'in mutlu olmasını istiyor. Cassandra aile ve prestijin önemli olduğunu, ikisini de öylece bir kenara atamayacaklarını söylüyor. Jane'e ve onun edebi yeteneğine çok düşkün. Daha sonraki hayatlarında da birbirlerine çok yakın olduklarını görüyoruz.”
“O dönemlerde kardeşler aynı yatak odasını paylaştıklarından ötürü doğal olarak birbirlerinin her sırrını paylaşıyorlardı,” diyor Anna Maxwell Martin. “Her zaman beraberlerdi. Bu kızlar bağımsız değillerdi, grup haalinde yolculuk etmek ve herşeyi beraber yapmak zorundalardı. Cassandra, Jane'in aksine pratik düşünen biriydi. İkisi de bu yönden oldukça farklılar.”
Cassandra nişanlısı Thomas'ı, Karayip Adaları'nda orduda görevliyken geçirdiği sarı humma hastalığı sonucu kaybediyor. Bu kayıptan dolayı kalbi kırık. “Cassandra evlenmek üzere olduğu bu adama aşık,” diyor Anna Maxwell Martin. “Birlikte büyümüş ve uzun yıllar beraber olmuşlar. Kağıt üzerinde mükemmel bir evlilik olarak gözükürken birden herşey korkunç biçimde ters gitmiş. O yıllaarda acısıyla başetmeye çalışan, kalbi kırık bir kadın portresi çiziyor.”
Joe Anderson, Henry Austen rolünde. Senaryoya göre '25 yaşında, yakışıklı, kırmızı üniforması içinde çekici ama dar gelirli bir subay.' Londra'da Tom Lefroy ile takılıyor. “Tom and Henry bir elmanın iki yarısı gibi ama Henry daha cüretkar.” diyor Joe Anderson. “Üniforması içinde caka satmayı seviyor. Kavgalara karışmıyor. Öbür tarafta ise, kendisi için en güvenli yolu seçmeyen biri var. Bu cesareti, sonu mutsuz bitecek bir ilişkiye girmesiyle sonuçlanıyor.”
Henry Jane'in en sevdiği erkek kardeşiydi. Oxfıord Üniversitesi'nde okumuş, parlak zekalı ve sevecen biri. “Birlikte çok tatlı anıları oluyor,” diyor Anderson. “Küçükken beraber hikayeler yazarlarmış. Jane'deki erkeksi tavırlar da Henry'nin hoşuna gitmiş olmalı.”
Eliza de Feuillide, Jane'in otuz beş yaşındaki kuzeni. Bir Fransız soylusu olan kocası giyotinle idam edilmiş. Eliza, İngiliz oyuncu Lucy Cohu tarafından canlandırılıyor. “Eliza bir Fransız kontuyla çıkar evliliği yapmış. Kocasının kafası kesildikten sonra Fransa'yı terkediyor. Eliza olaylara karışmaktan çok seyirci kalmayı tercih eden biri. Güvende olmaya ihtiyacı var. Bunu da Austen ailesi ve Henry'de buluyor.”
Eliza ve Jane birbirlerinin dostluğundan hoşlanıyor. “Birbirlerini güldürüyorlar,” diyor Lucy Cohu. “İkisinin de tarzı farklı ama hayır demeyi biliyorlar. Bu çok çekici bir özellik. Eliza zengin bir dul değil. Başlangıçta Jane'in Tom ile olan ilişkisinin eğlenceli olduğunu düşünüyor ve Jane'î mutlu görmekten dolayı memnun. Ona cesaret veriyor. Sonraları arkadaşını uyarsa bile onun yoluna çıkmayı reddediyor. En son istediği Jane'in incindiğini görmek.”
Eliza sonunda Henry ile evleniyor. “Eliza çok şey görüp geçirmiş, aradığı güveni Henry'de buluyor. Jane ve Tom'un ilişkisinde ise farklı bir enerji var.”
Jane Austen'in Dünyası
BECOMING JANE Jane Austen romanlarında tasvir edilen dünyadan farklı bir atmosferde çekildi. “Jane Austen hayranlarının kendilerini özdeşleştirecekleri bir dünya yaratmaya çalıştık,” diyor Robert Bernstein. “Ama umarım onları boks ringi ve kriket sahası gibi, genelde Jane Austen ile özdeşleştirilmeyen yerlere de götürebiliriz.”
Yapım tasarımcısı Eve Stewart, bu dönemi yansıtabilmek için 1790'ların İngiltere Krallığı hakkında sıkı bir araştırma yapmış. “Bir belgesel çekmiyorduk ne de olsa, bu nedenle çok derine inmedik,” diyor. “Sadece insanları o günlere götürmek istedik. Becoming Jane bir dönem filmi, ama aynı zamanda dünyevi ve gerçekçi bir yanı da var. Bu dünyada her şey toz pembe değil. Hayatın Jane'in gözlerinden göründüğü gibi.”
2006 Ocak ve Şubat aylarında toplam beş hafta boyunca, Julian Jarrold, Stewart ve sanat ekibi Dublin dahil olmak üzere pek çok yere giderek mekan incelemesi yapmış. “Normalde Austen hakkında bir filmde görünmeyecek sahnelerle daha çok ilgiliydim,” diyor Jarrold. “Londra'daki Centilmenler Kulübü, kriket sahaları ve köy panayırları gibi. Jane Austen'in varlığından haberdar olduğu, ama kitaplarında tasvir etmekten kaçındığı yerler.
Eski tarzda, dokunulmamış bir mimariye sahip bir şehirde mekan bulmak çok zor bir iş değildi. Henrietta Caddesi ve Şehir Kulübü gibi yerler 1975 Londra'sı için uygun mekanlardı. Taşrada geçecek sahneler için uygun bir yer bulmak daha zordu. “Dublin mimarisi tam istediğimiz gibiydi. Fakat İrlanda'nın doğal bitki örtüsü ve yer şekilleri Hampshire'dan farklı. Dağlık bölgeler yok, bu nedenle bitki örtüsü ve yüzey şekilleri bizi çok zorladı diyebilirim,” diyor Eve Stewart.
Stewart'ın 1790 yılının Hampshire tasviri çok da egzotik değil. “Renkler oldukça düz ve sıradandı,” diyor. “Mobilyalar da basit ve genelde ahşap malzeme kullanılarak üretilmişti. Asıl sorun kadife ve dantel kumaşlardı. Duvar kağıtları ve yer kaplamaları da her sosyal tabaka için farklıydı.”
Evler ve Yuvalar
Eve Stewart daha önce, Career Girls, Topsy - Turvy, All or Nothing ve Vera Drake'in de aralarında olduğu bir dizi Mike Leigh filminde çalışmış. “Julian bu filmde farklı bir tarz denememi istedi,” diyor Stewart. “AŞK VE GURUR gibi Jane Austen adaptasyonları genelde başka bir dünyaya ait gibi görünüyor. Fakat bu film, Jane Austen'in hayatının gölgede kalan kısımlarını anlatıyor. Para için evlenme şansı olduğu halde bunu yapmadığı hakkında. Austen ailesi zengin değildi ve Jane para kazanmak zorundaydı. Bu nedenle Austen ailesi kendi ürününü yetiştiren, kendi hayvanları olan bir aileydi.”
Austen ailesinin evi, Becoming Jane'deki kilit mekan. Aile, Hampshire'ın Steventon ilinde yaşamış. Filmde kullanılan ev, sosyal durumlarını ve mütevazi maddi varlıklarını gözler önüne seriyor. “Austen ailesinin maddi durumunu anlamazsanız hikayenin özünü kaybedersiniz,” diyor Stewart. “Ailenin o evde yaşamak zorunda olmasının, bulmacanın bir parçası olduğunu kabul etmek zorundasınız.”
County Meath'de, Trim yakınlarındaki Higginsbrook House'ı bulmak şans eseri olmuş. “İrlanda kırlarında eski İngiliz tarzı bir ev bulmak istedim,” diyor Stewart. “ Higginsbrook gibi… Bennett'ların Aşk ve Gurur'daki evlerine benzemesini istedim. Austen ailesi, Bennet ailesinden daha küçük bir evde oturmuş. Bay Austen kendi halinde bir köy papazı olduğu ve aile kendi yiyeceğini kendi yetiştirmek zorunda olduğu için böyle bir yer tercih etmişler.”
1747 yılında yapılan Higginsbrook orta büyüklükte bir ev olmasına rağmen dışarıdan daha büyük görünüyor. Kapı ve pencereler bakımsızdı. Austen'ların evine dönüşebilmesi için üzerinde çalışmak gerekmişti. Üç gün içinde ev boşaltıldı ve çalışmalara başlandı. Sahte bir koridor eklenerek, sanki fazladan iki odası varmış gibi gösterilmeye çalışıldı.
*******
Filmin bir diğer önemli mekanı olan Lady Gresham'ın evi başka bir mücadeleydi. “Bay Austen'i işe alan ailenin gotik tarzda bir evde oturduğunu öğrendim,” diyor Stewart. “Gerçek adları Tuite. Sert ve katı bir aile olduklarını duydum. Sahip oldukları paraya rağmen, evleriyle ilgilenmemiş ve bazı kısımları çürümeye bırakmışlar. Bu nedenle evin büyüklüğüne rağmen dıştan bakımsız gibi durması gerekiyordu. Aslında Dublin'de, bu iş için kullanabileceğimiz mekan sayısı da fazla sayılmazdı.
Lady Gresham'ın evi iki ayrı mekandan oluşuyor. Dışı County Wicklow - Bray'deki Kilruddery House. İçi ise yetmiş mil uzaktaki bir başka ev. Kilruddery geniş bahçeleri ve panoramasıyla eski bir Elizabeth devri evi. İç mekan olan Charleville Forest ise gotik mimarinin bir örneği. Lady Gresham ile ilgili olan tüm sahneler burada çekildi.
**********
Bay Austen'in küçük kilisesi, Dublin dağlarındaki Cloghlee Bridge'de bulundu. Yaklaşık elli kişilik bir cemaati içine alabilecek büyüklükteydi ki bu yeterliydi. Mekanın ve çevresinin görünüşü de tıpkı Hampshire gibiydi. Kilise, sanki Austen ailesi gerekli finansal desteği bulamadıkları için bakımını yaptıramamış gibi bakımsız bir haldeydi.
Henrietta Caddesi ve Dublin'deki King's Inn ise Londra yerine geçti. North Great George caddesi'ndeki bir ev ise Gentleman Jackson'ın kulübü oldu. “Şans eseri bu eski mekanı bulduk. Fight Club havasındaki bir bodrum katı için oldukça iyi bir seçimdi. Çok karanlık ve sanki başka bir dünyaya ait gibi.”
Stewart için en büyük piyango, Henrietta Caddesi'ndeki evi bulmak oldu. Mekan, Londra'lı yazar Ann Radcliffe'in evi olarak kullanıldı. Stewart da Tom Lefroy'un varlığından haberdar değildi. “Jane genellikle soğuk ve ciddi bir yaşlı kız olarak tasvir ediliyor. Ama kitaplarındaki üsluptan, bir zamanlar aşık olduğunu anlamamız gerekirdi. Henrietta Caddesi'nde, eski ve paslı bir tabela üzerinde Tom Lefroy adını görmemiz de ilginç ve tüyler ürpertici bir tesadüf,” diyor Eve Stewart.
Tarz ve Sinematografi
“Film için gerçekçi görünmesi önemliydi, çok fazla stilize edilmiş olması değil,” diyor Julian Jarrold. “Sinematografik olarak, Kevin Hood'un senaryosundaki karşıtlık duygusunu vermeye çalıştım. Londra'nın canlı, gürültülü havasına karşılık Hampshire'ın sakin ve huzurlu atmosferi gibi. Veya Austen ailesinin evinin sıcaklığı ve Lady Gresham'ın malikanesindeki resmi havanın oluşturduğu karşıtlık gibi.”
Daha önce, BBC serisi SUÇ VE CEZA için Julian Jarrold ile çalışmış olan Eigil Bryld, onunla Kane Austen projesi için bir ön görüşme yapmış. Geçmişteki ilişkilerinden ötürü birbirlerini zaten tanıyorlardı. “İkimiz de proje hakkında olabildiğince çabuk ve kesin kararlar vermekten hoşlanan insanlarız,” diyor Eigil Bryld. “Julian ile çalışmak, oyuncunun yüzündeki ani bir değişimi yakalayabilmek veya yapılmak istenen bir değişikliği anında farkedip uygulayabilmek anlamına geliyor.”
Bryld, Jane Austen'i kitaplarından çok filme alınan adaptasyonlarından tanıyor. Bu nedenle Kevin Hood'uun senaryosu onun için birincil kaynak olmuş. “Senaryonun genç ve tutkulu karakterlerle dolu, harika bir romantizm öyküsü olduğunu düşündüm,” diyor. “Jane yaşadığı günlere göre çok modern bir insandı. Hem seven, hem de kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın portresi o günlerde alışılagelmiş bir tip değildi. Filme hem modern hem de geleneksel bir hava katmak istedim. Zaten öykünün geçtiği dönem de görsel açıdan yeteri kadar zengin.”
Film Steventon'da, Austen ailesinin evinde başlıyor ve sonra Lady Gresham'ın malikanesine kayıyor. Sosyal farklılıklardan oluşan konstarı iyi vermek gerekiyordu. Aynı zamanda da Lady Gresham ve Jane'in kişilik farklarını yansıtabilmek önemliydi.
“Lady Gresham dar görüşlü ve ciddi,” diyor Bryld. “Fakat Jane ile, gençlik ateşi ve enerjiyi yansıtabilmemiz gerekiyordu. Anne Hathaway doğal bir enerjiye sahip, bu nedenle kameranın istediğini yakalaması zor olmadı. Renk skalası da oldukça farklı. Lady Gresham'ın evinde olmak, yeşilimsi bir ışığın hakim olduğu bir akvaryumda hapsedilmiş duygusu veriyor. Austen ailesinin evinde ise daha yumuşak renkler kullandım.”
Film Jane Austen'in gerçek hayatını yansıttığı için, Bryld gerçekçi renkler kullanmayı seçmiş. “Jane Susten'in döneminde garden partiler ve balolar genellikle akşamüstü yapılıyordu, çünkü insanlar yatağa erken giriyordu. Elektrik olmadığı için, iç mekanlarda herkes pencerelere yakın oturuyordu. Böylece ışığı keserek, mekana bir tablo havası vermeye çalıştık. Filmde mum ışığında geçen sahnelerin olabildiğince doğal görünmesine dikkat ettik.”
Bryld için en zorlu geçen sahne Lady Greshamın evinde verilen balo olmuş. “Kameranın 360 derece dönebileceği bir balo sahnesi yaratmak istedik, bu nedenle mekanın tümüyle ışıklandırılması ve de aynı zamanda gerçekçi görünmesi gerekliydi,” diyor. “Jane içeri girdiği anda, seyircinin de o ambiyansı hissetmesi gerekliydi, romantik, esrarlı ve seksi. Bu sahnenin çekim açıları oldukça karışıktı. Dans sahneleri için kamerayı hem 360 derece döndürmek hem de ışıklandırmada en ufak bir hata bile olmamasına dikkat etmek gerekliydi.”
Julian Jarrold için bu işi kolaylaştıran insanlar vardı. “Jane Gibson harika bir koreograf. Tüm oyuncular dansları çabucak öğrendi,” diyor. “Peruk ve kostümleriyle ilgilenilmesi gereken yüzlerce figüran olması işleri biraz zorlaştırdı. Danslar da öyle, çünkü oyuncular hem daans figürlerine hem de repliklerine dikkat etmek zorundaydı. Bu danslardaki temel duygu, Basingstoke'a gelen herkes için ortak bir eğlence paydası sağlamalarıydı. O günlerde dansetmek kadınlar için nadir bulunan eğlence türlerinden biriydi. Jane'in Wisley ile olan dansı resmi ve soğuk. Ama Tom ortaya çıktığı zaman aralarındaki elektriği hissedebiliyorsunuz.
Mekanın ve dönemim rıomantik çekiciliği, Jarrold ve Bryld'ün ortak çalışmasının sonucu. “Filmdeki gerçekçilik duygusunuı bozmadan romantik bir rüya havası vermek çok zordu,” diyor Bryld. “Bir peri masalı olmamasına rağmen, bu gözardı edemeyeceğimiz kadar önemli bir noktaydı. Film modern öğeler de içermesine rağmen, izleyicinin aklında yokolup gitmiş tatlı bir anı havası uyandırabilmeliydi...”
Kostüm Tasarımı
“Elbiseme iki sterlin harcadım ama çok iyi göründüğünü söyleyemem. Gelecek hafta ise şapkam üzerinde düzeltmeler yapmaya başlayacağım, ki bunun mutluluğum için beslediğim umutların bir parçası olduğunu biliyorsun.”
(Jane Austen'in kıskardeşi Cassandra'ya mektubu, Ekim 27, 1798)
Jane Austen ve ailesi modaya düşkündü. Hhampshire'dan Londra'ya yaptıkları periyodik ziyaretler sırasında bu meraklarını tatmin etme - kısıtlı gelirlerine rağmen - yolunu buluyorlardı. Çiftlik ve tarla işlerinde giyilebilecek kıyafetlerin yanısıra, yerel balolarda tercih edecekleri kostümler arasındaki fark hemen göze çarpıyordu.
"Ben de bir çok insan gibi okulds Jane Austen üzerine incelemeler yaptım, o yüzden yaşadığı dönemi biliyorum,” diyor kostüm tasarımcısı Eimear Ní Mhaoldhomhnaigh. “BECOMING JANE için kendi kendime sordum: `Burada ne yapmaya çalışıyoruz?' Benim önceliğim, Jane'in ve çevresinin kostümleri aracılığıyla 1790'ların İngiltere Krallığı atmosferini yaratmaktı. Bu modada oldukça geleneksel bir dönemin hakim olduğu yıllar, o yüzden işimiz zordu."
İngiltere Krallığı
Ní Mhaoldhomhnaigh müzeler ve galerilere giderek dönem modasını inceledi. Jane Austen'ın mektuplarında modaya dair izler aradı. Sadece Londra ve Hampshire arasındaki giyim farklılıklarını değil, sosyal sınıflar arasındaki farklılıkları da inceledi. "Kostümler, o sırada tarih sahnesinde olup bitenleri yansıtıyor. Mesela o dönemdeki Fransız Devrimi etkisiyle, kıyafetlerin çoğunda geniş ve abartılı eteklikler, büyük kollar oldukça modaydı.”
1790'ların ortalarına doğru moda daha basitleşti. “Kıyafetlerde Roma ve Yunan etkisi görülmeye başlandı,” diyor. “1795 bu trendin başlangıcıydı. Ama Jane Austen ve yaşadığı taşra bölgesi, değişimlere uymakta daha geç kaldığı için kıyafetler bir kaç yıl öncesinin moda anlayışında. Londra'da durum daha farklı. Balolarda ise yaşlı bayanlar daha eski bir çizgiyi takip ederken, gençler yeni trendlere daha yakın. "
Ní Mhaoldhomhnaigh BBC kostüm departmanında olduğu kadar, İngiltere'nin eski kumaş fabrikalarında ve Hindistan'ın otantik dükkanlarında da araştırma yapmış. “Alışılagelmiş fabrikasyon ürünlerinden uzak durmaya dikkat ettik," diyor. Kullanılan mücevherat ise oldukça özel. Prodüksiyon öncesi dönemde Julian Jarrold'ı sürekli gelişmelerden haberdar etmiş. “Julian çok iyi bir dinleyici,” diyor. “Bir dönem filmi, detayların fazlalığından dolayı kabusa dönüşebilir ama bizimki gerçekten farklı bir tecrübeydi.”
Ní Mhaoldhomhnaigh için filmin üç önemli kilit noktası vardı: Lady Gresham'ın balosu, köy dansları ve 1815 Londra'sında geçen bir müzik resitali. “Aralarındaki farkları vurgulamak, sosyal sınıflar arasındaki uçurumu belirtmek açısından önemliydi,” diyor. “Balo için uçuk renkler, ipek ve kadife gibi pahalı kumaaşlar kullanırken, köy dansları için yeşil, gri, kahverengi gib toprak tonları kullandık. 1815 yılında moda olduk.a değişmişti ve bunu da vurgulamak zorundaydık.”
Jane'i Giydirmek
Anne Hathaway'in gardrobu Ní Mhaoldhomhnaigh'in inisiyatif ve araştırmayı birleştirerek ortaya koyduğu bir eser. "Genç bir Jane Austen'i yansıtabilmeye, onun geçliğini ve enerjisini kıyafetlerinde gösterebilmeye çalıştım. Fakat aynı zamanda da kişliğinin verdiği kararlı bir ifade olması gerekiyordu. Kırma ve dantellerden kaçındık. Hem güzel, hem de güçlü görünmeliydi. Jane çiftlik işleri yapan bir kızdı yani kıyafetleri pratik olmalıydı. Bir çikolata kutusunun kapağından fırlamış gibi görünmemeliydi.”
Ní Mhaoldhomhnaigh Austen'in Sağduyu ve Duyarlılık kitabında verdiği kıyafet tasvirlerinden ve mektuplarından yararlanmış. "Mektuplarının birinde Cassandra'ya, kasabaya inip şapkası için yeni bir kurdele alacağını söylüyor,” diyor. “Belki yeni bir şapka almaya parası yetmiyordu, bu nedenle çiçekler ve kurdelelerle eski bonesini süslemeyi tercih etti. Jane ve arkadaşları Londra'dan gelen insanlardan moda konusundaki en son haberleri alıyordu. Austen ailesi, kendi kıyafetlerini diken ve tamir eden bir aileydi, bunu da filmde vermeye çalıştık."
Ní Mhaoldhomnaigh için anahtar kelime, kişiliği kıyafet aracılığıyla gösterebilmekti. Şöyle diyor: “Annie'yi giydirmek çok eğlenceliydi. Henüz The Devil Wears Prada filmini, şu harika giysileri başarıyla taşıdığı filmi bitirmişti. Ama şimdi basit pamuklular içinde görünmesi gerektiğini anlamalıydı. Ve bunu yaptı. Bazen bir parça dantel eklemeyi teklif etsem bile bunun fazla görüneceğini söylüyordu. Anne gerçekten çok hoş bir görünüme sahip ve fazla süse gereksinimi yok. Eğer çok abartılı kıyafetler tercih etseydik, Jane için yanlış bir seçim yapmış olurduk."
BECOMING JANE'deki olay akışında olduğu gibi, Jane'in kıyafetlerinde de hayatındaki değişimler görülebiliyor. "Elbisesi o anda hayatında neler olduğunu yansıtıyor,” diyor. “Filmin bir yerinde aile yas içinde, bu da kendini Jane'in basit, gri elbisesinde gösteriyor. Filmin sonuna doğru tekrar eski Jane stiline geri dönüyor. Güçlü ve iddialı. Ruh halindeki değişimleri kıyafetinde görmek istedik."
Tom'u Giydirmek
Tom Lefroy, büyüleyici bir görünüme sahip bir genç adam ve dönemin moda kıyafetlerini giyiyor. Jane Austen, Cassandra'ya yazdığı bir mektupta Tom Lefroy için şöyle diyor: “Tek hatası, ki zaman içinde bunu tamir edeceğine inanıyorum, sabah için giydiği ceketi çok açık renkliydi. Büyük bir Tom Jones hayranı, bu nedenle onunla aynı renkte giyinmeyi seviyor.” Becoming Jane filminde Tom Lefroy'u ilk kez Gentleman Jackson Kulübü'nde görüyoruz. “Boks yapan, içki içen ve hovarda tavırlı biri,” diyor Ní Mhaoldhomhnaigh. “Herkesten o kadar farklı ki, taşrayaa geldiğinde oldukça fazla ilgi çekiyor.”
Dönemin erkek modası oldukça değişkendi. “Bazı erkekler 1795 yılı kesimine uygun kıyafetleri rahatça taşıyorlardı,” diyor Ní Mhaoldhomhnaigh. “Taşrada ise kıyafetler Londra modasından daha uzaktı. Fakat insanlar balolarda ipek ceket giyebiliyorlardı. Uzun pantolonlar, 1800'lere dek çok revançta değildi. Erkekler hem pratik, hem de moda olan binici çizmeleri giyiyorlardı. O dönemde erkeklerin baldırları çok seksi kabul edildiği için kısa pantolonlar modaydı.”
Lefroy'u sürüden farklı gösterebilmek için, Ní Mhaoldhomnaigh birkaç hileye başvurmuş. "Kadife gibi daha seçkin görünen kumaşlara ağırlık verdik,” diyor. “Şakpa için kunduz kürkü kullandık. Çok havalı ceket ve paltolar giyiyor. Jane etrafındayken üzerine bambaşka bir çekicilik geliyor. James (McAvoy) bu işi gerçekten başardı. Birlikte sıradan bir görünüm yerine, göze batan kumaşlar ve modeller üzerine konuştuk."
**********
Maggie Smith tarafından canlandırılan Lady Gresham ise göz korkutucu ve farklı görünmeliydi. ”Maggie ile konuştum ve kostümününü daha erken bir döneme ait olması gerektiğine karar verdik,” diyor Ní Mhaoldhomnaigh. “1770li yıllara geri döndük, karakterin o dönemlerde giydiği ve kendisine yakışan bir kıyafet tarzı benimsedik. Lady Gresham kendi tarzı ve kalıpları olan bir insan, moda rüzgarına kapılıp gidecek biri değil. Yeşil ve gri tonlarıyla ona o sert, gotik havayı verdik. Etek boyundan kumaş seçimine kadar, kostümünün her tarafı kişiliği gib katı. Kendi kuralları dışında kural tanımayan bir kadının yapacağı gibi, sert kumaşardan oluşan bir gardrop hazırladık. O dönemde çok moda olan, calash adı verilen uzun bir pelerin giyiyor. Filmde bu tarz birşeyi giyen tek insan olduğu için çok farklı, neredeyse egzantrik görünüyor. Maggie buna bayıldı.
Dönem İngiltere'sinde çok moda olan korseler ise oyuncuların kabusu haline geldi. “Eğer sabah sete geldiklerinde yapmaları gereken ilk şey korseleri giymekse, `Tanrım, bunu yapmak zorunda mıyım?' diye sızlanıyorlardı” diyor Ní Mhaoldhomhnaigh. “Ama dönemin havasını yansıtmanın başka bir yolu yok. Yalnızca bu korseleri giymeleri değil, aynı zamanda kalça yastıkları da taşımaları gerekiyordu. Elbisenin altında gerçekten çok önemli ve çok fazla ayrıntı var. Sabahları asistanlarıma `Kalça yastıklarını taktıklarından emin olun,” diyordum.”
"Kostüm hakkındaki en önemli ayrıntılardan biri, bireylerin değil, grupların da doğal görünmesi,” diyor Ní Mhaoldhomnaigh. “Austen ailesi kadar kalabalık bir aile için seyirci şöyle düşünmemeli: 'Jane harika bir elbise giyiyor, ama diğerleri çok kılıksız.' Herkesin iyi görünmesi çok önemli. Bu yüzden Julie Walters Bayan Austen olarak, James Cromwell ise Bay Austen olarak harika görünüyor: kendine özgü bir tarzı olan bir beyefendi. Jane'in erkek kardeşi George ve Cassandra'nın kostümleri için de Jane'in kostümlerine harcandığı kadar emek harcandı.”
Jane Austen - Bir Biyografi
Jon Spence, “Jane Austen Olmak”ın Yazarı
Jane Austen Revd George Austen ve eşi Cassandra Leigh'in en küçük kızlarıydı. 16 Aralık 1775 yılında, Hampshire ilinde doğdu ve hayatının ilk yirmi beş yılını orada geçirdi. Reading'deki Abbey Okulu'nu, onbirinci yaş gününden önce terk etmesinden sonra eğitim hayatı sona erdi. Bu dönemde, babasının `Alışılagelmişten farklı' dediği hikayeler yazmaya başladı. On sekiz yaşındayken, Elinor ve Marianne adındaki ilk romanını yazdı. Ve aşık oldu.
Jane Tom Lefroy ile Hampshire'da, 1795 yılının Noel tatilinde tanıştı. Ocak ortalarında Lefroy, hukuk okumak üzere Londra'ya gitti. 1978 yılına kadar aralarındaki romantik ilişkiye dair bir bulguya rastlayamıyoruz. (Jane'in kızkardeşi, 18 Eylül 1796 ve Ekim 1798 arasında yazılmış tüm mektupları yaktı.) Bu iki yıl, Jane'in hayatının en verimli dönemidir. Londra'dan döndükten sonra Aşk ve Gurur'u yazdı, Elinor and Marianne'i tekrar düzenledi, Sağduyu ve Duyarlılık ve Northanger Abbey kitaplarını bitirdi. Sonraki on yıl içinde her hangi bir esere imza atmadı.
İlişkisinin mutlu sonla bitmemesi, buna neden olabilir. Başka bir etken de kuşkusuz babasının emekli olması ile beraber ailenin 1801 yılında Steventon, Hampshire'dan ayrılıp, Jane'in nefret ettiği bir yer olan Bath'e yerleştiler. Aralık 1802'de, genç ve zengin bir adam tarafından yapılan evlilik teklifini kabul eden Jane, ertesi gün sözünü geri aldı. Bir kaç ay sonra 10 sterlin karşılığında Northanger Abbey'yi bir yayıncıya sattı, ama hiç bir haber çıkmadı.
1805 yılında babasının ölümünden sonra Jane, annesi ve kız kardeşi, 1809 yazına kadar kalacakları Southampton'a yerleştiler. Daha sonra Hampshire'ın bir köyü olan Chawton'a taşındıklarında Jane nihayet yazarlık kariyerinden para kazanmaya başladı. Sağduyu ve Duyarlılık 1811'de, Aşk ve Gurur ise 1813 yılında yayımlandı. Mansfield Park 1814 yılında, Emma ise 1815 yılında basıldı. İkna romanını, 18 Temmuz 1817'da Addison hastalığından ölmeden bir yıl önce tamamladı. İkna ve Northanger Abbey ölümünden sonra yayımlanan eserlerindendir.
|
||||