Ekim, 2011:

Beni Unutma: Sinemada ağlamaktan mazoşist zevk alanlara

Açelya Devrim Yılhan

Filmin başrolünde Açelya Devrim Yılhan oynuyor.

Sinemada ağlamaktan mazoşist bir zevk alanlar, ajandalarınızı çıkartın. Kasım ortası vizyona girecek “Beni Unutma”, bir çift, dört âşık ve hayatın içinden tutup çekilmiş bir dolu duygusal gelgitle hepimizin kirpiklerini titreteceğe benziyor.

Yönetmen Özer Kızıltan, 2006’da çektiği “Takva” ile ulusal ve uluslararası pek çok festivalde dikkat çekmiş, ödül toplamıştı. Hayatını dine adamış bir adamın giderek akli dengesini yitirmesini konu eden “Takva”dan sonra Kızıltan televizyon için diziler ve filmler çekti. Sinema salonunda izleyeceğimiz ikinci filmi “Beni Unutma” için şöyle diyor: “Açıkçası aşk filmi çekmek gibi bir niyetim yoktu ama Burak Göral’ın senaryosu içime çok dokundu. Hem hüzünlü ve gerçekçi bir aşk hikayesi kimin içine dokunmaz ki? Hiç hesapta yokken çektim. Yaşadığımız sürece aşk hikayelerine, o duyguya ihtiyacımız var.”

İstanbul’da geçen “Beni Unutma”, Açelya Devrim Yılhan ve Mert Fırat’ın canlandırdığı iki ana karakterin etrafında geçiyor. Yakınlık, diyaloglar, yüzler üzerine kurulu küçük bir film bu. Büyük mizansenler, iddialı bir sinematografi, aksiyon ve görsel bir gösteriş yok. Oyuncuların ifadeleri, sözleri, oyunculukları ön planda.

ıkisi de yoğun ilişkilerden çıkmış ve aşka inancını yitirmiş iki karakter birbirini buluyor. Âşık oluyorlar, çok kısa bir zamanda yakınlaşıyorlar. Ama âşık olmaları ve yakınlaşmaları mutlu olmalarını garanti etmiyor. ıkisinin de geçmişi, bugünlerine müdahale ediyor. Aşka inanmama, ilişkilere güvenmeme gibi duyguları, yakınlık ve sevgiyle alt etmeye çalışıyorlar.

Filmde “Kendi hayatlarından o kadar umutlarını kesmişler ki, artık kimsenin kimseyi sevmediğini söylüyorlar” gibi replikler kulağınıza çalınıyor. Yönetmen de böyle mi düşünüyor? “Çağdaş edebiyatta çok büyük aşk hikayelerine rastlayamayız çünkü günümüzde ne yazık ki, Marx’ın 1940’larda ‘yabancılaşma’ olarak tarif ettiği davranış biçiminin etkilerini yaşıyoruz. Gitgide kendi içimize gömülüyoruz, bireyci oluyoruz, duygularımız da köreliyor. Ama aşk diye bir şey var ve yakalandığında tüm bunlar yok oluyor.”

Film de bunun üzerine. Mert Fırat, Açelya Devrim Yılhan, Tuba Ünsal, Melis Babadağ, Ünal Silver, Aliye Uzunatağan ve Kenan Ece filmin kalbindeki altı kişiyi ustalıkla canlandırıyor ve Türk sineması bir aşk filmi kazanıyor.

Bu film, genç oyuncu Açelya Devrim Yılhan’ın ilk sinema filmi olduğu için de önemli. Açelya gibi karakteristik ve kameranın bayılacağı bir yüz, ilk kez sinema perdesinde. Ona üzülüyor, kızıyor, onun yanında olmak istiyoruz. Nasıl bir duyguyla çıkacağız salondan? “Filmden çıkar çıkmaz sevdiklerimi arardım gibi geliyor” diyor Kızıltan. Aşk deyince aklına gelen, çok etkilendiği metinleri ya da filmleri soruyorum: “Attila ılhan’ın ve Nâzım Hikmet’in bütün aşk şiirleri, Metin Erksan’ın hemen hemen bütün filmleri, Ömer Kavur’un ‘Kırık Bir Aşk Hikayesi’…”