
Gözlerini kapa. Zihnini aç. Hazırlıksız yakalanacaksın.
“Sucker Punch” karanlık gerçeklikten kaçmak için sahip olduğu en büyük sığınak hayal dünyası olan genç bir kızın canlı hayal gücünde bizi bir yolculuğa çıkaran, destansı bir aksiyon-fantezi filmi. Kız, zaman ve mekânın kısıtlamalarından kurtulmuş bir halde zihninin götürdüğü her yere gitmekte, inanılmaz maceraları gerçekle hayal arasındaki çizgileri bulanıklaştırmaktadır.
Kendi isteği dışında hapsedilmiş olsa da, Babydoll (Emily Browning) hayatta kalma isteğini yitirmemiştir. Özgürlüğünü kazanmak için savaşmaya kararlı olan genç kız, başka dört genç kızı -çekingen Sweet Pea (Abbie Cornish), konuşkan Rocket (Jena Malone), racon bilen Blondie (Vanessa Hudgens) ve korkutucu derecede sadık Amber (Jamie Chung)- bir araya gelmeye ve gizemli High Roller (John Hamm) Babydoll için gelmeden önce kendilerini esir eden Blue (Oscar Isaac) ile Madam Gorski’nin (Carla Gugino) ellerinde kendilerini bekleyen korkunç sondan kaçmaya teşvik eder.
Babydoll önderliğindeki kızlar samuraylardan yılanlara her şeye karşı, ellerindeki sanal silahlarla fantastik bir savaşa girişir. Birlikte, hayatta kalmak için neyi feda etmeye razı olduklarına karar vermeleri gerekmektedir. Ancak Bilge Adam’ın (Scott Glenn) yardımıyla, çıktıkları inanılmaz yolculuk -başarılı olurlarsa- özgürlüğe kavuşmalarını sağlayacaktır.
Yönetmen Zack Snyder’ın (“Watchmen,” “300”), yaratıcı vizyonundan doğan “Sucker Punch” genç yıldızlardan oluşan geniş bir oyuncu kadrosuna sahip; Emily Browning (“The Uninvited”), Abbie Cornish (“Bright Star”), Jena Malone (“Into the Wild”), Vanessa Hudgens (“High School Musical” filmleri) ve Jamie Chung (“Sorority Row”). Filmin ana kadrosunda ayrıca Carla Gugino (“Watchmen”), Oscar Isaac (“Robin Hood”), Jon Hamm (“The Town,” TV dizisi “Mad Men”) ve Scott Glenn (“The Bourne Ultimatum”) yer alıyor.
Zack Snyder,“Sucker Punch”ı kendi öyküsünden hareketle Steve Shibuya ile birlikte yazdığı bir senaryodan filme uyarladı. Snyder ve Deborah Snyder filmin yapımcılığını üstlenirken Thomas Tull, Wesley Coller, Jon Jashni, Chris deFaria, Jim Rowe ve William Fay yürütücü yapımcı olarak görev aldı.
Yapım Hakkında
Gerçeklik Bir Hapishane Olduğunda Zihnin Seni Yanıltabilir
Yönetmen Zack Snyder, tamamı ile kendine ait ilk orijinal konsepte sahip ilk filmi “Sucker Punch”ta, hayalle gerçek konusunda sınırları zorlamak istedi.
Öyküyü oluşturan ve filmin ortak yazarlığını, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Snyder şöyle belirtiyor: “Sucker Punch hem gerçek hem de mecazi anlamda kaçışla ilgili bir film. İnsan zihninin gerçek dünyaya karşı neredeyse yıkılmaz bir bariyer oluşturmasını ve zor bir durumdan kurtulmak için ne kadar ileri gitmek, ne gibi fedakârlıklarda bulunmak isteyeceğimizi gösteriyor.”

Snyder, “300” ve “Watchmen”in ardından gelen ve onlar gibi görsel açıdan karmaşık bu filme hayat veren fikir hakkında “benim için bir evrimdi” diyor. “Fantezi çizimleri ve Heavy Metal gibi dergilerden esinlendim. Film bir bakıma bunların, ‘Alacakaranlık Kuşağı’nın ve Richard Bach’ın eserlerinin birleşimi.
Öykünün tam anlamıyla oluşması yıllar sürdü. Snyder “Bir süre önce içinde Babydoll adında bir karakter olan kısa bir öykü yazmıştım,” diyor. “Üzerinde çalıştıkça fikir büyüyüp serpildi ve hayat buldu.”
Yapımcı Deborah Snyder şunları ekliyor: “Önceden belirlenmiş beklentilerin olmadığı bir şey yaratmak, Zack için çok özgür bırakan bir deneyim oldu. Bu filmi nasıl isterse öyle çekebilirdi; öykü zaman içinde değişse de, merkezinde, çok fazla düşmanlıkla karşılaşan ve çevresinde olanlarla baş etmek için zihnindeki fantastik dünyalara sığınan Babydoll adlı genç kadın vardı. Karakter bunu yaparak içinde büyük bir güç buluyor. Hayatta kalmayı bilen biri.”
Öykünün ve karakterlerin kayda değer bir kısmı ete kemiğe büründüğünde, Zack Snyder eski dostu Steve Shibuya’ya giderek senaryoyu birlikte yazmak istediğini söyledi. “Steve’le birlikte her şeyin nasıl bir araya geleceği konusu üzerinde çalıştık.”
“Zack bana ilk geldiğinde, film için beslediği fikirlerin çok cüretkâr olduğunu düşündüm,” diyor Shibuya. “Aksiyonda herhangi bir sınır tanımayan, birbirinden çok farklı dünyalar arasında sonsuz bir alana sahip bir film yapmak, perdede göreceğimiz dövüşleri yapabildiğimiz kadar ileri—belki de daha ileri— götürmek; tüm bunları, kurtuluş yolculuğunda kendi canavarlarıyla savaşan genç bir kadının öyküsünde yapmak istedi. ”
İronik olarak, her ne kadar zaman ve mekân konusunda sınır tanımıyor olsa da, öykü hayal edebileceğiniz en kısıtlayıcı yerlerden birinde, 1960′lı yıllarda Vermont’ta korkutucu bir akıl hastanesinde geçiyor. Ancak film izleyiciyi Babydoll’la birlikte, hayallerinin ürünü olan hem kadim hem fütüristik başka dünyalara ve aradaki her yere götürüyor. Babydoll ve silah arkadaşları Sweet Pea, Rocket, Blondie ve Amber, devasa samuray canavarlardan dirilmiş zombi askerlere, ateş kusan ejderhalara kadar her şeyle savaşırlar. Kızların elinde ise şunlar vardır: Zekâları, ölümcül silahlardan oluşan bir cephane ve hayatta kalmak adına birlikte çalışmak için duydukları istek.
Kendi yaptığı bir tavşan deliğine düşen Babydoll’un hayal gücünün sınırı yok gibi görünmektedir.
Unutmayın, bir şey için ayakta durmazsanız, her şey için düşebiilirsiniz.
Ah, son bir şey daha—birlikte çalışmayı deneyin. —Wise Man

Oyuncu Kadrosu
“Sucker Punch”ta, Babydoll anahtar karakterlerinin her birini birçok hayal dünyasına çeker; bu da her bir oyuncunun önce akıl hastanesindeki roller, sonra da Babydoll’un zihnindeki kimi iyi, kimi kötü abartılı halleri olmak üzere birden fazla rol oynamaları demekti.
Emily Browning neye mal olursa olsun özgürlüğünü kazanmaya kararlı genç kadın rolünü oynuyor. ‘baby doll’ (bebek) sözcükleri akla hemen narin bir şeyi getiriyor,” diyor Browning, “ama karakter hiç de öyle değil. Havalı yanı da bu zaten—epey sert ve beklenmedik bir metanete sahip.”
Babydoll’un zihnine girmek, Browning’in karaktere ilham vermiş ve onu böylesine dirençli kılmış olabilecek şeyi keşfetmesini sağladı.
Browning “Bence onun hayallerindeki insanlar yaşadığı deneyimleri, hayatı boyunca maruz kaldığı baskıyı simgeliyor. Neredeyse basit bir iyiler ve kötüler anlayışı var; kötüler üvey babası gibi insanlar ve daha sonra, hayallerindeki kimi canavarlar. Düşlerindeki Wise Man ise ideal baba figürünü simgeliyor, güçlü ama umursayan ve Babydoll’a rehberlik edip doğru seçimleri yapmasını sağlayacak biri.” diyor.
“Babydoll, dünyaya bakışınız değiştiğinde bir çocuk gibi düşünmekten yetişkin gibi düşünmeye geçişi simgeliyor,” diyor Zack Snyder. “O, aynı anda hem narin hem de güçlü bir savaşçı; Emily, Babydoll’la ilgili tasarladığım her şeye kişilik kazandırdı. Gizemli, zamana meydan okuyan, neredeyse ölçülemez bir görünüşe sahip ve bana göre karaktere tam anlamıyla hayat verdi.”
Browning, Snyder’ın böylesine sevdiği bir karakteri canlandırma konusunda yönetmenin tam desteğini hissetti. “Zack kesinlikle çok net bir vizyona sahipti ve ne istediğini tam olarak biliyordu; ama aynı zamanda işbirliğine çok yatkındı ve başka fikirlere tamamen açıktı,” diyor. “Performansımdan memnun olduğumdan emin olmak istedi hep.”
Babydoll’un bulunduğu yeni yerde edindiği ilk arkadaş, ablası Sweet Pea ile birlikte akıl hastanesinde işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenecek kadar uzun süredir kalan, biraz naif de olsa güçlü bir iradeye sahip Rocket’tir.
Jena Malone oynadığı atılgan Rocket rolü için şöyle diyor “bir bakıma küçük kardeş arketipi—umursanan ve kollanan ama bunu her zaman takdir etmeyen biri. Rocket’in dünyaya bakış açısıyla ve kolay kolay etkilenmemesiyle gayet özgür olduğunu hissettim; ama onun dünyasında özgür olduğunu hissetmek, mutlaka olumlu bir şey olmak zorunda değil. Onun durumuna çok fazla güvene, belki de sahte bir güven hissine sahip olmak da risk taşıyor.”
Rocket’in sahte güven hissi, kısmen onu daima kollayan bir ablaya sahip olmasından ileri gelir. Babydoll kızları tanıdıkça, Sweet Pea’nin sadece küçük kardeşine koruyuculuk etmekle kalmadığını, gruba liderlik ettiğini de görür. Sweat Pea, Babydoll’un gelişini kendi otoritesine ve denetimi elinde tutanların gözbebeği olarak konumuna karşı bir tehdit görür.
Sweet Pea’yi canlandıran Abbie Cornish, karakterle anında özdeşleşti. “Senaryoyu ilk okuduğumda, Bana en yakın gelen karakter Sweet Pea oldu. Çılgın ve ne yapacağı belli olmayan küçük kardeşi Rocket’i kollayan bir anne figürü. Sweet Pea sağlam içgüdülere sahip ve onlara kulak vermeyi biliyor. Kendi dünyalarında disiplinin nasıl işlediğini ve günlük hayatta ne yapması gerektiğini biliyor. Bence başlarını önlerine eğip çok çalışırlar ve kendilerine söyleneni yaparlarsa, bir gün oradan çıkacaklarına inanıyor. Kaçma fikri—böyle bir girişimin doğuracağı sonuçlar—onu, Rocket’i korkuttuğundan daha çok korkutuyor.”
Sweet Pea’nin liderliğini kesinlikle takip eden kızlardan biri olan ve lakabı görünüşüyle uyuşmayan Blondie (Sarışın)’dır. Bu rolü canlandıran siyah saçlı Vanessa Hudgens, şunları söylüyor: “Blondie çok tatlı, azıcık da korkmuş; bu korku, onu ele geçirebilir. Arada sırada ‘sarışınlara’ yakışır anlar yaşıyor ama aksiyon sahnelerinde sağlam kaya olduğu anlaşılıyor.”
Oyuncu, yaşadığı deneyimi kolay kolay unutacağa benzemiyor. “Bu proje daha önce yaptığım hiçbir şeye benzemiyordu; bu filmde çalışmak güç veren bir tecrübe oldu. Sinemada kadınların özellikle de kimsenin görmediği bir şekilde karşısına çıkanların canına okuması hâlâ ender rastlanan bir şey; Zack bunu yaptığı ve benim de bir parçası olmama izin verdiği için benim kahramanım,” diye gülümsüyor.
Savaş alanında cesaret bulan bir başka karakter olan Amber, birden fazla olayda diğer kızları güvenliğe uçurarak kendini kanıtlar. Rolü canlandıran Jamie Chung, şunları söylüyor: “Amber topluma dahil olmak, kabul edilmek isteyen bir kız, o nedenle insanları memnun etmek için çabalıyor ve biraz itaatkâr. Özgürlük, gerçekten kaçabilme fikri onu harekete geçirir ve cesaretini bulmasına yardımcı olur. Bu yeni bulunmuş cesaret, Babydoll’un hayal dünyalarında, Amber’ın aracının kaptanı olması olarak kendini gösterir. İster bir helikopter, ister bir Meka, isterse B-25 olsun, görevi diğerlerinin yerde ve havada amaçlarını yerine getirmelerini garantilemek ve oradan çıkmaya hazır olduklarında onları güvenliğe ulaştırmak. İşini doğru yapmalı yoksa her şey ters gidecek; Amber da arkadaşlarını yüzüstü bırakmayacak kadar çok seviyor.”
Karakterler arasında gelişen bağlılık duygusu, aktrislerin kamera dışında oluşturdukları bağların doğrudan yansımasıydı. Deborah Snyder gözlemlerini “Bu beş kadının birbiriyle oluşturduğu kimya sette de set dışında da çok belirgindi,” diye aktarıyor. “Bu, uyduramayacağınız bir şey; kendiliğinden gerçekleşen, büyülü bir şey. Karakterlerin birbiriyle sarsılmaz bir bağ oluşturduğu böyle bir filmde, bu büyülü öğenin gerçekten orada olması gerekiyor. Oyuncularımızın projeye ve birbirlerine bu denli bağlı olmaları bizim için büyük şanstı ve bence bu filmde kendini gösteriyor.”
Zack Snyder, “Bu rollerin herhangi birini bir başka oyuncunun canlandırdığını hayal bile edemiyorum,” diye ekliyor. “Bu kızları yaratırken düşündüğüm şeyi kusursuz bir şekilde hayata geçirdiler ve hiç hayal etmediğim bir şekilde başarılı oldular.”
Akıl hastanesindeki yetkili isimler, Babydoll’un hayal gücünde beş genç asiden daha da büyük farklarla görünür. Carla Gugino, hayaller ön plana çıktığında psikiyatrist’ten Madam’a geçiş yapan Dr. Vera Gorski’yi canlandırıyor. Genç kadınların kaçmalarına değilse de bulundukları ortamda hayatta kalmasına yardım etmek isteyen karakter aynı zamanda kontrolü elinde tutanların kuklasıdır ve kendi otoritesini kurduğuna dair bir yanılsama içindedir.
Gugino, aksanından Doğu Avrupa kökenli olduğu anlaşılan karakteri hakkında “Bu, pek çok şey hisseden ama bu konuda kendini ifade etmeyen bir kadın,” diyor. “Oldukça çetin biri ve bana göre, muhtemelen büyüdüğü yer göz önüne alındığında, hayatı boyunca bu kızların görüp görebileceğinden çok daha kötü şeyler yaşamış. O kurumun bir parçası ama onları umursuyor da; o nedenle “Onları bu süreçten nasıl geçireceğimi ve bu güvenilmez dünyada nasıl güçlendireceğimi bulmalıyım” diye düşünüyor.
Onların yeni buldukları gücü ellerinden almak isteyen adam, ilk olarak hastabakıcı olarak gördüğümüz ama sonunda her şeyi demir yumruğuyla yöneten Blue adındaki adamdır. Bu rolü Oscar Isaac canlandırıyor.
Isaac “Bence Blue muhtemelen hayatında kendini güçsüz hisseden ve şimdi bu kızlar üzerinde hak iddia edebilen biri,” diye yorumluyor. “Onların saygısını kazanmak ve onları denetim altına almak istiyor. Elbette ki kendini ve koparabileceği şeyleri düşünüyor. Ona itaat etmemeleri, ağır sonuçlar doğuracak.”
Babydoll için bu sonuçlardan biri, Jonn Hamm’ın canlandırdığı ve sadece High Roller olarak söz edilen gizemli bir karakterin ellerindedir. Kızların tek gerçek müttefiki, Zack Snyder’ın dostu Scott Glenn için yazdığı bir rol olan Wise Man’dir, “Wise Man kafanızın içindeki sesi temsil ediyor aslında,” diyor yönetmen, “daha sık dinlemiş olmayı dilediğiniz ses. O, filmdeki akıl hocasını ve pozitif erkek enerjisini oluşturuyor; Scott’ın role getirdiği perspektif ve mizah, tam da ihtiyacım olan şeydi..”
Glenn filmin derleme tarzını takdir ediyor. “Aksiyon var, serüven var; seksi, eğlenceli ve korkutucu.” Canlandırdığı karakterin ortaya çıktığı tüm dönemlerden ve yerlerden söz ederken şunları ekliyor: “Bana çekici gelen ana öğelerden biri, filmin tüm farklı dünyalarında bulunmaktı. 15. yüzyıl Japonya’sındayım, 1. Dünya Savaşı’ndayım, gelecekte yabancı bir gezegendeyim… Tüm bunları yaşarken, Wise Man hem kızlar hemde izleyiciler için bir kılavuz görevi görüyor, bir sensei savaşçı rahip gibi.”
Snyder, karakterlerin her birinin izleyiciye öyküde farklı bir bakış açısı sunduğunu söyleyerek, “Bu öyküyü hayata geçirecek daha iyi ya da kendini adamış bir grup bulamazdım. Karakterlerin tüm duygusal boyutlarını yansıtmanın ötesinde, bu filmi çekmek çok fiziksel bir deneyimdi ve herkes her gün sete birinci sınıf performanslarını getirdi.”
Hayatta kalmak için vereceğiniz savaş şimdi başlıyorb — Madam Gorski
Savaşa Hazırlanmak
Çekimlerden önce, “Sucker Punch”ın beş genç kadını, senaryoda yer alan zorlu aksiyon sahnelerinin gerektirdiği fiziksel zorluklar için hazırlanmalıydı. Kendilerini, Zack Snyder’la “300”de çalışmış olan dublör koordinatörü ve aksiyon tasarımcısı Damon Caro’nun ve antrenman koordinatörü Logan Hood’un becerikli ellerinde sınırları zorlanırken buldular. Caro kızların dövüş sanatları, savaş ve silah eğitimini denetlerken, Hood ise genel bedensel kondisyonuyla ilgilendi.
Prodüksiyon süreci boyunca süren eğitim, ekip çekimlere başlamak için Vancouver’e taşınmadan yaklaşık beş hafta önce Los Angeles’ta başladı. Caro ve Hood’a göre temel oluşturan ilk aşama, kızların gücünü ve dayanıklılığını arttırmak için gereken ana teknikleri içeriyordu. Caro her sabah onları dövüş sanatları ve silahsız dövüş koreografisinden geçirerek her bir aktrisin eğitimini karakterlerin ihtiyaçlarına göre düzenledi. Hood ve aralarında silah arkadaşı eski Donanma Komandosu David Young’ın da bulunduğu ekip elemanları, öğleden sonra görevi devralarak işlevsel antrenman, beden eğitimi, ağırlık, vücut ağırlığıyla yapılan hareketler; kutulardan ve kutulara atlama, halat çekme, kettlebell ve daha fazlası gibi çalışmalarla antrenmanları günlük bazda ayarladı. Genel olarak, kızların yer aldıkları sahnelerde kendi karakterlerinin ihtiyaçlarını desteklemek adına daha atletik görünmeleri için güce ve çevikliğe odaklanıldı.
Abbie Cornish’e göre, “Hepimin içimizde ‘canavar’ dediğimiz şeyi keşfettik. Maksimum çaba harcadığınızı düşündüğünüzde, içinizdeki canavarın sizi zorladığını ve bambaşka bir düzeye çektiğini görüyorsunuz. Bu öyle inanılmaz bir his ki; içiniz coşkuyla doluyor.”
“Ben çok aktif biriyim. Koşarım, spor yaparım ama kendimi kollarımı hissedemediğim bir noktaya zorlamamıştım hiç,” diye gülüyor “Birlikte eğlendik ve acı çektik. Bu bizi birbirimize gerçekten çok yaklaştırdı ve bize, çekimlere de taşıdığımız bir yakınlık duygusu verdi.”
Jena Malone, antrenman programını karakterinin yaşadıklarıyla ilişkilendirmek için eşsiz bir yol buldu. “Her sabah erkenden kalkmak, dört beş saat dövüş sanatlarıyla uğraşmak, iki saatlik güç antrenmanı ve bir saat kadar silah eğitimi, artı korse provaları –bir başka tuhaf işkence şekli— işte bizim akıl hastanemiz,” diyor şakayla karışık. Gerçekte, tüm bunların yardımcı olduğunu kabul ediyor. “Birlikte yaşadığımız, birlikte ter döktüğümüz, kendimizi olabildiğince zorladığımızda vücudumuzun neler yapabileceğini görmek karakterlerimiz hakkındaki düşüncelerimize büyük katkıda bulundu. Kamera karşısında olmamız gereken kişileri netleştirmemize gerçekten yardım etti.”
“Tüm antrenmanın en harika yanı, bize yepyeni bir kendine güven kazandırmış olması ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak daha önce hiç gitmediğimiz yerlere gitmemizi sağlaması,” diyor Vanessa Hudgens. “Gözlerinizden ateş çıkıyor. Kendi kendinize, her şeyi yapabileceğinizi söylüyorsunuz.”
Emily Browning’in aynı anda birden fazla silahı ustaca kullanması gerektiğinden, sağ elini kullanan oyuncu, baskın eliyle kılıç kullanabilmek için sol eliyle ateş etmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Aktris, özellikle silah eğitimiyle güçlendiğini hissettiğini söylüyor. “Damon’la ve çocuklarla birlikte dövüşmeyi öğrenmek bir filme hazırlanırken yaşadığım en eğlenceli deneyimdi. Bir kılıcı ve ateşli silahı büyük bir rahatlıkla kullanmak biraz korkutucu ama beklenmedik bir şekilde bayağı havalı bir şey.”
Bunlar sizin silahlarınız. Onları aldığınızda, özgürlüğe doğru yolculuğunuza başlayacaksınız. — Wise Man
Bear İçin Silahlanma
Öykü ilerlerken, Babydoll’un hayalleri, onu ve diğer kızları, Wise Man’in Babydoll’a kendilerini esir edenlerden kaçmak için bulması gerektiğini söylediği tılsımları—bir harita, ateş, bıçak ve gizemli bir beşinci nesne— elde etmek için götürdüğü muazzam derecede farklı dünyalarda, yaşayan ölü ordularından ejderhalara ve sayborglara kadar çeşitli düşmanlarla dövüşmeleri gerekir. Elbette ki bu düşmanlarla savaşmaları için kızların tepeden tırnağa silahlı olması ve aralarında tam otomatik M4 saldırı tüfeği, çeşitli ağır ve hafif makineli tüfekler, Remington 12 kalibre tüfekler, barutlu tabancalar, çeşitli tabancalar, 1. Dünya Savaşı’ndan kalma kasaturalar, enli kılıçlar ve bir savaş baltasının da bulunduğu geniş bir silah yelpazesi taşımaları gerekmektedir.
“Sucker Punch” için yaratılan en karmaşık silah, Babydoll’un eline ilk geçirdiği silah olan samuray kılıcı. Uzun denemelerden sonra, dekor amiri Jimmy Chow’un yönetimindeki tasarım ekibi çapı Emily Browning’in küçük ellerine ve cüssesine uygun şekilde daraltılmış katana kabzasına ve wakizashi bıçağına sahip bir silahta karar kıldı. Kılıç, yağlanmış kahverengi deriyle kaplanmış ve kaymayı önleyen, zımpara kâğıdına benzer özelliğiyle Japonların tercih ettiği siyah vatos derisinden elle işlenmiş bir tsuba, bir başka deyişle kılıç muhafazası ve elle yapılmış bronz menuki, derinin altına saklanmış efsunlardan oluşuyordu. Saya, bir başka deyişle kın filmde yer alan bir başka önemli simge olan kar taneleriyle süslenmiş lake ağaçtan yapılmıştı ve Babydoll’un deri omuz askısına bağlanması için altın örme bir kuşağa sahipti.
Kılıcı yapmak işlevsellikten öte bir tasarım konusuydu; Zack Snyder kılıcın yanlarına, kronolojik olarak okunduğunda “Sucker Punch”ın tüm öyküsünü anlatan simgelerin işlenmesini istedi.
Browning özellikle bu ayrıntıyı çok çekici buldu. “Tüm öykünün, Baby’nin kılıcında anlatılması bana çok ilginç geldi; çünkü kaderini daha en baştan belirlemiş oluyor,” diyor. “Tüm hikâye ellerinde… sadece bunun farkında değil.”
Sanatçı Alex Pardee’nin tasarladığı semboller, kılıç başına 40 saatlik bir süreç gerektirdi. Film için birbirinin eşi iki kılıçla birlikte, dublörlü dövüş sahneleri için çeşitli alüminyum ve bambu kopyalar yapıldı.
Snyder “Sadece silahlar arasında değil, öykü anlatımında da önemli yere sahip olan bu parça için herkesin ortaya koyduğu tasarım ve işçiliğe gerçekten hayran kaldım” diyor. “Bu hem uygulamada hem de estetik olarak tamı tamına kafamda oluşturduğum ve filmin ihtiyacı olan şeydi. Bir filmde bulmak için aramanız gereken, ama bulduğunuzda çok şeyi açıklayan sembolik dokunuşları çok seviyorum.”
Yönetmenin sembolizm isteği, kızların çoğunun silahlarının, her karakterin gerçek dünyadaki haliyle ilgili olacak şekilde değiştirilmesini gerektiriyordu. Örneğin Blondie’nin savaş baltası ve tabancası karakterin alamet-i farikası kalp deseniyle süslenmişken, Babydoll’un Colt .45 tabancasında ilk başta Babydoll’un evinde görülen doldurulmuş tavşan gibi, öyküde ortaya çıkan anahtar sembollerle süslenmiş ve Japon kızların cep telefonlarında kullandıklarına benzer incik boncuklarla donatılmıştı. Burada, gençliğin ve masumiyetin sembolleri—tavşan, bebek ayıcık—masumiyeti kaybedişin simgeleri haline gelir: bir kum saati ve ok saplanmış bir kafatası.
Filmdeki kimi önemli silahlar gerçek değil, özel ve görsel efekt ürünüydü; bunlardan en belirgini 8 metrelik, makineli tüfek kullanan bir Meka’dır. Japon animasyonlarından ilham alan ve gökyüzüne roket atabilen bu iki ayaklı, zırhlı savaş aracı büyük oranda görsel efekt amiri John “D.J.” Des Jardins tarafından hazırlandı; sadece Jamie Chung’ın canlandırdığı Amber’ın içine gireceği gerçek bir pilot kabini inşa edildi.
Meka heybetli ve korkutucu bir makine olsa da, Snyder ve tasarımcılar mizah duygusunu kaybetmeyerek, makinenin önüne savaşta yıpranmış pembe bir tavşan ve “Dikkat! Kadın şoför!” anlamına gelen Japonca karakterler kondurdular—bu sözler, Amber Meka’nın çoklu cephane kemerlerini ateşlediğinde epey ciddiye alınması gereken bir uyarıya dönüşür.
Dünyalarımızda kaybolabiliriz, gerçek olduklarına inanabiliriz. — Sweet Pea
Hayal Dünyalarına Hayat Vermek
Babydoll arkadaşlarıyla birlikte hayal dünyalarında savaşa girmeden önce, Brattleboro, Vermont’taki Lennox Akıl Hastaları Dinlenme Evi’ne gelir. Akıl hastanesi ve diğer gerçek mekânlar için Vancouver, Kanada’daki stüdyolarda setler inşa edildi. Prodüksiyon tasarımcısı Rick Carter, setleri tasarlarken, Babydoll’un gerçek ve hayali dünyalarını bir araya getirmek ve böylece her bir setin farklı senaryolar için yeniden düzenlenmesine olanak sağlamak istedi.
Yapımcı Deborah Snyder, “Dikkatli bakarsanız, örneğin Lennox Akıl Hastanesi’nde kullanılan bir kemerli yolun, ejderhalı sahnede ve genelevde de yer aldığını görürsünüz,” diyor. “1. Dünya Savaşı hayali, akıl hastanesinin şeklini taklit eden, yanmış br katedralde başlıyoruz.”
Carter, “İlgimi en çok çeken şey, ister katedral, ister şato isterse tapınak olsun, Babydoll’un gittiği her yerin, akıl hastanesinin iç ve dış mimarisini yansıtmasıydı,” diyor. “Karamsar renk paleti, camlardan içeri giren ışık huzmeleri bile bu hassasiyeti ima ederek, farklı yerleri ilişkilendirerek, bilinçaltınızda sizi aynı zihiinsel mekâna koyarak Babydoll’un başına gelenleri mecazi olarak anlamanızı sağlıyor.”
Bu görsel benzerlikler, Babydoll’un gerçekle hayal arasında kurduğu paralellikleri ima ediyor. “Babydoll’un hayal dünyası, gerçek dünyadan ilham alıyor,” diyor Deborah Snyder, “böylece hastanedeki tiyatroya girdiğinde tipik amatör tiyatro dekorlarını—bir tren, bir şato, yanmış bir arazi, bir Japon bahçesi—gördüğünde, hayal gücündeki fantastik yerler tetikleniyor. Ancak bunlar sadece rüya gördüğünüzde olacak şekilde çarpılıyor ve her şey kafanızda, her zaman doğru olmayacak şekilde birleşiyor.”
Carter ve görüntü yönetmeni Larry Fong birlikte çalışarak, filmin “gerçekliğinde” meydana gelen sahneler için bile bulanık bir zaman mekân hissi oluşturdu. Öykü 1960′lı yıllarda geçiyor ama diyor Fong, “Saç, makyaj, gardrop ve set dekorasyonundaki kimi ipuçları haricinde, 60′lı yıllara benzediğini söyleyemem. Bir zamandan ziyade zamana karşı koyan bir zihniyet oluşturmaya çalıştık. Bu, belli bir onyılı yansıtmaktan daha önemliydi.”
Babydoll’un hayalleri zamanda ve mekânda başıboş dolaşır ve filmin görsel teması bu yolculuğu yansıtır. Filmin görünüşü, izleyicinin hislerini ortaya çıkarıp yönlendiren ham duygular oluşturma amacını taşır. Fong “duygusal, rahatsız edici, neyin gerçek neyin hayal olduğunu anlayamayacağınız bir şey yaratmak istedik,” diye ekliyor.
Fong, bunu elde etmek için yapılanları anlatıyor: “Bol miktarda ayna kullanarak ikili gerçeklik, illüzyon, kendine dönüş temasını yansıtan görüntüler oluşturduk. Belleğinize ihtiyaç duyduğunuzda, size nasıl hizmet ya da ihanet eder?
Hepimizin olaylara dair anıları vardır ama bir fotoğrafa baktığınızda, hatırladığınız gibi olmadığını görürsünüz; algı ve gerçeklik bulanıklaşır. Fİlmi bir yandan bunu işliyor: algı nedir, hayal gücü nedir, anı nedir, sahte anı nedir?”
Yönetmen Zack Snyder için, filmin estetiğini desteklemek, görsel “doğruluktan” çok daha önemliydi. “Akıl hastanesinin acımasız dünyasında güzelilği bulmak özellikle çok önemliydi çünkü bana göre, bu filmin güzelliği belki de en ilginç çelişkisini oluşturuyor—kasvetli ama buna rağmen görsel açıdan insanı kendine esir eden bir öykü.”
Snyder “Sucker Punch”ın özünün tam olarak bu çelişkilerde, imgelerin ve öğelerin, gerçeklik veya popüler ikonografi tarafından dayatılan şeylerle sınırlanmayacak şekilde bir araya gelmesinde yattığını söylüyor. Kıyafet tasarımcısı Michael Wilkinson, özellikle filmin “geleneksel olarak itaatkâr kadın arketiplerinin bu inanılmaz derecede dominant, çok güçlü kadın aksiyon kahramanlarıyla birleştirilmesi” yönündeki paradoksu cazip bulduğunu belirtiyor. “Arketipler konusunda ipuçlarını birleştiren çizimler yapmaya başladım hemen—Hizmetçi kepi ya da liseli kız yakalığı ve atkısı ile, savaş görmüş bir askerin silüeti ve detayları.”
Wilkinson şöyle açıklıyor: “Film için araştırma yaparken geniş ölçekli bir kaynak taraması yaptım. Müzik videoları ve bilgisayar oyunlarından 16. yüzyılda yapılmış dini bir tabloya kadar ister tarihi, ister pop kültür olsun tüm dönemlerden ve her türlü kaynaktan yararlandım.”
Wilkinson arada sırada geriye doğru da çalıştı; örneğin kahramanların dövüş giysilerini burlesk kıyafetler olarak yeniden oluşturdu. “Dünyalar arasında bağ kurmak çok eğlenceliydi; böylece öykünün her bir katmanı arasında zekice yapılmış görsel referanslar, izleyiciyi olası temalar ve paralellik gösteren mesajlar konusunda düşünmeye sevk edecek küçük bağlantılar oluştu. Bence bu, yolculuk boyunca izleyiciye yardımcı oluyor.
İster akıl hastanesinin yerlerini temizlemek ister fütüristik bir hızlı trendeki bombayı etkisiz hale getirmek; kızların ölümle yaşam arasında bir define avına çıkmalarının nedeni, onları özgürlüklerine kavuşturacak nesneleri toplamaktır—bir harita, ateş, bir bıçak, bir anahtar ve mantığı, hedefi ve büyük fedakârlığı simgeleyen bir gizem. Bu yolculuğu yansıtmak isteyen Snyder ve yaratıcı ekipleri, izleyiciyi bir tür görsel define avına çıkarmak istedikleri için, filme hem parlayan hem de Babydoll’un hayallerinin öğeleri olan semboller serpiştirdi.
Dünyalar arasındaki bu bağlantılar, aralarında önemsiz görünen dekorların da bulunduğu, çok sayıda özel tasarım ürünü öğe gerektiriyordu. Örneğin, Babydoll’un talihsiz kız kardeşinin odasındaki oyuncaklar beklenmedik şekilde karanlık ve ürkütücüdür; sahip oldukları tuhaf ifadeler, Babydoll’un zihnindeki karmaşanın brir yansımasıdır. Bir hastabakıcının ucuz ve ejderha motifiyle süslenmiş zararsız çakmağı, daha sonra şato sahnesinde kızların savaştığı ejderha olarak ve daha da önemlisi, Babydoll’un kaçma girişiminde önemli rol oynayan, ejderha işlemeli el yapımı bir altın çakmak olarak ortaya çıkar.
Buradan kaçacağım, serbest kalacağım. — Babydoll
“Sucker Punch”un Müziği
Babydoll’un hastanedeki yaşamıyla gerçek dünyadan kaçmasını sağlayan hayalleriarasındaki geçişi müzik sağlar—Madam Gorski bir şarkı koyar, Babydoll gözlerini kapatır ve uzaklaşırken çevresindeki herkesi beraberinde götürür. Böylece“Sucker Punch”ın soundtrack’inin her seferinde doğru ruh halini tam olarak yansıtması gerekiyordu. Yönetmen Zack Snyder, müziği hazırlamaları, öykünün çeşitli gerçekliklerinde doğru notaya vuracak bir şarkı seçkisi oluşturmaları için Marius de Vries ve Tyler Bates’le işbirliği yaptı.
“Bence sinemanın en güçlü ve önemli öğelerinden biri müziktir,” diyor Snyder. “Babydoll hayallerine dans yoluyla girdiği için, bu filmde yer alan müzik çok daha önemliydi.”
“‘Sucker Punch’ kaçış ve umut, hayal gücü yoluyla kurtuluş temalarıyla rüya gibir bir film,” diyor Snyder’la ilk kez bu filmde çalışan de Vries “Müziğin bu temalarla güçlü bir bağa sahip olması gerekiyordu. Pek çok durumda, Zack orijinal müzik yerine şarkı kullanmamızı, böylece sözlerin karmaşık sahnelerde yol göstermesini ve Babydoll’un aklından geçenleri aydınlatmasını istedi. Bu gerçekten hoş bir mücadeleydi.”
Bates’le birlikte, de Vries ve Snyder, öykünün hem aksiyon hem de psikolojik yönünü yansıtacak, geleneksel bir film müziğinin işini yapacak şekilde kullanılabilecek, çağrışım yaratan ama aynı zamanda tanınan eserleri seçtiler. “Sweet Dreams (Are Made of This)” şehvetli ve melankolik bir şekilde yeniden düzenlendi ve filmin müziklerine iki şarkıyla daha katkıda bulunan Emily Browning tarafından seslendirildi.
“Emily’nin şarkı söylemesi—özünde karakterin filmdeki durumunu şarkılarla yorumlaması—ilginç bir doku, gerçek bir rezonans ve derinlik sağlayarak müziği görsellere başka türlü bu kadar açıkça tanımlamayacak şekilde bağladı,” diyor de Vries.
de Vries, çekimler arasında oyuncuyla birlikte çalışmak için sete portatif bir kayıt düzeneği getirdi ve şansın yardımıyla, piyanosu olan, sessiz bir köşe bulabildi. “Çok yıpranmış, ayarsız, neredeyse kullanılamaz haldeki bir enstrümandı,” diye gülümsüyor, “ama o mahvolmuş piyanoyu çalarark kaydettiğimiz ‘Asleep’in ilk versiyonunun apayrı bir cazibesi olduğu ortaya çıktı. Emily’nin o gün okuduğu ilk dizeler, kayıt sonrası ve miksaj süreci boyunca olduğu gibi kaldı; açılış dizeleri, hemen hemen şarkıyı ilk söylediği hali; zor koşullara rağmen, harika sonuçlar elde ettik.”
Filmdeki oyuncular tarafından seslendirilen bir başka şarkı, bitiş kredilerinde duyulan, Carla Gugino ve Oscar Isaac düeti “Love is The Drug”dı. Film ayrıca 60′lı yıllara ait, insanın peşini bırakmayan, psikedelik şarkı “White Rabbit”i de içeriyor. İki şarkı da orijinal şarkıya Snyder ve ortak senaryo yazarı Steve Shibuya tarafından eklendi.
“Zack ‘Sucker Punch’ın konusunu ilk kez anlattığında, ‘White Rabbit’in filmin bir parçası olmasını istediğini anlattı,” diye anımsıyor şarkıda gitar çalan Bates. “Bunun nasıl işleyebileceğini düşünme fırsatı buldum; çekimler başladığında, Babydoll’un kafasından hayaldeki göreve nasıl gelişmesini istediğini görebildim. Çok Ruhani bir şekilde başlıyor kızı dans havasına sokuyor ve kızlar görevi aldıktan, makineli tüfeklerle ve diğer silahlarla daldıktan sonra, şarkı epik, zengin, orkestra ve korolu bir cümbüşe dönüşüyor.”
Daha sert parçalara ek olarak, ekibin seçtiği bazı tempolu ve sarsıcı şarkılar arasında “Search and Destroy” ve Queen’in “I Want It All” ve “We Will Rock You” parçalarının bir potburisi de vardı.
Bates, “Her şeyi perdedeki aksiyonu ve Zack’ın filmde iletmek istediği temaları destekleyecek şekilde seçtik” diyor.
“Müzik, bastırılmış duyguları ifade etmenin çok önemli bir yolu,” diyor Deborah Snyder. “Marius ile Tyler’ın filme kattıkları, Zack’in başlangıçtan beri öngördüğü özelliklerdi”
Zac Snyder, “Bu filmdeki kızlar muhteşem, o yüzden soundtrack’in de muhteşem olması gerekiyordu,” diyor. “‘Sucker Punch’ın her yönüyle beklenmedik bir film olmasını istedim—Babydoll’un ve diğerlerinin yaşadıklarındaki görüntüler, duygular ve sesler. Bence bu filmdeki müzik harika bir sürpriz oldu ve öyküyü, sadece müziğin yapabileceği şekilde yani insanoğlunun yaşadıklarının bir parçası olan, ilkel bir şey olarak anlatmaya yardımcı oldu.”
Yönetmen: Zack Snyder
Oyuncular: Emily Browning, Abbie Cornish, Jena Malone, Vanessa Hudgens, Jamie Chung, Carla Gugino,Oscar Isaac, Jon Hamm
Senaryo: Zack Snyder, Steve Shibuya
Prodüksyon Tasarımı: Rick Carter
Görüntü Yönetmeni: Larry Fong
Kurgu: William Hoy
Kostüm Tasarımı: Michael Wilkinson
Türkiye Dağıtımı: Warner Bros. Türkiye
Gösterim Tarihi: 15 Nisan 2011