Angel
Afişi Büyütün
İzleyici Sayısı 5.026
Hasılat 51.144 YTL
Angel
Yönetmen François Ozon
Oyuncular Romola Garai, Charlotte Rampling, Lucy Russell, Michael Fassbender, Sam Neill, Lucy Jacqueline Tong, Janine Duvitski, Christopher Benjamin, Simon Woods, Jemma Powell
Senaryo Martin Crimp, François Ozon
Yapımcılar Tanya Seghatchian, Olivier Delbosc, Marc Missonnier
Görüntü Yönetmeni Denis Lenoir
Prodüksiyon Tasarımı Katia Wyszkop
Kostüm Tasarımı Pascaline Chavanne
Kurgu Muriel Breton
Özgün Müzik Philippe Rombi
Yapımcı Stüdyo Fidélité Productions
Türkiye Dağıtımı Chantier Films
Gösterim Tarihi 23 Kasım 2007
Film Arşivi
Angel Yapım Bilgileri   Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın
"Angel"ın başrolünde Romola Garai oynuyor.
Hayal gücü kuvvetli yoksul kızın şöhret, başarı ve aşka giden yolculuğu...
Ünlü Fransız yönetmen François Ozon'un tamamını İngilizce çektiği ilk filmi Angel, Elizabeth Taylor'ın kitabından uyarlandı.
Fakir bir çevrede büyüyen Angel'ın en büyük hayali ünlü bir yazar olmaktır. Ancak kimse, hatta annesi bile onun bu hayaline inanmamaktadır.
Angel, aslında gerçek hayatının tam tersine, varlık içinde yaşayan bir kadının hikayesini kendi hayatıymış gibi mükemmel bir şekilde kaleme alır ve çeşitli yayınevlerine yollar.
Uzun ve umutsuz bekleyişin ardından Londra'da bir yayınevi yazdıklarına ilgi gösterir.
İşte böyle başlayan Angel'in rüyası yavaş yavaş gerçek olur. Genç yazar inanılmaz bir hızla yükselir ve her genç kızın rüyası olan başarı, şöhret ve aşk'a kavuşur... Acaba bu peri masalı bir kadın için çok mu fazladır?
Filmin yönetmeni ve senaristi François Ozon ile film hakkında söyleşi
- Elizabeth Taylor'ın kitabını filme uyarlamayı nasıl başardınız?
Yaşadığım en büyük zorluk Angel'ı sempatik bir karaktere dönüştürmekti. Elizabeth Taylor'ın romanında karakter neredeyse korkunç. Yazar Angel'a, kitaplarına ve davranışlarına çok alaycı bir açıdan bakıyor. Taylor onun yazarlığını ve hırsını takdir ediyor ama aynı zamanda Angel'la sürekli dalga geçiyor ve onu garip, itici bir insan olarak tanımlıyor. Ben iki saatimi bu kadar negatif bir karakteri ekranda görerek geçirmek istemeyeceğime karar verdim. Halbuki kitaptaki bu sadistçe yaklaşım çok başarılı. Angel'ın rahatsız edici ve çirkin karakter özelliklerine rağmen çekici ve sempatik olması bence önemliydi. Aklımda hep Scarlet O'Hara vardı. O gerçekten de hem çok sevilen hem de nefret edilen bir karakter. Ben Angel'ın seksiliğinin farkında olmasını ve bunları kullanmasını istedim, özellikle de yayımcısı ve Nora ile. Benim Angel'ım Elizabeth Taylor'ınkinden daha manipülatif. İlk başlarda herkes onu eleştiriyor: Öğretmeni, annesi, teyzesi, yayımcısının karısı. Angel'ın ve yarattıklarının anlaşılmadığını fark ediyoruz. Bu ona sempati duymamızı sağlıyor ve merak uyandırıyor, özellikle de o yazarken. Ben seyircinin aslında Angel'ın yazdıklarının çok da edebi olmadığını fark etmeden önce hikâye ile ilgilenmesini istedim.
- Ben sizden daha ileri gidip ve seyircinin aslında Angel'ın yazma tutkusunu yazım stilinin ne kadar iyi olduğundan daha fazla umursamadığımızı iddia ederdim.
Filmin 20. dakikasında Angel'ın yazdığı bir romandan uyarlanmış bir oyunu izlerken Angel'ın yazılarının mükemmel olmadığını anlıyoruz. O sahne Angel'ın yazı stilinin özünü anlatmak için önemli. Ama edebi kabiliyetinin eksikliğiyle dalga geçme arzumu Angel'ın başarısına verdiği duygusal tepki ile dengelemeye çalıştım. Hayali bir dünya yaratma kabiliyetine sahip ve bundan büyük zevk alan birinin yaratıcı gücünü göstermek istiyordum. Yazılarının ne kadar iyi olduğu önemli değil. Enerjisi ve ilhamı beni ilgilendiriyor. İlham nereden geliyor? Bu insanların hayatını nasıl etkiliyor? Gerçekle illüzyon birbirine ne kadar giriyor? Sanat bize hayat mı verir, yoksa içimizdeki hayatı alıp götürür mü? Bir insan kendini sanatına ne kadar adamalıdır? Hem Angel hem de Esmé çok farklı insanlar ama ikisi de sanatlarına kendilerini adamışlar. Ve ikisi de başarısız hayatlara sahip. Esmé'nin başarısızlığı güçsüz olduğundan ve sanatına inanmadığından. Ama belki de sonunda, sanatına daha dürüst yaklaşan avangard sanatçı Esmé daha çok hatırlanan olacak ve kendi sanatına fazla inanan Angel kendi sanatına şüpheyle yaklaşmadığından ve sorgulamadığından unutulan olacak. Yine de Angel'ın kendi zamanındaki insanları etkilediği ve onlara günlük yaşamlarından bir kaçış sağladığı kesin. Peki bir sanatçıysan hangisi daha önemlidir? Unutulup gitmeden önce günlük hayatta şöhret, para ve başarı elde etmek mi? Yoksa Van Gogh gibi gölgelerde debelenip ölümden sonra kabullenilmek mi?
- Siz kendinizi Angel'a mı Esmé'ye mi daha yakın hissediyorsunuz?
Benim için önemli olan şu an yaratabiliyor olmak. Benim yarattıklarım zamanın testini geçebilecek mi? Kendime bu soruyu sormuyorum çünkü bu beni felç eder. Sanat asırları aşabilir ama aynı zamanda da günü için vardır. Angel'ın anı yaşama hissini ve yaratma arzusunu paylaşıyorum. Pratik düşünmesi ona sosyal olarak sınıf atlatıyor. Sanatı onun hayatına hizmet ediyor. Kendine ev almasını, lüks içinde yaşamasını, sevdiği erkeği elde etmesini ve sevgilisini parasal olarak desteklemesini sağlıyor.
François Ozon'un yönettiği filmin başrolünde Romola Garai'yi izliyoruz.
- Esmé'nin yalanlarına rağmen Angel onu gerçekten seviyor.
Kitapta aşk hikayesi bariz olarak yalan: Orada Angel aslında romantik ve dertli ressam fikrine aşık. Esmé ise bu işe kesinlikle para için giriyor. Balayı ise bir felaket. Burada da Angel'ı ekranda sevebilmemiz için onun aşkının içtenliğine inanmamız gerektiğini düşündüm. Angel daha çok kendi beynindeki aşk fikrine aşık, ama aynı zamanda bu hisse gerçekten inanıyor ve Esmé'ye gerçekten yardım etmek istiyor.
- Peki Nora'nun Angel'ı arzulaması?
Kitapta eşcinsel hisler ima ediliyor ama Nora çok çirkin, hatta bıyığı var. Onun karakterini biraz törpüledim, sinirliliğini ve tatsızlığını azalttım. Onu daha ışık dolu bir insana döndürdüm. Nora'nın biraz çekiciliğinin olmasını istiyordum, sadece idolü olan kişinin ruhsal ve bedensel paspası olan köle ruhlu biri değil. Kitapta Nora kardeşi Esmé'nin kız arkadaşı olduğunu Angel'a söylemiyor çünkü Angel'ı kaybetmekten korkuyor. Filmde ise Nora bu gerçeği Angel'la paylaşıyor ama Esmé'yi yakalar yakalamaz bunu söylemesi daha doğru olmaz mıydı? Nora biraz da trajik bir kişilik, Angel'ın çektiği acıların nedenlerinden biri de Nora. O, Angel'a karşı duyduğu arzu ve erkek kardeşine olan bağlılığı arasında kalmış.
- Veda Vakti gittikçe sadeleşen bir görüntüyle bitiyor. Bu filmle o tip minimalizmlerden kaçındınız.
Evet, Angel beni daha barok, daha süslü püslü bir dünyaya sürükledi. Son filmlerimde gittikçe detaylar azılıyordu. Angel ise canlı renkleriyle ve birbirine örümcek ağı gibi bağlanan bol karakteriyle, içlerinde duygu fırtınaları ve çelişkiler barındıran sahneleriyle çok renkli bir film. Ama aynı zamanda çok basit bir sona varıyor, Angel'ın fakirliği ve duygusal yalnızlığı… Beni en çok heyecanlandıran, bir melodramı anlatmaktan çok, zamanın akışı ile ilgilenmekti. Zamanda atlamalar yapmak, bir karakterin hayatındaki önemli anların altını çizmek için etkileyici görsel fikirler bulmak ve ekranın kararıp tekrar aydınlanması tekniği ile deneyler yapmak...
- Peki ya müzik? Kurgudaki gibi bir duygusal denge kurmak için miydi?
Aklımda Frank Skinner'ın yönetmen Douglas Sirk'ün Universal stüdyosuna çektiği melodramları için bestelediği müzikler vardı. Hatta filmi kurgularken bazılarını denedim ve filme çok iyi oturduklarını gördüm. Ama farkındayım ki günümüzün seyircisi için kulağa biraz eski gelen melodiler bunlar. O yüzden de bestecim Phillipe Rombi'den Skinner'ın melodramatik müziğinden sadece esinlenmesini ve lirik olmaktan korkmaması gerektiğini söyledim. Aynı zamanda da Angel'ın gizli arzularını açığa vuran bir tema müziği gerekiyordu. Bu, seyircinin onunla özdeşleşmesini kolaylaştırırdı.
- Filmin oyuncu seçimini nasıl yaptınız?
Böyle seviyeli hikayeler Hollywood'da yıldızları pompalama aracı olarak görülüyor. Aslında bir Amerikan stüdyosu filmle ilgilenmişti ama bana Amerikalı bir senaryo yazarı ile bir yıl çalışmamı ve filmi mutlu sonla bitirmemi şart koştular. Bunları yapsaydım bana Amerikalı bir yıldız bulacaklardı. Ben filmi kendi istediğim şekilde, daha az tanınan oyuncularla ve daha küçük bir bütçeyle yapmayı tercih ettim. Mükemmel bir İngiliz kasting yönetmeni ile çalıştım ve o beni günümüzün en iyi genç İngiliz aktörleriyle tanıştırdı. Oyuncu denemelerine çok önem verdim ve filme heyecan duyan oyuncuları seçtim, daha İngiltere'de henüz meşhur olmamış oyuncuları.
- Esmé'yi oynayan Michael Fassbender filmin en büyük keşiflerinden.
Günümüz seyircisinin Angel ve Esmé'ye inanmaları için aralarında çok güçlü bir kimya olmalıydı. Genç ressam gerçekçi, şehvetli, karizmatik ve küstah olmalıydı. Michael Fassbenden bu özelliklere sahipti: İroni ile sertliğin garip karışımı... O bir İrlandalı. İngilizlerden farklı bir aksanı ve davranış biçimi var, daha garip ve çiğ. Sam Neill ise senaryoyu okur okumaz çok sevdi. Hem etkileyici hem de eğlenceli buldu. Onun heyecanı çekimler süresince beni çok rahatlattı.
François Ozon'un yönettiği filmin başrolünde Romola Garai'yi izliyoruz.
- Peki ya Charlotte Rampling ile tekrar çalışmak?
Charlotte ile daha önce iki kere çalıştım ve ilk İngilizce filmimde yanımda olması bana çok şey ifade etti. Gerçekten de Hermione kadar küçük bir rolü kabul etmesi arkadaşlığımızdandı. Hermione filmde seyircinin Angel'a hissettiği şüpheci yaklaşımı yansıtıyor. Onun karakteri bir anlamda hikayeden kopuk. İlk başlarda Angel'ı kaba ve yorucu buluyor o yüzden de onu çok sert yargılıyor ama fikirleri film içinde değişiyor ve en sonda Angel'ı savunuyor. Her ne kadar yazarlığını beğenmese de Angel'ı anladığını ve başarıları için ona saygı duyduğunu söylüyor.
- Ya Lucy Russell ?
Nora rolünde çok aktris gördüm. Denemelerde aslında çoğunun Angel olmak istediklerini fark ettim. Okumayı bitirdiklerinde bana hep “Ben Angel'ı da oynayabilirim, Ben Angel'ım!” diyorlardı. Aslında başrol olmayan bir iş istemiyorlardı. Ama Lucy bunu hiç umursamadı. Denemeye eski bir hizmetçi gibi giyinerek, kalın gözlükler takarak ve saçını toplayarak geldi. Yani aslında oraya Nora'yı oynamak için gelmişti. Tabi ki rol Angel'ınkinden çok daha az büyüleyici ama Lucy aslında bazen gölgede duran kişinin daha fazla fark edildiğini biliyordu. Her zaman en güzel elbiseyi giyen aktris en çok beğenilmez. Aynı Charlotte gibi Lucy de çok akıcı bir şekilde Fransızca konuşabiliyordu o yüzden sette benim ikinci koltuk değneğimdi!
- Esmé'nin resimlerini gerçekte kim yaptı?
Aynı zamanda Pialat'nın Van Gogh filminde de çalışan Katia Wyszkop o filmin resimlerini çizen Gilbert Pignol ile kontak kurdu. Esmé'nin stilini hayal etmek çok zordu o yüzden Angel'ın sevebileceği resim türüne karar verip tam tersini yaptık. Angel stil dolu olup aslında içi bol olan gösterişli resimleri severdi. Esmé ise tam tersine karanlık ve acılarını saklamayan bir dışavurumcu. Mezarlıklar ve fakirlerin evlerini resmetmeyi seviyor. Angel onun resimlerinden nefret ediyor. Ona göre sanat renkli, hoş ve eğlenceli olmalı… Gerçeğe heyecan katmalı. Angel'ın portresi için Lucian Freud'un eserlerinden esinlendik. Ki aslında bu o zaman dönemine pek uymuyordu ama bu o dönemin toplumunun Esmé'nin sanatını algılayamaması duygusunu daha da güçlendirmemizi sağladı. Portrede uzaktan Angel'ın yüzünü görebiliyoruz, biraz donuk ama yaklaştıkça aslında şekilsiz görünüyor… Biraz Dorian Gray gibi. Portre kalabalık, boyalar kalın, hacimli ve sert bir şekilde uygulanmış. O resmi doğru şekle getirmek uzun zamanımızı aldı. Hem çok çirkin olmalıydı hem de Angel olduğu rahatça belli olmalıydı.
Prodüksiyon bilgileri Chantier Films tarafından sağlanmış; editörlük işleminden sonra yayınlanmıştır. Teşekkür ederiz.
Aloha Sinema
Ana Sayfa  |  Vizyonda  |  Gelecek Hafta  |  Gösterimdekiler  |  Fragmanlar  |  Özel Dosyalar  |  Sinema Kitapları |  İzlenimlerin Derinliği
Box Office Listeleri  |  Türkiye Top 20  |  ABD Top 20  | 2007 Top 60 Listesi  |  Haber Merkezi  |  Yönetmenlerimiz  |  Gösterim Tarihleri  |  Film Arşivi
İletişim - Bize Yazın  |   Editöre Mesaj
Bu sitenin dizayn ve içeriği Aloha tarafından gerçekleştirildi. Site Editörü: Ebru Altın, Tasarım: Selin Schwartz. Copyright © 2008
E-Mail Us